11 Eylül’ün üzerinden geçen çeyrek asırda ABD, El Kaide’nin 2001’deki yapısını parçaladı ve Bin Ladin’i öldürdü ama karşılığında iki uzun savaş, binlerce asker ve trilyonlarca dolar kaybetti. Asıl kayıp ise para değil, stratejik zaman ve dikkat oldu; ABD Tora Bora’yı bombalarken Çin WTO’ya girip dünya ticaretinin merkezine yerleşti. Afganistan 20 yıl sonra başladığı noktaya döndü, Irak hâlâ toparlanamadı ve İran’ın arka bahçesine dönüştü.
ADEM YAVUZ ARSLAN | ANALİZ
Tarihin gördüğü en büyük terör saldırılarından biri olan 11 Eylül’ün üzerinden tam 25 yıl geçti. Dolayısıyla bugünlerde ABD medyasında ve düşünce kuruluşlarında kapsamlı raporlar, analizler ve yorumlar yayımlanıyor. Afganistan ve Irak savaşlarından Çin’in yükselişine, terörle mücadeleden Amerikan toplumunun değişimine kadar geçen çeyrek yüzyılın bilançosu çıkarılıyor.
Ben de bu yazıda öne çıkan bu analizleri harmanlayıp, 11 Eylül’den 25 yıl sonra Amerika’nın ne kazandığına, ne kaybettiğine ve dünyanın nasıl değiştiğine farklı bir perspektiften bakmaya çalışacağım…
Değişen sadece New York silüeti değil!
11 Eylül 2001 sabahı El Kaide, Amerika’nın kalbine saldırdı. Dünya Ticaret Merkezi’nin ikiz kuleleri çöktü, Pentagon vuruldu, yaklaşık 3 bin insan öldü. O gün yalnızca New York’un silüeti değişmedi. Amerika’nın dünyaya ve kendi güvenliğine bakışı da değişti.
Dönemin Başkanı George W. Bush kısa süre sonra artık “farklı bir dünyada” yaşandığını söyledi. Dışişleri Bakanı Colin Powell dünyayı “11 Eylül’den önce ve 11 Eylül’den sonra” diye ikiye ayırdı.
Gerçekten de dünya değişti…
Ancak 25 yıl sonra yapılan değerlendirmelerde ilginç bir görüş öne çıkıyor: Dünyayı değiştiren yalnızca 11 Eylül saldırıları değildi. Asıl büyük değişimi Amerika’nın 11 Eylül’e verdiği cevap yarattı.
Evet, Amerika bir şeyi başardı. Önce hakkını teslim etmek gerekiyor. ABD, 11 Eylül’den ders çıkardı. 2001’de saldırıların gerçekleşmesini mümkün kılan en büyük sorunlardan biri kurumlar arasındaki bilgi kopukluğuydu. FBI, CIA ve diğer kurumların elindeki parçalar bir araya getirilememişti.
Sonrasında sistem baştan aşağı değiştirildi. ABD İç Güvenlik Bakanlığı (Department of Homeland Security) kuruldu. İstihbarat paylaşımı yeniden yapılandırıldı. Havaalanı ve uçuş güvenliği tamamen değişti. Terörün finansmanına karşı uluslararası işbirliği genişletildi. Nihayetinde ABD topraklarında 11 Eylül ölçeğinde, dışarıdan organize edilmiş başka bir terör saldırısı gerçekleşmedi.
El Kaide’nin lider kadrosu büyük ölçüde dağıtıldı. Usame bin Ladin öldürüldü. Örgütün 2001’de sahip olduğu operasyonel kapasite büyük ölçüde ortadan kaldırıldı. Bu, 25 yıllık bilançonun Amerika açısından başarı hanesine yazılması gereken tarafı. Ancak faturanın diğer tarafı çok daha uzun.
İki savaş, trilyonlarca dolar
11 Eylül’den haftalar sonra Amerikan ordusu Afganistan’a girdi. Bunun açık bir gerekçesi vardı. El Kaide saldırıları Afganistan’dan planlamış, Taliban örgüte barınma imkânı sağlamıştı. Fakat yaklaşık 18 ay sonra Amerika Irak’a da girdi.
25 yıllık muhasebenin en tartışmalı bölümü burada başlıyor. Irak’ın 11 Eylül saldırılarıyla doğrudan bağlantısı yoktu. Saddam Hüseyin rejiminin kitle imha silahlarına sahip olduğu iddiası da savaş sonrasında doğrulanmadı.
Böylece başlangıçta El Kaide’yi ortadan kaldırmayı amaçlayan operasyon, çok daha büyük bir projeye dönüştü. Rejimler değiştirilecek, devletler yeniden inşa edilecek, demokrasi ihraç edilecek ve Orta Doğu dönüştürülecekti. Sonuçta iki uzun savaş yaşandı.
7 binden fazla Amerikan askeri öldü. Yüz binlerce Afgan ve Iraklı asker, polis ve sivil hayatını kaybetti. Amerika birkaç trilyon dolar harcadı. Afganistan’daki savaş ise yaklaşık 20 yıl sonra başladığı noktaya yakın bir yerde sona erdi. Taliban yeniden Kabil’e girdi. Irak hala toparlanabilmiş değil. Üstelik yanlış tercihlerle İran’ın arka bahçesine dönüştü.
Peki asıl kayıp para mıydı? Burada 25. yıl analizlerinde karşıma çıkan en ilginç tartışmalardan birine geliyoruz. Ya Amerika’nın en büyük kaybı harcadığı trilyonlarca dolar değilse? Ya asıl kayıp zaman ve dikkat ise?
11 Eylül sabahında ABD, Soğuk Savaş’ın tartışmasız galibiydi. Sovyetler Birliği çökmüştü. Amerikan ekonomisi dünyanın merkezindeydi. Amerikan ordusunun karşısında ona denk bir rakip yoktu. Washington’da tarihin Amerika’nın lehine aktığına dair büyük bir iyimserlik vardı.

Sonra 11 Eylül oldu. Amerika sonraki 20 yılın önemli bölümünü Afganistan, Irak, El Kaide, IŞİD ve Orta Doğu’ya ayırdı. Dünyanın başka bir tarafında ise çok daha sessiz ama çok daha büyük bir dönüşüm yaşanıyordu. Amerika Tora Bora’yı bombalarken Çin WTO’ya girdi
Burada tarihler gerçekten çarpıcı. 11 Eylül saldırısından tam üç ay sonra, 11 Aralık 2001’de Çin Dünya Ticaret Örgütü’ne katıldı. O sırada Amerikan bombardıman uçakları Afganistan’daki Tora Bora mağaralarını bombalıyordu. Washington Usame bin Ladin’i arıyordu. Çin ise fabrikalar kuruyordu.
2001’de Çin’in yıllık mal ihracatı 266 milyar dolar civarındaydı. 2024’te bu rakam 3,58 trilyon dolara ulaştı. Çin’in dünya mal ihracatındaki payı yüzde 4’ten yüzde 15’e yükseldi. Ekonomik gücü askerî güç takip etti.
Pekin, Güney Çin Denizi’nde yapay adalar ve askerî tesisler inşa etti. Donanmasını büyüttü. Uçak gemileri yaptı. Teknoloji yarışında ABD’nin en büyük rakibine dönüştü. Bugün Washington’ın temel stratejik meselesi artık El Kaide değil. Çin.
Bu nedenle 25 yıllık muhasebenin belki de en önemli sorusu şu: Amerika, Çin’in yükselişindeki en kritik 20 yılı Orta Doğu’da mı kaybetti?
Bunun kesin bir cevabı yok. Çin’in yükselişi 11 Eylül’den çok önce başlamıştı. Amerika Irak’a girmeseydi ya da Afganistan’da 20 yıl kalmasaydı Çin’in yükselişinin duracağını söylemek mümkün değil. Ancak ortada devasa bir fırsat maliyeti olduğu da açık.
Eski CIA Direktörü William Burns yıllar önce tam da bunu sorguladı: Teröre Karşı Küresel Savaş’a ayrılan zamanın, enerjinin ve kaynakların daha büyük bölümü Amerika’nın Asya’daki geleceğine ayrılsaydı ne olurdu?
25 yıl sonra bu soru çok daha anlamlı. Rusya da beklemedi… Aynı dönemde Rusya’da da başka bir hikâye yazıldı. Amerika Irak ve Afganistan’la uğraşırken Vladimir Putin Rus devletini yeniden merkezileştirdi, ordusunu toparladı ve eski Sovyet coğrafyasında yeniden güç kullanmaya başladı.
2008’de Gürcistan savaşı yaşandı. 2014’te Kırım ilhak edildi. Ardından Ukrayna’ya karşı geniş çaplı savaş geldi. Washington’ın dikkati terörle mücadeleye yoğunlaşırken, büyük güç rekabeti geri dönmüştü. Amerika 21. yüzyıla El Kaide ile mücadele ederek girdi. 25 yıl sonra karşısında yeniden nükleer silahlara sahip büyük devletler var.
11 Eylül Amerika’nın içini de değiştirdi
11 Eylül yalnızca Amerikan dış politikasını değiştirmedi. Amerikan devletini ve gündelik hayatını da değiştirdi.11 Eylül’den sonra “Vatanseverlik Yasası” (Patriot Act) kabul edildi. Devletin gözetim ve güvenlik yetkileri önemli ölçüde genişletildi. Department of Homeland Security kuruldu. NSA’nın yetkileri büyüdü. Havaalanlarında daha önce düşünülemeyecek güvenlik uygulamaları günlük hayatın parçası haline geldi.
Olağanüstü bir dönem için getirilen bazı uygulamalar zamanla olağanlaştı. Bunun bir de insani tarafı vardı. Müslüman Amerikalılar, Araplar ve Güney Asya kökenli topluluklar 11 Eylül’den sonra şüphe, ayrımcılık ve yoğun devlet gözetimiyle karşı karşıya kaldı.
Bu nedenle bugün Amerika’da aslında tek bir “11 Eylül hikâyesi” yok. Kurban yakınlarının 11 Eylül’ü başka. New York itfaiyecisinin başka. Afganistan ve Irak’ta savaşan askerin başka. Müslüman Amerikalının başka. 2001’den sonra doğan genç Amerikalınınki ise tamamen başka.
Peki Amerika bugün daha güvenli mi?
Bu soruya tek kelimeyle cevap vermek zor. Bir açıdan evet. 2001’deki türden büyük ve merkezi olarak planlanan bir El Kaide operasyonuna karşı Amerika çok daha hazırlıklı. Ama tehdidin kendisi de değişti. CFR’nin 25. yıl analizlerinde özellikle dronlar, yapay zekâ, sosyal medya üzerinden radikalleşme ve otonom sistemler üzerinde duruluyor. 2001’de 19 teröristin dört yolcu uçağını kaçırması gerekiyordu. 2026’nın teröristi aynı yönteme ihtiyaç duymayabilir. Ucuz bir drone, yapay zekâ veya internet üzerinden radikalleşmiş tek bir kişi bambaşka bir güvenlik problemi yaratabilir.
El Kaide’nin merkezi yapısı zayıfladı. Ama terörizm ortadan kalkmadı. Şekil değiştirdi.
Bir başka kayıp: Birlik duygusu
11 Eylül’ün karanlığından çıkan ender olumlu sonuçlardan biri Amerikan toplumunda oluşan olağanüstü birlik duygusuydu. Cumhuriyetçi ya da Demokrat olmak bir süreliğine ikinci planda kaldı. İtfaiyeciler, polisler ve sıradan New Yorklular ulusal kahramanlara dönüştü. 25 yıl sonra ise çok farklı bir Amerika var.Siyasi kutuplaşma günlük hayatın hemen her alanına yayıldı. Kurumlara duyulan güven ciddi biçimde aşındı. Belki de çeyrek yüzyılın en büyük ironilerinden biri bu. 11 Eylül Amerikalıları birbirine yaklaştırdı. Sonraki 25 yıl onları yeniden birbirinden uzaklaştırdı.
11 Eylül artık hafızadan tarihe geçiyor
Bir başka önemli değişim de kuşaklarda yaşandı. Bugün Amerika’da üniversiteye giden gençlerin önemli bir bölümü 11 Eylül’ü hatırlamıyor. Birçoğu saldırılar gerçekleştiğinde henüz doğmamıştı. Onlar için ikiz kulelerin vurulması kişisel bir anı değil. Tarih.
Belgesellerden, ders kitaplarından ve ailelerinden öğrendikleri bir olay. Amerika yavaş yavaş “11 Eylül’ü hatırlayan ülke” olmaktan “11 Eylül’ü öğrenen ülke” olmaya geçiyor. Fakat 11 Eylül’ün sonuçları henüz tarih olmadı. Afganistan’dan Irak’a, havaalanındaki güvenlik kontrolünden devletin gözetim yetkilerine, Çin’le rekabetten Amerikan toplumunun devlete duyduğu güvene kadar o günün ardından alınan kararların izleri hâlâ günlük hayatın içinde.
25 yılın bilançosu
Peki Amerika ne kazandı? El Kaide’nin 2001’deki yapısını parçaladı. Bin Ladin’i bulup öldürdü. İstihbarat sistemini yeniden yapılandırdı. İç güvenlik kapasitesini ciddi biçimde artırdı. 25 yıl boyunca 11 Eylül ölçeğinde başka bir dış saldırının tekrarlanmasını engelledi. Peki ne kaybetti?
Binlerce askerini… Trilyonlarca dolarını… Irak’ta uluslararası itibarının bir bölümünü… Afganistan’da 20 yılını… İçeride mahremiyet alanının bir bölümünü…
Ve belki hepsinden önemlisi, dünyanın başka bir yöne doğru değiştiği kritik dönemde stratejik zamanını ve dikkatini. Çünkü Amerika mağaralarda El Kaide’yi ararken Çin fabrikalar kuruyordu. Washington Bağdat’ın geleceğini tartışırken Pekin dünya ticaretinin merkezine yerleşiyordu. Amerikan askerleri Afganistan’da Taliban’la savaşırken Rusya yeniden askerî güç kullanmaya başlıyordu.
Bu yüzden 11 Eylül’ün 25. yılında çıkarılabilecek en önemli ders belki de saldırının kendisinden çok, sonrasında yaşananlarda saklı. Büyük devletleri yalnızca düşmanlarının onlara yaptıkları değiştirmez. Bazen asıl belirleyici olan, büyük devletlerin kendilerine yapılanlara nasıl cevap verdikleridir.
11 Eylül Amerika’yı değiştirdi. Ama bugünün dünyasını yaratan yalnızca 11 Eylül saldırıları değildi. Amerika’nın 11 Eylül’den sonra yaptığı tercihlerdi…
