AHMET KURUCAN | YORUM
Bir arkadaşım anlattı. Bulunduğu ülkede resmi güvenlik güçleri kapısını çalmış ve “Sizi korumak için buradayız. Ülkenizdeki olaylardan hareketle size bu ülkede bir şey yapmak isteyebilirler. Biz buna izin vermeyiz. Dolayısıyla şüphelendiğiniz bir şey olursa, takip edildiğinizi hissederseniz bize hemen telefon edin.” diyerek telefon numaralarını vermişler. Sonra da uzun uzadıya sohbet ederek hem onun şahsı hem de ülkesindeki son 10 yılda yaşanan siyasi gelişmelerle alakalı sorular sorarak bilgiler almışlar.
Bu olay nerede mi gerçekleşmiş?
Yurt dışında. Onun çocukluğu, gençliği ve olgunluğunun ilk 20 yılının geçtiği memleketinde. Kendisine “gavur” diye öğretilen insanların ülkesinde. Bir tarafta ‘gavur’ ya da ‘halkı gavur’ diye öğretilen ülke; diğer tarafta İslami ya da halkı Müslüman olan ülke. Çık işin içinden çıkabilirsen!
Pekala bu olay neden yaşandı? Yani o polisler bu arkadaşımızı neden ‘korumaya’ almak zorunda kaldı?
“Ateş olmayan yerden duman çıkmaz. Demek o insan kendi ülkesinde yaptığı hukuka aykırı bir eylemi var ki onu arıyorlar!”
Suçsuzluğu ispat edilene kadar herkes suçludur!
Evet, böyle düşünenler olabilir hatta, “Ateş olmayan yerden duman çıkmaz!” diyenler bile çıkabilir… Ama hemen söyleyelim; Türkiye’de artık duman çıkması için ‘ateş’ olmasına gerek yok! Onun için “çıkmaz’ yerine “çıkmazmış” demek daha doğru olur. Kundakdaki bebeklere dahi ‘terörist’ damgasının vurulduğu yerde, yüzlerce çocuğun yıllarca hapishanelerde kaldığı bir ülke için “Ateş olmayan yerden duman çıkmaz!” diyebilir misiniz?
Neden sorusunun cevabı bu değil? Biliyorum ama ilk önce bir hakikata perde aralamak istedim. Şimdi soruya cevaba geçeyim: Dini ya da sosyal bir gruba gönül bağı ile aidiyet duyduğu için ve o devlet o grubu düşman ilan ettiği için. Evet, bu nedenlerle o arkadaşımız yabancı bir ülkede devletin koruması altına alınıyor
Şimdi bana masumiyet karinesi ilkesini, ‘bir insanın suçlu olduğu ispatlanana kadar suçsuz olduğu’ kaidesini hatırlatmayın lütfen. O ülkede tam tersi istikamette işliyor adalet. Türkiye’de artık ‘suçsuz olduğunu ispat edene kadar herkes peşinen suçlu’ kabul ediliyor… Acı ama gerçek. George Orwell’in 1984 distopik romanını hatırlatan cinsten hem de.
Mekke zulmünden Habeşistan’a hicret!
Arkadaşımdan bunu dinleyince ben İslam tarihinin derinliklerine doğru bir yolculuk yaptım zihnimde. Efendimiz (sas) 13 yıllık Mekke hayatının bir devresinde işkencelere, baskılara, zulümlere karşı yeni arayışlar içinde iken bir grup sahabiyi eşleri ve çocukları ile beraber Habeşistan’a gönderir.
Hıristiyanlık dinine tabi Ashame isimli Habeş Necaşi’si yani kralının adil biri olduğunu biliyordur Allah Resulü (sas). “Orada adil bir hükümdar var.” der ve bir de mektup yazar ona. Mekke müşrikleri boş durur mu? Arkalarından temsilciler gönderir ve onları kendilerine teslim etmesini isterler kraldan.
Neden? İnsan mı öldürmüşlerdir? Hırsızlık mı yapmışlardır? Zina mı etmişlerdir? O güne göre suç olan ve cezai müeyyide gerektiren bir eylemde mi bulunmuşlardır? Sözün özü kanun kaçakları mıdır? Hepsinin cevabı hayır. Sadece atalarının dinini terk etmiş, yeni bir inanç dünyasında kendilerine yer bulmaya çalışıyorlardır. Ama Mekkeliler öyle düşünmemektedir. Onların hesaplarına göre Müslümanların sığınacak bir yer bulmaları Mekke’deki siyasi otoritelerini sarsacak, ticari kazançlarını etkileyecek, başkalarına örnek olacaktır.
Cafer b. Ebi Talip’ten 3 soru!
Nitekim Müslümanların sözcüsü Cafer b. Ebi Talip şu üç soruyu kendilerini talep eden Mekkelilere sormasını istemiştir Kral’dan. “Bir; bizler efendilerinin elinden kaçmış köleler miyiz ki bunlar bizi efendilerimize teslim etmek için gelmişler ve bizi talep ediyorlar. İki; biz haksız yere kan akıtıp da kaçmış kimseler miyiz ki bunlar adaleti temin için peşimizden gelmişler? Üç; insanların mallarını batıl yollarla almış kişiler miyiz ki gelmişler gasp ettiğimiz malları almak istiyorlar?”
Şimdi o arkadaşımız alsın bu soruları, “Biz sizi koruyacağız?” diye kapısına kadar gelen güvenlik güçlerine ister aynen isterse güncelleyerek iletsin ve onlara, “Lütfen bu soruları, bize kötülük yapmak isteyenlere sorun.” desin… O polislerin alacağı cevap meydanda. Hepsine de hayır.
Sadece dini ve sosyal bir gruba aidiyet. O ülkede uydurulan sözde hukuki kavramla ifade edecek olursak irtibat ve iltisak. Hukukta bir karşılığı olmadığı duayen hukukçular tarafından defalarca söylenen ‘irtibat ve iltisak’ kılıfıyla maalesef o ülkede onbinlerce insan gözaltına alındı, işkence gördü, tutuklandı…
Tarih tekerrür ediyor malesef. Yalnız arada bir fark var. Bakalım o farkı bulabilecek misiniz?
Ben yardımcı olayım:
Tarih: 614
Zalimler: Mekke Müşrikleri
Mazlumlar: Müslümanlar
Yer: Habeşistan
Tarih: 2024
Zalimler: …Müslümanlar
Mazlumlar: …Müslümanlar
Yer: Amerika, Almanya, İngiltere, Norveç, İsveç, Belçika, Hollanda, Fransa vs… Parantez içinde hepsi de “gavur” ülkeler!
İyi ama üç nokta ile koyduğunuz yerlere ülke ismi yazmamışsınız diyebilirsiniz. O üç noktayı da siz bulun. İpucu vereyim; sadece bir ülkeden bahsetmiyoruz, maalesef onlarca Müslüman ülke var o tasnife uyan.

İslamiyet her zaman şiddet dini olamamıştır.Engizisyon sabıkası olan din bile neredeyse hapisi bile kaldıracaktır İslam ülkelerinde kafa kesme,idam,ateşte yakma gibi cümle metanet gırla gidiyor.Husiler,Taliban,Hamas,Hizbullah,IŞİD-DAEŞ,Hizbüttahrir vbg.katillerden oluşan yapılanmalar batıda neredeyse sıfırlandı.
Devletin dini (yolu) adalettir. Adaleti kim sağlayacaksa başa o geçirilir. Bu kişinin Müslüman olmasına bakılmaz, adının Tahrip olmasına bakılmaz, boyuna posuna bakılmaz, tecvidli kuran okumasına bakılmaz. Fakat hizmet ve üst yönetimdeki herkes bu özeliiklerinin yanında bu hırsızın hırsız olduğunu taa belediye başkanlığından beri biliyordu. Ne zaman bu şerefizliklerine başladı biz tabana bilgiler yavaş yavaş gelmeye başladı ve o zaman öğrendik. Bu hizmet bunlara bakarak bu adamın seçilmesi için uğraştı. Kısacası zalimi kendi elimizle seçtik. Müslümümanlar olarak bizde değişen bir şey olmamış maalesef.