28 Şubat’ın paşaları ve peruk

YORUM | MAHMUT AKPINAR

Yaşları 80’i aşkın kamuoyunun yakından bildiği emekli paşalar 28 Şubat nedeniyle tutuklandılar. Ulusalcı, Kemalist kesimler hasta ve yaşlı bu insanların tutuklanmasına ve cezaevine gönderilmesine tepki verdi, olayı gündeme taşıdı.

Peki bu paşalar kimlerdi?

Bu paşalar TSK’nın silahlı gücünü siyasi hedefleri için kullanan, topluma, siyasete, medyaya yargıya ayar veren adamlardı. Bunu sivil olarak yapsalar adı siyaset olurdu, muhalefet olurdu, düşünce özgürlüğü olurdu. Ama şimdilerde “yaşlı” diye acındırılan bu zatlar ellerinde silah olduğu ve TSK ile tehdit edebildikleri için toplum üzerinde baskı kurdular.

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Bu paşalar pek çok kamu görevlisinin işten atılmasına sebep oldular. Hanımı örtülü olduğu için ihraç edilen bir astsubayın kendisine tebliğat yapıldıktan sonra şahit olduğum, omuzları düşmüş, üzgün hali hala gözlerimin önündedir. Başarılı, vatansever, dürüst bu asker sadece eşinin başını açma konusunda yapılan baskıya direndiği için, hakları verilmeden ordudan atılmıştı.

O dönem bir eğitim şirketinde çalışıyordum. TSK üzerinden siyasete, topluma, idari birimlere yapılan baskı nedeniyle yıllarımız huzursuz, endişeli geçti. Son günlerde Afganistan’da Taliban’a karşı “modern” kadınların haklarını savunan Kemalist, seküler kesimler o dönemde üniversitede okuyan kızların ikna odalarında başlarının zorla açılmasını destekliyorlardı. Oğlunun yemin törenine katılmak için garnizonlara alınmayıp evladını dışardan, tel örgü arkasından izleyen anaları önemsemiyorlardı. GATA’da kanser tedavisi görebilmek için 70’lik Medine Ana’nın perukla açık fotoğraf vermek zorunda kalmasını görmüyorlardı.

Bu dönemin en tuhaf işkencelerinden birisini eşimin de içinde olduğu başörtülü özel kurum öğretmenleri yaşadı. Eğitimini laikçi dayatmalara rağmen başarıyla tamamlayıp öğretmen, memur olmuş kadınların sınavı 28 Şubat’ta iyice ağırlaşmıştı. Eşim ve arkadaşları inançları gereği başlarını örtüyorlardı ama özel okullarda öğretmenlik yaptıkları halde başlarını açmaları isteniyordu. Çevik Bir’in havasının başbakanlarda olmadığı o günlerde uyuşturucu operasyonu yapar gibi okullara ani baskınlar ve başörtüsü denetimleri oluyordu. Bu baskınlarda başörtülü öğretmen yakalanırsa hem okula hem öğretmene soruşturma açılıyordu. Okul müdürü idarecilikten, öğretmen öğretmenlikten men edilebiliyordu. Bu nedenle de hanım öğretmenler kendilerince pratik bir çözüm yolu bulmuştu: Peruk.

Bir yandan dinlerinin emri olarak başlarını kapatmak istiyorlar, öte yandan eğitime devam edebilmek, öğrencilerine yararlı olmak ve okullarına ceza aldırmak istemiyorlardı. Bütün bunları bir arada yapabilmenin sihirli formülü peruk idi. Ama okul sınırları içinde başörtülü dolaşmak zinhar yasaktı, tehlikeli bir suçtu. İyi de okul sınırı nerde başlıyordu? Girişteki danışma da okul sınırı mıydı? Peruğu orada takıp girmenin sakıncası var mıydı? O dönemde okullardaki önemli tartışma konularından birisi buydu. Buna da pratik bir çözüm yolu bulunarak müfettişler, 28 Şubat’ın gestapoları atlatılmaya çalışıldı. Müracaatın arkasında hanımların başörtüsünü çıkarıp peruğunu takabileceği, mahremiyete uygun odalar icat edildi. Okul sınırları içinde kabul edilmeyecek veya izah edilebilecek bir alanda “peruk değişim istasyonları” kuruldu. Böylece öğretmeler peruğunu takıp okul sınırlarına “güvenli” şekilde girebiliyordu.

Bu dönemde hem dinin hem de 28 Şubatçı paşaların talimatlarına uygun hareket emenin yolu peruk edinmekten geçiyordu. Bazen okula eşimi almaya gidiyordum başlarında tuhaf duran peruklarla öğretmenleri görünce hem üzülüyor hem de ne yalan söyleyeyim gülesim geliyordu. Zira peruklar bu mahcup, gayretli, edepli kadınlar üzerinde emanet duruyordu. Ekonomik imkanlar sınırlı olduğu için pahalı ve kaliteli peruk alamıyorlardı. Medyadan tanıdığımız sanatçılara peruk farklı bir hava verirken bizim öğretmenlerde garip duruyordu. Belki de tesettür mantığına uygun olsun diye gösterişli peruklar almıyor veya gösterişli şekilde kullanmıyorlardı. Gördüğüm tablo bazen bana kız çocuklarının mısır püsküllerinden saç yapıp başlarına koyduğu hali hatırlatıyordu.

O dönemde peruk piyasası patlama yapmıştı. Başörtülü kadınlar, ”28 Şubatçı paşalar kızmasın!” diye ya başını açıp işine devam ediyor veya peruklu çözümler geliştiriyordu. Bizim evde de o dönemler hep peruk vardı. Ankara’daki iş hanlarının üst katında bir perukçuya gittiğimizi hatırlıyorum. İlk aldığı peruk badana fırçası gibi sert kıllardan oluşan acayip bir şeydi. Eşim bu peruğu başına koyduğunda muzip sözler aklıma geliyordu ama zaten bozuk olan moraline daha da dip yaptırmamak için “iyi oldu” kabilinden şeyler söylüyordum.

Zamanla daha iyi, gerçekçi peruklar bulduk. Eşim onları özenle muhafaza eder bakımlarını yapardı. Okul dönüşü güvenli bir yere itina ile koyardı. Ama o zaman küçük çocuklarım onları bulur ve eğlence olsun diye başlarına koyar aynanın karşısına geçelerdi. Sanırım bu dönemi yaşayan hanımların ve çocuklarının çektirdiği peruklu fotoğraflar hala albümlerinde duruyordur.

Şimdilerde yaşları 90’a yaklaşmış, kendileri için merhamet çağrıları yapılan paşaların 28 Şubat sürecinde laikliği koruyacağız diye ülkeye büyük “hizmetleri” oldu. Bunlardan bir tanesi de AKP’dir. AKP, 28 Şubatçı paşaların oluşturduğu baskıcı ortamın veledidir. Bunca yolsuzluğa, yozlaşmaya, kirlenmişliğe rağmen AKP’nin oyları yüzde 30’ların altına düşmüyorsa sebebi muhafazakar kesimde hala korkusu hissedilen 28 Şubatçı zihniyettir. Pragmatizmin üstadı Erdoğan 25 yıl sonra, piri fani hallerine rağmen bu paşaları cezalandırmanın toplumda karşılığı olduğunu görüyor ve bundan yararlanıyor. Bize de “Adaletle yargılansınlar!” demek dışında yol kalmıyor.

Zamanında her biri bir kibir abidesi olan bu paşaların TSK’nın imajına, ülkenin bütünlüğüne, toplumun ayrışmasına etkileri yanında Türk eğitim, kültür ve edebiyat tarihine önemli bir katkıları oldu. Ülkede peruk kullanımını yaygınlaştırdılar. Literatüre “peruklu kadın memurlar” kavramını kazandırdılar.

Keşke bu dönemleri tecrübe eden kadınlar yaşadıklarını, duygularını kaleme alsalar da sadece modern-seküler kadınların haklarını savunan kadın dernekleri, savunucuları bunlardan haberdar olsa.

2 YORUMLAR

  1. Bu ülkede (mahalle ayrımı yapmadan) namuslular, namussuzlar kadar cesur olsaydı, tüm bu darbeler ve darbelere götüren süreçler yaşanmazdı. Bu saatten sonra toprağı örtüp, üzerini kürekle düzelttikten sonra yola devam edeceğim.

  2. O dönemi yaşamış pek çok kadın yaşadıklarını yazdı ve hala da yazıyor. Sosyal medya ve İnternet camiasında bulunabilir paylaşılan anılar.

    Yazan kişinin hangi camiadan olduguna bakmaksızın yaşadıklarını anlamaya çalışacak mıyız peki?

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin