2023 hedefleri

YORUM | Prof. Dr. MEHMET EFE ÇAMAN

Dünya büyük bir değişim içinde. Bir taraftan bilimsel ve teknolojik ilerlemeler, diğer taraftan bunlarla ve hızla artan küresel nüfusla ilintili – iklim değişikliği – gibi sorunlar, sosyal yaşamı etkiliyor. Devletlerin dönüşümü kadar toplumların dönüşümü bahsettiğim bilimsel, teknolojik ve çevresel koşullardan etkileniyor. 2020, Türkiye Dünyadan Koptu Mu ve Yeni Lig başlıklı yazılarımda vurgulamaya çalıştığım parametreler doğrultusunda, hem iki ana lige bölünen bir dünyayla, hem de Türkiye’nin konumuyla yüzleşmek zorundayız. 2023 hedefleri bu nedenle çok önemli.

Yazıyı okumadan önce düşündüğünüzü tahmin ettiğim gibi, 2023 hedefleri, 1923 yılında kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. yılına yapılan vurgu değil. Hyundai ve Uber’in uçan taksi modelini piyasaya sürecekleri yıl olması nedeniyle yazıya 2023 başlığını koydum. Zaten Türkiye tarihi bakımından 2023’ün artık bir sembolik anlamı kalmadığını düşünüyorum. Yani bu tarihe fazla takılmaya gerek yok. Çünkü kendi anayasasına uymayan bir devletle karşı karşıyayız. Devletler kendi anayasalarına uymazlarsa devlet olma vasıflarını yitirirler. Çünkü anayasalar devletlerin oluşumunu, teşkil edilmesini, kuruluşunu, tesisini vurgular. İngilizce constitution anayasa demektir, ama bu ismin fiil biçimi, oluşturmak, teşkil etmek, kurmak, yürürlüğe koymak, tesis etmek gibi anlamlara gelir. Bu bakımdan yaklaşıldığında, sorunun anayasanın basitçe ihlal edilmesi olmadığı görülüyor. Çünkü anayasa metinleri, devletlerin devlet olma vasfının ta kendisidir. Deklare ettiği vasıfların ortadan kaybolması anlamına gelecek anayasaya uymama (ya da anayasayı delme) fiili, dolayısıyla devleti ortadan kaldırmak, hatta devletin kendi varlığını sonlandırmasıdır. Devletler, anayasal düzenlerini ihlal ettiklerinde aslında intihar etmiş olurlar. Bu düşünceler ışığında, 2023 senesinin Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıldönümü olması, 1299’da Osmanlı İmparatorluğu’nun kurulmuş olmasıyla aynı şeydir. Osmanlı İmparatorluğu artık yok. Türkiye Cumhuriyeti de öyle! Bu nedenle, 2023, Hyundai ve Uber’in uçan taksilerini piyasaya süreceği yıl olmasının miladı olacak.

2023’te artık var olmayan Türkiye Cumhuriyetinin yüzüncü yıl dönümünü kutlayacak olan Yeni Türkiye, birçok bakımdan uçan arabaların döneminden oldukça kopuk bir devlet geleneğini temsil ediyor. Bilimsel ve teknolojik ilerlemelerle de, bu olguların sağladığı avantajlar kadar neden olduğu sorunlarla da hiçbir alakası yok, Yeni Türkiye’nin! Küme düşen Türkiye, adının önüne her ne kadar “yeni” sıfatını eklemiş de olsa, esasen 1900’lerin başındaki devletle aynı devlet. Bu devlet, 1900’lerdeki sorunların aynısının tıpkısını 21. yüzyılda yaşıyor. Ulusal birliğini sağlamak, sınır bütünlüğünü korumak, bağımsızlığını garanti altına almak gibi deklare edilen hedeflerin ince kabuğunu hafifçe kaldırdığınızda, altından fışkıran irin, etnik-nasyonalist, dinci, devleti putlaştıran, tarihini keyfe keder manipüle eden, bünyesindeki ötekileri yok etmeye veya asimile etmeye yönelen bir devlet. Kişi başı refahı artırmaya değil, devleti büyütmeye çalışan, yaşam standartlarını iyileştirmeyi değil, pazarladığı sahte hedefler uğruna insanların ölmesini bekleyen, özgürlüğü değil, devletin güvenliğini önceleyen, hukuku değil disiplini vaat eden bir devlet! Avrupa’nın en düşük asgari ücretini alan çok geniş kitleler, düşük protein, az tatil, kısa ömür açmazında olduklarının bilincinde olmaksızın, kendilerine satılan hedefler için sürekli fedakârlık modunda hayatlarına devam ediyorlar. Oysa dünyanın birçok gelişmiş ülkesinde vatandaşların ilgilendiği çok başka konular var.

Örneğin Finlandiya’da haftalık çalışma günleri beşten dörde düşürülüyor, Cuma günleri de hafta sonu tatiline dâhil ediliyor. Finlandiya hükümeti, vatandaşlarının ailelerine ve hobilerine daha fazla zaman ayırmayı hak ettiklerini düşünüyor. Norveç gibi İskandinav ülkelerinde evrensel maaş adı altında, vatandaşlarının asgari gereksinimlerini karşılayacak minimum bir otomatik gelir üzerinde çalışmalar yapılıyor. Buna göre, hiç çalışmayanlar da, en minimum ihtiyaçları için endişelenmeksizin hayatlarına devam edebilecekler. Kanada gibi ülkeler, sahip oldukları yüksek tıp teknolojilerini evrensel sağlık sigortası kapsamında tüm vatandaşlarına sunuyor. Tüm gelişmiş ülkelerde sürekli eğitim gibi, yeni ebeveynlere ücretli izin hakkı gibi, aileyi ve çocukların gelişimini önceleyen sosyal politikalar uygulanıyor. İşsizlik sigortası gibi refah devleti uygulamaları çok yaygın. İşini kaybeden vatandaşlar yoksulluk girdabına düşmüyorlar. Çocukların okul öncesi eğitimi ve zorunlu uzun bir eğitim döneminin ücretsiz olarak çocuklara ve gençlere sunulması gibi standart uygulamalar, yarım yüzyıldır neredeyse tüm gelişmiş ülkelerde standart hale geldi. Bu eğitimde çocuklar şiddet görmüyor, insani koşullarda, en az iki yabancı dil öğrenerek, modern teknolojilerle donatılmış sınıflarda, düzenli spor, müzik ve diğer sosyal etkinlikleri devletçe ya tümden karşılanarak, ya da sübvanse edilerek mutlu bir çocukluk yaşıyorlar. Birçok ülkede sosyal devlet ailelere çocuk yardımı yapıyor. Çocukların medikal gereksinimleri – pahalı diş tedavileri de dâhil – karşılanıyor. Yeni nesillere yatırım yapılıyor.

Kadınların özgürleştirilmesi, bu tür devletlerin en önemli ortak noktalarından biri! Kadının eşitliğinin formel olarak – anayasa ve yasalarla – sağlanmasının yanında, bu eşitliği uygulayacak sosyal politikalar devrede. Kadınlar üretiyor, kendilerini geliştiriyor, vergi mükellefi oluyor. Okul öncesi eğitim ve yukarıda saydığım diğer sosyal önlemler sayesinde, çocuk sahibi olduktan sonra da kendilerini gerçekleştirmeye – yaşamlarına anne olmak dışında başka anlamlar da vererek – devam ediyorlar. İyi bir anne olmanın yanında, iyi bir mühendis, iyi bir öğretmen, iyi bir otobüs şoförü, iyi bir kuaför olabiliyorlar. Bu durum aslında erkekleri de özgürleştiriyor. Karşılarında gerçekten partner olabilecek, güçlü kadınlar olmasının yanında, ekonomik olarak ailede işbölümü daha eşitlikçi bir şekle bürünüyor. Böylece “eve ekmek götüren” baba olmak gibi bir konsept, geçimi sağlayan kadın ve erkek, çocuklarına eşitçe zaman ayırabilen kadın ve erkek, zorluklarla beraber savaşabilen kadın ve erkek modelleri olarak, geleneksel kimlikleri dönüştürüyor.

Tüm bunlar sancısız mı oluyor? Elbette değil! Fakat uçan taksileri yapan, Mars’a koloni kurmayı hedefleyen, iklimsel felaketi önlemek için stratejiler geliştiren, yeni süper antibiyotikler üzerinde çalışan, inanılmaz kalitede gösteri sanatları, müzik ve edebiyat üreten, her şeyden önce de bir arada yaşama kültürünü geliştirmek için mücadele eden bir lige üyelik, bu koşullarda olabiliyor.

Kadına ve çocuğa şiddetin kurumsallaştığı ve sosyolojik realite olduğu, inşaat dışında hiçbir sektöre yatırım yapılmayan, organize suç çeteleriyle devlet bürokrasisinin sarmaş dolaş birbirine eklemlendiği, kuralsız-düzensiz, demokrasinin ve insan hak ve özgürlüklerinin hemen her gün düzenli olarak geniş şekilde ihlal edildiği ülkeler, ancak birinci ligdeki ülkelerin ürettiği ürünleri satın alan, en iyi ihtimalle o ülkelerin ucuz üretim merkezleri olarak fındık-fıstık saat ücretlerine ölesiye çalışıp, sonra da aynı bayrağı çocuklarına ve onların çocuklarına devreden toplumlar olabiliyor!

2023 hedefleri gerçekten çok önemli.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin