2020’ye dış politika açısından bakmak

YORUM | Prof. Dr. MEHMET EFE ÇAMAN

Bir ülkenin rasyonel dış politika yapım sürecini dışarıdaki ve içerideki gelişmeler belirler. Rasyonel derken, akla-mantığa uygun tercihlerden bahsediyorum. Eğer siyasal karar alıcılar – dış politika yapıcıları – akla-mantığa uygun hareket etmiyorsa, zaten dış politika öngörülemez bir süreç halini alır. Türkiye’de kısmen dış politika yapımında rasyonel akıl terk edildi. Bunun nedenlerinin başında, rejimin otoriterleşmesi geliyor. Türkiye’de dış politika bürokrasisi – başta dışişleri ve istihbarat birimleri – politize edildiği için, dış ve güvenlik politikalarında ciddi boşluklar meydana geliyor. Bu yazıda 2020 yılında ne tür dış ve güvenlik politikası sorunları beklenebilir, bu konuyu ele alacağım.

Bu rejimin kaderini dış gelişmeler belirleyecek. 2020, bu dış gelişmeler açısından çok kritik bir yıl olacak. Bu nedenle dış politika ve güvenlik politikaları, salt teknik birer politika alanı olarak değil, rejimin devamı bakımından da çok önemli ve kilit bir rol oynuyor, oynamaya da devam edecek. Türkiye’nin ekonomik anlamda dışa bağımlı bir ülke olması, rejimin kırılganlığını arttırıyor. Zira Türkiye Rusya veya Çin, hatta İran gibi, kendi iç döngüsüyle varlığını sürdürebilecek bir ülke değil. Ne Rusya’daki ve İran’daki petrol ve doğalgaz, ne Çin’deki ucuz emek ve milyarlık nüfusa dayalı küresel üretim Ankara’nın bel bağlayabileceği potansiyeller. Dahası, askeri bakımdan Türkiye, yukarıda değinilen küresel ortaklarına – veya daha gerçekçi olması bakımından, düştüğü ligin önemli oyuncuları diyelim isterseniz – yaklaşabilen imkânlara sahip değil. Ankara’nın, Rusya ve Çin’in kendi silahlarını üretebilme yeteneğinin yanında, nükleer silahlara ve bunları uzak hedeflere gönderebilecek balistik füzelere sahip olması söz konusu olmadığı gibi, İran’ın on yıllardır Batı’sız var olabileceğini kanıtlaması gibi bir deneyime de sahip olmaması, onu diğer oyunculardan ayırıyor. Rusya ve Çin, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi daimi üyeliğinin sağladığı dokunulmazlıkla, küresel etkinliklerini garantilerken, Türkiye giderek kırılganlaşmakta. Yani Türkiye, oynamayı arzuladığı ligde, ortaya koyduğu yeni dış politika hedeflerine uygun donanımlara sahip değil. Batı’ya kafa tutan ve ona meydan okuyan, Ortadoğu ve diğer yakın coğrafyalarda kendi projelerini uygulamaya koyan, bölgeselin ötesinde küresel güç mücadelesine girişen Ankara’nın elinde bu yüksek hedefleri gerçekleştirebilecek imkânlar mevcut değil. Petrolünü ve diğer enerji kaynaklarını dışarıdan alan Türkiye, kendi silahlarını üretemiyor. Birkaç firkateyn ve hücumbot yaparak, piyasadaki en kötü insansız uçakları üreterek, en uzun füzesinin menzili ABD ya da diğer güçlü aktörlerin ürettiklerinin yüzde biri kadar bile menzile ve sofistike özelliklere sahip olmayan Türkiye, zayıf ve kırılgan ekonomisiyle, teknoloji üretememesiyle, eğitim sektöründeki zayıflığıyla, beşeri sermayesinin performansındaki düşüklükle, hayal kuran ve keman çalan ağustos böceği görünümünde. Kış geldiğinde dımdızlak açıkta kalacak, başına kim bilir ne işler gelecek.

2020’de bu durum değişmeyecek. Bilindiği üzere, 1945’ten beri Truman Doktrini ve Marshall Yardımı ile başlayan, Kore Savaşı ve NATO’ya girişle perçinlenen dış politika ve savunma konsepti doktrini, 2016’dan sonra tümüyle terk edilerek, Rusya yörüngesinde bir profil çizilmeye başlandı. 15 Temmuz 2016’dan itibaren, fiilen Batı’dan kopuş yaşayan Ankara, bu stratejik kararı sadece Erdoğan’ın AKP’si ile almış değil. Bu stratejik kararın arkasında MHP, CHP, İYİP ve HDP de var. Elbette saydığım muhalefet, kararı bizzat almadı. Ama alınan kararı eleştirmediği gibi, ona açık destek de verdi, veriyor. Bugün itibarıyla anti-NATO, anti-Batı, anti-AB türü retorik, saydığım bu muhalefette, AKP’deki kadar mebzul biçimde mevcut. Bunun yanı sıra, 15 Temmuz 2016 sonrası TSK’da gerçekleştirilen operasyonla, amiral-general toplamının yarısının tasfiye edildiği ve hapse atıldığı bir ortam var. Bu ortamda, yüksek ve orta kademelerde (albay-yüzbaşı arası rütbelerde) çok yüksek oranlarda bir tasfiye yapıldı. Bu tasfiyeler, sihirli “FETÖ” diskuru kullanılarak ve 15 Temmuz “meşrulaştırması” ile gerçekleşmiş de olsa, herkes bunun bir anti-NATO operasyonu olduğunun farkında. Bu, dış ve güvenlik politikalarının yapımına çok temelden etki eden bir faktör.

ABD ve Batı ile yaşanan kopuş, 2020’ye girerken iyi bir başlangıç yapmanın önündeki en önemli engel. S-400 krizi ve F-35 programından üretici olarak da, müşteri olarak da atılmış olması, NATO’nun Türkiye için salt kâğıt üzerinde olan bir örgüt haline geldiğini gösteriyor. Yaptırım kararlarının alınmasından sonra bir süre Trump tarafından durdurulan ABD yaptırımları, 2020’de Ankara’nın korkulu rüyası olacak. Türkiye, ABD’nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele (CAATSA) çerçevesinde bir “hasım devlet” olarak tescillendi. ABD Senatosu, Türkiye’yi haydut devletlere uyguladığı yaptırım programına dâhil ediyor. Bu statü, ABD’den yaptırım görmek fiili kadar önemlidir. Cumhuriyet tarihinden beri ilk defa Türkiye dünyaya sorun çıkartan, bölgesinde huzursuzluk kaynağı, ideolojik bakımdan Batı’nın karşısında yer alan bir görünümdedir. Batı’daki Türkiye algısı değişti. Bunda rejim değişikliği ve insan hakları ihlalleri rol oynamış olsa da, esas mesele Türkiye’nin ittifak sorumluluklarını terk etmiş, 2016 sonrası Rusya’nın yörüngesine girmiş olması. Ukrayna’yı işgal eden Rusya’ya uygulanan yaptırımlar, şimdi Senato’da “Kıbrıs’ı işgal eden” Türkiye’ye uygulanacak. Kıbrıs yönetimine uygulanan silah kotaları da kaldırılacak. Artık doğu Akdeniz’de Türkiye’yi zor günler bekliyor. Libya ile anlaşma yaparak doğu Akdeniz’deki enerji rezervleri üzerinde daha fazla hak elde etmek isteyen Türkiye, karşısında Yunanistan, Kıbrıs (Rum kesimi), İsrail ve Mısır’ı buluyor. AB ve ABD, bu konuda Türkiye karşısındaki devletlerin yaklaşımını destekliyor. Ege sorunlarında da benzer bir algı var. 1982 Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne taraf olmayan Ankara, uluslararası hukuka aykırı biçimde Ege’deki yunan adalarının 12 deniz millik karasularını kabul etmiyor. Oysa aynı hukuku Karadeniz ve Akdeniz’de kendi uyguluyor. Bu keyfilik, aynı kendi anayasasını uygulamadığında gözlemlediğimiz tipik bir yaklaşım. Türkiye’nin uluslararası ve iç hukukla arası benzer biçimde iyi değil.

2020’de Rusya yörüngesi politikasında değişme beklemiyorum. Yaptırımlar başladığında, Rusya ve Çin’den kredi bularak likidite sorunlarını bir süreliğine aşmak isteyen bir Ankara ile karşılaşabiliriz. Bu durumda Rusya ve Çin ligine bağımlılık daha da artabilir. TSK’dan tasfiye edilen rasyonel askeri kanat, görevlerine dönmediği sürece, mevcut Avrasyacı çizgi devam eder. Bu dengeleri bozabilecek etki, muhalefetin rejimin dış politika tercihlerini kabul etmesi gerçeğinden dolayı, yalnızca dış dinamiklerle değişebilir. 2020’de bu potansiyel var. Özellikle Trump’ın azledilmesi durumunda, Türkiye konusunda yeni bir “yaklaşım” geliştiren bir Amerikan yönetimiyle karşılaşabiliriz. Sanırım 2020’de azil veya seçimi kaybetme gibi ihtimallerle gerçekleşecek herhangi bir yönetim değişimi, ABD’nin Türkiye konusunda daha “etkin bir rol” oynamasını gündeme getirebilir. Bunun dışında, ABD yaptırımlarının başlaması, Türkiye’de bir ekonomik krizi tetikleyebilir. Dediğim gibi, bu durumda rejim, yeni ortaklarından para bulmaya çalışacak. Fakat bu çarkı bir süre döndürmek dışında bir işe yaramaz. Erdoğan, ekonomik bir krizde yerinde oturamaz. Rejim değişmese de, Türkiye’de yönetim değişikliği olabilir.

Rusya ile ilişkilerin baltalanması konusunda ABD’de oluşan irade çerçevesinde Türkiye 2020’de ciddi sorunlarla karşılaşacak. Bu durum rejimi daha da sertleştirebilir. Sertleştikçe kırılganlık artacaktır. Ekonomisi yüzde yetmişlerden fazla Batı ile entegre olmuş, silah envanterinin yüzde yüzü Batı menşeli, liberal ekonomiyi benimsemiş bir ülkede, Venezüella vari birtakım ortamların tezahür etmesi, orta vadede sürdürülemez. 2020, bu nedenle kritik bir yıl. Batı ile Rusya arasındaki tansiyon yükselirken, Rusya’nın Suriye üzerinden doğu Akdeniz’de ve Ortadoğu’da başat güç olmasını Batı kabullenemez. Trump’ın azil sürecinde bile Rusya-Ukrayna hattı temel neden. Türkiye, Rusya’nın planlarında en kritik hamlelerden biri ve ABD’de de Batı savunma ve istihbarat topluluğunda da bu derin endişeler yaratan bir durum. 2020’de ABD’de “iç politikaya denge getirme” meydan okuması varken, bunun sonucunda küresel politikalara bir yansıma olabilir. Türkiye, bu küresel dönüşümün merkezindeki ülkelerden biri olacak.

2020’deki dış ve güvenlik politikalarına kuşbakışı yaptığımız bu ziyaret, sanırım Ankara rejiminin kaderinin ne düzeyde dış faktörlere bağlı olduğunu gösteriyor. Dışarıdan başlayacak domino etkisinin iç politikaya yansıması kaçınılmaz. 2020, bir şeyleri değiştirecek. Bu rejim olmasa da, Erdoğan ve AKP bakımından iktidar kaybına kapıyı aralayacak gelişmeler sürpriz olmaz. Yeni gelecek yönetim rejimi daha “seküler-otoriter” bir yönelime sokar. Bu senaryoyu da bir başka yazıda ele alabiliriz.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin