17 Aralık’ta ne olmuştu?

Tr724 HABER MERKEZİ

17 Aralık yolsuzluk soruşturması Türkiye’nin hukuk tarihi açısından dönüm noktalarından. Operasyonu yapan polisler ve soruşturmayı yürüten hakim-savcılar hapiste…

Ülke tarihinin en büyük yolsuzluk ve rüşvet operasyonunun soruşturma dosyaları 6 yıl önce iktidarın atadığı savcılar tarafından ‘takipsizlik’ kararıyla kapatıldı, delilleri karartıldı.

17 ARALIK’TA NE OLMUŞTU?

Soruşturma MASAK raporlarıyla başladı

17 Aralık soruşturması, MASAK raporu ve kara para aklamaya ilişkin çok sayıda ihbar değerlendirilerek 13 Eylül 2012’de başladı. İddiaya göre İran uyruklu Reza Zarrab liderliğindeki grup, örgüt halinde suç işliyordu. Rüşvet, altın kaçakçılığı, suçtan elde edilen geliri aklama, resmi belgede sahtecilik, fuhuşa aracılık iddialarına ilişkin ciddi ve somut deliller elde edildi. Şahıslar İran’ın parasını aklamakla/döndürmekle suçlanıyordu. İktidarın iddiasının aksine, soruşturmanın hiçbir aşamasında dokunulmazlığı bulunan şahıslarla ilgili delil toplama çalışması yapılmamıştı. Rıza Sarraf ve ekibini takibe alan polis, 6 ay sonra grubun Zafer Çağlayan’a, Muammer Güler’e, Egemen Bağış’a ve Halk Bankası Genel Müdürü Süleyman Aslan’a elemanları aracılığıyla milyonlarca lira, dolar ve euro gönderdiğini görüntülü ve sesli olarak tespit etti.

Ayakkabı kutularında 4,5 milyon dolar

Şüphelilerin takip edildiklerini fark etmesi ve soruşturmanın İstihbarat Şube tarafından deşifre edileceğinin tespiti üzerine savcı operasyon tarihini öne aldı. Ve 17 Aralık’ta, 06.30’de eş zamanlı olarak birkaç ilde birden operasyon yapıldı. Dönemin Halk Bankası Genel Müdürü Süleyman Arslan’ın evinde, ayakkabı kutularında 4,5 milyon dolar ele geçirildi. Yine dönemin İçişleri Bakanı Muammer Güler’in oğlunun evinde 1,2 milyon TL ile 7 para kasası ve bir adet para sayma makinası kayda alındı. Zafer Çağlayan’ın oğlunun kaldığı ev babasının üzerine olduğu için arama yapılamadı.


Emniyet tarafından hazırlanan fezlekeye göre, Reza Zarrab liderliğindeki örgüt İran’ın başka ülkelerde bulunan 87 milyar Euro’sunu aklayarak, uluslararası finans sistemine dahil etmişti. Fezlekede bu durum, “Şahısların, İran’ın, diğer ülkelerde bulunan paralarını, uluslararası bir döngü ile Türkiye’den (veya Dubai’den) Euro cinsinden nakde veya fiziki altına dönüştürerek komisyon karşılığında İran’a sokulmasını sağladığı anlaşılmıştır.” cümleleriyle anlatılıyor.

Rüşvetin miktarı 63,5 milyon dolar

Bakanlar ve bu bakanların üçünün oğlu yolsuzlukla, İran’ın parasını hatırı sayılır bir rüşvet/komisyon (binde 4-5) karşılığında ‘aklamakla/döndürmekle’ suçlanıyordu. 17 Aralık’a ilişkin hazırlanan ve internette yayınlanan polis fezlekesinde, “İranlı Rıza Sarraf tarafından Zafer Çağlayan’a; İran’ın parasını altın ihracatıyla döndürme işlemlerinde Rıza Sarraf’a ait firmaların hesabına gelen paranın %0,5, İran parasını sahte evraklarla yapılan transit gıda/ilaç ticareti işlemlerinde de Rıza Sarraf’a ait firmaların hesabına gelen paranın %0,4 arasında rüşvet verildiği anlaşılmıştır.” deniliyor. Zafer Çağlayan’ın 28 kez ve toplamda 52 milyon dolar, Muammer Güler’in 10 kez ve toplamda 10 milyon dolar, Egemen Bağış’ın ise 3 kez ve toplamda 1,5 milyon dolar rüşvet aldığı iddia ediliyordu. Buna göre alınan toplam rüşvet miktarı 63,5 milyon dolardı. Aklanan para miktarı ise 87 milyar dolardı.

TOKİ soruşturmasında iş adamlarına uzandı

17 Aralık operasyonunda 2. gruba inşaat şirketleri ile yine siyasetçiler ve bürokratların ismi karıştı. Dönemin Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın oğlu Abdullah Oğuz Bayraktar’ın da aralarında yer aldığı 22 şüphelinin iş adamlarına ait önemli projelerin imar ruhsatı sorunlarını rüşvet karşılığı çözdüğü iddia edildi. Soruşturma dosyasındaki bilgilere göre, imar ruhsatı vermeye yetkili olan belediyeler, söz konusu inşaat şirketlerine 3 ay süreyle kasıtlı olarak ruhsat vermiyordu. Daha sonra dosyaların resmi prosedür gereği Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na (ÇŞB) gönderilerek usulsüz şekilde ‘proje alanı’ ya da ‘kentsel tasarım projesi’ adı altında onaylanmasının sağlandığı belirlendi. İddiaya göre şüpheliler, bürokratlara rüşvet vererek tarihi yapıların bulunduğu arazileri, doğal sit alanlarını ve yeşil alanları imara açıyordu. Şahısların plan tadilatı için gereken resmi harç miktarını da az göstererek devleti zarara uğrattığı belirlendi. Abdullah Oğuz Bayraktar’la birlikte çok sayıda işadamı gözaltına alındı.

Ne yaptıysam Başbakan’ın emriyle yaptım

Yolsuzluk soruşturmasının ilk günlerinde bakanlarının arkasında duran Başbakan, daha fazla dayanamadı. Bakanların istifasını istedi. 25 Aralık’ta, operasyondan 8 gün sonra üç bakan istifa etti. Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar ise Başbakan’ın ‘istifa et’ baskısına sert karşılık verdi. NTV’de canlı yayına bağlanan Bayraktar, ne yaptıysa Başbakan’ın emriyle yaptığını anlatıyordu: ”İmarlık plan ve projelerinin yönlendirme görevini Başbakan Erdoğan’ın emriyle yaptım. Bundan ötürüdür ki, milletvekilliğimden ve bakanlığımdan istifa ettiğimi ilan ediyorum. Başbakan’ın bu vatanı ve milleti rahatlatması için istifa etmesi gerektiğini düşünüyorum.”

Hedef hükümeti devirmek miydi?

Dönemin Başbakan’ı Tayyip Erdoğan daha ilk açıklamasında savunma stratejisini de ortaya koydu: Saldıracaktı… Operasyonun hedefinin iktidarı devirmek olduğunu savundu. İç ve dış güçlerden bahsetti. Türkiye’yi çekemeyenlerin olduğunu anlattı. Ve nihayet Camia’yı hedef yaptı. Soruşturmanın arkasında Cemaat’in olduğunu savundu. Hiçbir delil ve belge göstermeksizin bu iddiasını aylarca sürdürecekti.

MİT’in Nisan 2013 tarihli raporu Erdoğan’ı yalanlıyor

Dönemin Başbakanı, ‘Cemaat yaptı’ diyordu ancak MİT’in aylar önce kendisine sunduğu rapor bu iddiayı yalanlıyordu. Söz konusu raporda kara para trafiği deşifre ediliyor, bakanların Zarrab’la ilişkisine dikkat çekiliyor ve bu ilişkinin ortaya çıkmasının iktidarı zor durumda bırakacağı uyarısı yapılıyordu. Ayrıca kara para trafiğini ilk yazan gazete de Yeni Şafak’tan başkası değildi. Gazete, 13 Ekim 2013’teki ‘Türk Leaks’ manşetinde İran’ın kara parasının nasıl aklandığını ayrıntılı olarak anlatmıştı. O halde nasıl oluyordu da somut delillere dayanan hukuki bir soruşturma, iktidara yönelik bir darbe girişimi olarak tanımlanıyordu?

Zarrab’ın kuryesi: Ankara’ya çok para taşıdım

Reza Zarrab’ın İranlı kuryesi Muhammed Sadık da Meclis Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu’na verdiği ifadesinde Ankara’ya para taşıdığını doğruladı. 22 Ekim 2014’te komisyonun karşısına çıkan Sadık’a, 30 Ağustos 2013’de Murat Öziş ile beraber Başkent Ankara’ya sırt çantası ile 2 milyon euro, 2 milyon dolar ve 1.5 milyon lira götürerek, Başkent Ankara Royal 10’uncu katta bulunan Salih Kaan Çağlayan’a verdiğine ‘dair iddia hatırlatıldı. Bunun üzerine Sadık, “Bahsedilen tarihlerde Başkent Ankara’ya bir nakit götürmemiz söylendi. Murat ile yola çıktık. Havaalanında X-ray cihazından geçtikten sonra çantaları açtılar. İçinde nakit olduğunu ve paranın miktarını dedik. Polisler çantayı kapatıp bize teslim etti. Bahsettiğimiz parayı kime verdiğimizi hatırlamıyorum. Yabancı paraları çoğu vakit elden getirip götürüyorduk.” ifadelerini kullandı. Eski Bakan Egemen Bağış da TBMM Yolsuzlukları Soruşturma Komisyonu’na verdiği ifadesinde, Zarrab’ın gönderdiği kutuları kabul etmiş ve kendisini, “Hediyeleşmek Türk geleneğinde var.” sözleriyle savunmuştu.

Yolsuzluk tamamen palavra değil

Başbakan Davutoğlu’nun danışmanı Etyen Mahçupyan, 25 Kasım 2014’te CNN Türk’te Şirin Payzın’ın sorularını cevapladı. Yolsuzluklar ve sonrasında yaşanan hukuksuzluklara dair önemli açıklamalarda bulundu. Mahçupyan, “AKP seçmeninin de yarısı yolsuzluk yapıldığını düşünüyor. Bundan memnun da değiller. Yolsuzluklar tamamen palavra değil. 17 ve 25 Aralık operasyonları AKP’nin üzerinde büyük bir tehdit oluşturuldu. AKP, hukukun dışına çıkmak zorunda kaldı.” diyerek, hem yolsuzlukları hem de hukuksuzlukları itiraf edecekti.

Hukuk devleti çöktü

Murat Aksoy, 17-25 Aralık operasyonlarını yapan polislere yönelik hukuksuzluğa itiraz ettiği için Yenişafak’taki görevine son verildi. CNN Türk’te katıldığı bir programda “Hukuk devleti çökmüştür.” dedikten sonra gazeteye gönderdiği yazı yayımlanmadı. Aksoy, medyadaki kırılmanın Gezi olaylarıyla başladığını anlatıyor…

Polis müdürlerinin anlatımıyla 17 Aralık

İktidar temsilcileri kendilerine ‘darbe’ yapılmak istendiğini savunuyordu. 17 Aralık’ı, bakanların nasıl takibe takıldığını, darbe iddialarını soruşturmayı yürüten emniyet müdürlerine sorduk… İşte onların ağzından bütün ayrıntılarıyla 17 Aralık ve sonrasında yaşananlar…

ADIM ADIM 17 ARALIK

17 Aralık, 2013/Reza Zarrab’a şafak baskını

Operasyon başladı. Üç bakan çocuğu ile birlikte aralarında İran’lı Reza Zarrab’ın da bulunduğu 49 kişi gözaltına alındı.

18 Aralık, 2013/Polislere operasyon

Operasyonu yapan Mali, Kaçakçılık, Organize Suçlar, TEM ve Asayiş Şube müdürleri görevden alındı. Soruşturmaya iki savcı daha (Ekrem Aydıner ve Mustafa Erol) görevlendirildi.

19 Aralık, 2013 — 20 Aralık, 2013/Hüseyin Çapkın merkeze

İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın ve 43 emniyet müdürü görevden alındı. Yerine Aksaray Valisi Selami Altınok atandı.

21 Aralık, 2013/Bakan çocukları cezaevine

Barış Güler, Kaan Çağlayan, Süleyman Aslan ve Reza Zarrab dahil 24 kişi ‘rüşvet’ ve ‘yolsuzluk’ suçlamasıyla cezaevine gönderildi. Aynı gün Adlî Kolluk Yönetmeliği’nde değişiklik yapıldı. Kolluk güçlerine operasyonları amirine bildirme zorunluluğu getirildi.

22 Aralık, 2013/Gazetecilere yasak

Basın mensuplarının emniyet müdürlüğü hizmet binalarına girişleri yasaklandı.

24 Aralık, 2013/TİB’in başına bir MİT’çi

Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’nın başına MİT görevlisi Ahmet Cemaleddin Çelik getirildi.

25 Aralık, 2013/Operasyon emniyete takıldı

İstanbul Başsavcılığı tarafından emniyete yeni gözaltı talimatları verildi. Ancak kolluk güçleri, yargı kararını yerine getirmedi.

25 Aralık, 2013/Bakanlar istifa ediyor

Yolsuzluk soruşturmasında adı geçen bakanlar Muammer Güler, Zafer Çağlayan, Egemen Bağış ve Erdoğan Bayraktar bakanlıktan istifa etti. Kabinede 10 bakan değişti.

26 Aralık, 2013/Savcı görevden alındı

25 Aralık soruşturmasının savcısı Muammer Akkaş dosyadan el çektirildi. Akkaş, adliye sarayı önünde dağıttığı basın açıklamasıyla delillerin karartıldığını ve soruşturma yapmasının engellendiğini belirtti.

27 Aralık, 2013/AKP’de ardı ardına istifalar

İdris Naim Şahin’den sonra AKP Ankara Milletvekili Haluk Özdalga, Eski Kültür ve Turizm Bakanı AK Parti İzmir Milletvekili Ertuğrul Günay, AK Parti İzmir Milletvekili Erdal Kalkan partiden istifa etti.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin