ABD ve İsrail başta olmak üzere büyük güçler, Ortadoğu’da demokratik yönetimler yerine tek adam rejimleriyle çalışmayı tercih ediyor. 15 Temmuz, bu küresel çıkar ilişkileri bağlamında değerlendirildiğinde, Erdoğan yönetiminin hukuku ve demokrasiyi aşındırmasına zemin hazırlayan bir dönüm noktası olarak görülüyor. Batılı ülkelerin söylemleriyle eylemleri arasındaki çelişki, bölgedeki otoriter yapıların desteklenmesinde açıkça ortaya çıkıyor. Türkiye’deki mevcut siyasi tablonun anlaşılması için iç dinamikler kadar dış dinamiklerin de hesaba katılması gerekiyor.
MAHMUT AKPINAR | YORUM
ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Ortadoğu Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın “Ortadoğu’da güçlü liderlik rejimlerini” öven konuşması medyada geniş yankı uyandırmıştı. Hem Trump hem de Barrack, hukuk, adalet ve demokrasi kaygısı taşımaksızın sık sık Ortadoğu’da güçlü liderlere vurgu yapıyor. Erdoğan’ı “güçlü” ve “kendileriyle iyi anlaşan” bir lider olarak her fırsatta övüyorlar.
ABD’nin bölgede demokrasi istemediği açık. II. Dünya Savaşı’ndan bu yana birçok askeri darbenin arkasında ABD’nin olduğu biliniyor. Bir dünya gücü olarak, halk iradesinin yönetime yansıdığı, etkin demokratik yönetimler yerine krallar, sultanlar ve tek adamlarla çalışmayı tercih ediyor. Çünkü demokratik sistemlerde parlamento, kamuoyu, medya ve aydınlarla mücadele etmek, onları ikna etmek gerekir. Oysa tek adamlara her istediklerini kolayca yaptırabiliyor, kamuoyunu ikna zorunluluğuyla karşılaşmıyorlar.
Bu nedenle “Arap Baharı” olarak adlandırılan “demokratikleşme” dalgası beklenen sonuçları vermedi; bölge yeniden tek adamların hâkim olduğu otoriter yapılara döndü. Mısır’ı, 30 yıllık Hüsnü Mübarek yönetimini müteakip, 12 yıldır darbe ile gelen Sisi yönetiyor. Diğer Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkelerinde de tablo benzer. Demokratik kurumların nispeten güçlü olduğu Türkiye’de ise Erdoğan’ın 24 yıldır ülkeyi yönetmesi, demokrasiyi ve hukuku aşındırarak tek adam rejimine dönüştürmesi Batılı güçleri rahatsız etmiyor; aksine memnun ediyor. Çünkü çıkarları için sadece Erdoğan’ı ikna etmek yetiyor. Ellerindeki şantaj malzemeleri ve dosyalar nedeniyle onunla çalışmayı tercih ediyorlar.
Avrupa Birliği ülkeleri için aynı şeyi tam olarak söylemek zor. Göç ve mülteci konularında Erdoğan’la pragmatik ilişkilerini sürdürüyorlar ancak Türkiye’deki hukuksuzluklara geç ve yetersiz de olsa tepki gösteriyorlar. İngiltere ve Fransa gibi emperyal ve kolonyalist geçmişi olan ülkeleri de otoriter lider isteyenlere eklemek gerekir.
UK yargısı adil ve bağımsız kararlar verse de 15 Temmuz’u ilk meşrulaştıran ve kabullenen İngiliz siyasi elitleriydi. Macron’un “terörist” dediği Colani ile yaptığı son anlaşmalar bunun ispatıdır. Bu ülkeler oldukça pragmatisttir, eski sömürgelerinde ve etki alanlarında tek ve güçlü karar vericilerle çalışmak işlerine gelir.
İsrail’in güvenliği ve ‘tek adam’ tercihi
Bölgeyi etkileyen en önemli dinamiklerden birisi de İsrail’in güvenliğini merkeze alan uygulamalardır. İsrail, kendisinin bölgedeki tek demokrasi olduğunu söyler ama Arap ve Müslüman ülkelerde asla halka dayalı, güçlü demokratik hukuk devletleri istemez. Zaaf sahibi, ipotek altında, talimata açık liderlerin yolunu açar. Zira bu liderlerden halkın razı olmayacağı tavizleri kolayca alır; direnen liderler olursa ABD’yi “sopa” olarak kullanır.
İsrail’in temel politikası, bölgede kendisine alternatif olabilecek güçlü bir devlet veya ordu bırakmamaktır. Türkiye’nin F-35 almasına itiraz etmesinin sebebi de budur ve bunu açıkça ifade etmektedir. Çünkü bölge ülkelerinde demokrasi olduğunda parlamentolar ve halklar, İsrail’le iş birliğine mesafeli duracaktır. Örneğin Türkiye’de parlamento, özgür medya ve etkili bir muhalefet olsaydı, Gazze’de halkın üzerine bombalar yağarken ticaret devam edemezdi. Otoriter yönetimler ve tek adamlar halkları karşı olsa bile açık/örtülü İsrail’in çıkarlarına hizmet etmeye devam ediyorlar.

Bu nedenle İsrail ve bölgede çıkarı olan ABD, İngiltere, Fransa gibi ülkeler, söylemde demokrasi savunucusu olsalar da etki alanlarında (özellikle Ortadoğu, Kuzey Afrika ve bazı Asya ülkelerinde) halk iradesinin yönetime yansımasını istemiyorlar. Kolay yönlendirilebilir, zaafı olan, emre amade liderleri destekliyorlar. Netanyahu-Erdoğan ilişkilerinde gördüğümüz üzere medya üzerinden atışsalar da arka planda işbirliği yapıyorlar.
Erdoğan’ın 24 yıldır her zor durumda ayağa kaldırılmasını, gerçek muhalifler hapse atılırken karşısına hep tavşan adayların çıkarılmasını, Erdoğan’ın “hırsı” ve “becerisi” yanında dış dinamiklerle, büyük güçlerin bölgedeki politik tarzlarıyla birlikte düşünmek gerekiyor. Son dönemde İsrail medyasında yer alan, Netanyahu’nun Erdoğan’ın ömrünü uzatmak ve tedavisi için özel bir doktor göndermesi bu perspektifi daha anlaşılır hale getiriyor.
15 Temmuz, tam da büyük güçlerin Ortadoğu politikalarıyla uyumlu, onların amacına hizmet eden bir operasyondur. Darbe girişimi, Erdoğan’a “Allah’ın lütfu” olmuş, parlamentoyu etkisizleştirip hukuku siyasallaştırmasına, adaleti yok etmesine ve tek adam rejimi kurmasına zemin hazırlamıştır. Böylece İsrail ve ABD, halkla, TBMM’yle, muhalefetle, bağımsız medyayla uğraşmak yerine tek bir kişiyi yönlendirme imkânı bulmuştur.
Demokratik bir pakt olan NATO toplantılarında bile Erdoğan’ın antidemokratik uygulamaları gündeme gelmedi. Aksine son NATO zirvesinde Erdoğan’ın kredisini yükselttiler. Zira 15 Temmuz’u müteakip kurulan rejim İsrail ve ABD için de “Allah’ın lütfu” oldu. Halk Erdoğan’dan yılmış olmasına, Türkiye’de her şey kötüye gitmesine rağmen Erdoğan rejiminin ömrünü uzatmak için ellerinden geleni yapıyorlar.
Kısaca, Batılı güçler ve İsrail, demokrasi söylemlerinin aksine etki ve çıkar alanlarında tek adam rejimleri istiyor. 15 Temmuz sadece Erdoğan’a yolsuzluk soruşturmalarından kurtulma ve tek adam olma yolunu açmadı, bu güçler ve devletler için Türkiye’nin kılçıksız, kolay lokma haline gelmesini sağladı. Demokratik kültür ve bilinç eksikliği, yozlaşma böylesi bir düzenin sürdürülmesine yardımcı olsa da, tek adam rejiminin kurulup hukukun, demokrasinin yok edilmesinde, TBMM’nin işlevsizleştirilmesinde 15 Temmuz çok önemli bir sebeptir, dönüm noktasıdır.
15 Temmuz olayını sadece iç dinamiklerle, Erdoğan’ın hırsı, muhalefetin kifayetsizliği ile okumak yerine dış dinamiklerle birlikte ele almak, resmi daha sağlıklı görmeye yardımcı olur…

Batılıların elindeTayyip hakkında bizim muhalefetin ne bildiği ne de tahmin edemeyeceği kadar çok bilgi ve belge var.Bunlar sayesinde Tayyipi parmaklarında oynatıyor,istediklerini yaptırıyorlar.Q5 Temmuz da Tayyipin her harfini bildiği bir kurgudan başka şey değil.
Mahmut hocam, çok çok teşekkür ediyorum bu değerli yazınız için.
Söylediklerinizin hepsine katılıyorum. Keşke 15 Temmuz’un Avrupa ve Amerika ayağı hakkında daha çok analizler yayınlansa.
Bir kere daha tuzağa düşürülmemek için, ister Doğulu ister Batılı, topyekün bütün siyasilere ve devlet adamlarına karşı dikkatli olunmalı.
Siyonistl Batiya karsi herkonuda üstünlük kurulup Maglup edilmeden ne bizim Cografya, ne Islam Dünyasi nede Dünya Baris, Refah ve Huzur bulamaz!
Nasilki Türkiyede veya benzeri Ülkelerde Diktaya, Zalimliklere, Sömürüye, Adaletsizlige, modern kölelige, Katilliere, Refah daglimindaki adaletsizlige … karsi isek bu ayni vasiflara haiz 1 Milyarlik Siyonist Batiya ve onun kurdugu Dünya düzenine karsi herkonuda mücadele mecburidir, elzemdir!
Zaten Birincinin Sebebi (Türkiye, Cografya …) Siyonist Bati ve onun zaaflari, piyonlari, degisik saikleri kullanmasidir!
Siyonist Bati bitmeden, bu Dünya düzeni degismeden ne Baris, ne Huzur nede Refah gelir Dünyaya topyekün olarak!!!!
Batiya sirf kendi icinde Sömürünün de etkisiyle (Günümüzde Modern sömürü, dayatma, herseyi kendi belirlemesi, digerlerini engelleme … Ticaret savaslari (Ticareti in savasi degil rekabeti olur!) Refah, düzen, izafi Adalet var diye Demokratik diyenler Ahada bu Dünya düzenine bilerek, bilmeyerek Degirmenine su tasiyanlardir!
Siyonist Bati zayiflamaya baslamistir, Alternatif Bati Medyasida (Mainstream %80 Siyonist, Politikacilari nerdeyse hepsi!) bu konuda ilerliyor, Teknolojide el degisimi basladi …Siyonist Batinin Sonunun baslangicindayiz!!!!
Bu Bati icinde dahil tek Huzur yoludur!!!