15 Temmuz karanlığı

NECİP F. BAHADIR | YORUM 

Tayyip Erdoğan, ‘15 Temmuz makalesi’ yazmış, 24 dile çevrilmiş ve 250 mecrada yayınlanmış… ‘Yazmış’ dedim ama kendisinin kaleme aldığını sanmıyorum. Danışmanlarının yazdığı metni imzalamaktan ibaret olsa gerek. Keşke kendisi yazsa, biraz zihin yorsa… Akli melekelerini çalıştırsa… Belki akıl ve vicdanı devreye girer de bir nebze ezberini bozar. Umut işte benimkisi… Artık, “Dönülmez akşamın ufkunda… Vakit çok geç…”

Haline üzülüyorum; daha doğrusu acıyorum… Yazık etti… İktidarı ve koltuğu uğruna hakikati öyle eğip büktü ki…

10. yılında 15 Temmuz’u dünyaya anlatmak da nereden çıktı? Kendi fikri miydi yoksa çevresinin önerisi mi? NATO zirvesinde liderler hazır ayağına gelmişken onlara anlatsaydı olmaz mıydı? Trump’ın yüzüne ve gözlerinin içine bakarak, “15 Temmuz’un arkasında sizin çocuklar var… Gereğini yapmanı istiyorum.” diyebilseydi.

Tabii o da farkında söylediklerinin hiçbir karşılığı olmadığının… Edirne’nin ötesinde AKP’nin 15 Temmuz tezini ciddiye alan yok. Para ve menfaat karşılığı satın aldıkları dışında Erdoğan yanında hizalanan bir ülke ara ki bulasın…

Bırakın dünyayı 15 Temmuz’u içeriye anlatabildi mi? Toplumu ikna edebildi mi?

Bırakın sokaktaki sıradan insanı AKP’nin içinde bile itirazlar var. Hüseyin Çelik gibi bir isim bunu açıkça söyledi. “Şaibeli!” dedi. AKP’li Şamil Tayyar, “15 Temmuz aydınlandığında hainler ile kahramanlar yer değiştirecek.” anlamına gelen mesajlar paylaştı.

15 Temmuz’un esrarı nasıl çözülür?

Önce sorulara verilecek cevaplarla aydınlanır. Bırakın cevabı konuşmak, tartışmak yasak. Nasuhi Mahruki soru sordu kendisini hapiste buldu. Müyesser Yıldız, Hulusi Akar’ın rolünü sorguladı, o da tutuklandı.

Neden 15 Temmuz’un dokunulmaz?

Resmi tez çok çürük… İnandırıcı değil. Toplumu ikna etmekten çok uzak. Onun için ekranlarda, sayfalarda hep eski ezberler ve tekrarlar… 10. yılında da gelenek değişmedi. AKP ve medyası ülkeyi koro halinde gürültüye boğdu. Aykırı seslerin akibeti de Nasuh Mahruki örneğiyle gösterildi. Ya resmi tezi tekrar edeceksin ya da susacaksın… Konuşursan haydi boylarsın! AKP’nin 15 Temmuz politikası bu. Erdoğan dünyaya anlatacağına içeriyi ikna etmek için çabalasaydı.

Akar ve Fidan neden komisyonda ifade vermedi?

15 Temmuz’un iki önemli aktörü Hulusi Akar ve Hakan Fidan Meclis’te kurulan komisyona neden gelmedi? Milletvekillerini bilgilendirmekten neden kaçındılar? Darbe girişimini duyduğunu söylediği ‘Enişte Bey’ neden komisyona çağrılmadı? CHP milletvekilleri istedi, AKP engel oldu. Meclis kendisini hedef alan bir darbe girişiminin aydınlatılmasını neden istemez? Kendi davasına neden sahip çıkmaz?

Dahası var; Komisyonun aylarca çalışarak hazırladığı rapor nerede? Dönemin Meclis Başkanı İsmail Kahraman’a teslim edildiği kayıtlarda mevcut. Neden yayınlanmadı? Erdoğan niçin yayınlanmasını engelledi? Korkusu ve endişesi neydi? Cumhuriyet döneminde ilk kez Meclis raporu yayınlamadı. Komisyon ‘havanda su dövdüğüyle’ kaldı. Komisyon Başkanı Resat Petek’in siyasi hayatı bitti. Erdoğan tekrar aday yapmadı. Dünyaya 15 Temmuz’u anlatacağına önce bu sorulara cevap versin…

Erdoğan ve AKP ‘Fethullahçı Terör Örgütü’ diyerek Allah’ın ismini ‘terörün’ içine koydu. Bu nasıl bir din anlayışı? Hani batı İslam ile terörü ilişkilendiriyor, insanları dindan soğutuyordu. Erdoğan ve arkadaşları yıllarca bunun propagandasını yaptı. “İslam şiddet, kan, terörle anılamaz, barış dinidir!” nutukları attı. Allah’ın ismini terörle irtibatlandırmak nasıl akıl tutulmasıdır, nasıl vicdan körelmesidir? Batı AKP kadar insafsız değildi. ‘Terör’ diye suçladığı yapıların silah ve kanla bağı vardı. AKP masum ve günahsızları ‘terörist’ ilan etti.

Gerçek teröristleri aklarken terörle hiçbir illiyeti olmayan muhafazakar kitleleri ‘terörist’ diye damgaladı. Ne yazık ki toplumun belirli kesimi de bunu kabullendi. Sol ve Kemalist kesimden ‘Fethullahçı terör’ kavramını ağzını doldurarak kullanan o kadar çok insan var ki… Vebali ve günahı AKP ve Erdoğan’ın boynuna… Allah gibi bir kavramla terörü yan yana getirmek sözde Siyasal İslamcı AKP’ye nasip oldu.

Ne kötü bir son… Batı bazı radikal kökenli İslami grupları terörle ilişkilendirirdi, AKP ise doğrudan Allah’ın adını bulaştırdı.

Yunus Emre’nin adını da kirlettiler!

Yeri geldi, içimde yaradır, Anadolu irfanının dünyaya sunduğu en önemli isimlerden biri Yunus Emre’ydi. İnternet ortamında ‘Yunus Emre’ yazarak arama yaparsanız karşınızda ‘yolsuzluk haberleri’ çıkıyor. Yunus Emre ve yolsuzluk, hırsızlık kelimelerinin yan yana gelmesi insanın içini acıtıyor. Aralarında bir bakan eşinin de bulunduğu Yunus Emre Vakfı’nın yöneticileri boğazına kadar yolsuzluğa battı. Vakfın Başkanı Şeref Ateş hafta içinde tahliye edilmiş… Yargı bir yıl içeride kalmasını yeterli saymış. AKP büyük mahkemede bunun hesabını nasıl verecek? Yunus Emre yakalarına yapışmayacak mı, ‘Benim adımı nasıl yolsuzluğa, arsızlığa bulaştırırsınız?’ diye… Var mı bir cevabı?

Evet, 10. yılında 15 Temmuz hala karanlık… O gece hala esrarını koruyor. ‘Asırlık Gece’ falan değil. İbretlik bir gece… Tamam ‘tiyatro’ değil. Levent Gültekin’in yorumunu dinledim; “15 Temmuz bazılarının söylediği gibi tiyatro değil. Fakat Erdoğan tiyatroya çevirdi. “Allah’ın lütfu” dedi…”

Haksız mı? 15 Temmuz’u kendi darbesine dönüştürdü. Sivil darbe yaptı. Karanlık bir rejim kurdu. 27 Mayıs, 12 Eylül gibi darbe dönemlerinde yapılanları bile aştı. AKP ve Erdoğan’a soralım; halk AKP’nin dağıttığı devleti sokaktan topladı, Erdoğan’a iade etti.

Peki Erdoğan ülkeyi özgürleştirdi mi? Daha demokratik hala getirdi mi? Buna ‘evet’ diyecek bir Allah’ın kulu var mı? 15 Temmuz’dan sonra ülke karanlığa gömüldü. 15 Temmuz’un hem kendisi karanlık, hem de sonuçları…

Yeni Şafak’tan Yusuf Kaplan, “15 Temmuz’un ardından sorulması gereken sorular…” başlığıyla yazı yazmış. Eğer yandaş olmasaydı, yargı çoktan harekete geçerdi. Diyor ki yazıda; “Millet devletini kurtardı, ama çocuklarını kaybediyor bu kez. Ruhsuz, ezberci, pozitivist, medeniyet bilinci ve ruhu yok edilmiş, zihnen kolayca köleleştirilen nesiller yetiştiriyor… Ülke kendi altını oyuyor. Asıl derin darbe bu…” 

Haklı. 15 Temmuz sonrası ülke tam bir bataklığa dönüştü. Erdoğan sık sık ‘haşhaşi nutukları’ attı ama devri iktidarında uyuşturucu ortaokullara kadar indi. Allah iddiasından vurdu. Keşke bunu idrak edebilse…

Ne diyordu Rus yazar A. Soljenitsin; “Yalan söylediklerini biliyoruz. Yalan söylediklerini biliyorlar. Yalan söylediklerini bildiğimizi biliyorlar. Yalan söylediklerini bildiğini biliyoruz. Ama hala yalan söylemeye devam ediyorlar…” 

İşte 10. yılında bütün açıklığıyla ortaya çıktı ki AKP’nin resmi ideoloji haline getirmeye çalıştığı 15 Temmuz tezi de aynen böyle… İçeriyi anlatamadığını, dünyaya hiç anlatamazsın…

3 YORUMLAR

  1. “Dönülmez akşamın ufkunda… Vakit çok geç…” Şairin, bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç dediği ömür, malum hırsız için rezilâne geçiyor. “Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz nasıl ölürseniz öyle dirilirsiniz” hadisi şerifi mucibince ölümünün de rezil bir şeklide olacağını söyleyebiliriz.

  2. RTE’yi yargılarken İslâm’ı dokunulmaz kılmak nedir. RTE İslâm ile var, onun sayesinde iktidarını sürdürüyor. İslâm, tıpkı bir çok farklı din gibi, insan kullanma aparatıdır. RTE İslâm sayesinde kendini Müslüman kabul eden Türkleri kullanıyor, Batı Emperyalizmi de İslâm sayesinde RTE’yi kullanıyor. 15 Temmuz’un arkasında Batı’nın olması çok yüksek bir ihtimal. Bu Batı’nın 15 Temmuz’u RTE’ye karşı yaptığı anlamına gelmiyor. RTE ile beraber işbirliği içinde yaptığı anlamına geliyor. Eğer gaipte bu olup bitenlerin hesabını soracak bir makam varsa, her şeyi mümkün kılma veya engelleme yetisiyle, niye 15 Temmuz’u engellememiş. Bu tür işlere gaibi karıştıranlar dünyayı doğru dürüst algılayamamıştır. Bu halleriyle de yaptıkları analizler her halükârda yetersiz kalacaktır. 15 Temmuz Türkiye Cumhuriyeti’ni lağvetme sürecinin önemli bir ayağıdır. 15 Temmuz’u bu şekilde algılamayan muhalefet, onun bir parçasıdır. Türkiye Cumhuriyeti’ni lağvetmek isteyenler gün gelir yorulmuş AKP atını, henüz taze görünen bir muhalefet atıyla değiştirir ve yıkımı onun eliyle gerçekleştirir. 24 senelik AKP iktidarı zamanında muhalefen bayrağı devralma kıvamına getirildi. Bugün “partimizin bir dahaki meclis grubunda başörtülü milletvekili de olacak” diyenlerin “Kürt yurttaşlarımız ana dillerinde eğitim alamamalarını bir sorun olarak kabul ediyorsa, o sorun benim de sorunum” demesi an meselesidir.

  3. Allah’in ismini teror’e koymak nasil abuk bir tespittir! Su tavir bile hala ismin, suretin aldaticiligina kapilmaktir, aslolan sirettir, haldir, harekettir. PKK teror orgutunun basinda Abdullah isminde bir kansiz var, ne yapacagiz simdi? Boyle basit kelime oyunlariyla yazinizin ciddiyetini kendi elinizle dusuruyorsunuz.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin