Zindanda bir bardak çayın bedeli

YORUM | NURULLAH KAYA

15 Temmuz’un hemen sonrası emniyette zorla gözaltında tutulan on binlerce masumdan biriydim. Ağır şartlar altındaki nezarethanede diğer dava arkadaşım gibi günlerce ifademin alınmasını bekledim. 2-3 metrekare yerde 8-10 kişi kalıyorduk. Beton zemine aynı anda yattığımızda arkadaşımızı rahatsız edeceğimiz için sağa sola dönemiyorduk. Nöbetleşe uyuyorduk. Temel insani haklardan mahrum bırakıldığımız süreçte insan onuruna yakışmayacak birçok yaklaşım tarzıyla karşılaşmıştık.

Suyun dahi kısıtlı verildiği gözaltında iç çektiğimiz hususlardan birisi de bir bardak çaya hasret kalmaktı. Yanı başınızda her konuda bizi tahrik eden polislerin içtiği çayın kokusu hücremize doğru geldiğinde bir bardak çaya ne kadar özlem duyduğumuzu anlıyorduk. Kimi zaman fiziki ve sözlü işkenceleri unutup sadece çayı düşündüğümüz dahi oluyordu.

Çaya olan özlem biraz sürse de aşıkın maşukuna kavuşması gibi bu hasret eli kelepçeli götüldüğümüz mahpushanede son bulmuştu. Gardiyanlar koğuşun demir kapısını açıp bizi içeri ittiğinde demlenen çayın buram buram kokusunu duyuyorduk. Mis gibi kokan çayı, okyanusun derinliklerinden çıkınca derin derin nefes alan bir dalgıç gibi içimize çekiyorduk.

Emniyetin işkencehanelerinden hapishane koğuşlarına uzanan bu yolculuğun haleti ruhiyesi bilindiği için tebessüm ediliyor ve hemen yeni gelene bir bardak çay koyuluyordu. Daha çilenizin önsözünde inim inim inlerken bir bardak çayla hoş bir teselliye kucak açıyorsunuz. Daralan ruhunuz ferahlıyor. Ve çayla ilgili dudaklarımdan dökülen mısralar hislerime bir nebze tercüman oluyor;

Nasıl bir aşk beslemişim sana karşı

Sana düştüğüm sevdanın farkında bile değilmişim

Eşsiz lezzetinin kıymetini nasıl da bilememişim

Kokuna hasret kalacağımı düşünememişim

Rengin, kokun, demin, tadın sen bir başkasın çay

Hapishanedeki motivasyon kaynaklarımızdan biri de demli çayımızı yudumlarken kurduğumuz hayaller ve her konuya dair yaptığımız hararetli sohbetlerdi. Yanmayan kaloriferlerin tenimizi üşüttüğü gecelerde fokurdayan çayın buharı yüreğimizi ısıtmaya yetiyordu. İnce belli bardağı avucumuzun içiyle tutunca tenimiz ısınıyor, dudak ucuyla da bir yudum alınca donan nefesimizin sıcaklığını içimizde hissediyorduk. Böylece zindanın zaman zaman hafakanlara neden olan o kasvetli yanlarını bir nebze dağıtmaya çalışıyorduk. Bir çoğumuzun yıllarca “bir çay demle, bir çay koy içelim.” cümleleriyle basitçe söyleyip geçtiği bu eylemin aslında zindanda ciddi bir karşılığı olduğunu da öğreniyorduk… Zindanda çayın vesile olduğu eşsiz muhabbetlere değinmeyeceğim. Mahpushanelerde çay sohbetlerinin nezih edebiyatını daha güzel bir üslupla anlatacak kalem erbaplarına bırakıp bir başka hususa nazarlarınızı celp etmek istiyorum. Hapishanelerde bir bardak çayın maddi bedelinin ne olduğunu belki birçoğumuz düşünmedik veya bilmiyoruz. Evet, “altı üstü bir bardak çay!” dediğinizi duyar gibiyim. Günler ayları, aylar yılları kovaladığı zaman bir bardak çayın da maliyetinin hesap edildiği anlara şahit oluyorsunuz.

Çay için öncelikle su ısıtıcıyı ve demliği satın almanız gerekiyor. Sonra bardak, kaşık ve tabi ki çay ile şeker. Kaldığım hapishanenin suyu çamur gibi aktığı için içilmiyordu. Dolayısıyla çay da demleyemiyorduk. Çay suyu için aldığımız hazır sular da ciddi bir para tutuyordu. Öğünler sonrası demleyip bir nebze olsun teselli bulduğumuz çay muhabbetlerinin haftalık kantin fişinde hatırı sayılır bir bedeli vardı. Yemekler kötü veya çok az çıktığında açlığımızı yatıştırmak için çayın yanına açtığımız bisküviler dahi zamanla bütçelerimize yük olmuştu.

Cezaevlerinde çay da mı vermezler ya? diye düşünebilirsiniz. Evet veriyorlar. 46 kişiye haftada bir kez yaklaşık 200 gr çay, 200 gr şeker. Yanlış okumadınız. Bu rakamları kişi başına bölüştürdüğünüzde haftalık yaklaşık 5 gr çay düşüyor. Günde 1 gramı artık demler misiniz demlemez misiniz o da sizin bileceğiniz iş!

İçerde çaydan şekere, kalemden sabuna yani iğneden ipliğe hemen her şey parayla satılıyor. Zindanda temel ihtiyaçlarınızın tamamına para ödemek zorundasınız. Her şeyin parayla satın alınmasından dolayı harcamalarınızı çok kısıtlı tutuyorduk. Ayrıca ailesinin maddi durumu kötü olan arkadaşlarımızın utana sıkıla içtiği çaylar yüreğimizi burkuyordu. Oradaki atmosferi yaklaşık iki yıl teneffüs etsem de Yaşananları hakkıyla resmetmeye benim gibi mücrim birinin cümlelerinin kifayetsiz kaldığını biliyorum. Biliyorum ama hepten sessiz kalmanın ızdırabı da bir çığlık gibi ciğerlerimde yankılanıyor. Yokun yok olduğu bu dönemde battaniyenin altında gözyaşlarıyla ney gibi inleyen dava arkadaşlarımı düşündükçe kırık dökük kelimelerimle beyanın paçasına yapışmaktan da başka çare bulamıyorum.

Evet, bu günlerde yaşanan maddi tablo ne yazık ki dünden çok daha zor. Zindandaki çilemiz uzadığında birçok şeyde yaptığımız kısıtlamayı mecburen çayda da yapmak zorunda kalmıştık. Hem çok fazla insanın olması hem de her şeyin gittikçe pahalanması maddi gücümüzü tüketmişti. Ayrıca cezaevinin açtırdığı hesaplarında para olmayan arkadaşlarımıza da gücümüz ölçüsünde destek çıkmaya çalışıyorduk. 2-3 yıldır dört duvar arasında çile çeken insanların ailelerinin de maddi durumu hiç iyi değil. Üç dört gün, üç dört ay değil ki diş sıkasınız. Süreç uzadıkça elde avuçta hiçbir şeyi olmayanlar dışarıdakileri, dışarıdakiler de içeridekileri düşünür hale geliyor. İftiralarla mağdur edilen on binlerce aileye alın terleriyle çalışmaları için dahi iş verilmiyor. Ağaç kabuğu yemeye zorlanan ailelerimiz dişinden tırnağından artırdıklarıyla özgürlüğünden mahrum bırakılmış bizlere para göndermeye çalışması bu destanın unutulmaz yanlarından biri. Ancak bugünlerde bıçak kemiğe dayandığı için birçok aile bunu dahi yapamıyor. Çünkü evdeki boynu bükük evlatlarının daha çok ihtiyacı var. Muavenetle ayakta kalmaya çalışan gözü yaşlı mağdur ailelerin sayısı çok fazla. Birçok aile yaşadığı sıkıntıları dile getirmekten çekiniyor. Aynı şekilde demir parmaklıkların ardında ızdırap yudumlayan dava erlerinden maddi durumu elverişsiz olanlar yutkunup şükür ve sabırla imtihanın bitmesini bekliyor. Beklerken aktif sabırla bir dilim ekmeğini ikiye değil üçe dörde bölmesini bilen hasbi ruhlarla kardeşliğini pekiştiriyor. Melekleri kıskandıracak tabloların yaşandığı fedakarlık destanları yazılıyor.

Türkiye'de bu haberi engelsiz paylaşmak için aşağıdaki linki kopyalayınız👇

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin