Venezuela-İran-Türkiye; Milis kardeşliği

HABER-ANALİZ | ADEM YAVUZ ARSLAN

Eğer Erdoğan rejiminin dahiyane seçim çalışması olan ‘ucuz domates-biber-patlıcan’ı yeterince konuşmuşsanız bir soluklanın. Size ‘pahalı domates, biber ve patlıcanı’ unutturacak şeylerden bahsedeceğim.

Zaten  ‘halk sebze’ ile ucuz domates-biber-patlıcan yemeyeceksiniz hatta yandaşlar bu proje ile cebine doldururken size vergi yükü kalacak. Üstelik enflasyon rakamları ile de oynayacaklar. Geçen yıl tüm dünyada tarım fiyatları yüzde 2 azalmışken Türkiye’de tam tersi nasıl oluyor? diye kimse sormayacağı için Erdoğan bir kez daha ‘ütmenin’ keyfini çıkaracak.

ERDOĞAN KİMİ TAKİP EDİYOR?

Biz asıl meseleye gelelim. Maalesef bizim jenerasyon ‘şanssız’ bir nesil. Muhtemelen demokrasinin tekrar yükselişe geçişini göremeyeceğiz.

Putin, Trump ve Erdoğan gibi popülist liderlere denk geldik ve Freedom House’un son on yıllık verilerle hazırladığı analize göre demokrasi tüm dünyada geriliyor. Otoriterleşme yayılıyor ve asıl endişe verici olan şu; otoriterleşme batağına düşen ülkeler daha da otoriter hale geliyorlar. Üstelik otoriter rejimler artık rejim ihraç ediyorlar. Daha da ilginç olanı, otoriter liderler birbirleriyle ‘tecrübelerini’ paylaşıyorlar.

Bu açıdan iki örneği dikkatinize sunup Türkiye’yi bekleyen ‘büyük tehlikeye’ dikkat çekeceğim.

Malum olduğu üzere Venezuela son yıllarda çok popüler.

Ülke, zengin petrol ve altın yataklarına sahip olmasına rağmen dünyanın en büyük ekonomik krizlerinden birini yaşıyor. Venezuela’da yaşanan çöküşü ‘Yolun-sonu’ başlıklı yazımda anlatmıştım. 2,5 milyon insan ülkeyi terk etti.. Ülkedeki siyasi kaos iç çatışmaya doğru gidiyor..

İlaç bulunamayan, insanların açlıktan zayıfladığı bir ülke olan Venezuela’nın önünde şimdi daha büyük bir tehlike var; iç çatışma. Seçim şaibeleri yüzünden Maduro başta ABD olmak üzere demokratik ülkelerce tanınmadı. Guaido liderliğindeki muhalif hareket ise Maduro’yu tanımıyor.

REJİMİN MİLİSLERİ; ‘COLLECTİVOS’

Hugo Chavez iktidara geldiğinde ilk icraatlarından birisi ‘Kollektifler’ adlı milis yapılanmayı kurmak oldu. Devlet desteği ile tüm Venezuela’da örgütlenen ‘collectivos’lar rejimin toplumu kontrol etmek için kurduğu paramiliter güçler olarak biliniyorlar. Gerçi kendilerini rejimin destekçisi ve ‘hükümetin kalkınma programlarına katkıda bulunan ve mahallelerde devrimci çağrıyı besleyen toplumsal bir hareket’ olarak tanımlıyorlar.

Ancak rejimi korumak için elleri tetikte beklediklerini de söylüyorlar.

Mesela Maduro’yu indirme girişimlerine silahla yanıt vereceklerini ilan ettiler. En ücra kasabalarda bile örgütlenen bu yapılar sıkı bir Chavez ve Maduro hayranı. ABD’nin ülkelerini karıştırmaya çalıştığına inanıyorlar. Rejim adına toplumu kontrol etmek, gerektiğinde baskı uygulamak gibi bir misyonları var.

Bugünlerde ise hep bir ağızdan “Rejim tehlikede. Bizler milisleriz ve vakti geldiğinde silahlara sarılacağız” diyorlar. Bu gruplar polis tarafından silahlı eğitime tabi tutuluyorlar ve hükümet tarafından silahlandırılıyorlar. New York Times bu milis yapılanmaya dair uzun bir analiz yayınladı. Haberde yer alan bilgilere göre ‘collectivos’lar para aklamaktan uyuşturucu ticaretine kadar her alanda aktifler. Hükümet ise ‘rejime olan destekleri’ karşılığında bu faaliyetlere göz yumuyor.

İRAN’IN BESİÇLERİ KİME İLHAM KAYNAĞI OLUYOR?

Otoriter rejimler ve milis yapılanmalar deyince akla ilk gelen İran’ın ‘Besiç’leri.

1979 İran devrimi sonrası Ayetullah Humeyni tarafından kurulan Besiç’ler aslında Devrim Muhafızlarının alt kolu sayılıyor. Özel bir üniformaları yok ve sivil kıyafetliler. Bu yüzden kimin Besiç olduğunu anlamak mümkün değil. Fakat sokak olaylarına müdahaleleriyle ön plana çıkıyorlar. Ülke dışında ise rejim adına silahlı müdahalelere katılıyorlar.

Karargahları camiler. İddialara göre her camide bir Besiç odası var. Orada uzun namlulu silahlar tutuluyor. Üyelik işlemleri de bu odalarda yapılıyor. Çocukların bile Besiç olması mümkün. Hatta okullarda Besiç propagandası yapılıyor. Düzenlenen aktiviteler, piknikler ve kamp programları ile Besiç’e ‘gönüllü’ devşiriliyor. Ülkedeki her üç üniversite öğrencisinden birinin Besiç üyesi olduğu yada dolaylı destek verdiği, devlet memurlarının ise yüzde 65’inin milisler için çalıştığı belirtiliyor.

Her köyde bile örgütlü oldukları için rejim adına istihbarat toplama, toplumsal olaylara müdahale gibi kritik misyonlar eda ediyorlar. Besiç’ler rejim adına haraket ettikleri için yaptırımları da büyük. Bir Besiç militanı istediği arabayı durdurup arayabiliyor. Sözde maaş almıyorlar ama rejim onları ‘başka yöntemlerle’ motive ediyor.

Besiç’in asıl misyonu ise ‘rejimin kendini tehlikede hissettiği’ anlarda ortaya çıkıyor.

Devrim Muhafızlarının talimatı ile sokaklara çıkıyorlar. Dokunulmazlıkları var denebilir. Savaş zamanında halkı örgütlemek için kurulduğu iddia edilen bu yapı bugün halkı baskı altında tutmanın aparatına dönüşmüş halde. 2016 yılında Besiç milisleri bütün İran’da ev ev  dolaşıp çanak antenleri toplamış ve daha sonra ‘çanak anten yakma’ eylemleri organize etmişti. Rejim 2009’da yaşanan protestoları bastırırken Besiç çok kritik bir rol oynadı. Adeta rejimi kurtardılar. Besiç milisleri bugünlerde stokçularla ve piyasa spekülatörleri ile mücadele ediyorlar.

SİLAHLANIN ÇAĞRILARI VE PARAMİLİTER GRUPLAR

Son iki yılda iktidar ve uzantılarından yapılan ‘silahlanma çağrıları’ herkesin malumu.

Aralarında Melih Gökçek gibi siyasilerin yada Sedat Peker gibi mafya liderlerinin ‘rejimi korumak için silahlanma’ çağrıları, Erdoğan rejiminin 2017’nin son günlerinde çıkardığı 696 sayılı KHK ile daha da anlamlı hale geldi. Söz konusu KHK’ya göre “15 Temmuz darbe girişimi ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemler” kapsamına sokulacak girişimlerin bastırılması kapsamında hareket edecek sivillerin hiçbir sorumluluğu olmayacak.

Bu madde milis yapılara ‘cezasızlık’ olarak yorumlandı. Bir çok hukukçu söz konusu KHK’nın tehlikesine dikkat çekerken ‘rejim kendine bağlı milis güçler mi kuruyor?’ sorusu gündeme geldi.

Son dönemde adını sıklıkla duyduğumuz SADAT ve Halk Özel Harekat (HÖH) yada Osmanlı Ocakları gibi yapılanmalara yakından baktığınızda İran’ın Besiç yada Venezuela’nın ‘Collectivos’larının örnek alındığını görmek mümkün. Nitekim HÖH yada Osmanlı Ocakları’nın mensupları ‘Sokağa çıkmaları için Erdoğan’ın bir talimatının yeteceğini’ söylüyor. Nasıl ki İran ve Venezuela milis güçlerini istihbarat üzerinden koordine ediyor, SADAT başta olmak üzere çeşitli milis yapılanmalar doğrudan istihbaratın kontrolünde örgütleniyor. Besiç üyelerinin sahip olduğu dokunulmazlık yada yasal korumaya 696 sayılı KHK ile Türkiye’deki milis yapılanmalar da sahip oldu.

Sedat Peker ve AKP’lilerin çağrılarının karşılıksız kalmadığı da ortada. Son birkaç yılda yoğun bir silahlanma yarışı var. Bazı belediyeler ‘özel harekat kursu’ yada ‘özel güvenlik kursu’ adı altında eğitimler veriyor.

Sonuç olarak; İran’ın Besiç’i, Venezuela’nın ‘Collectivos’ları somut birer örnek olarak önümüzde duruyor. Erdoğan rejiminin başka otoriter ülkeleri kendine örnek aldığını bugüne kadar ki icraatlarından gördük. Erdoğan rejimi bir yandan kendine bağlı milis güçler oluştururken bir yandan da KHK ile onlara dokunulmazlık kazandırdı. Bu milis yapılar toplumu baskılayacak, muhalifleri ezecek ve bir karışıklık çıkması (ya da çıkarılması) halinde rejimin en büyük silahı olacak.

Bu noktada şu hatırlatmayı yapmakta fayda var; Otoriter rejimler en çok yıkılırken kan dökerler. Bu aşamada devreye milis güçleri girer ve rejimin bekası için muhalifleri, sivil halkı ve özellikle de aydınları katlederler. Yani silahlanma, örgütlenme çağrılarının şakası yok. Neler olabileceğini merak eden İran ve Venezuela örneklerine bakabilir.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin