AnaSayfa»Türkiye»Un, şeker ve yağ tamam. Sıra helvada

Un, şeker ve yağ tamam. Sıra helvada

Pinterest Google+

YORUM | VEYSEL AYHAN

Paylaşılan Değerler İttifakı (PDİ) veya İngilizcesiyle Alliance for Shared Values, (AfSV) geçtiğimiz hafta bir açıklama yayınladı. Fiili olarak Hizmet Hareketi’nin sözcülüğünü üstlenen kurumun açıklaması çok önemli vaatler içeriyor. Açıklamanın içeriği ciddi bir değişimi haber veriyor. Eğer kamuoyuna ve Hizmet tabanına verilen bu sözler uygulamaya geçerse hiçbir şey eskisi gibi olmaz.

Hizmet gönüllüleri içinde kafaları karıştıran veya iç yüzü bilinmediği için şüphe uyaran iddialar aydınlanır, tartışmalar sona erer.

Daha hayata geçmeden kâğıt üstünde bile moral veren, ümitlendiren maddeler, hayata geçtiğinde aşılamayacak problem olmaz. Açıklama bir tür mini “anayasa” gibi. Veya dibacesi. Yasaları, yönetmelikleri, tüzükleri de olacaktır, yazılıyordur.

Metin uzun bir çalışmanın ürünü. Üç yıldır üzerinde çalışıldığı söyleniyor. Dolayısıyla sehiv, yanlış ifade, ‘şunu kast etmemiştik’ gibi düzeltmeler söz konusu olmaması lazım.

Bazı maddeler çok önemli ve dikkat çekici:

  • HESAP VERMEK

“4. Karar verici olan, icra rolü üstlenenler; mesuliyet almak, şeffaf olmak ve hesap vermek durumundadır.”

Burada vaat edilen “hesap vermek” nasıl uygulanacak? Hangi müeyyideleri olacak? Bunlar kamuoyuna ilan edilecek mi?

Mesela şöyle cümleler okuyacak mıyız:

“Falan kişi tasarrufu altındaki şu miktar para ile kütüphane yaptırması gerekirken istişare meclisinde görüşmeden kendi kararıyla sınıf yaptırmıştır. Bu nedenle de görüşü ve savunması alındıktan sonra ‘şahsi tasarrufu’ netleşmiş ve görevden el çektirilmiştir.”

Veya

“Filan arkadaşımız bulunduğu kurumda hangi sebeple olursa olsun ülkenin vergi kanunları hilafına şu şekilde davranmıştır. İlgili şahıs el çektirilmiş ve ülkenin yerel yargı kurumuna suç duyurusunda bulunulmuştur.”

Aynı maddenin devamındaki

“…şahsi sebeplerden dolayı bu şartları sağlayamayanlar karar verici rolü üstlenmemelidir.”

Bu cümle yapısı bu tür yanlışlıklar karşısında müdahaleyi, hatayı yapanın iradesine bırakıyor. Bu yönüyle sıkıntılı. Şartları sağlayamayan bir insan kendi iradesiyle değil, bir başka irade ile o makamda tutulmamalı.

  • METAL YORGUNLUĞU VE YÜZ ESKİMESİ

Dikkat çeken ve çok önemli bir başka vaat şu:

“Bütün karar verici rolleri için dönem süresi ve sayısı belirlenmelidir.”

Bu madde ile herhangi bir kurumda uzun yıllar bulunma, metal yorgunluğuna düşme ve çevresine kendi benzerlerini toplamanın önüne geçilmiş oluyor. Böylece “adamcılık” engellenmiş oluyor.

Eğer çok başarılı ise bir başka ülke, bir başka kurum ondan istifade eder, kazanır. Başarısız ise ayrıldığı kurum kazanır. Ki denetleme ve gözlem yapılıyorsa bir başka ülke ve kuruma atama yapılmaz, böylece sıkıntılı olabilecek şahıslar tekrar görev almaz.

Bence tüm kararlar içinde en önemlisi bu. PDİ (Paylaşılan Değerler İttifakı) bu konuyu ve usulünü tavzih edecek, usul ve prensipleri yayınlayacaktır.

Mesela en üst heyetten en alt heyetlere kadar katılımcıların hizmet süresini 2 yılla sınırlamak, fevkalade faydalıysa 4 yıl devam ettirmek sonrasında ise bir başka hizmette görevlendirmek çok faydalı olacaktır. Bu usul, Hizmet kurumlarına canlılık getirecek, tabandaki istidatlı insanların gayri memnun bir şekilde kenara çekilmelerini önleyecektir.

Ayrıca haklı veya haksız biçimde Hizmet içinde “antipati” oluşturmuş şahısların bulundukları platformları güvensizleştirmeleri engellenmiş olur.

Kapsamlı bir madde ise şu:

“6. Kurumların yönetim kurullarında, liyakat ve çoğulculuk prensibine uygun şekilde farklı kesimlerin temsili esastır. Bu bağlamda esnaf, profesyonel, akademisyen, eski göçmen, yeni göçmen gibi kesimlerin ve özellikle pozitif ayrımcılık yaparak kadınların ve genç neslin yönetim kadrolarında bulunmaları sağlanmalıdır.

Bu “anayasa” maddesi nasıl hayata geçecek?

Mesela şu an bunun tahakkuku için neler yapılıyor?

Bu konuda bir ilerleme sağlandığında PDİ (Paylaşılan Değerler İttifakı) bunu kamuoyuna herhalde duyuracaktır.

  • TAYİN MESELESİ
  1. madde insan kaynaklarının tanzimi hakkında:

“9. İnsan kaynaklarının tespiti, geliştirilmesi ve ihtiyaç sahipleriyle buluşturulması konusunda objektif, rasyonel ve toplumun şeffafiyet normlarına uygun mekanizmaların kullanılması gerekir.”

Bu mekanizmalar hangi yolla kurulacak?

Tayinler artık nasıl gerçekleşecek? Usul ve esasları neler olacak?

Mesela A ülkesindeki bir yardım derneği için gerekli ve uygun personel, B ülkesinde ise bu görevlendirme usulü ne şekilde olacak?

İcap ve kabul şekli?

Şeffafiyeti temini?

  • ŞARKIN KİRLİ VE SİYASİ USULLERİNİ TERK ETME

En önemli maddelerden biri şu:

“10. Yukarıda zikredilen prensiplerin yaygın ve tutarlı bir şekilde uygulanabilmesi için hak sahipleri, kanaat önderleri, yönetim kurulu üyeleri ve üye adayları, yöneticiler ve yönetici adaylarına yönelik eğitim ve gözlem/denetleme planları yapılmalıdır.”

Bu maddeden anladığımız A’dan Z’ye Hizmet’in tüm kademelerindeki yöneticileri iki önemli faaliyet bekliyor:

A- Eğitim, B- Gözlem/denetleme

Eğitim işi nasıl gerçekleşecek?

Hizmet prensipleri nasıl anlatılacak?

Müfredat?

En zor iş gözlem ve denetleme. Denetleme yapacak personeli kim atayacak? Denetlenen yerler mi? Yoksa başka bir kaynaktan mı? Veya yönetim kurullarını atayan ve destekleyen katılımcılar mı? Bu konuların uzun müzakere ve istişarelerle sağlam bir usule bağlanması gerekir.

PDİ metnine henüz yer almayan şu konu ise bence çok çok önemli:

  • MAL BEYANI

Hocaefendi’nin en yakınındakilere ve Hizmet’te önde gelenlere sık sık tekrarladığı şu mesajları herkes hatırlayacaktır:

“Dünyada bir dikili taşınız olmasın!”

“Konumlarını şahsî veya yakınlarının dünyevî hayatları adına değerlendiren insanlar varsa, iki elim dünyada da ukbada da yakalarında olsun. Hakkımı helal etmiyorum.”

“Gönül ne kadar arzu ediyor ki, bu işe omuz verenler… kifaf-ı nefs edecek kadar bir şey bulurlarsa, onunla geçinsinler ve kendileri çekip gittiklerinde, arkalarında bir ev bile bırakmasınlar.”

“O, süt gibi duru, su gibi berrak ve toprak gibi mütevazı halini ömür boyu korumalıdır. Kendisinden öncekileri yiyip bitiren lüks, israf, debdebe ve ihtişam onun evinden içeri girememeli, hele gönlüne yol bulamamalı ve ona hükmedememelidir.”

“Bu hizmetin içinde bulunanlar sıfır olarak dünyaya geldiler. Giderken sadece sıfır değil, ‘sıfır ibni sıfır’ (sıfır oğlu sıfır) olarak gitsinler. Ekstradan Allah lutfetmiş, bir evleri olmuş, bir barkları olmuş. Ona bir şey demem. Fakat adanmış ruhun böyle şeyi olmaz.” 

“Bunun için ben 40-45 senelik arkadaşlarıma, ‘Sizin şahsî bir eviniz ve arabanız dahi olmasın!’ demiştim.” 

Bu çığırı açan zatın bakışı bu olunca Hizmet kurumlarında üst düzey ve kilit konumdaki insanların “sevad-ı azam”ı aşkın mal varlığı dikkat çeker ve kaçınılmaz olarak gıybet malzemesi olur.

Eğer esnaf değilsem ve bu ölçüleri aşan bir mal varlığım varsa bana düşen ya bunları dağıtıp Hizmet’ime şeffafiyetle devam etmek veya tamamen esnaf olarak hayatı sürdürmek. Bunu yapmaya elim gitmiyorsa beni bu dualiteden kurtarmak Hizmet arkadaşlarıma düşer.

Herkes farkındadır herhalde. Sürecin eli çok ağır. Her tashihin, her yanlışın bedeli çok ağır oluyor. Bu tenakuzlar giderilmezse bir gün hem ben hem de varlığım berhava olur. Benimle beraber bu dualiteyi seyredenlerin de ödeyeceği bir bedel mutlaka olur.

Mal varlığımı miras yoluyla elde etmiş olsam bile bunu açıklamayarak insanları günaha sokmaya hakkım yok. Şeffafiyet bu konuda çok önemli.

Efendimiz’in (sav) Safiyye Validemizi yolcularken onları gören bir iki sahabenin su-i zanna girmesini önlemek maksadıyla nikabını kaldırmasını ve “Bakın, bu benim hanımım Safiyye’dir” demesi insanları günaha sokmamak için önemli bir ölçü.

Benim Hizmet’te yönetici bir pozisyonum, temsil konumum varsa göreve başlarken de bırakırken de mutlaka mal varlığımı beyan etmeliyim.

  • HİZMET’İ İLKELERE SABİTLEYİP MÜEYYİDELERLE KORUMAK

PDİ (Paylaşılan Değerler İttifakı)’nın ilan ettiği maddelerle “Hizmet” şahısların sırtından alınıp prensip ve kaidelerden oluşan yıkılmaz ve esnemez sütunların üstüne taşınmış oluyor.

Konumunu kaybetmek istemeyip bu şeffaflaşma adımlarına engel olmak isteyen çıkar mı?

Bilmiyorum.

Allah Rızasını kazanmak için yola çıkmış bir kitlede sadece Allah’a karşı konumunu koruma endişesi olması lazım. Ama hasbelkader böyle yapan çıkarsa da bunu aşmak “Sürec”in olgunlaştırdığı ve bağışıklık sistemini geliştirdiği Hizmet gönüllüleri için zor olmayacaktır.

Önceki Son 10 Yazı:
Yunus’un erik ağacı - 26 Kas 2018
Sizce dünyada en zor şey nedir? - 19 Kas 2018
İkinci 15 Temmuz mu? - 12 Kas 2018
1908’den 2018’e hırsızlık destanı - 08 Kas 2018
Ne bekliyorduk? Ne bekliyordunuz? - 01 Kas 2018
O günlerde yaşasaydık… (4) - 20 Eki 2018
O günlerde yaşasaydık… (3) - 19 Eki 2018
O günlerde yaşasaydık… (2) - 18 Eki 2018
O günlerde yaşasaydık… (1) - 11 Eki 2018
Muhaceret albümünden portreler (2) - 27 Eyl 2018
önceki yazı

Önemli olan…

Sonraki yazı

Türkiye artık 'aile şirketi', alınacak kararlar da 'ticari sır'

1 Yorum

  1. polat
    3 Aralık 2018 at 08:26 — Cevapla

    merhaba sizlerin yazdıkları ve AFSV nin paylaştıkları Türkiye’de tartışılmıyor konuşulmuyor taban yaşananlardan haberdar edilmiyor ancak bir rüya görülse anıda dolaşıma sokuluyor yurt dışını bilmem ama yurt içi o dualite den çok zor kurtulur hizmet insanlarının yönetici konumundaki olanlar kısada olsa yurt dışında yaşamaları gerek değişmek kolay değildir hayatınız çevreniz katı milliyetçilik muhafazakarlık devletçilik hamuruyla yoğrulmuş unuz böyle hak hukuk adalet demokrasi insan hakları kolay sindirilebilir şeyler değil

Değerli Okurumuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir