Uğurlar olsun… Şimdi!

HABER-YORUM | SEMİH ARDIÇ

31 Mart 2019 Pazar günü yapılan Mahallî İdareler Genel Seçimi’nde sandıktan çıkan iradeyi tanımamak ve mührü Ekrem İmamoğlu’na vermemek için bahane üstüne bahane bulan Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) mukadder neticeden kaçamadı.

Yüksek Seçim Kurulu (YSK), Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ile İyi Parti’nin müşterek adayı olarak seçime giren Ekrem İmamoğlu’na mazbatasını 18 günün akabinde 17 Nisan Çarşamba akşamı teslim etti.

SANDIK DARBESİ TERS YÜZ EDİLDİ

31 Mart akşamı Anadolu Ajansı ve AKP işbirliğinde tertip edilen sandık darbesinin ters yüz edilmesinde en fazla pay İmamoğlu’na ve ona destek veren milyonlarca seçmene aittir.

Devlet imkânlarını fütursuzca kullanmaktan imtina etmeyen Saray’a ve medya sansürüne rağmen sokaktaki insanın muhabbet ve desteğini kazanmayı başarmış, duru ve azimli bir isim değil de alışılmış siyasetçi profilinde kibirli, defolu ve korkak bir isim 31 Mart’ta AKP’nin rakibi olsaydı CHP ve İyi Parti sandıkta kazanılmış seçimi masada kaybetmişti.

ZİNDE KUVVET MASKEYİ DÜŞÜRDÜ

Halkın iktisadî krizde sandıkta Saray’a iyi bir ders vereceği belli olduğu halde sandığı ne yapıp edip lehine çevirmekte mahir AKP’nin uzun elleri bu sefer karşısında hiç ummadığı kadar zinde bir CHP’li görünce faş oldu.

AKP’den aldığı sandık neticelerini AKP’nin işine gelecek şekilde sıraya koyarak medya kuruluşlarına servis eden Anadolu Ajansı’nın idareci ve editörlerinin maskesi de düştü.

Milletin vergileri ile maaşı ödenenlerin sandık hilesine alet olmasının ne gazetecilikle ne de insaniyetle alakası var. Bundan böyle hiçbir şey AA için 1 Nisan’dan öncesi gibi olmayacak.

İmamoğlu gibi çetin bir cevizle karşılaştıkları için baltayı taşa vurdular. AA Genel Müdürü Şenol Kazancı da bilerek taraf olduğu 31 Mart darbesinin kaybeden isimlerindendir,

YATCAZ KALKCAZ BAŞKAN: BİNALİ YILDIRIM

O gece sandıktaki iradeyi çalmak için sahneye çıkarılan ve “Teşekkürler İstanbul” afişlerini şehrin dört bir tarafına gece yarısı asılmasına itiraz etmeyen Binali Yıldırım hazin finaller serisine bir yenisi daha ilave etti.

Kaybedilmiş bir muharebede teslim olmak istemeyen kumandanın oyalama sefiri rolüyle siyasete veda etti. “Son Başbakan” unvanı vardı, artık kendi tabiri ile “yatcaz kalkcaz”, “kaybeden başkan” gibi unvanların da sahibi oldu.

Bin küsur odalı Sarayı Erdoğan bugünler için inşâ etmemiş miydi? Odadan ve koltuktan bol ne var Saray’da!

Erdoğan kendisine bir unvan lutfeder nasıl olsa! O da Erdoğan’ın değirmeninde öğütülmüş daneler gibi çeker bir koltuk oturur üzerine.

BAŞKUMANDANIN MAĞLUBİYETİ


Meydan meydan dolaşıp altı üstü belediyecilik hizmetlerini ifa edecek isimlerin seçileceği bir oylamayı “beka meselesi” diyerek bir meydan muharebesi haline dönüştüren AKP lideri ve Başkan Recep Tayyip Erdoğan kendi mağlubiyetinin 1’inci derecede fâilidir.

İstanbul’u kaybetmenin Türkiye’yi kaybetmek olduğunu günler ilerledikçe mağlup başkumandan da onun neferleri de iliklerini kadar hissedecek.

YSK nezdinde itirazlar neticeyi değiştirmedi, değiştiremedi. Zira halkın mesajı su kadar berraktı.

Meydan muharebesini kaybettiği 31 Mart akşamı balkona yalnız çıkmadan evvel parti genel merkezinde önüne geleni ağır hakaretlerle sağa sola savururken dışarı aksettirdiği ağır mağlubiyetin tescilini biraz geciktirdi o kadar.

EVRAK KAÇIRMA AVUNTUSU

Oyalama döneminde patlak veren “evrak kaçırma” haberlerini fazla kale almaya lüzum yok. Devlette ne bir evrak fazla ne bir evrak eksiktir. İşledikleri zimmet, irtikap ve rüşvet suçlarının sadece üzerini örtebilmişlerdir okadar…

İşledikleri suçların delilleri bütün çirkinliği ile Büyükşehir Belediyesi arşivinde duruyor. 18 gün zarfında belediyeyi ateşe verseler yine de işlenen suçların delillerini imha edemezlerdi.

İmamoğlu hep iktidarda kalacakmış gibi pervasızca rant dağıtan AKP kadrolarından hesabını sormak istediği an iki komisyon kurar ve kirli dosyalar birer birer açılır.

Sayıştay’dan kendi belediyesinin geriye dönük hesaplarını tetkik etmesini de talep edebilir.

Bütün bunlar bundan sonra öncelik sırasına göre yapılacak idari işlemlerdir. İmamoğlu vatandaşın beklediği hizmeti aksatmadan vakur bir eda ile mesaiye başladığında halkın desteğini hep yanında hissedecektir.

YENİ DİNAMİKLER VE YENİ GÜÇ MERKEZLERİ

Erdoğan’ın seçimi iptal etmesine Türkiye’nin 31 Mart akşamında şekillenen yeni dinamikler ve yeni güç merkezleri müsaade etmedi.

Seçimin iptal edilmesi iki gün evvel ifade ettiğim gibi ekonomiyi yerle bir ederdi. Venezuela’yı mumla arar hale gelirdi Türkiye.

Demokrasinin nisbi emarelerinden sandığı bile tamamen ortadan kaldıracak bir hamle Erdoğan’ı sandıkla devirme ihtimalini tamamen bertaraf edebilirdi.

Neyse ki kriz şartları bu teşebbüste Erdoğan’a “Hayır!” diyen cenahın elini kuvvetlendirdi. Kriz bu manada Türkiye’yi yeni bir badiren kurtaran can simidi oldu. Kavramların günden güne farklı fonksiyonlar icra ettiği günlerden geçiyoruz.

KORKU DUVARI AŞILDI

Bu saatten sonra ne AKP’nin ne de yedek lastiği gibi görünen truva atı Milliyetçi Hareket Partisi’nin itirazlarının zerre kadar hükmü yok.

Erken zafer vehmine kapılmamak kaydıyla değişen dinamikleri dikkatle takip edenler memleketi içine düştüğü çukurdan el birliği ile çıkarabilir.

YSK her iki partiden gelen itirazlara itibar etmeyecektir. Haddizatında seçimin iptalini elzem kılacak müşahhas delil de yok o itirazlarda.

Devran dönüyor… Erdoğan’ın işine gelmeyen bir iş hasıl olduğunda medya üzerinden pompaladığı “ezecek, mahvedecek” korkusu da ilk defa mağlup edilmiştir.

Korku duvarı aşılmıştır. Yenilmez denilen Erdoğan kalelerini birer birer terk etmek mecburiyetinde kalmıştır.

“YA HEP YA HİÇ!” ZİHNİYETİNDEN KURTULALIM

Bilvesile toptan bir bakış açısı ile Erdoğan’ın akşamdan sabaha gideceği tarihi vermek ne kadar ham hayalden ibaretse “Mümkün değil, gitmez! Kriz olsa da gitmez!” teslimiyeti de o kadar vahim bir hatadır.

 

Devletler de iktisadî, siyasî ve içtimaî pek çok dinamikten müteşekkil bir bünyedir. Bünyeyi tahrip eden hastalığın derecesine göre düzenli tedavide ısrar etmekten başka çare yoktur.

Tedaviden netice almak ve mikrobu tesirsiz hale getirmek veya mikrobun bozduğu hücreleri cerrahi müdahale ile söküp almak herkesi terletecektir. Bu ameliye haliyle vakit alacaktır.

Halk üzerine düşen vazifeyi Türkiye’nin mevcut ikliminde fazlasıyla yaptı. Emaneti devralan Ekrem İmamoğlu halkın iradesine sahip çıktı.

İKTİDARLARIN KORUYUCU MADDESİ RANTTIR

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olarak girdiği binada mührü devraldığı Mevlüt Uysal giderayak nezaketsiz cümleler sarfetti.

O sözlerin akabinde “Müsaadenizi isteyelim.” diyen Uysal’a İmamoğlu, “Uğurlar olsun.” diyerek kapıyı gösterdi.

Halkın can derdinde olduğu bir devirde bile koltuğa yapışıp kalmış AKP’liler şunu göstermiştir ki sayelerinde siyasî İslam cereyanı mum gibi eriyor.

Bu karanlık devir hırsızlık, istibdat ve zulümle anılacak.

31 Mart gecesinde ilk umut ışığı parlamıştır.

İktidarların koruyucu maddesi ranttır. AKP için o maddenin menbaı İstanbul ve Ankara idi.

Rant eksildikçe iktidardakilerin raf ömrü de kısalır.

Hakikaten bu zihniyete uğurlar olsun. Şimdi…

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin