Tanıştırayım, zihin savcısı ‘John’ Bozkurt [Ahmet Dönmez, yazdı]

İspanyol yönetmen Jorge Calvo Dorado’nun 2013 yapımı psikolojik gerilim filmi Mindscape’de (Zihin Okuyucu) karşımıza çıkmıştı bu bellek dedektifleri. Filmin baş karakteri Dedektif John Washington, insan zihninin içine girip anılar arasında yolculuğa çıkıyor, yaşananları sanki oradaymış gibi izliyor, tanık oluyor ve suç olaylarını bu sayede aydınlatıyordu. Meğer bu mindscape yöntemi Türkiye’de de uygulanmaya başlamış. Hem de yargıda! İleri demokrasinin ileri teknoloji ürünü yargısı böyle olur. Şu son gazeteci iddianamesi olmasa haberimiz olmayacaktı. Savcı İsmet Bozkurt, adeta köşe yazarlarının, gazete yöneticileri ve ajans çalışanların belleklerine girip neyin ne olduğunu çözmüş. Kim din istismarı yapıyor, kim aslında ‘öyle bir kastı yokmuş gibi’ görünse de darbeye zemin hazırlıyor, kim ‘aslında suç unsuru taşımıyormuş gibi’ yazsa da aslında darbeye niyetli, hangi yazarın gerçek maksadı ne, melek yüzlü gazeteciler aslında ne melanetler peşindeymiş hepsini bir bir dökmüş ortaya. Vallahi aşkolsun Savcı Bey! Pes doğrusu!

Yani bir ara ‘Acaba bu iddianameleri Yiğit Bulut mu yazıyor’ diye işkillenmedim değil. Hani telekinezi melekinezi yöntemleri ile bir takım kör noktalara nüfuz edip gerçeği ortaya çıkarmış olmasındı. Baksana bizim kerli ferli köşe yazarları, iddianamede fara tutulmuş şaşkın geyikler gibi kalakalmış. Ama değil. İstanbul’da savcılar varmış meğerse.

‘GÖRÜNÜRDE NORMAL ELEŞTİRİ GİBİ GÖRÜNSE DE…’

Mesela neyi ortaya çıkarmış bizim ‘bellek savcısı’ John Bozkurt? Bu Gülen cemaatinin ‘evrensel değerler ile ima ve töhmet yollu’ tehditleri varmış yahu. Örneğin 12 Kasım 2012 tarihinde Ali Ünal, dershanelerin kapatılması için “Özel müteşebbis hürriyetine müdahale” demiş. İddianamede şöyle diyor Bozkurt: “Görünürde normal bir eleştiri gibi görünen bu düşünceler, Türkiye’de dershanelerdeki muazzam payı dikkate alındığında FETÖ-PDY’nin menfaatlerini savunmak için sarf edilmişti.”

Yani azizim, hiç öyle ‘özel teşebbüs hürriyeti-mözel teşebbüs hürriyeti’ gibi alengirli-afili Anayasal kavramlarla kamufle edemezsin kötü niyetini. Görünürde normalmiş gibi duran bu düşüncenin altında ne hinlikler yattığını Dedektif İsmet Washington’dan daha mı iyi bileceksin canım!

Bakın devamında Zaman’ı nasıl ‘suçüstü’ yapıyor bellek savcımız: “Örgüt menfaatleri doğrultusunda hükümete yönelik eleştiri dozajını artıran ve hukuki müeyyidelerden etkilenmemek amacıyla hükümete profesyonelce imalı ve şifreli ya da üstü kapalı hakaretler yağdıran Zaman (…)”

Yani sen istediğin kadar suç unsuru taşımayan, hukuki müeyyidelere karşı dikkatli bir dil kullan. Senin dilinin altındaki imayı da şifreyi de üstü kapalı hakareti de baklayı da leblebiyi de ‘leb’ diye anlayacak bir Savcı var karşında. Hey yavrum hey! Dünkü yazımda boşuna ‘yerli Mayk Hammer’ demedim ben ona! Benim Hasanımın Hans’tan, İsmet’imin Simith’ten ne farkı var?

Sadece bunlar değil efendi, bak daha ne gizli kodları çözmüş savcı. “(…) alınan kararı (dershaneleri kapatma), eğitime darbe vurmaya yönelik bir uygulama olarak okuyucularına sunmakla kalmamış, komplo ve kumpaslarla hükümeti hedef alarak devirmeyi hedeflemiştir.” diyor iddianame. Bak görüyor musun şeytanlığı? Anadolu’da bir söz vardır; ‘ağzının yuvarlanmasından Osman diyeceği belli’ derler. Bu cemaatin de darbeye hevesi varmış tevekkeli, ikide bir olur olmaz yerde yok ‘eğitime darbe’, yok ‘özel teşebbüse darbe’ diyerek darbe sevdasını subliminal subliminal açık edermiş meğerse. Helal olsun savcıya, anında foto-finiş…

GÜLEN ASLINDA ZARRAB’IN ALTINLARINI KASTEDİYORMUŞ

Peki şuna ne demeli? Fethullah Gülen, 20 Ekim 2013 tarihli sohbetinde, “(…) ‘Siz böyle dünyeviliklere tapıyorsunuz esasen. Allah’a tapmıyorsunuz siz, Allah’a tapacağınız halde benim ayağımı vurduğum yerin altındaki şeye tapıyorsunuz’… Şimdi bu da meselenin bi yorumu… Şimdi meseleyi birinci şıkka bağlayarak, onu idama mahkum etmek isteyen insanlar olur yani. Ama meseleyi ikinci şıka bağladıkları zaman; öyle baktıkları zaman, tebliğine gittikleri zaman, işin arkasını araştırmaya, altına inmeye baktıkları zaman, altı dolu mu değil mi, öylemi değil mi baktıkları zaman diyecekler ki; yav ne güzel, hakkaten bu bir altın. Ne diyor? Vurma mı? Altın Vuruş yaptı, bir Altın Vuruş yaptı…” demiş.

Tırnak içi, aynen iddianameden alıntı. Siz bunu, ayağının altına gömülü altınları kastederek, “Sizin taptıklarınız benim ayaklarımın altındadır” diye kinaye yapan Muhyiddin-i Arabi zannetmeye devam edin ey saflar. Neyse ki savcılarımız sizin gibi sıradan insanlar değiller. Gülen’in orada Reza Zarrab’ın altınlarını kastettiğini ve 17 Aralık soruşturması için mesaj verdiğini kim akıl edebilirdi ki? Tabi ki süper zekâ İsmet Bozkurt. Siz onu sıcak yatağında yatıyor zannederken o aslında seyr-ü süluk halinde, Gülen’in zihnine girmiş kazı yapıyordu. Öyle buldu çıkardı o altınları oradan. İddianameye de aynen şöyle yazdı: “(…) herhangi bir kişiyi ya da kurumu hedef göstermese de dini bir menkıbeden yola çıkarak sohbeti farklı bir boyuta taşımakta ve 17-25 Aralık soruşturmaları sırasında gündeme getirilecek olan ‘altın’ meselesine vurgu yaparak örgüt tabanına mesaj vermektedir.”

Bak, ince işçiliğe bak! Adeta bir sarraf gibi… Diyor ki, “Aslında herhangi bir kişiyi ya da kurumu hedef göstermese de (…)” diyor. Yer mi bunu Anadolu savcısı! Yememiş içmemiş, bu dahiyane bulguyu iddianamesine yerleştirmiş. Afferin ona!

AKIN İPEK, HİMMET PARALARINI ALTINMIŞ GİBİ GÖSTERMİŞ

Sahi, altın demişken… İddianamedeki bir diğer parlak tespit de Akın İpek’in altınları ile ilgili. Yani ‘olmayan’ altınları… Bozkurt diyor ki, “(…) Hamdi Akın İpek’in ortağı bulunan Koza Holding A.Ş. ve bağlı diğer şirketlerin himmet adı altında toplamış oldukları paraları altın üretiminden kazanmış gibi göstererek (…)” Noldu, çok mu aradınız altınları? Ara, tara, tırım, tırıs; yok değil mi! Onlar aslında yok, onlar aslında Akın İpek’in süperegosu. Yani Akın İpek o kadar altın madeninde sabah akşam davul tozu öğütüyormuş meğer. Koca holdingi de himmet paralarıyla kurmuş. Delil mi? “Delil benim işte” diyor ordan Dedektif John Bozkurt! Daha ne delili istiyonuz?

Zaman Gazetesi yazarı Şahin Alpay’ı da fena sobelemiş mesela. İddianamede, “24 Aralık 2013 tarihinde Alpay, ‘Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün yaşananlara seyirci kalmaması gerektiğini’ vurgulayarak kurumlar arasında çatışma yaratmayı hedeflemiştir.” diyor. Siz şimdi buradan, Anayasa’ya atıf yapar Cumhurbaşkanı’nın görevlerini filan hatırlatmaya kalkarsınız. Yapmayın öyle şeyler. Neyin ne olduğunu siz bellek savcısından daha mı iyi bileceksiniz?

Peki şuna ne diyeceksiniz bakalım: 18 Ocak 2014 tarihli Zaman gazetesi, “MİT’ten skandal talimat: tüm dini grupları izleyin” manşeti ile çıkmış. Böylece Zaman, bir sonraki gün MİT tırlarına yapılacak operasyon öncesinde MİT’i hedef göstermiş. Yahu iddianame öyle diyor.

Keza 22 Temmuz 2014 tarihli sahur operasyonu… Aynı gün Zaman gazetesinin o dönemki Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı, henüz operasyon başlamadan “Ey Mazlum, başına ne gelirse gelsin sen hep dik dur, yılma, yıkılma ve unutma ki zulüm kalıcı değildir…” şeklinde tweet atmış. Savcı, iddianamede diyor ki, “Bu yazıda Dumanlı’nın siyasi düşüncelerini desteklemek maksadıyla İslami bir söylem kullanarak din istismarı yaptığı görülmüştür.”

Yetişmiş bir Türk savcısı, aynı zamanda en az Hayrettin Karaman kadar teolog, en az Nevzat Tarhan kadar da telekinezi uzmanıdır. Bu böyle biline! Kimin din istismarı yapıp kimin samimi olduğuna o karar verir. Hem zaten o Dumanlı’nın beynine de girmiş ve asıl düşüncelerini okumuştur. Sen gerisini savcının külahına anlat!

‘GÖRÜNÜRDE SUÇ UNSURU TAŞIMASA BİLE…’

İddianamenin en sonunda şüphelilerin isimlerini sıraladıktan sonra (çoğu şüphelinin adı sadece bu listelemede geçiyor, onun dışında iddianamenin hiç bir yerinde adı yok) Sayın Washington asıl ‘altın vuruş’u yapıyor: “(…) FETÖ-PDY medya organlarında görev yapan köşe yazarlarının; yazı başlıklarının ve yazılarından seçilen kısımların ‘cımbızla çekilip’ alınmadığı (iddianamede), konjonktürel ve tarihi perspektifle bakıldığında bu yazılardaki ifadelerin ‘mecaz’ ya da ‘metafor’ olarak izah edilemeyeceği, genel olarak operasyonların ve yargı sürecinin devam ettiği dönemlerde kaleme alınan yazılarda Hükümete sadece muhalefet yapılmadığı veya eleştiri yöneltilmediği; görünürde suç unsuruna rastlanılmayan yazılarında dahi basın ve ifade özgürlüğünün sınırlarını aşarak devlet yetkililerinin ve kurumlarının haklarını ihlal niteliğinde ifadeler kullandıkları (…)”

Dedim size, nasıl bir bellek avcısı ile karşı karşıya olduğumuzu görün artık. Yazarların kendisinin bile farkında olmadığı, şuur altındaki tüm madrabazlıklardan haberi var canım savcımın. Velev ki ‘görünürde suç unsuru taşımasa bile’… Savcı dediğin odur ki, aslında suç maksadı taşıyıp da yazıya döküldüğünde suç unsuru taşımıyormuş gibi görünen gerçek niyet ve emelleri bile karga-tulumba yakalar. Yani iddianamede o bölümler her ne kadar cımbızla çekilip alınmış gibi dursa da öyle değil aslında. Sakın yanlış anlamayın. Ayrıca Sayın Savcım ‘mecaz’ nedir, ‘metafor’ nedir hepsini bilir Alimallah! Bunların hiçbirinde o tür sanatlar, kalem oyunları yoktur. Savcım onların cemaziyülevvellerini bilir, bakmayın siz. Olaylara tarihi perspektifle bakmayı bildiğini de lütfen dikkatlerinizden kaçırmayınız.

KÜLYUTMAZ İSMET

O değil de, yahu deminden beri adama John Washington deyip duruyorum. İnsan bir uyarır. Halbuki bizim Külyutmaz Necmi’miz var değil mi? Daha bir yerli ve milli. Hani şu Hababam Sınıfı’nın Külyutmaz’ı. Hani kimseye kopya çektirmediğini zannederken haylaz öğrencilerin birbirine kendi pantolon paçasında, ceket astarında kopya ulaştırdığı Necmi Öğretmen. O işte, o. Necmi Bozkurt. Pardon İsmet Külyutmaz. E zaten bizim savcının külyutmazlığı da o kadar işte canım.

1 YORUM

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin