AnaSayfa»Yazarlar»Cemil Tokpınar»Süreç ne zaman bitecek?

Süreç ne zaman bitecek?

Pinterest Google+

Yorum | Cemil Tokpınar

Yaklaşık beş yıldan beri en çok muhatap olduğumuz soru bu:

Süreç ne zaman bitecek? Masumlar ve mazlumlar ne zaman rahat bir nefes alacak, her gün her gece ağlayanlar ne zaman gülecek?

En sonda yazacağımı en başta söyleyeyim: Bu zulüm ve istibdat süreci bütün dünyayı kaplayıp kıyamete kadar da devam etse, hak bildiğimiz yoldan asla dönmeyeceğiz. Sabır ve tahammül göstererek dua ve tazarru ile Rabbimize iltica edip hizmet ve ibadetle Onun rahmet ve inayetini istirham edecek, iman ve Kur’an davasına sebat ve sadakatle hizmete devam edeceğiz, inşallah.

Ama öyle inanıyoruz ki, zulmün ömrü kısaldı, gücü azaldı ve kısa bir müddet sonra süreç son bulacak. Bir gün karlar eriyecek, bahar gelecek, kardelenler açacak, yangın sönecek, hizmet adına kaybettiğimiz her şey inşallah on katıyla telâfi edilecek.

Peki, hem kıyamete kadar da razıyız diyoruz hem de kısa bir müddet sonra bitecek diyoruz, bu bir çelişki mi?

Hayır, asla çelişki değil. Çünkü biz Rabbimizin hikmetine, takdirine, istihdamına inanıyor, güveniyor, boyun eğiyoruz. Ondan şikâyetçi olamayız, kaderi tenkit edemeyiz, İlâhî takdiri sorgulayamayız. Bizim imanımızın, teslimiyetimizin, tevekkülümüzün gereği, takdire boyun eğeriz. Tabiî bunlara inandığımız kadar Onun rahmetine, inayetine, adaletine de inanıyoruz.

Ezelî hikmet, hizmet hareketi hakkında, tüm zamanlar içinde eşine ender rastlanan bir imtihan takdir etti. Yaşadıklarımız, bir yönüyle Asr-ı Saadetin Mekke dönemindeki işkence ve mahrumiyetlerini, bir yönüyle Medine’deki sıkıntıları, başka bir yönüyle Emevîler döneminde Ehl-i Beyt’e yapılan zulümleri hatırlattığı gibi, insanlık tarihindeki farklı zulüm ve istibdat dönemlerindeki uygulamalara da benziyor.

Bir şekilde taraftar olan veya gönül verenlerin sayısı milyonları bulan bir hareketten söz ediyoruz. Zulümler ise envaiçeşit. Mahpus, mazlum, mahrum, mevkuf, muhacir, maktul, mecruh olduğu gibi parçalanmış aileler, malları gasp edilenler, işleri, meslekleri ellerinden alınanlar ve bu zulümden etkilenenler milyonları aşmış durumda.

Sürece bütüncül bakılmalı

Peki, neden kader buna fetva verdi? Niçin Rabbimiz bu zulümlere izin veriyor? Kısaca, süreç niçin başladı ve devam ediyor?

Bunun belki yüzlerce sebebi var. Bir sebebe indirgersek, bütüncül bakmazsak yanılırız. Bu sebepleri detaylarıyla ele almak çok uzun olur. Ancak sınıflandırmak gerekirse, sürecin maddî sebepleri var, manevî hikmetleri var, imtihan yönü var, küresel ve ülke içindeki güçlerin payı var, bizim eksik ve hatalarımız var, hatalara keffaret yönü ve dereceleri yükseltme yönü var. Bunlar bugüne kadar çok işlendi, tek tek detaylarıyla saymayacağım. Ama bazen yapılan bir hata var: Küllî bakmamak, bütüncül ele almamak!

Süreç bir şekilde açıklanamaz, sadece bir sebebe odaklanılmaz, birisi bir sebebi anlattığında diğerlerini inkâr ediyor anlamı çıkarılmaz.

Bu arada bize bakan yönüyle yapılan bir hata da var.

Hizmet hareketinden bazı kardeşlerimizin, “Ne yaptık da herkesi kendimizden bu kadar nefret ettirdik?” sorusunu asla doğru bulmuyorum.

Neden?

Çünkü biz bu ülkeye ne kötülük yaptık ki? Ülkeyi ıslah için baştan başa okul, yurt, sendika, hastane, vakıf, dernek gibi hizmet kurumlarıyla donatmaktan başka ne yaptık? Evde anne ve babasının eğitemediği çocukları, maddî ve manevî yönden eğitip şefkat ve sevgiyle kucaklamaktan başka ne yaptık?

Devlet gücüyle en iğrenç ve pespaye bir şekilde yalan ve iftiralarla, komplo ve kumpaslarla yürütülen bir algı operasyonuna mağlup olan milletin bir kısmı Hizmet hareketini yanlış değerlendiriyorsa suç cemaatte midir? Birileri habbeyi kubbe, pireyi deve yapıyorsa, sorumlu biz miyiz?

Bunu söylemek, hiçbir kusurumuz, eksiğimiz, hatamız yok demek değildir. Elbette ülkesel ve küresel bir hizmetin içinde elbette bazı problemler ve hatalar olabilir. Bunlar da insaf, hikmet ve objektiflik içinde değerlendirilmeli, ders çıkarılmalı, tedbir alınmalı, ayrı konu.

Ama şunu bütün zerrelerimle kâinata haykırabilirim ki, Hizmet hareketi mensupları şimdiki zulmü hak edecek bir şey yapmadı. Yaptıkları, bütün ülkeyi ve dünyayı saran bir eğitim, barış, iyilik seferberliğiydi sadece.

Fert seviyesinde hatalar varsa da, “suçun şahsîliği” kuralınca genelleştirilemez, sadece evrensel hukuk kuralları içinde ve adil bir şekilde gereken cezası verilebilirdi.

Her neyse…

Tekrar başa dönelim: Süreç ne zaman bitecek?

Süreç, imtihanın hikmetini anlayıp uygun hareket ettiğimiz zaman, Rabbimiz takdir ettiği neticelerin gerçekleştiğini kabul edip “yeter” dediği zaman, zalimlerin haddi aşma sınırları gayretullaha dokunma seviyesine geldiği zaman, zulümde birleşen menfaat ve güç odakları birbirine düştüğü zaman, bugün Allah’ı, ahireti, ölümü, hesabı, azabı düşünmeden zulmeden azgın azınlık tökezlediği zaman bitecek…

Sürecin bitmesi için neler yapılmalı?

Burada bize bakan yönü, imtihanın hikmetini anlayıp uygun hareket etmektir.

Bunlar nelerdir?

  1. Tam bir ihlâs, samimiyet, sebat ve kardeşlikle hizmete sarılmak,
  2. Rahatımızı bozacak ve canımızı acıtacak seviyede mağdur ve mazlumların muavenetine koşmak,
  3. Dua, ibadet ve evraddaki kusurlarımızı gidermek, eksiklerimizi tamamlamak, keyfiyetimizi arttırmak,
  4. Birbirimize düşmemek, tam ittifakı sağlamak, bir olup rahmet ve inayeti celp etmek,
  5. Zulmü bütün dünyaya duyurup evrensel bir duyarlılık oluşturmak,
  6. İlk yılların saffet ve samimiyetine benzer bir şekilde uhrevî boyutlu düşünmek gibi hususlardır.

Ehl-i kalp bir kardeşimiz “süreç ne zaman bitecek” diye niyetlenerek bir istihare yapıyor. Kendisine genel anlamda tevbe etmek, helâlleşmek, kardeşliği tesis etmek tavsiye ediliyor. Tabiî ki bu da yapılacakların tamamı değil, sadece bir tanesidir.

Peki sürecin bitmesine zaman verebilir miyiz?

Bugüne kadar kim vermiş ki… Kim verebilir ki…

Bugüne kadar görülen binlerce rüya ve yakazada verilen müjdeler, tamamıyla sahihtir, sadıktır, gerçektir.

Ancak verilen müjdeler, bazı şartlara bağlıdır. O şartlar gerçekleşmezse müjdeler de ertelenir veya gerçekleşmez.

Konumuzla ilgili Hocaefendi’nin 2014 Şubat’ında yaptığı sohbetten bir örnek:

“Başımıza gelen musibetlerden murâd-ı ilâhî bizim kendisine yürekten dönmemiz ise, döneceğimiz âna kadar o musibetler gırtlağımızı sıkar ve devam eder. Kendisine dönmemiz için o musibetleri salması bile bir yönüyle rahmetin ayrı bir tecellî dalga boyudur. Kullarını Kendisine döndürmenin bir vesilesi onları ızdırar içinde bırakmak ve bütün sebepleri ellerinden almaktır; ta ki nur-u tevhîd içinde sırr-ı ehadiyeti duysun, görsün ve hissetsinler. Yunus ibn Mettâ (alâ seyyidinâ ve aleyhisselam) gibi ‘Lâ ilâhe illâ ente subhâneke innî küntü mine’z-zâlimîn’ desinler. Geceleri yataklarından fırladıklarında abdest alsın, başlarını yere koysunlar. Gözleri yaşarmıyor ve ağlamıyorsa, kendilerini levmetsinler; ‘Yuh bana, bu kadar da katı kalblilik olur mu?’ desinler. Gözlerinin yaşlarını salabiliyorlarsa, o esnada ellerini Allah’a açsınlar, ‘Allahım bütün ümmet-i Muhammed’den belaları, musibetleri def eyle, hususiyle memleketimizde bozulan vifak ve ittifakı temin buyur; çünkü o, Senin tevfîkinin en büyük vesilesidir’ desinler.” (Osman Şimşek, Ağlayın Su Yükselsin, 23 Şubat 2014)

Evet, süreçte duanın hakkını vermek, bitmesine vesile olacak şartlaardan sadece birisi, belki de en önemlisidir. Belki duanın hakkını verenler, başta hapistekiler olmak üzere zulmü en çok çekenler ve bunların aileleri. Hepimiz acıyı yüreğimizde hissedip duanın hakkını versek, namaz, dua, tesbihat ve evradlarımıza sarılsak, sürecin ömrü kısalmaz mı?

Görülen rüyalardaki müjdelerde hep yakında zulmün biteceği söyleniyor. Bu yakını, “yarın” anlamamak gerekir. Peygamberlerin (a.s.) gördüğü bazı rüyalar bile bazen aylar yıllar sonra gerçekleşmiştir.

Cenab-ı Hak, en sevgili kullarına vermediğini bize vermez.

Özetlersek, zulüm kıyamete kadar da sürse biz haktan yüz çevirmeyeceğiz, ama çok kısa bir zamanda biteceğini ümit ediyor ve dua dua yalvarıyoruz.

Acılarımızı dindirmek veya azaltmanın bir yolu da, paylaşmak, dualaşmak, muavenete koşmak, kardeşliğimizi bu yönüyle de ispatlamaktır.

Önceki Son 10 Yazı:
Haydi gelin özümüze geri dönelim! - 30 Haz 2018
Arefede bin İhlâs okumak sünnet mi? - 22 Haz 2018
Şevval oruçları - 18 Haz 2018
Ömre bedel bir gece: Kadir Gecesi - 10 Haz 2018
Bir arınma ve yücelme süreci: Ramazan’da i’tikâf - 01 Haz 2018
Hac ve umre sevabı kazandıran iki güzel namaz: İşrak ve Kuşluk - 25 May 2018
Bire bin kazandıran hazine: Teravih Namazı - 18 May 2018
Ramazan’a hazırlanalım! - 11 May 2018
Günahtan arındıran bir çeşme: Tevbe namazı - 04 May 2018
Berat: Af ve Kader Gecesi - 27 Nis 2018
önceki yazı

Nur’larla İlahi Dergâh’ın kapısında...

Sonraki yazı

Bankalar enkaz devralmaya başladı

6 Yorumlar

  1. Abdullah
    6 Temmuz 2018 at 17:47 — Cevapla

    YUREYINE, KALEMINE SAGLIK MUHTEREM HOCAM, IMAN VE KURAN HIZMETI VARLIGIN MAYASIDIR… SEVGI BITMEZ, BITERSE MENFAAT, TAASSUB VE RIYA VARDIR…MUHABBETLERIMLE

  2. Kazım Kandıralı
    7 Temmuz 2018 at 15:13 — Cevapla

    Muhterem hocam,

    “Hizmet hareketinden bazı kardeşlerimizin, “Ne yaptık da herkesi kendimizden bu kadar nefret ettirdik?” sorusuna cevaben dediniz ki: “… biz bu ülkeye ne kötülük yaptık ki? Ülkeyi ıslah için baştan başa okul, yurt, sendika, hastane, vakıf, dernek gibi hizmet kurumlarıyla donatmaktan başka ne yaptık? Evde anne ve babasının eğitemediği çocukları, maddî ve manevî yönden eğitip şefkat ve sevgiyle kucaklamaktan başka ne yaptık?”

    2) Bir önceki cevabımda da arz ettiğim gibi, Evet son derece haklısınız ancak bu dedikleriniz yapılırken yine çok mühim olan ihlas düstürları edildi.

    a) Onlardan 3. düstur olan “Bütün kuvvetinizi ihlasta ve hakta bilmelisiniz.” hakikatidir. Ne der, Üstadımız bu düsturda, özetle: ” Kardeşlerinizin nefislerini nefsinize; şerefte, makamda, teveccühte, hattâ menfaat-i maddiye gibi nefsin hoşuna giden şeylerde tercih ediniz.

    Hattâ en latîf ve güzel bir hakikat-i imaniyeyi muhtaç bir mü’mine bildirmek ki en masumane, zararsız bir menfaattir. Mümkün ise nefsinize bir hodgâmlık gelmemek için istemeyen bir arkadaş ile yaptırması hoşunuza gitsin. Eğer “Ben sevap kazanayım, bu güzel meseleyi ben söyleyeyim.” arzunuz varsa çendan onda bir günah ve zarar yoktur. Fakat mabeyninizdeki sırr-ı ihlasa zarar gelebilir.”

    b) Yine ihlal edilen bir başka düstur “4. Kardeşlerinizin meziyetlerini şahıslarınızda ve faziletlerini kendinizde tasavvur edip onların şerefleriyle şâkirane iftihar etmektir.”

    Peki bu hastalıklara ve marazlara karşı tedavi nedir? “İhlası kazanmanın ve muhafaza etmenin en müessir bir sebebi, rabıta-i mevttir.” Peki, bu yapıldı mı? ASLA. Herkes hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamaya devam etti.

    Bu hizmetler yapılırken, neticeler sahışlara mı atfedildi, yoksa Cenab-ı Hakka mı? “… Hâlık-ı Rahîm’in hazır nâzır olduğunu düşünüp, ondan başkasının teveccühünü aramayarak; huzurunda başkalarına bakmak, meded aramak o huzurun edebine muhalif olduğunu düşünmek ile o riyadan kurtularak ihlası kazanılır”.

    İşte muhterem hocam, daha pek çok şey söylenebilir ancak özetle temel hatalar bunlardır: Kibir, gurur, kardeş tanımazlık ve yapılan hizmetleri fanilere vermek. Çok hamdık piştik elhamdulillah. İnşallah herkes buradan seviyesine göre dersini almıştır ve alacaktır.

    Son olarak hak ihlalleri de o kadar fazla ki, bizzat çok yakınındakilerden duydum, bizzat yüzüme söyledi. İskandinav ülkeleri ve benzer diğer Avrupa ülkelerinde her zaman bilet kontrolü yapılmadığı için, tramvaylara biletsiz binmek adet haline getirilmiş. Ne kadar acı değil mi, hakkı savunacaksın, hakkı temsil ettiğini iddia edeceksin, ama en basit bir bileti almaktan imtina edeceksin. O nedenle sayın hocam, hatalar ferdi kalsa idi bu yaşananlar başımıza gelmezdi. Hataların pek çoğu küllidir ve hedefe(!) ulaşma adına alt kademedeki mensuplar tarafından bu hataların pek çoğu mübah görülerek takdir ve teşvik de edilmişlerdir. En acısı da budur. Ham rehberler maalesef ham mümessiller yetiştirmiştir. Lafımız meclisten içeridir.

    Baki selam.

  3. Ozkan
    7 Temmuz 2018 at 16:44 — Cevapla

    Suriyede ki savastan ülkemize gelen multecil yokda gelirken sıniri gecerken zorlukla karşılaşıyor ve ölüyor. Veya turkiyeye gelip. Yunanista botla gecerken nehirde ölüyor.bunlar icin yani ölenler icin insanlar zulm eder kader adalet eder diyorlar.bunu aciklaya bikirmisiniz.
    1suriyede zulm edenlerin masum ölenler.için ahirette cezasi olacakmi
    Zulm edenlerin bunda bir payi yok mu kader bu sekildemi tecelli edecekti onlara.
    2 kader tecelli etti derken o sebebler icinde kader tecelli etti.yoksa baska bir durumda olsalardi kader bu defada farkli mi tecelli edecekti.
    Bazen bu durum bizdede olabiliyor cocugu bir yere gonderiyoruz basina bir iş geliyor şımarikti biz zulmettik gitmemesi gereken bir yere gonderdik ve cocuk öldü.bunada insanlar zulm eder kader adalar eder diyorlar aciklarsaniz sevinirim nasil birsey anlayamadim .cocugu gonderenin hicmi sucu yok yada cocugu gondermeselerdi evde olsaydi yinemi ölecekti.

  4. Muhammed Salih
    8 Temmuz 2018 at 16:04 — Cevapla

    ALLAH`A İTİMADIMIZ TAMDIR…
    Bu süreç başlamadan ehli beytin katline bir türlü inanabilmiyordum.
    Tarihteki zülümlere olamaz diyordum.
    Müslüman müslümanı Allahın adını anarak öldürmez diyordum.
    Kürtlerin müslüman eliyle maruz kaldığı zülümleri algılamkta zorluk çekiyordum.
    Şimdi tümüne aynelyakin inanıyorum. Olabilirmiş diyorum.
    Allahın adaletinede güvendiğimizden sürecin biteceğinede inanıyoruz.
    Yazıdan dolayı Allah sizlerden razı olsun.

  5. M Bal
    11 Temmuz 2018 at 01:55 — Cevapla

    Allah razı olsun. Seviyeli güzel bir yazı. Allah kaleminize güç versin.

  6. Kazım Kandıralı
    11 Temmuz 2018 at 09:10 — Cevapla

    Sn. Hocam,

    Tekrar merhaba. Affınıza sığınarak “Bu süreç ne zaman bitecek” şeklindeki sorunuza şahsi tecrübelerimden de yola çıkarak, farklı bir izah ve bakış açısı getirmek istiyorum.

    Öncelikle, basit düşünelim. Bir çocuğun eline verdiğiniz bir oyuncak, eğer onun su-i istimalinden dolayı ciddi bir şekilde yaralanmasına ya da en kötüsü ölümüne sebep olacaksa, tutar o oyuncağı elinden alırsınız, değil mi? Ne zamana kadar? Ta ki, akıllanıncaya ve su-i istimalden vazgeçinceye kadar, değil mi? Peki, siz bunu yapınca çocuk ne yapar? Ağlar, kendini yerden yere atar ve size kızar, küser değil mi? Peki, gerçekte siz suçlu musunuz? Değil tabi ki, onu çok sevdiğiniz, kaybetmek ve yaralanmasını istemediğiniz için elinden aldığınız o oyuncağı (imkanı), ta ki, onu kaybetmenin üzüntüsü ile belki düşünsün, akletsin ve bir daha yapmamaya söz versin, diye bir süre vermezsiniz.

    İşte bizler de akıllanınca, bu nimetlerin niye elimizden gittiğini anlayıp bütün imkanları verenden (ve hem de ondan başkasının asla veremeyeceği, onun gibi cömertinin asla olmadığı, tek ve mutlak güç sahibinden) af dilediğimiz ve bir daha asla eski hata ve günahlarımıza dönmemeye kararlı olduğumuz gösterdiğimiz ve bunu her an kendimize hatırlattığımızda bu SÜREÇ bitecektir. Başka türlü de BİTMEYECEKtir.

    Ama, ben Rabbim’in (cc) bizleri terbiye edeceğine eminim. Terbiye olmaz isek de, o zaman akıbetimizin ne olacağının herhalde herkes az çok farkındadır.

    Eğer siz elinizi dinden gevşetirseniz, Allah da ona sahip çıkacak bir başka kavmi getirecektir. (MÂİDE-54: Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, bilsin ki Allah yakında öyle bir toplum getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler; müminlere karşı yumuşak, kâfirlere karşı da onurlu ve şiddetlidirler; Allah yolunda mücahede eder, hiçbir kınayıcının kınamasından da korkmazlar. Bu, Allah’ın bir lütfudur, onu dilediğine verir. Allah, geniş ihsan sahibidir, her şeyi çok iyi bilendir.)

    Çok selam ederim.

Değerli Okurumuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir