Selahattin Demirtaş ve derin “devlet aklı”

YORUM | Prof. Dr. MEHMET EFE ÇAMAN

Bu satırları yazarken, her yazımda olduğu gibi aklımda iki güzel çocuğum, on yıl sonra, kim bilir belki de yirmi, acaba bu yazıyı okurlar mı sorusu, neredeyse vicdanımın tek baremi! Nasıl adil olmalı, nasıl dengeli yazmalı, nasıl yılların sosyal tortusu olan önyargılardan sıyrılmalı? Salt bugünü değil, yarını düşünerek yazmak bir otosansür değil. Yazarken yarını düşünmek, o yarında kendi çocukların için istemeyeceğin şeyleri diğer insanlar için istememek, kendi çocuklarına vermek istediklerini onlardan esirgememek! Eğer yapamıyorsan bunları, yazmamak, yazmayı bırakmak! Aklımda sorular. İnsanların neden kötüyü istediklerini merak ediyorum. Ama bundan daha çok merak ettiğim şey, insanların kötüyü seçtiklerini bilip bilmedikleri. Eğer bilmiyorlarsa kötüyü tercih ettiklerini, onları daha mı kolay affederim acaba?

Yüzlerce kez Selahattin Demirtaş’ın hakkını hukukunu savundum yazılarımda ve sosyal medya paylaşımlarımda. Onun nezdinde tüm Kürtlerin, Kürt hareketinin haklarını savundum. Bunu birilerine hoş görünmek için yapmadım. Tıpkı 2015’te uzaktan ağır silahlarla kasabaları, kentleri bombalanan zavallı insanların haklarını savunduğum gibi, gasp edilen belediyelerinin, zindanlara atılan milletvekilleri ve belediye başkanlarının, haklarına tecavüz edilen köylülerin de sesi olmaya çalıştım. Bir karanlık sokakta, kış günü askerlerin önünde paltosunu, sonra kazağını çıkartması söylenen o minik kızın neden olduğu gözyaşlarını yazıya döküp, onun ailesinin derdine ve acısına ortak oldum. Kürtlerin de tıpkı Ermeniler gibi Türkiye’nin vicdanı olması gerektiğini işledim, usanmadan.

Bugün Selahattin Demirtaş’ın davası var. Kulaklarımda onun savunması: “Cemaatçi polis hazırlıyor, Cemaatçi savcıya gönderiyor. Sözde Cemaat ile mücadele ettiğini söyleyen iktidar da bu fezlekelere dayanarak bizi terörist ilan ederek, muhalefetin bir kısmının desteği ile dokunulmazlığımızı kaldırıyor”. Devam ediyor: “Muhtemelen Cemaatçi polisler aldıkları talimat gereği çözüm süreci başlamasın diye gerekeni yaptılar”. Tıpkı Türk solu gibi, Kürt solu da toplumsal cadı avının kurumsallaştığı İttihatçı-Kemalist devlet geleneğinin bataklığında debeleniyor. O bataklık kendisini yutarken dahi onun diskurundan, onun dünya görüşünden, onun belirlediği düşünsel sınırlardan dışarı çıkamıyor. 1900’lerin faşist kafası, 1930’lara evrilen siyasal sistemde, devamlı ötekileştirmek-yok etmek denklemi üzerine kurdu siyaseti. O denklemin olağan şüphelisi, sistemin Ermenilerden sonra boşalan “ötekisi” rolünü dolduran Kürtler bile, o sistemin bir parçası olmaktan kategorik olarak kopmayı başaramıyor. Demirtaş derin devlete duymak istediği şeyleri söylüyor. Kendisini geçtim, halkına zulmeden gücün elini öpüyor. Dahası, sanırım bunu yaparken ettiği biatin de farkında. Ötekileştirilen ve devlet düşmanı ilan edilen, kolektif caza uygulamasına maruz bırakılan, suçun şahsiliği ihlal edilerek çocuklarına ve eşlerine zulme kadar ayyuka çıkartılan sosyal soykırıma, böylelikle Kürtler de katılıyor. En alttakiler olan ve hatta Apartheit’a tabi tutulmakta olan Kürtlerin lideri, rejimin dilini kolaylıkla kullanarak, kim bilir belki de bir gün bu derinlerle masaya oturup yeni bir “barış” veya “çözüm” sürecinin hayalini kuruyordur!

Demirtaş’ın bu biati, acaba NAZİ’lerin işgali altında Yahudileri gammazlayan, onların soykırımında üstlendikleri irili ufaklı rollerle kendilerini “cici göstermeye” gayret eden Polonyalıların tutumu gibi bir rasyonaliteye dayanmakta? Bilemiyorum! Düşündükçe midem bulanıyor ve hayal kırıklığım artıyor. Türkiye topraklarında herkesin kendi kabilesine ve mahallesine hak talep ettiği gerçeğinin altında saklı korkunç ahlaksızlık, beni toplumdan daha da soğutuyor. Kendi çocuğuna veya eşine yapılmasını istemeyeceği bir şeyi başkalarının çocuklarına ve eşlerine rüsva görmek, aşağılık bir fiildir. Bu asla bir Cemaat güzellemesi veya savunması değildir! Bu prensip meselesidir! Kimin ne olduğuna bakmadan aynı ölçütleri herkes için kullanmaktır esas olan. Eğer suçun şahsiliği ilkesi yoksa, bu ilkeyi herkes için istemektir mesela. Demirtaş’ın başına gelenlere ya da Dilek Dündar’ın dramına üzülürken, mahpus on binlerin dramına ya da Dilek hanım gibi olan onbinlerin çocuklarından-eşlerinden ayrı düşmelerine ses etmemek olur mu? Ya ben yanlış öğrendim şahsiyetli olmayı, ya da sefil-şahsiyetsiz insanlar denizinin azgın dalgaları arasında kaldım! İmdadıma yetişecek bir-iki özü sözü doğru insan dışında kimse yok! İlkesizliklerden beslenen bu rejimin yakıt sınırı olmaması gibi! Hapisteki Demirtaş Kürtlerin özgürlük savaşçısı olabilir. Ama o savunmayı yazan Demirtaş, özgürlük fikrine gram katkıda bulunamaz. Kürtlerin Türkiye asimilasyonundan kurtulması, Kürtlere özgürlük getirmeyecek. Bunun nedeni, Kürtlerin liderlerinin Türklerin liderlerinden daha sağlam etik prensipleri olmamasıdır. İttihatçı-Kemalist modernleşme dinamikleri, Kürdü salt Türkün ötekisi yapmadı. Onları birbirinin ruh ikizi, aynadaki yansıması da yaptı! Kürdün eziliyor olmasının antisi Türkiye’de demokratik bir gelecek değil, bu mantığın çıktısı olarak! Aksine, Kürdün kurduğu özgürlük düşünün belirleyicisi, Türkün ona yaptıkları! Yani gücü ele geçiren ceberutlaşıyor. Türkiye’de gücün özgürlüğe yönelimi ve özgürlük sağlamada kullanımı sanırım sosyolojik dinamiklerden gelen sorunlu yapı nedeniyle olası değil. Bugün tümüyle üzerinden buldozerle geçilen Cemaat’in şeytanlaştırılması diskuruyla meşruiyet devşiren rejime nasıl biat edileceğini Demirtaş bir güzel öğretiyor! Belki de Kütler “derin devlet aklını” öğreniyor! Kim bilir, reel politik üzerinden bir at pazarlığı hayali, belki de özgürlük idealini ezip geçiyor.

Bakalım icazetle biat ettiği otorite Demirtaş’ın kendisinden daha zayıf mağdurların üzerine basarak hapishane duvarlarının ötesine, “özgürlüğe” (!) geçmesine müsaade edecek mi! Ben on yıl sonra çocuklarımın yüzüne bakabileceğim! Umarım Demirtaş’ın çocukları sahip oldukları “özgürlüklerin” bedelini bir gün babalarına sorarlar! Umarım Demirtaş da onların yüzüne bakabilir!

2 YORUMLAR

  1. Yaa siz mükemmel bir insan ve yazarsınız. Kutup yıldızı gibi her şart ve durumda olması geereken yerdesiniz. Bu yazıya da şapka çıkartıyorum.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin