AnaSayfa»Yazarlar»Naci Karadağ»Mefsedet Toplumu

Mefsedet Toplumu

Pinterest Google+

Yorum | Naci Karadağ

Aynen aktarıyorum:

“Üst katımda oturan komşum ile dostluğumuz neredeyse 20 yıla yaklaşır. Kendileri ülkenin en büyük tarikatlerinden birine mensuplar. Evin beyi ile tanışmamız enteresandı. Bir yerde pazarcılık yapıyordu, bulunduğum resmi devlet kurumuna başvurmasını sağladım ve çalışmaya başladı. Kısa sürede işleri büyüttü ve sadece bizim kuruluşun değil, pek çok okulun da kantin işletmesini alarak maddi durumunu epey iyileştirdi. Yoğun olduğu için, bazen Cuma, bazen de bayram namazlarında karşılaştığımızda samimiyetle sarılır ve minnet dolu ifadeler kullanarak, beni utandırırdı. Ben de, benim hiçbir şey yapmayıp sadece vesile olduğumu, kendisinin çalışma azmi ve samimiyetinin Allah tarafından ödüllendirildiğini söylerdim.

Bu meş’um süreç başladıktan sonra ise, önce belli bir mesafe koydu.

Bir süre sonra ise ondan hiç beklemediğim tavırlar sergiledi. Mesela binamızın asansörüne Havuz medyasında çıkan iftira manşetlerini kesip yapıştırmak bunlardan biriydi. Yaptığı ayıptı ama yüzüne vurmadım hiçbir zaman. Bir süre sonra abonesi olduğum gazetenin kapı önünden alınıp, yırtılıp çöpe atılmasının müsebbibinin o olduğunu öğrendim. Garip olan ise, bunu ona sorduğumda tam tersini söyleyip, yemin billah ederek failin kendisi olmadığını ileri sürmesiydi.

Yine de sineme çekiyordum.

İktidar partisinin ve liderinin devasa pankartını penceresinden sarkıttı. Öyle ki devasa pankart evimizin penceresini tamamen kapatmıştı.

“Ya sabır” çekerek görmezden geliyor, artık ben de ona rastlamamak için içimden dua ediyordum. Çünkü kalbini kırmam an meselesiydi artık.

Sonradan duyduğuma göre, camide, mahallede arkamdan atıp tutuyor ve “En azılı terörist odur” diye konuşuyormuş.

15 Temmuz sonrası ise artık tamamen kontrolden çıktı. Evimin kapısına yazı yazabilecek kadar ileri gitmeye başlamıştı.

Ülkenin gittiği uçurumun farkındaydım ve “lanet olsun” diyerek sahibi olduğum evi satılığa çıkardım. Ev sahibi bendim, kiracı ise oydu ama sanki binanın sahibi gibi davranmaya başlamıştı. Bir gün binanın ilan tablosu olarak kullandığımız yere, “Bu binada Fetöcüler kalamaz!” diye not yazmıştı.

Ve nedendir bilmiyorum, bir iş için şehir dışındayken sabahın erken saatinde evimizin basıldığını telefonla haber verdi eşim. Çocukların ödü kopmuştu…

Ancak, eşimin anlattığı bir ayrıntı, artık bu ülkeden umudumu tamamen kesmeme sebep olacaktı.

3 polis arabasına binmiş 12 emniyet görevlisi sabahın 5 buçuğunda evimize gelmiş.

Polis sirenleri ve ışıklarından dolayı tüm bina ayaklanmış. Hiçbir şeyden haberi olmayan eşim ve çocuklar doğal olarak pencereye koşmuşlar. Çocuklar daha iyi görebilmek için pencereyi açtıklarında, üst katımızda oturan komşumuzun çarşaflı eşinin beline kadar pencereden sarkıp polislere; “üçüncü zil, üçüncü zil!” diye haykırışını eşim gözyaşları içinde bana nakletti…”

Son 10 yılda, bu ülkede yaşanan binlerce kötülüğün sıradanlaşması olayından sadece biriydi bu dinlediklerim.

Yıllar önce ATV’de bir kamera şakası programı yayınlanmıştı.

Bu kanal henüz havuzun eline geçmeden, Dinç Bilgin’in sahibiyken ve henüz “Boyalı basın” döneminden bir program bu.

Kamera şakası aslında tipik bir sosyal deneydi.

4 kişi Taksim meydanında, kurgu gereği ayaklarının altına aldıkları bir kişiyi feci hırpalıyordu bu şakada. Yerde yatan adam, makyajla kanlar içinde bir hale getirilmiş, üstü başı paramparçaydı…

Taksim’in göbeğinde, belki yüzbinlerce insanın gelip geçtiği bir yerde yaşanan bu şiddet hareketine kimse müdahale etmiyor, bazıları durup film seyreder gibi izliyordu.

Derken beni hayrete düşüren bir olay gerçekleşti.

Uzaklardan gelen bir adam, hiçbir şey demeden, dayak atanların arasına karıştı ve diğerleri rol gereği vururken, bu adam öylesi bir hınçla tekmeliyordu ki, şakayı yapanlar durmak, adamı uyarmak zorunda kalmıştı.

Düşünün, bir adam, hiç tanımadığı dört kişinin, hiç tanımadığı bir kişiyi öldüresiye dövdüğüne tanık oluyorsunuz ve sorup soruşturmadan siz de girişiyorsunuz!

Kötülüğün sıradanlaşması işte böyle bir şeydi…

Bir önceki yazımıza gelen tepkilere bakılırsa, münferit bir olaydan çıkarılan genellemenin insafsızlık olacağı yönünde itirazları duyunca aklıma gelenler bunlar.

Aslında kötülüğün sıradanlaşmasını münferit olarak görmek bile durumun böyle olduğunun temel parametrelerinden biri.

Tıpkı, “Bir defa tecavüzle bir şey olmaz” diyen yetkililer gibi…

Diyelim ki zararsız böcekleri kahve öğütme makinasına atıyorsunuz; bu iş hoşunuza gider miydi? Ya da sokaktan geçen herhangi bir insanı sağır edici bir sesle korkutmak?

Bunlar Delroy Paulhus’ın içimizdeki “kötü insanları” anlamak için yaptığı deneylerden bazıları. Kanada’daki British Columbia Üniversitesi’nde psikoloji profesörü Paulhus bazı insanların neden başkalarına acı çektirmekten hoşlandığı sorusuna cevap arıyor. Enteresan bir şekilde ortaya çıkıyor ki, bu tür insanlar ise sadece psikopatlar ve katiller değil; okuldaki zorbalardan internet trollerine, hatta politikacı ve polis gibi toplumun üst kesimine mensup kişiler bile bu kategoriye girebiliyor. En fena olan aşama ise, bu kötücüllüğün sıradanlaşıp tüm toplumu kuşatması.

Paulhus, bu insanlar hakkında hemen yargıya varmanın kolay olduğunu söylüyor. “Tanıştığımız insanlar hakkında melek ve şeytan kalıbını kullanma eğilimi taşıyor, dünyamızı iyi ve kötü insanlar olarak basitleştirmek istiyoruz” diyor. Zalimliği mazur görmeye çalışmasa da onun bu tür insanlara yaklaşımı tıpkı bir zoologun zehirli böcekleri incelemesine benziyor.

Kötülüğün esir alıp, sıradan insanların sebepsizce kötüleştiği bir toplumda çoğunluk aklın değil aldanmanın, ilmin değil cehaletin, bilginin değil hurafenin, ciddiyetin değil laçkalık ve ucuzculuğun yanında yer alıyor.

Kur’an-ı kerim bu topluma “Mefsedet Toplumu” diyor…

Mefsedet; kötülük ve zararlı işleri ifade eden genel bir terim. Meşru kabul edilen menfaat anlamındaki “maslahat”ın zıddıdır. Çoğulu “mefasid”dir.

İslam hukukunu diğerlerinden ayırt eden karakteristik özelliklerinden biri de; mefsedeti (kötülüğü) önleme düşüncesinin, maslahatı (iyiliği) sağlama düşüncesinden önde gelmesidir. Mecelle 30. Madde bu konuda şu beliğ ifadeyi kullanır: “Def-i mefasid, celb-i menafiden evlâdır!”

Bir toplumun “Mefsedet Toplumu olup olmadığını şu maddelere bakarak anlamak mümkündür:

Dürüstleri cezalandırıyorsa…

Zalimlere yardakçılık ediliyorsa…

Zorbalara isyanın ıstırabı yerine itaatin konforu yeğleniyorsa…

Düşünceden rahatsızlık duyuluyor ve bu suç sayılıyorsa…

İlimden rahatsız olunuyorsa…

Haram servete itibar ediliyorsa…

Riyakârlığa itibar ediliyorsa…

İman ve inanç menfaat için kullanılıyorsa…

İyiler cezalandırılıp, kötüler ödüllendiriliyorsa…

Yapılan kötülükler ya görmezden geliniyor ya da “bir şey olmaz” denilerek önemsenmiyorsa…

O Toplum artık Mefsedet Toplumu’na dönüşmüş demektir.

Kötülük toplumunu tanıyabilmek için üç temel prototipe de bakarak karar vermek mümkün.

Birinci prototip: Firavun; kral, sultan, padişah veya devlet başkanı gibi muktedirlerdir.

İkinci prototip:  Haman; Kutsallaştırılmış yandaş din adamıdır.

Üçüncü prototip: Karun; yandaş servet sahibidir.

Kutsal kitabımız bu toplumun temel tespitini ve sonrasını A’raf suresi 11. ayetinde şöyle ifade ediyor:

“Bir toplum kendinde olan durumu değiştirmedikçe, hiç şüphe yok ki, Allah da o toplumda olan hali değiştirmez. Allah bir toplum için de kötülük irade buyurdu mu, onu geri çevirecek kuvvet yoktur. Artık Allah’ın dışında onları himaye edecek kimse olamaz.”

İnşallah mesele biraz daha anlaşılmıştır…

Önceki Son 10 Yazı:
Palu-Kan dosyası ya da kötülüğün sıradanlığı - 09 Oca 2019
Külhanbeylikten bozma konsoloslar çağı! - 03 Oca 2019
Nereden nereye? - 01 Oca 2019
Kenan’ın ayakları! - 28 Ara 2018
Müsvedde! - 26 Ara 2018
Metin Akpınar’ın yalnız yürüyüşü! - 25 Ara 2018
Sahtekârlık çağı! - 24 Ara 2018
Sırça Köşk - 21 Ara 2018
Papağanlara karşı boş değiliz! - 19 Ara 2018
İman ve ümit - 17 Ara 2018
önceki yazı

Meseleyi ve çözümü yanlış yerde aramak [Karakuşi Ak Adalet-1]

Sonraki yazı

Motor-dil etkileşimi üzerine betimlemeler

1 Yorum

  1. bilal
    10 Ocak 2019 at 06:34 — Cevapla

    cok guzel yazmissiniz. yazinizi su sekilde anladim:
    mefsedetin ilk basamagi gunah-kotuluk islemek.
    gunahtan sonra kisi gunahi kotu gorur, pisman olur ve tovbe ederse, o kisi ucurumun veya batakligin kenarindan donmus oluyor.
    aksi olur da gunahi-kotulugu kotu gormez, pisman olmaz ve israr ederse artik fisk-bataklik dairesine girmis oluyor.
    Bu dairede israr ede ede mefsedet-fucur dairesine girmesi kacinilmaz.
    Burada artik kotulukler kotuluk olarak gorulmez, normal-siradan karsilanir, aliskanlik-bagimlilik kesbedilir hatta kotuluk islerken veya seyrederken zevk alinir.
    Bu durum: Ruhun-kalbin zehirlenmesi, kansere veya mutasyona ugramasi gibidir. Insanlik cikip cok daha asagilara dusulmesidir. Yilan, akrep hatta SEYTAN gibi olma durumudur.
    Herkes icin boyle bir tehlike vardir.
    Allah hepimizi muhafaza eylesin.

Değerli Okurumuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir