LA HAVLE…

YORUM | HAKAN ZAFER

Gücün ilahi bir yanı var. İnsan sahiplense bile. Bu yüzden “la havle ve la kuvvete illa billah” diyoruz. Bakmayın bulmaca boşluğu doldururken, “öfke anında söylenir”in cevabı olduğuna. Aslında, en çok da kişinin güçlüyüm vehmine kapıldığı esnada ya da güç arayışına girdiğinde sakin kafayla kendi kendine hatırlatması gereken, “Havan kime, Allah’tan başka güç, kuvvet mi var?” şeklinde bir ikazdır.

Gücün, güvenle; güvenin de merhametle bir ilişkisi var.

Ona (cc) ve kendine şahit tuttuğu yarattıklarına dair öğrendiğimiz her yeni bilgi, ilahi kudretin zihnimizdeki sınırlarını genişletir. Ve bu sınır ne kadar genişse, ona duyulan güven artar.

Allah ve merhamet kelimelerini yan yana bolca söylememizin, daha doğrusu onun söyletmesinin altında yatan anlam bu galiba; Her şeye kadirdir, gücüne sınır koyulmaz ama aynı anda merhametine olan güven artar, azalmaz.

Ya insan öyle mi?

Çok güçlendikçe ona duyulan güven azalır, belirsizliği, haliyle ondan yana başkalarının endişesi artar. Sağı solu belli olmayan bir varlığa dönüşür. Zihnimizde kalan eski haline duyduğumuz güveni gözden geçirmezsek, yumruğu sağdan beklerken soldan indirip yaslar yere.

Güçlendikçe kötüleşmek kaçınılmaz değil elbet. İnsan, gücü sahiplendikçe, zaaflarıyla daha çok oyalanır, bu sefer, kendini kontrol etmede güçten düşer.

Güçlü kimsede nabzı tutacak olan merhamettir. Yazık ki gücün artması ve kullanmadaki kolaylığı, merhameti tehlikeye atar.

Merhametinden uzağa düşürdüklerinin, araya kaynattıklarının sayısını artırıp, “bu kadar önemli işin, kalabalığın arasında olur öyle şeyler” diyerek, insanı, kabul edilebilir zayiat hesabına saymaya başlıyorsa, güç toplamaya, armağanı güç olan işler yapmaya direnmiyorsa, böyle kimseye destek verip güçlendirmek, hesabı paylaşmak zorunda bırakacak bir sorumluluktur.

Her zaman, baştan beri ona uygun hareket edilmiş bir kötü niyet olmayabilir. Güç, bazen zapt edilemez. Kendi kendini engelleyemeyecek kadar büyümenin, yükselmenin tabi neticesidir. Yapacak bir şey kalmadığı noktada “zoraki gaddar” tipler türer. Yanıltıcı da olurlar. Ne iyi ne de kötü kefesine koydurmazlar kendilerini. Şahsı soyutlayıp yaptığı iş üzerinden düşününce pek de masum(!) kalırlar. Prensibe vurduğumuzda meşguliyetleri, başı sonu güven vermeyen işlerdir. Balyozla ceviz kırmak gibi. El kol aynı hareketi yapar yapmaya ama balyozun ağırlığını hesap etmeyince ceviz un ufak olur.

Gücün bencil bir tarafı da var. Başkasına gelince “güçlenmesin, maazallah azar, tozar” diyen görüntüde şefkatli kahramanımız güçlenmeye görsün, aynı şefkati(!) kendine gösterseler adı bellidir, “hakkım yenildi”.

*****

Oldum olası, bir insanın erişeceği en güzel vasıflardan birinin engin gönüllülük olduğunu düşünüyorum. Bu vasfın en çok yakıştığı insanın da kendine güç emanet edilmiş kimseler olduğunu.

İlk defa rahmetli Turan Engin’in aklıma geldikçe kulağımda canlanan tok sesiyle dinlediğim, çok sevdiğim bir Sivas/Şarkışla türküsü var; “Gel ha gönül havalanma!” Yüreğinizin ince yanına emanet ederek müsaade alayım…

Gel ha gönül havalanma

Engin ol gönül engin ol

Dünya malına güvenme

Engin ol gönül engin ol

 

Şu dünyanın hali böyle
Yalan yahşi geçer şöyle
Söyledikçe engin söyle
Engin ol gönül engin ol

Göğde uçan Huma kuşu
Bilmeyenler atar taşı
Enginlik gönülün işi
Engin ol gönül engin ol

Teslim Abdal özüm haktır
Sözümün yalanı yoktur
Engin söyle büyüklüktür
Engin ol gönül engin ol

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin