AnaSayfa»Yazarlar»Naci Karadağ»Kimse “bu ülkede adalet var” diyemez!

Kimse “bu ülkede adalet var” diyemez!

Pinterest Google+

Haber-Yorum | Naci Karadağ

Yaşanılan insafsızlıklar, ahlaksızlıklar, vicdansızlıklar o kadar çoğaldı ki, ne yana dönsen onlarca, yüzlercesini görüyor ve her biri ayrı ayrı vicdanlarımızda yaralar açıyor.

Yola çıkarken, ataletten, vicdandan, insaftan, imandan, iz’andan bahsedenlerin ne tür bir canavara dönüştüğünü ilerde çok daha ne göreceğiz. Şimdilerde yaralar sıcak olduğu için çok kimse belki farkında bile değil.

Darmadağın edilen, paramparça edilip savrulan hayatların haddi hesabı yok.

Daha fenası koskoca bir toplum, yaşanan tüm bu felaketi sadece seyrediyor.

Karşı çıkmak bir yana, rahatsız dahi olmuyor, gördüğü anda başını çeviriyor.

Şeytanın en sevdiği şeyi yapıyor; susarak ortak olarak kötülüğün uzun sürmesine ve karanlığın koyulaşmasına aracı oluyor, katkıda bulunuyor.

Bugün sizlere sosyal medyada denk geldiğim ve beni günlerce etkileyen bir öyküyü doğrudan aktaracak ve sonunda birkaç cümle edeceğim. Birkaç küçük noktalama dışında müdahalede bulunmadığımın bilinmesini isterim.

“Bugün mahalleden bir amcamızın cenaze namazında ortaokuldan sınıf arkadaşıma rastladım.

Ben fen lisesine giderken onun daha yüksek puanı olmasına rağmen Adana Polis Kolejini tercih etmişti. O günden sonra da belki 3 belki 5 defa karşılaşmıştık.

Dedim “gel bir çay içelim.”

Hal hatırdan sonra dedim “nerelerdesin, aktif çalışıyor musun, emekli misin?”

Ve bundan sonra duyduklarım tam bir fecaat.

Sinemada seyretsek yarı olmadan salonu terk edersiniz “bu kadar da olmaz” diye.

15 Temmuzdan yaklaşık 1 yıl önce arkadaşın cerrah olan eşi alımı yapılan malzemelere “teknik şartname ile uyuşmuyor” diye rapor tutmuş ve kullanılması durumunda hayati risk oluşturur diye kullanmayı reddetmiş.

Ve sıralı amirlerinden önce rica sonrasında tehdit içerikli sözler işitmiş ama doğru olanı yapmaya devam etmiş. 15 Temmuz’dan sonraki ilk furyada açığa alınmış.

Eşi açıkta diye benim Emniyet müdürü arkadaşımı ihraç etmişler.

Daha sonra da doktor eşini, “eşin ihraç” diye ihraç etmişler.

Emniyet müdürü arkadaşımın pilot üsteğmen kardeşini “abin ihraç” diye ihraç etmişler.

Kısa bir aradan sonra üsteğmenin öğretmen eşini de, kocasından dolayı ihraç etmişler.

Bitmedi…

Öğretmen hanımefendinin nüfus memuru anne ve babası da, daha sonra kızlarından dolayı ihraç olmuş!

Müdür arkadaşım eldeki sermaye ile ufak bir işletme kurup çalışmaya başlamış.

Derken tıp fakültesini bitiren kızlarının güvenlik soruşturması menfi olduğu gerekçesiyle ataması yapılmamış.

Bunlar üst üste gelirken bizim müdürü içeri almışlar.

6 ay sonraki ilk duruşmada savcı “aleyhinde bir delil yok ama delil oluşma ihtimaline karşı tutukluluk halinin devamına” talep etmiş ve mahkemenin 28’lik yargıcı kabul etmiş.

14 ay içeride kaldıktan sonra şartlı tahliye olmuş…

Sakın bana hiç kimse “ülkede adalet var” demesin.”

Daha üzerinden bir yıl bile geçmeyen yaşanmış bir zulüm örneği burada.

Elbette iktidarın ve yandaşlarının bu yaşanmışlıkları görmezden geleceğini biliyoruz. Toplumun diğer kesimi ise ya hasetten ya da kendi başlarına gelmeden bu tür zalimliklere ses çıkarmayacaklar sanırım.

Böyle bir beklentiyi de çoktandır ihtimal dışına bıraktık maalesef.

Bu tür zalimlikleri anlatıp muhatabına baktığınızda “Ama siz de” dediği an insanın “bu yaşanılanlar bu ülkeye az bile” diyesi geliyor artık.

Her zulümde doğru olsun olmasın, başka bir hatanın, geçmişin suskunluğa gerekçe olarak ortaya dökülmesi bu devrin en önemli ahlaksızlıkların biridir sanırım.

Bir insanın hiçbir delil, haklı gerekçe olmadan, birkaç alçağın sözüyle hayatının paramparça edilmesi, eşi, çoluğu çocuğu, anne babasının bile hayatının mahvedilmesi Erdoğan-Ergenekon iktidarına nasip oldu.

Elbette bir gün hukuk döner ve bunların hesabı sorulur.

Bu notu aktaran arkadaş lafını şöyle bitiriyordu:

“Daha düne kadar kardeşlikten dem vuran, “mağdur ediliyoruz” diye salya sümük ağlayan siyasal İslamcıların ellerine fırsat geçince ne denli yıkıcı olduklarını hep birlikte gördük.

O değil de bunların azgınlıkları yüzünden toplu bir cezalandırmaya maruz kalacağız diye korkuyorum.”

Açıkça ifade edeyim ki, aynı endişeyi taşıyorum.

Bu kadar korkunç zulümlere sessiz kalan bir toplumun top yekûn olarak cezalandırılacağına olan inancım gittikçe pekişiyor.

Allah mazlumları korusun, diye dua etmekten başka bir şey gelmiyor elden ne yazık ki!

Önceki Son 10 Yazı:
Arda Turan, Ara Güler ve Ross’un çözülmesi - 19 Eki 2018
Bunlar iyi günlerimiz! - 12 Eki 2018
Rüzgargülü ve gömü galerisi! - 11 Eki 2018
‘Şampiyonluk spor salonunda kazanılmaz’ - 10 Eki 2018
Garip bir konsolosluk vakıası! - 09 Eki 2018
Arka plakasını okuyabilen şoför! - 09 Eki 2018
Kinsey’e etmem şikayet ağlarım ben halime! - 08 Eki 2018
Siz sanki çok şeysiniz! - 05 Eki 2018
Kahrol UEFA! - 28 Eyl 2018
Ne krizi kardeşim? - 26 Eyl 2018
önceki yazı

Siyaset, din, toplum ve Kaşıkçı hadisesi

Sonraki yazı

1 milyar TL'lik soygun; TRT'ye çalışıyoruz!

Yorum yapın

Değerli Okurumuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir