AnaSayfa»Manşet»KHK rejimi ve faşizmin tuğlaları

KHK rejimi ve faşizmin tuğlaları

Pinterest Google+

ANALİZ | Prof. Dr. MEHMET EFE ÇAMAN

Olağanüstü hal (OHAL) yeniden uzatıldı. Tam altıncı kez uzatılmış oldu. Bir öncekinin süresinin dolmasına yakın, her seferinde OHAL’in artık uzatılmayacağını ümit edenlere kötü bir haberim var. OHAL’in uzatılması artık sadece bir formaliteden ibarettir. Erdoğan rejiminin teknik adıdır OHAL. Yapısı gereği olağanüstüdür zaten. Yani olağan olanı (anayasal düzeni) feshetmiştir fiilen. Şimdi fiilen dememden de umut devşirenler olabilir. Fiildir esas olan, kuram değil. Bugün Türkiye, gerçekleştirilen rejim değişikliğini sindiriyor. Yoksa olan oldu. Artık olanın olmamış gibi yapılması davranışını bırakmalı. Erdoğan ve çevresindeki iktidar eliti, OHAL’i kaldıramaz. Neden mi? İnceleyelim.

OHAL’in kaldırılması, anayasal rejime geri dönülmesini beraberinde getirir. Oysa gırtlağına kadar anayasa ve yasalarca belirlenen suçlara batmış bir yönetim var. Geri dönülmesi imkânsız noktayı geçeli çok uzun zaman oldu. Bu noktayı geçme esnası, direnç noktasıydı. Türkiye’de demokratlar – artık varlar mı yoklar mı, hatta hiç var oldular mı, bu sorulardan da pek emin değilim – anayasal düzen önce aşındırılarak ortadan kaldırılırken, sonra ise külliyen ve açıkça feshedildiğinde seslerini çıkartmadılar. Bunun nedenlerini tartışmak, bu yazının konusunu aşar. Dolayısıyla, sadede gelirsek, anayasal düzen hukuk demektir. Anayasal düzene dönülmesi, hukuka geri dönülmesi anlamına gelir, teoride de olsa. Teoride de olsa dedim, çünkü dikey hiyerarşi değişse bile – yani anayasal düzen yeniden tesis edildiğinde bile – yatay hiyerarşik düzenin değişmesi gerçekleşmeyebilir. Yani sistemik değişimler sadece biçimsel kâğıt parçalarını ortadan kaldırmıyor. Aynı zamanda yerleşmiş davranış kalıplarını (yani teamülleri) de bitiriyor. Daha başka ifadesiyle, insan unsuru dikkate alındığında, Saray’ın anayasayı fiilen feshederek kurduğu nizam, günün birinde anayasal düzene geri dönülse de aynı davranış kalıpları devam edeceğinden, kolayca değişmeyecek. Daha farklı ifade edilecek olursa, insan unsuru demokrasiyi unutacak – hala aklında bir şeyler kalan varsa tabi!

ARTIK OHAL’DEN VAZGEÇİLEMEZ

OHAL, Erdoğan rejiminin vazgeçilmezidir. Dahası OHAL nizamı, fiili olarak esasen 2019 anayasa değişikliklerinin yürürlüğe girişinden sonraki sistemin, 2016 Temmuz’undan bu yana uygulanışıdır. 15 Temmuz’un Erdoğan tarafından “Allah’ın lütfu” olarak nitelenmesinin nedeni de büyük olasılıkla budur zaten. OHAL, taksitlerle uzatılan başkanlık modelidir. Başkanın daha erken başkanlık yetkilerine kavuşmasının yoludur, OHAL. Esasında Erdoğan, OHAL meselesinde bir tercih kullanmıyor. Yapması gerekeni yapıyor. Sadece iktidar mücadelesi değil, varoluşsal bir mücadeledir bu. OHAL, Erdoğan’ın olağan koşullarda yüz yüze kalmak zorunda kalacağı bir yargısal sürecin sigortasıdır. Sadece onun değil, yönetimde yer alana bakanından en alt seviyedeki bürokratına dek, tüm yönetim bakımından, kendilerine yasalara karşı bağışıklık sağlayan, yasa geçirmez bir zırhtır OHAL. Olağan koşullara geri dönüş, yargının tek elde toplandığı fiili anayasa karşıtı rejimin sonu olacak, güçler ayrılığı yeniden tesis edildiğinde, geriye sayım başlayacaktır çünkü.

Geriye sayım diyorum, yani yukarıda değindiğim yerleşmiş davranış kalıbı – yatay hiyerarşi – nedeniyle ani bir toparlanış ve normalleşme beklememek gerekiyor. Yani çok düşük bir olasılık olan OHAL’in uzatılmaması durunda bile, fiili OHAL devam eder. Eski İçişleri bakanı Efkan Ala’nın 17/25 Aralık döneminde hukuk falan dikkate almadan cebirle ve yasadışı şekilde – anayasa ve yasalara aleni olarak tecavüz ederek – insanları görevden alması, sürmesi, tutuklatması, alenen baskı ve zorlamayla bürokrasiye suç işletmesi ile beraber, fiili OHAL rejimi başlamıştı. Bu yaşanan “hukuki” OHAL, anayasayı mütemadiyen ihlal eden fiili OHAL karşısında, anayasayı fiilen ortadan kaldıran bir OHAL yaratarak, Erdoğan rejimini bir ileri seviyeye taşıdı. 2019 yılında, seçimlerde meclise sokacakları milletvekilliklerinin hesabı içinde olan zavallı kâğıttan kaplan “muhalefet” işte bu noktayı anlayamıyor. Yüzde elli nokta bir alanın başkan olacağı bir rejimde meclisin yetkisi de işlevi de kalmayacaktır. Tabi belki de herkes durumu bilmekte, ama milletvekili maaşı ve diğer avantajlar (ve avantalar) nedeniyle, kim bilir, belki de son derece “rasyonelce” hareket etmektedirler!

HERKESİN OHAL’İ KENDİNE Mİ?

Şimdi gelelim “herkesin OHAL’i kendine” mevzuuna. Bu OHAL’den birçok kişi şikâyetçidir görüntüde. Fakat herkes, OHAL’de “seçmeli mağdur” oyununu oynuyor. İlkesel seviyede temelden OHAL rejimine karşı çıkanlar, bu toz-dumanda pek belli olmuyor. Zaten dürbünle, hatta teleskopla bakmak lazım ki bu türden ilkesel demokrat, insan hakları savunucusu, kendine dürüst aydınları görebilesiniz. Onlar da eğer Türkiye’deler ise, her an eleştirdikleri OHAL’in ve kitlesel ve sistematik insan hakları ihlallerinin yeni bir kurbanı olabilirler. Evet, bu hak ihlalleri sistematikçe ve kitlesel olarak yapılmaktadır. Bu hak ihlallerinin tercümesi, anayasanın dikkate alınmaması, anayasanın fiilen yürürlükte olmamasıdır. Yani OHAL esasında anayasa suçudur. Bunu hukuki anlamda kullanmıyorum, siyasi anlamda kullanıyorum. Çünkü hukuken anayasa suçu diye bir konseptimiz yok Türkiye’de. Anayasayı yazan irade, herhalde “nasılsa anayasayı ortadan kaldırabilecek güçte bir irade, anayasayı kaldırmaktan ileri gelecek suçu işlemekten de imtina etmez” diye düşünmüş olacak. Bu düşüncesini tarihsel örneklerle de destekleyecek çok veri bulunmaktadır memlekette zaten. Tüm darbeler, muhtıralar böyledir. Şimdi siviller bunu yapınca (bu konuda benin hala bu işin içinde askerlerin de kısmen yer aldıklarını düşünüyorum) hayret edenlere ben hayret ediyorum.

Türk Ceza Kanunu madde 309’a göre cebir ve şiddet kullanarak anayasanın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüsün dahi müebbet hapisle cezalandırılacağını öngörüyor. Yani OHAL anayasa suçu değildir belki, ama OHAL’in sonucu, anayasal düzeni ortadan kaldırdığından, mutlaka ömür boyu hapis cezasını öngören bir suçtur. Şimdi anladınız mı, neden OHAL kalkmaz? OHAL’i kaldıramazlar. Kaldırmaları, kendilerini büyük bir riske sokar. Temel motifi kendilerini kurtarmak olan, kendilerini ulusal çıkarların önüne koyan, mevcut tüm devlet birikimini iki buçuk yılda tarumar etmekten kaçınmayan bir iradenin, kendilerini böylesi büyük bir riske atacağını beklemek rasyonel olamaz.

ÇOĞUNLUK DİKTASININ İLÂNI

OHAL rejimi, bir diktatoryadır. Demokrasi mücadelesi olarak gördükleri tek şeyden, çoğunluk diktası kurmak üzere iktidara gelmeyi, halk iradesinden “ötekileri” ezmeyi anlayan Türkiye İslamcıları, demokrasinin fazla gördükleri dallarını budayarak, ortada bir ağaçtan geriye sadece bir kütük bırakmışlardır. İçinde hükümetin denetiminin yapılamadığı, bağımsız ve tarafsız yargının olmadığı, basın özgürlüğünün ağır ve sistematik biçimde engellenmiş olması değil sadece, tümüyle ortadan kaldırıldığı bir demokrasi olur mu? Olmuyor. OHAL işte budur. Türkiye’de her iktidarın rüyası olan, ötekilerin bertarafın edilmesinin kolaylıkla sağlandığı bir enstrüman, bir imkan, bir hareket serbestisi sağlamıştır bu rejim. Kimse bunu ortadan kaldırmak istemez Türkiye’de – ama herkes bunu sahiplenmeyi, bunun nimetlerinden istifade etmeyi, bunu kontrolünü, bunun vereceği sınırsız ve denetimsiz gücü ister durur. Siyasi mücadelede OHAL konusu budur.

Kızıyorlar bana, neymiş, insanlara ümit verici şekilde yazmalıymışım. Kanser olan adama da kanser olduğunu söyleyemeyen çarpık zihniyetin ürünüdür bu. Gördüğünü söylemeyen ve nabza göre şerbet verenler yüzünden bu duruma geldiğimizi fark edemedi insanlar. Ben, bunun vebalini göze alamam arkadaş! Yorumum yanlış olabilir, hodri meydan, çıkar eleştirir isteyen. Ben de cevap veririm, bu sayede ortaya çıkan doğurgan polemikten insanlar yararlanır. Ama sus, gördüklerini söyleme insanlar üzülür türünden bir fren mekanizması bende yok. Faşizmle mücadele etmek için, önce faşizmin olduğunu bilmek, onunla yüzleşmek gerekiyor. Kim bunu engellerse, bilsin ki sadece kurulan faşizmin duvarlarını ören tuğlaları üretir. Kafamızı kumdan çıkartmak, her şeyin başı!

Önceki Son 10 Yazı:
Erdoğan rejimi neden Batı düşmanı? - 18 Oca 2018
Mevcut rejim bakımından Anayasa Mahkemesi’nin Alpay ve Altan Kararları (2) - 16 Oca 2018
Mevcut rejim bakımından Anayasa Mahkemesi’nin Alpay ve Altan kararları - 13 Oca 2018
Sıradan Faşizm - 11 Oca 2018
OHAL rejimi sivil darbedir - 09 Oca 2018
CHP’nin yol ayrımı - 06 Oca 2018
İran olayları çerçevesinde Türkiye’nin yeni ligini anlamak - 04 Oca 2018
Erdoğan ‘başyüceliği’ ve devletin kutsiyeti doktrini - 02 Oca 2018
Alışır mısınız? - 30 Ara 2017
2017 biterken Erdoğan rejiminin anlatılarını sorgulamak - 28 Ara 2017
önceki yazı

PTT'de 6.6 milyon TL'lik usulsüzlük

Sonraki yazı

Galatasaray'ın yeni başkanı Mustafa Cengiz

1 Yorum

  1. Kerem
    20 Ocak 2018 at 10:16 — Cevapla

    Mehmet Bey, kesinlikle haklisiniz. Durum tespiti yapmak gereklidir. Kurtarici beklemek cözüm getirmez…e zaten inanan umidini kaybetmez.
    Ali Ünal’in okudugu gibi okuyamadik ve soylediklerini de es gectik nedense…superiority complex could be the reason

Değerli Okurumuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir