AnaSayfa»Medya»Karar zordaymış!

Karar zordaymış!

Pinterest Google+

Haber-Yorum | Naci Karadağ

Sene 2014…

Oldukça büyük holdinglerden birinin patronunun telefonu çalıyor:

-Alo buyrun!

-Beyefendiyi bağlıyorum.

-Hı!

-Alo … Bey, sen vatan hainlerinin yayın organlarına ilan mı veriyorsun efendi. Sende mi hainsin. Bak bu son uyarımdır, tekrarını görürsem sana da farklı davranırım..

-Ama efen…

“Çıtonk” ve sürekli sinyal sesi. Telefon patronun yüzüne kapanmıştır.

Patron aceleyle reklam-tanıtım departmanını arar ve bütün reklam rezervlerini havuz medyasına yapar… Gerçi bu durum da onu kurtaramayacak, 3 yıl sonra istenilen yüzdeleri ödemediği ileri sürülerek aforoz edilecektir ama o gün için reisin dediklerini yapmak durumunda kalacaktır.

Aynı tarihler…

Mütevazı bir bakkal dükkanı. Elinde çantasıyla takım elbiseli bir adam dükkandan içeri girer ve sahibine doğrudan:

-POS Cihazınızla Bank Asya kredi kartına işlem yaptığınız tespit edildi.

-Çalıntı kart mıymış?

-Yoo, yasal bir kart ama Bank Asya ile iş yapmayacağınızı bilmiyor musunuz?

-Nerden bilebilirim, her yerde şubesi olan, üstelik açılışını başbakanın yaptığı yasal bir banka değil mi?

-Öyle olabilir ama yine de yapamazsınız kardeşim. Eğer tekrar yaparsanız maliye memurları size hayatınızın en büyük vergi cezasını kesecek!

Masal anlatmıyorum size, yaşanmış olaylardan bahsediyorum…

Yine yakın tarihler.

Başarılı bir kolej…

İş makinaları aniden belirir ve öğrenciler derste iken okulun duvarlarını yıkmaya başlarlar. Okul müdürü bahçeye koşar. Emir büyük yerdendir…

-Ne yapıyorsunuz kardeşim, niye yıkıyorsunuz duvarı?

-Belediye kararı, kaçakmış duvar!

-Nereden çıktı bu, ne kaçağı, okulun açılışını bizzat belediye başkanı yapmıştı, kaçak duvarlı okulu mu açtı yani? Hem bir tebligat, tutanak bilmem ne olmadan burası dağ başı mı?

-Dağ başı değil ama emir böyle, yıkacağız…

Dediklerini yapıyorlar da…

Bir dershane şubesi.

Bu kez tarım bakanlığından tutun da Milli eğitime kadar bir dolu müfettiş ellerinde metreler ile kapıyı bacayı ölçüyor. Kapatmak için bahane arıyorlar. Maliyeciler içerde okulun muhasebe kayıtlarını kontrol ediyorlar. kaçak, kayıt dışı, yasal olmayan hiçbir şey yok. Ama önemli değil.

-Okulunuzu araştırdık her şey yasal ama kapınız yönetmeliklere göre 3 santim daha alçak.

-Nasıl yani?

-Nasıl yanisi yok, bu kapıyı kullanamazsınız, dershane açık kalabilir ama kapıyı kapatıyoruz!

Ve dediklerini yapıyorlar…

Bir süre sonra saçma sapan gerekçelerle önce banka, ardından medya kurumlarına polis panzerleri helikopterler ile baskınlar düzenleniyor. Anayasa ayaklar altına alınıyor. Gazeteciler yerlerde sürüklenerek kurum dışına atılıyor. İktidar tetikçilerini yerleştiriyor bu kurumlara. Dershaneler, okullar da bu nefret ve kinden kurtulamıyor.

On binlerce insan işinden ekmeğinden oluyor.

İktidar medyası ve yandaş güruh bırakınız en ufak bir vicdan belirtisini, tam tersi iktidarın diliyle bu kitlesel kırıma alkış tutuyor.

İktidar emrine girmeyen kesimi yokluğa mahkum ederken onların arkasına saklanıp her türlü alçaklığı yaparak iftiralara ortak olanlar, ülkeyi tam bir bataklığa çevirmenin vebalini zerre miktar hissetmiyorlar.

Ya ne oluyor…

Zulmün ucu kendilerine dokunur gibi olduğunda var güçleriyle feveran ediyorlar.

Üstelik bu tablonun sebebinin büyük bir parçası oldukları halde utanmadan yapabiliyorlar bunu.

Karar gazetesinin önceki günkü kurumsal açıklamasını gördünüz mü?

Efendim gazetelerine baskılar had safhadaymış da, kendilerine ambargo uygulanıyormuş da, ilan ve reklam almakta zorlanıyorlarmış da…

Utanmadan, sıkılmadan, burunlarının ucu kızarmadan böyle şikayet edebiliyorlar.

Zaman gazetesi ve Aksiyon dergisi iki yıla yakın bırakınız devlet ilanlarını, özel sektör ilanları bile alamadan yayın hayatına büyük fedakarlıklarla devam ederken, meslektaşlarına sahip çıkmak yerine bu zihniyetin tüm personeli başka yandaş gruplarda muktedirin her türlü alçaklığına payanda olmayı gazetecilik zannediyordu.

Şimdi kendilerini silenlere karşı milleti acındırmaya çalışmaları en hafif tabirle mide bulandırıcı.

Şu açıklamaya bakınız:

“Karar gazetesi yayın hayatına başladığı 7 Mart 2016 tarihinden bu yana yoğun, sistematik ve arkası kesilmeyen çeşitli baskılarla karşı karşıya bulunuyor. Gazetemize yönelik baskıları, ambargoları ve yaşadığımız haksızlıkları bugüne kadar kamuoyuyla paylaşmadık. Hukukla, mantıkla ve sağduyuyla bağdaşmayan bu uygulamalara mutlaka son verileceğini umduk ve bugüne kadar sabırla bekledik.

Öncelikle, yayın hayatına başladığımız günden bugüne kadar aralıksız uygulanan bir ilan ambargosu ile karşı karşıya bulunuyoruz. Sadece reklamveren durumunda bulunan kamu kuruluşları değil, bütün özel sektör şirketlerinin gazetemize ilan vermesi açıkça engellenmektedir. Reklamverenler ve ilan-reklam dağıtımını yapan ajanslar KARAR’a ilan verilmemesi konusunda uyarılmıştır. Bu uyarı ve tehditlerin netice almış olduğu zaten gazetenin sayfalarında kolayca görülmektedir. Bu hukuk dışı ambargoya rağmen gazetemize ilan vermeye teşebbüs eden şirketler de ikaz edilerek, muhtelif yollarla engellenmektedir. Çok sayıda özel sektör şirketi bu baskı nedeniyle en temel ticari hakları olan, gazetemize ilan verme tercihini kullanamamaktadır.

– Yapılan baskılar, Türk Ticaret Kanunu ve rekabeti düzenleyen kanunlara aykırıdır. Bu durum demokrasinin temel unsurlarından biri olan basın özgürlüğüne karşı da açık bir tehdit ve müdahaledir. Gazetemizi hedef alan bu eylemlerin aynı zamanda açıkça suç teşkil ettiğini belirtiriz.”

Pişkinliğin, yüzsüzlüğün bu kadarını tarih yazmış mıdır emin değilim… Üstelik son derece yüreksizce lafı dolandırıyorlar. Olayın arkasında bizzat Erdoğan’ın olduğunu bildikleri halde ödleri kopuyor işin gerçek müsebbibine  hitap etmek yerine karanlığa küfrediyorlar.

Ama Karar’cı yandaşlara hallerine şükretmelerini söylesek belki teselli olurlar.

En azından hain ilan edilmediler henüz, işlerinden atılmadılar, kurumlarına polisler biber gazıyla baskın yapmadı ve terörist olarak tutuklanmadılar henüz…

Önceki Son 10 Yazı:
Uyanış mı dediniz? - 07 Kas 2018
Nur topu gibi bir diktatörümüz daha oldu! - 31 Eki 2018
Celladıma gülümsedikten sonra sıvarken! - 29 Eki 2018
Kirli satranç! - 24 Eki 2018
Kimse “bu ülkede adalet var” diyemez! - 22 Eki 2018
Arda Turan, Ara Güler ve Ross’un çözülmesi - 19 Eki 2018
Bunlar iyi günlerimiz! - 12 Eki 2018
Rüzgargülü ve gömü galerisi! - 11 Eki 2018
‘Şampiyonluk spor salonunda kazanılmaz’ - 10 Eki 2018
Garip bir konsolosluk vakıası! - 09 Eki 2018
önceki yazı

Ve tek başyargıçlı devlet yargısına var mısınız?!

Sonraki yazı

Anayasa Mahkemesi üyeleri okuma yazma bilmiyor mu?

2 Yorumlar

  1. Sade Vatandaş
    15 Kasım 2018 at 08:43 — Cevapla

    Sene hangi sene meçhul ,zaman hangi zaman meçhul…

    Sabit olan tek bir şey var menfaatler ve menfaatperestler.

    Sabit olan tek şey var para para para

    Sabit olan şey nerede olursanız olun hangi gurubun içinde olursanız olun yerinizi ve makamınızı paranız belirliyor…Yazık!

    İnsanlığı savunanların arkasında duran kitleler bile menfaatperest ,Hakka hizmet için yürek değil para gerekliymiş… Yazık!

    Modern dünyanın postmodern düşüncelerine savaş açmak yerine onun açıklıklarından yararlanalım diyenlerin kaybettiği masum yollar, mangal gibi yürekler…Yazık!

    Judith beheading holofernes (Yani diyor ki Judith Holofernes in kafasını keserken) Caravaggio

    Caravaggio nun bu tablosuna bir bakın derim.

    Yahudi lideri Asurluların sarayına sızar ve Holofernesi kendine aşık eder sonra yardımcısı Abranın destek ve azmettirmesi ile Holofernes sarhoş olup yatağında mest haldeyken başını kesiverir…

    Azot sarhoşluğu insanı olmadığı kadar hayallere daldırır ve birde bakmışsın ki denizin dibi sana atmosfermiş gibi geliverir ve (oksijen tüpünün ağız ile bağlantılı noktasına BC deriz).. Bc yi çıkarıvermişsin nefes almaya kalkmışsın işte o an hapı yuttuğun andır ölümün kolları bedenini alıverir.Akciğer hava yerine su ile dolarsa vay haline…

    Ha! sarhoş olmuş Holofernes’in başını itina ile gövdesinden ayıran Judith .ha! azot sarhoşu olan acemi dalgıcın canını alan denizin dibi…

    Deniz Judith kadar sarhoş edici ,Judith kadar işvekar olabilir.

    Kim olursa olsun ,ne olursa olsun , yollara düşmüşken yolun amacını unutan her şey herkes ,her ne ise Medusanın gözlerine bakanların taşkesilmesi gibi bu yola çıkanlarında yolun kaderini bildiklerine eminim.Yola girdim diyenlerin de hangi yola girdin? sorusuna cevap veremeyenleri kendi yollarının bedelini öderken gerçek yolun yolcusu olup olmadıklarını sorguladıklarına da eminim…

    Yazık evet yazık ama yazık diyenlere daha çok Yazık!

    • Ademoglu
      15 Kasım 2018 at 22:16 — Cevapla

      1 “Muhakkak ki Biz sana kitabı hak ile indirdik. İbadetini ihlâs ile Ona yönelterek sadece Allah’a kulluk et. Bilin ki, şirkten ve riyadan uzak hâlis din Allah’a mahsustur.” Zümer Sûresi, 39:2-3.

      2 “İnsanlar helâk oldu-âlimler müstesna. Âlimler de helâk oldu-ilmiyle amel edenler müstesna. Amel edenler de helâk oldu-ihlâs sahipleri müstesna. İhlâs sahiplerine gelince, onlar da pek büyük bir tehlike ile karşı karşıyadırlar.”

      Cunku ihlasi muhafaza cok zordur , kazanmasi zor kaybetmesi cok kolaydir.

Değerli Okurumuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir