İslamcılık üzerine notlar

YORUM | Prof. Dr. MEHMET EFE ÇAMAN

Yine riskli bir alana giriyorum. Çünkü biliyorum ki, Türkiyelilerin hiçbiri İslamcı değil! Durun, hemen tepki göstermeyin, izah etmeye çalışayım. Nasıl ki en faşist yönetimler bile kendini demokrat olarak tanımlar ve başkalarına öyle kabul ettirmeye çalışır, tüm İslamcılar da kendilerinin aslında İslamcı değil, “normal Müslüman” olduğunu söyler ve bizim onlara inanmamızı bekler. Mesela Milli Görüşçüler – buna AKP’liler ve Akkoyunlular da dâhil – kendilerinden bahsederken “Müslümanlar” tabirini kullanır. Otomatikman bir kategori oluşturur, böylece bu kategori dışında kalanları Müslüman olarak kabul etmezler. Buna göre, kendileri Müslüman’dır, geri kalanlar ise endirekt şekilde tekfir edilirler. Tabi sorarsanız, “yok canım, biz onları da elbette Müslüman olarak kabul ediyoruz!” diyeceklerdir. Ama bu açıklama fazla sırıtır ve çok inandırıcı olmaz. Eğer diğerleri de Müslüman ise, kendilerinden bahsederken neden “Müslümanlar” diyorlar? Mantıksız bir durum! Yani isteseler “dindarlar” ve “dindar olmayanlar” şeklinde bir ayrım yapabilirlerdi. Esasında bu da çok sorunlu bir kategori olurdu. Çünkü kimin dindar olup olmadığına hangi ölçütler çerçevesinde kim karar verecek? Esas olan şudur: İslamcılar kendilerinin İslamcı değil, Müslüman olduğuna inanır.

Kavramlardan devam edecek olursak, İslamcılık kavramının İslamcılar tarafından reddi dışında, bir de “siyasal İslamcı” ve “İslamcı” şeklinde bir yaygın kullanım var Türkiye’de. En azından İngilizce ve Almanca konuşulan ülkeler ve onların yazı-konuşma dili için konuşuyorum, uluslararası alanda “siyasi İslamcılık” diye bir kavram kullanılmıyor. Bunun yerine “siyasi İslam” kavramı kullanılıyor, İslamcılık kavramına alternatif olarak. Bu kavramın İslamcılık kavramından farkı, İslamcılık Müslümanlık içinden çıkan bir ideolojik akım olarak görülürken, siyasal İslam, İslam dininin içinde hücresel seviyede bütüne entegre olmuş bir siyasi karaktere işaret ediyor. Başka bir deyişle, siyasal İslam, İslam dininin birincil ve ikincil kaynaklarının, siyasi öğeler içerdiğini (mesela devlet biçimi, uluslararası ilişkilere ilişkin normlar, hukuk sistemi ve toplum hiyerarşisine ilişkin talepler vs.) ileri sürerek, İslam’ın varoluşu itibarıyla politik bir din olduğunu vurgular görünüyor. İslamcılık ise, İslam dini içinde sadece bazı grupların İslam’ı politik bir bağlamda anladıklarını, diğer başka grupların ise daha seküler ve çoğulcu bir anlayışta olduğu varsayımına dayanıyor. İslamcılık, sıradan müminle politik hedefler güden ve bu hedefleri İslami bir kontekstte ileri süren inananlar arasında ayrım yapıyor. Buna göre, İslamcı, İslam’ı devletin ana taşıyıcısı veya kısmen referans kaynağı yapmak isteyen ve bu amaçla çalışan kişi olarak tanımlanabilir. İslamcılık kavramının sekülerler kesimlerce bu şekilde anlaşılması, İslamcıların öz-algılarının kendilerinin İslamcı değil de Müslüman olması şeklinde tezahür etmelerinde belli bir rol oynuyor kanısındayım. Tüm bu saptamalardan sonra; siyasal İslamcı demek, sanki İslamcının siyasal olanı kötü, siyasal olmayanı makbul gibi bir algı oluşturması bakımından, Türkiye’deki bağlamda kanımca yanlış düşüncesindeyim. Uluslararası literatürde de karşılığı olmayan “siyasal İslamcı” kavramını kullanmamak, bunun yerine İslamcı demek daha doğru.

İslami kesim kavramı da yine İslamcılar arasında kendilerinin İslamcılıkla alakası olmayan bir grup olduklarını vurgulamada kullanılan bir diğer kavram. İslami kesim derken, sadece İslami duyarlılıkları olan mütedeyyin insanlar kast ediliyormuş gibi algılanabilse de, esasında dindar olan ama örneğin CHP’ye oy veren insanların İslamcılar tarafından “İslami kesim” çerçevesine dâhil edilmemesi, bizi düşünmeye sevk ediyor. Konuya bu açıdan yaklaştığımızda, İslami kesimin de esasında kavramsal olarak İslamcılık ile aynı bağlamda kullanıldığını fark ediyoruz.

İslamcılık, toplumun, siyasetin, hukukun, sosyal dokunun, eğitimin, sanatın, edebiyatın, kültür hayatının vs. İslami referanslarla donanmasını, İslam’a göre şekillenmesini, İslam’dan etkilenmesini ve İslam’a hizmet etmesini öngören bir ideolojidir. Bu bakımdan ele alındığında, İslam ile İslamcılık arasında cidden görmezden gelinmesi kolay olmayan bir bağ olduğu görülür. Çünkü İslam, içinde “Sezar ve Tanrı” arasında ayrıma gitmemesi bakımından, teolojik bakımdan birincil ve ikincil kaynakları itibarıyla seküler ve bireysel temelde yaşanan bir din değildir. Aksine, İslam bir yönetim sistemini, merkezi bir kurumsallaşmayı, kendi hukukunu, siyasal kaidelerini ve ideallerini, kendi ekonomik kuramını ve ön kabullerini-normlarını, toplumsal ilişkilerin organize bir şekilde düzenleneceğini, savaş hukukunu ve diplomasi anlayışını, inananlar ve inanmayanlara ilişkin devletçe (İslam devletince!) kurallandırılması öngörülen ilişkileri düzenleyen bir dindir. Bu bağlamda, İslam siyasetin parçasıdır, siyaset de İslami referanslarla şekillenmelidir. İslam siyaseti içeriyor. 19. yüzyıldan beri İslam coğrafyasının temel sorunu, Avrupa’da şekillenen ve oradan tüm dünyaya yayılan post Westfalya Barışı (1648) ürünü teritoryal devlet ve onun Katolik Kilisesi’nden (dinden) bağımsız bir otorite olarak varlığını kabul ettirmesi. Evrensel İslam devleti olarak kabul edilebilecek son devlet olan Osmanlı İmparatorluğu çöktükten sonra (1920) Ortadoğu’da birçok eski Osmanlı toprağı bağımsız ayrı bir teritoryal devlete dönüştü. Hilafetin kaldırılmasından sonra, bu bölgeler arasındaki manevi İslami bağ da sonlanmış oldu. İslam dünyasında modern zamanların en önemli sorunu, bu coğrafyadaki devletlerin nasıl bir devlet mimarisine sahip olacağı meselesi ola geldi. Türkiye başta olmak üzere, Batı modernitesinin ürünü olan milliyetçilik ve onun ulus devlet konsepti, tüm Ortadoğu’da hâkim devlet mimarisinin ana omurgasını oluşturdu. İslamcılık, bunun ithal ikameci, orijinali İslam’da olmayan bir taslak veya doku olması bakımından eleştirdi. İslamcılık, tam da bu Batı modernitesini taklit eden milliyetçi hükümetlere ve onların ulus devlet projelerine tepki olarak doğdu. Bununla aynı bağlamda, İslamcılık aynı zamanda Batı sömürgeciliğine karşı da pozisyon aldı (ve bu oranda popülerliğini arttırdı). Çünkü Batı sömürgeciliğini Batılı modernitesinin ve onun yansımalarının ana sebebi saydı. Dolayısıyla İslamcılar devletin İslami esaslarla (ümmet ve Dar-ül-İslam konseptlerine uygun olarak) yönetilmesini talep etti, tüm siyasal programını İslami referanslara dayandırdı. İslam’ın modern dokulara entegre edilmesini, mesela İslami cumhuriyet vs. fikirleri savundu. Tüm İslamcı gruplar, ana hedef olarak seküler-milliyetçi kimlik oluşturma projelerine karşı çıktılar. Erbakan ve Milli Görüş ekolü de bir istisna değil. Bir diğer ortak nokta, İslamcılardaki anti-Yahudi (antisemitik) damar. Özellikle İsrail’in kurulmasından ve bölgede gücünü tüm Arap devletlerine kabul ettirmesinden sonra, Yahudi düşmanlığı ve Yahudilik üzerine inşa edilen ağırı-sağ komplo teorileri söylemleri, İslamcı ideolojilerin ortak paydasını oluşturdu. Bu anti-Batı ve anti Yahudi posizyon, İslami kaynaklar bağlamında oldukça net destek sağlayan teolojik bir zemin sunması bakımından gayet işlevsel şekilde aletselleştirildi ve siyasi malzeme olarak kullanıldı. Dahası, İslamcı ideolojinin hedef kitleleri – dindar, seküler eğitimden pay alamamış ya da az almış Müslümanlar – bu söylemlerin etkisi altında kolaylıkla kalıyordu. 20. ve 21. dünyasına İslami kaynaklar temelinde şekil vermek iddiası, böylelikle yakın tarihin tüm İslami toplumlarında bir tür modern “gaza” yönelimi olarak algılandı. İslamcı liderlerin Batı’ya meydan okudukları oranda güçlerini konsolide etmeyi başarmaları ve içeride safları sıklaştırmaları, bu çerçevede gerçekleşti.

İslamcılığın diğer önemli bir ortak noktası, insan hakları ve temel hürriyetleri benimseme konusunda zorlanmasıydı. Tüm İslamcı hareketler, kendilerini ezen seküler nasyonalistlerle mücadele ederken insan hakları ve temel özgürlükleri referans olarak kullanmış olsalar da, iktidara gelebilen tüm İslamcı hareketler, dizginleri ele geçirdikten sonra bu temel hak ve özgürlükleri muhaliflerinden esirgemekte beis görmediler. Mursi’den Erdoğan’a, en ılımlı İslamcı hareketler bile, bu hak ve özgürlükleri sindirmede ve “ötekilere” uygulamada isteksiz davrandılar. Bunun sebepleri üzerinde durmak önemli kanımca.

İslamcı hareketlerin ideolojik çerçevesini oluşturan İslam birincil ve ikincil teolojik kaynakları, Batı’da gelişen ve olgunlaşan, oradan dünyaya yayılarak evrensel insan hak ve özgürlükleri haline gelen değerlerle çelişiyor. İslam tarihinde teolojik yorum durağanlığı nedeniyle, hâkim fıkıh son derece tutucu ve dar bir zemin sunuyor. Birincil kaynağın tüm anlatısını evrensel (her zaman geçerli olacak) toplum modeli olarak gören doktrin dışında bir doktrin anlayışının gelişememiş olması, bu durumun İslamcılar tarafından çok verimli ve doğurgan bir anti-insan hakları ve özgürlükleri eğilimini besliyor ve destekliyor. Onların değerleri onlara, bizim değerlerimiz bize şeklinde bir değerlendirme, Batı’daki yeni kültürel izafiyetçisi (kültürel relativist) yaklaşımla örtüşüyor. Batı’nın sömürgeci geçmişinden gelen özeleştiri kültürünün yansıması olan bu “dikkatli” tutum, İslamcıların işine geliyor. Bu “zafiyeti” doyasıya kullanıyorlar. Özellikle kadın hakları, din hürriyeti, düşünce özgürlüğü gibi çok önemli alanlarda, İslamcıların yönetimindeki ülkeler çok geri kalmış uygulamalara tanık oluyor. Yönetimler seküler dahi olsa, sosyolojik taban bu İslamcı tutuma çok müsait bir yapıda olması bakımından, sosyokültürel bir meydan okumadan (zorluk manasında) söz etmek olası sanırım. Yani kadınlara yasa önünde eşitlik “vermek” (erkek egemen siyaset sınıfı tarafından!) yetmiyor. Kadın, mevcut sosyal dokuda özgürleşmiyor. Ya da özgürlükleri garanti altına alan anayasa çıkartmak yetmiyor. Çünkü bu anayasayı savunacak bir sosyolojik irade söz konusu değil!

(Devam edeceğiz)

1 YORUM

  1. Merhabalar,
    Sizin gibi bir dimagin bu tur riskli konular ile ilgili yazi yazmasindan memnun oldum. Analizleriniz cok onemli bence.
    Belki beli bir kismina katilmayacagiz, bir kismini da duymak istemeyecegiz ama yine de cok onemli.
    Izninizle birkac yorumumu belirtmek isterim:
    – Islamci kesimi de analiz etmek de yarar var bence. Ozellikle tabanin buyuk bolumunun saf ve cahil, tavanin da samimiyetsiz, iki yuzlu oldugunu bilmek gerekir. Cunku yoneticilerin her ne kadar soylemleri hep dini referanslar icerse de aslinda onlari malzeme olarak tabani kandirmaya yonelik kullandiklari artik suphe goturmuyor. Bu nokta onemli, cunku yapilan analizlerde onlarin soylemleri baz alinirsa yanilmalar olur.
    – Son zamanlarin Islami en guzel yorumladigina inandigim alim kisisi Said Nursidir. Onun yorumlarinda `Islamci`lik surekli red edilmistir. Kuran, Hadis ve Onun gibilerinin yorumlari ile birlikte Islamin ozunu anlamak mumkun bence.
    – Evet Islamda siyaset-yonetim-idare ile ilgili bolumler oldugu dogru. Ama cok ust seviyede ve ana kisimlari ile belirlenmistir. Ornegin iman, namaz,takva,ahiret.. hemen hemen her surede gecerken belirttiginiz kisimlar cok oz olarak bazi ayetlerde gecmistir. Bu da asil gayenin ve onceligin ne oldugu hakkinda onemli ipucu verir bizlere.
    – Analizlerinizde katilmadigim diger nokta: Islamin ilk halleri ile insan haklarinin cok uyusmadigi tezidir. Ozellikle medine vesikasi ve yasanilan bircok hadise Islamin ilk yillarinda bile insan haklarinda cok geri olunmadigini gosterir. Sanirim bu konu ile ilgili belirtilebilecek yuzlerce sey vardir. Veda hutbesi bile tek basina bircok seyi gosterir. Insanlarin birbirinden ustun olmadigi, ustunlugun sadece takva ile oldugu, kadinin hak ve sorumluluklarinin oldugu, emanet oldugu, iyi davranilmasi gerektigi..vb bircok husus bir insan haklari menifestosu olarak sunulmustur. Kendi yasayisi ile de Peygamber Efendimiz bunu gostermistir. Kuranda da bu hususta bircok ayet vardir.
    – Ama malesef cok garip ve aci bir sekilde bizler hem de Islamin adini kullanarak dine hic uymayan seyler yapmisiz. Idareciler, alimler.. islerine geldigi gibi yorum yapmislar. Bu sekilde dinin ozu unutulmus ve tahrif edilmis malesef.
    Durusunuzu ve analizlerini cok takdir eden birisi olarak, calismalarinizda basarilar dilerim, saygi ve selamlar…

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin