Gerçeğin ölümü!

Yorum | Erhan Başyurt

‘’Totaliter yönetimler için ideal vatandaş, ikna edilmiş Naziler (faşistler) ya da ikna edilmiş komünistler değildir. Ancak o insanlardır ki; gerçek ile kurgu, doğru ile yanlış farkı onlar için artık mevcut değildir…’’

‘’Totalitarizmin Kaynakları’’ kitabının yazarı ünlü felsefeci Hannah Arendt’ten bu çarpıcı alıntıyla, Pulitzer ödüllü Amerikalı gazeteci Michiko Kakutani’nin büyük ilgi çeken ‘’Gerçeği Ölümü’’ isimli kitabında karşılaştım.

Müthiş bir tespit! Bugün de yaşananları fazlasıyla özetliyor…

Kakutani, Goya’nın ünlü ‘’Murio la Verdad – Gerçek öldü!’’ eserinden ilhamla kitabına bu ismi vermiş.

Aslında ABD’de Trump yönetiminin yöntemini, bilgi kirliliğini, yalan ve çarpıtmalarına dikkat çekiyor.  İnsanların gerçeğin peşine düşmediklerini, algının ve kurgunun kuyruğuna takıldıklarına dikkat çekiyor…

Ancak Türkiye’de de durum farklı değil. Hatta kat be kat daha kötü…

***

İktidar sadece gerçekleri ters yüz etmiyor, yalan ve iftiralarını tamamen denetimi altındaki medya üzerinden halka defaatle şırınga ediyor.

Gerçeği dile getirecek mecralar birer birer kapatılıyor, cesur aydınlar ve gazeteciler hapse konuluyor, hukuk sopa gibi kullanılarak muhalif görüşler sindiriliyor, böylece halkın doğru bilgi alacağı kaynaklar kurutuluyor.

Yine de gerçeğin dile getirilmesi engellenememişse, halkın ‘’gerçekten şüphe duyması’’ sağlayacak yalanlar ortaya atılıyor…

Sonuç tam Orwel’in ‘’1984’’ isimli distopya romanında yer alan tek parti sloganı gibi;

‘’SAVAŞ BARIŞTIR.

ÖZGÜRLÜK KÖLELİKTİR.

CEHALET GÜÇTÜR…’’

***

Ekonomik krize doğru sürüklenen Türkiye’de gerçeği ters yüz etmeye yönelik yakında bu slogana bir satır daha eklenirse hiç şaşmayın;

”FAKİRLİK ZENGİNLİKTİR!’’

***

İktidarın özgür ve eleştirel medyayı susturması, ifade ve fikir hürriyetini yok etmesi, rastlantı değil.

Şu an uyguladıkları hukuksuzluklara zemin hazırlamak ve rejimi dönüştürme planlarını hayata geçirmeye yönelik totaliter yönetimlerin tercih ettiği bir yöntem bu…

Büyük oranda başarılı da oldular.

TSK’da ‘balyoz devrimi’ sadece belirli çevrelerin ağzına sürülmüş bal hükmünde…

Ters düştükleri an, daha önce nasıl derdest ettilerse, yargı eliyle yeniden tasfiye edileceklerdir.

Totaliter rejime doğru adım adım ilerlerken iktidar sadece ‘at’ değiştirmiş durumda o kadar…

***

Kamuoyunu aydınlatma ve kamu yararına bekçilik yapmakla yükümlü medyanın durumu yürekler acısı.

Aynı başlıklar, iktidarın propaganda ve kurgularına sorgulamadan manşete taşımalar…

İktidardan nemalanma ve yalakalık yarışında bir çamur medyası…

***

1997-98 arası bir buçuk yıl Kahire’de gazete temsilcisi olarak görev yaptım.

Bulunduğum o 500’ü aşkın gün, Mısır medyası hemen hemen her gün ‘Mübarek…’ manşeti ile çıkıyordu.

İsrail’e petrol satıyor ve Filistin’e blokaj uyguluyorlardı ama medyada söylem İsrail karşıtlığı üzerine kuruluydu.

Bir de Mübarek’in Aswan Barajı’ndan daha kapsamlı çölü tarım arazisine çevirecek ‘dev proje’si manşetleri süslüyordu.

O proje halen bir ‘hayal’!

O dönem Mısır’da tamamı kamu denetimindeki gazeteler için ilginç latifeler yapılırdı.

Bunlardan birisi, aslında tek bir gazetenin basıldığı, gazete bayilerinin talep edilen ada göre logo yapıştırdığı şeklindeydi…

Türkiye’de basının durumu da bu noktaya doğru gidiyor.

Hürriyet logosunu Sabah’a yapıştırsanız, Sabah logosunu Milliyet’e yapıştırsanız ne fark eder? Kaç kişi fark eder?

***

200’ü aşkın medya kuruluşunun kapatıldığı, binlerce gazeteci ve aydının yargılandığı ve hapse atıldığı bir Türkiye’de gerçek ölüme mahkum edilmiş durumda.

Nazlı Ilıcak, Ahmet Altan, Mümtazer Türköne, Sedat Laçiner, Enis Berberoğlu, Mustafa Ünal, Mehmet Baransu, Ufuk Şanlı, Ünal Tanık gibi usta kalemler, onlarca gazeteci ve yazar halen suçsuz yere demir parmaklıkların arkasında tutsak.

Sosyal medya veya sanal ağlardan dar imkanlarla özgür ve eleştirel yayınlar bile anında erişime kapatılıyor ve susturuluyor.

Halkın aydınlanmasını, gerçeğe ulaşmasını engelleyen iktidar, Orwell’in romanında olduğu gibi ‘cehaleti, güce dönüştürüyor’.

Hitler soykırımına şahitlik etmiş ünlü felsefeci Arendth’in yazının girişinde yer verdiğim önemli tespitinde olduğu gibi, ‘’gerçek ile kurgu, doğru ile yanlışı ayırt edemeyen totalitarizm için ideal insan’’ tipi oluşuyor.

Ne yazık ki, gerçeğin ölümüne ya da öldürülüşüne şahit oluyoruz!

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin