‘Futbol asla sadece futbol değil’miş!

HABER-YORUM | HASAN CÜCÜK

Futbol giderek zenginlerin oyuncağı haline dönüşürken, şampiyonluk rüyasını bile göremeyen takımlar arkalarına aldıkları maddi güç sayesinde ligin zirvesine demir atacak. Simon Kuper’in ünlü ‘Futbol asla sadece futbol değildir.’ sözü zenginler sayesinde ‘Futbol sadece bir oyuncak.’ olarak değişecek. ‘Parayı verenin şampiyon olduğu’ dönemleri yaşamaya başladık.

Soğuk Savaş’ın hüküm sürdüğü yıllarda Doğu Bloku ülkelerde şampiyon devlet destekli kulüplerin tekelindeydi. Rusya’da Moskova, Romanya’da Bükreş, Bulgaristan’da Sofya ve Çekoslovakya’da Prag takımları şampiyonluğun kimseye kaptırmıyordu. CSKA, Lokomotiv, Spartak ve Dinamo ön adlarını alan Moskova takımları SSCB döneminde fırtına gibi estiler. Bu dönemde Rusya merkezli takımlara Dinamo Kiev kafa tutarken, Dinamo’nunda ardında Ukrayna yönetimi vardı. Soğuk Savaş döneminin sona erip, Berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla Doğu Bloku çökerken beraberinde devlet destekli kulüplerinde şampiyonluk hegomanyası sona erdi. Serbest piyasa ekonomisine geçen Doğu Bloku’nda zenginlerin el attığı sıradan kulüpler ligde şampiyonluk görmeye başladı. Rusya’da Zenit Petersburg ve Rubin Kazan, Romanya’da CFR Cluj ve Viitorul Constanta, Bulgaristan’da Ludogorets gibi takımlar tarihlerinde ilk kez şampiyonluk görmekle kalmayıp, devlet destekli başkent takımlarına karşı üstünlük kurdu.

Doğu’da devlet, Batı’da para

Doğu’da devlet destekli takımlar şampiyon olurken, Batı’da ekonomik gücü, seyirci desteğiyle birleştiren kulüplerin hegomanyası vardı. Almanya’da Bayern Münih, İtalya’da; Milan, İnter ve Juventus, İspanya’da; Barcelona ve Real Madrid, İngiltere’de Liverpool ve Manchester United şampiyonlukların adresi oluyordu. Bu takımların başarısında elbette paranın gücü vardı. Özellikle İtalyan kulüpleri zengin aileler tarafından yönetiliyordu. Ancak Alman, İspanyol ve İngiliz kulüpleri, başarılı idareci ve teknik adama seyirci desteğiyle şampiyonluğa koşuyordu.

Abramovich devrimi

Avrupa futbolunda devrim niteliğindeki gelişme 2003’te Rus milyarder Roman Abramovich’in Chelsea’yı satın almasıyla başladı. Parasının hesabını bilmeyen henüz 37 yaşındaki Abramovich, transfer piyasasını alt üst etmekle kalmadı Chelsea’nın 2005’te şampiyon olmasıyla parası çok zenginlere kötü örnek oldu. Artık Batı’da paranın gücüyle şampiyonluğun mümkün olduğunu gören zenginlerin, futbol yeni oyuncağı haline geldi. Putin’in hışmından kaçıp İngiltere’ye yerleşen Roman Abramovich, Chelsea sayesinde geniş kitlelerin sempatisini kazandı. Abramovich’in izinden 2008’de giden isim Abu Dabi Emiri Şeyh Mansur bin Zayed al Nahya oldu. Aldığı kulüp ise Manchester City idi. City’de tıpkı Chelsea gibi paranın gücünü arkasına alınca lig şampiyonluğunu görüyordu. Paris Saint Germain (PSG), 2011’de Katarlılara satılırken, Arap sermayesi Ligue 1’e giriş yaptı. 2012’den sonra şampiyonluğun adresi bir yıl dışında PSG oluyordu. Artık PSG’nin şampiyonluğundan ziyade kaç hafta önce şampiyon olacağı konuşuluyor.

Peki zenginler futbola el atmasıydı bu kulüpler liglerinde hegomanya kurar mıydı? Sorunun net cevabı var; hayır. Premier Lig’de 6 kez şampiyonluk yaşayan Chelsea’nın Abramovich öncesi sadece bir şampiyonluğu bulunuyor. Bu şampiyonluğun hangi yıl olduğunu görmek için 1955 yılına gitmemiz gerekiyor. Yine Abramovich sonrası tarihlerinde ilk kez Şampiyonlar Ligi’ni kazandılar. Chelsea’nın Avrupa’daki tek başarısı 1971 ve 1998 yılında kazandıkları Avrupa Kupa Galipleri Kupası olmuştu. Abramovich sonrasi Şampiyonlar Ligi’nde iki kez final oynayıp birini kazandılar, yine 2013’te UEFA Avrupa Ligi kupasını müzelerine taşıdılar. Abramovich satın almadan önceki sezon transferde hiç harcama yapmayan Chelsea için ’Abramovich olmasa da yine şampiyon olurdu’ demek imkansız ötesi bir durum.

Zengin patron City’yi parlattı

Yine Premier Lig’de 5 şampiyonluğu bulunan Manchester City, bunun 3’ünü 2008’de zengin sahibi geldikten sonra yaşadı. İlk iki şampiyonluğunu 1937 ve 1968 yılında yaşadı. Üçüncü şampiyonluğunu zengin sahibi sayesinde 44 yıl sonra 2012’de gördü. Manchester’in diğer devi United’in gölgesinden çıkamayan City, zengin sahibi olmasıydı Premier Lig’in orta sıra takımlarından biri olmaya devam edecekti. Transferde milyonlarca Euro harcayan, Pep Guardiola gibi dünyanın en iyi teknik adamı ve bir çok yıldızı kadrosunda ancak ve ancak zengin sahibi sayesinde görürdü. Nitekim de öyle oldu.

Arap sermayesiyle PSG kendine geldi

Keza Paris Saint Germain (PSG). Fransa Ligue 1’de rakipsiz olan PSG’nin 2011 öncesi başarısı oldukça sıradan. Hepi topu iki şampiyonluğu var. Biri 1986’da diğeri 1994’te. Ya 2011 sonrası? Şimdilik 6 yılda 5 şampiyonluk. Şimdilik diyoruz bu yılda açık ara şampiyonluğa koşuyor. Arap sermayesi olmasaydı PSG, Neymar, Cavani, Mbappe, Di Maria, Buffon gibi yıldızları ancak rüyasında görürdü.

Türkiye ‘Doğu Bloğu çağına döndü

Türkiye ise farklı bir yoldan gidiyor. Örneği Doğu Bloğu. Yıllar sonra AKP iktidarı futbolu keşfetti. Devlet destekli kulübümüz Başakşehir. Başkanı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın akrabası Göksel Gümüşdağ. Ligin en seyirci fakiri takımlarından biri. Açık ara lider ama Antalyaspor deplasmanında sadece 4 (yazıyla dört) taraftarı vardı tribünlerde. Ama olsun devlet baba sağ olsun. AKP’li İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin tüm şirketleri sponsor olmak için sıraya girmiş durumda. İstanbul Havaalanı bir türlü açılamadı ama Başakşehir’in formasında yıllardır reklam olarak duruyor. Doğu Bloku gibi yıllar sonra devlet destekli bir şampiyonumuz olacak. Erdoğan, geçen gün bir TV’deki röportajında ’Benim kurduğum takım’ deyip başarılarını yakından takip ettiğini söyledi. Bu yakınlığın ne anlama geldiğini sanırım herkes anlamıştır.

Yazının başına dönüp Simon Kuper’in ünlü sözüyle noktayalım; ‘Futbol asla sadece futbol değildir.’

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin