Fetret dönemi ve ikinci diriliş (2)

Yorum | Prof. Dr. Osman Şahin

Osmanlı Devleti hayatta iken, Üstad hazretleri, bozulan kalb-i umûmî, efkâr-ı âmme ve vicdan-ı umumînin tamirinin siyaset cereyanları ile olacağını ve bu tedavinin,  o günkü toplum yapısı içinde gerçekleşebileceğine inanıyordu. Daha sonraları bunda yanıldıklarını ve böyle bir tedaviye her şeyden önce bireylerin iman problemlerini çözerek başlanması gerektiğini ve Risale-i Nurlar’ın misyonunun bu olduğunu ifade etmişlerdir.

Bediüzzaman Hazretleri’nin Osmanlı’nın son dönemlerinde toplum yapısının ve bireylerin ıslahı adına çok çalıştığını ve bunun için eserler telif ettiğini görüyoruz. Fakat bu çalışmalar çok sınırlı bir kesim hariç tam anlamıyla karşılığını bulamamıştır. Muhatapları, onun ifade ettikleri hakikatleri, idrak edip hayatlarına tatbik edecek donanımda değillerdi. Bu gayretler bütün dünyada İslam adına fetret dönemine girilince karşılığını bulacaktı ve öyle de oldu. Bu fetret döneminde, karanlık çok arttığında ışığa duyulan ihtiyaç gibi,  manevi açıdan karanlığın had safhaya ulaştığı o ortamda, iman hakikatlerine ekmek, su ve hava kadar ihtiyaç hissediliyordu. İnsanlar bu ihtiyacı giderecek bir ışık arıyorlardı.

Ortam artık hazır hale gelmişti. Bu ortamda Bediüzzaman Hazretleri Risale-i Nurları telif etmeye başladılar ve bu hakikatlerin insanlara ulaşması ve hayata mal olması adına hizmetlere başlanmış oldu. Böyle bir ortamda zihinleri karıştıracak yanlış İslam telakkileri ve temsilleri iyice azaldığından, dinin, asr-ı saadettekine benzer şekilde bütün orijinalliği ile tekrar yaşanması mümkün hale gelmişti. O nur halesinin etrafında yerlerini alan o insanların İslam’ı anlamada, sadakatte, fedakarlıkta ve yaşayışta çok ileri gittiklerini görüyoruz. Bu insanlar, yolun kaderi olarak ifade edilen sıkıntılara, mahkumiyetlere, takiplere, işkencelere ve daha bir çok mahrumiyetlere maruz kalacaklardı ve onlar bunları aşmasını bileceklerdi.

Sahabeye benzeyen yeni bir nesil inşa ediliyordu. Bu insanların hallerine şahit olanlar, bu asırda sahabeyi görmüş gibi oluyorlar ve bir kere daha kırılan ümidler yeşeriyordu. Bir kez daha Allah (c.c) kudretiyle hiç yoktan, sıfırdan böyle bir İslami dirilişi başlatmışlardı. Artık dünya’da İslamın sönmeye yüz tuttuğu ve bir daha ikame edilemeyeceğine inanıldığı bir zaman ve zeminde, yine bir Peygamber varisi eliyle, yeni baştan karanlığa karşı ışığın mücadelesi sahneleniyordu. Bütün güç dengeleri karanlığın yanında yer almasına rağmen, sayıları üç beş kişiyle ifade edilebilecek insanlarla temsil edilen bu ışık karşısında, karanlık artık durmadan mevzi kaybediyordu.  Bu nur büyüyerek bütün cihana yayıldı.

“Üstad’tan sonra gelecek Zat kimdir?” sorusunun cevabı nedir?

Bediüzzaman Hazretleri, ahir zamanda gelecek zat’ın üç vazifesinden bahsettikleri yerde, birinci ve en önemli vazife olan imanı kurtarma işinin Risale-i Nurlarca yapılacağından ve kendilerinden sonra gelecek olan zatın bu eserleri kendisine bir program yaparak diğer vazifeleri yapacağından bahsetmektedir.  Üstad Hazretleri, Sikke-i Tasdiki Gaybi’de, “Hz. İsa’nin (a.s.) “Ben gitmeliyim ki yeryüzünde adâleti teessüs edecek Alemin Reisi gelsin” sözleriyle müjdelediği zat kimdir” sorusuna verilen cevapta şöyle bir yaklaşımda bulunurlar: “Hz. İsa’dan (a.s.) sonra beşer tarihi incelendiğinde, bu vasıfları tam olarak taşıyan ve gösteren Hz. Muhammed’ten (sav) başka kim vardır ki, Alemin Reisi ünvanı ona verilebilsin”.

Benzer yaklaşımı kullanarak, “Üstadımızdan sonra gelen hareketlere nazar ettiğimizde, Üstad tarafından haber verilen bu Zat kimdir” sorusuna aynı yaklaşımı kullanarak cevap verebiliriz. Üstad Hazretlerinden sonra böyle bir vazifeyi deruhte etmiş ve etmekte olan Fethullah Gülen Hocaefendi’den başka kimi gösterebilirsiniz? Bu çapta bu işi yapmış ve yapmakta olan ikinci bir hareket yoktur.

Diğer taraftan, Bediüzzaman Hazretlerinin önemli varislerinden Tahiri Mutlu ağabey, İhsan Atasoy’un hazırladığı hatıralarında açık olarak Üstad’tan sonra bu vazifeyi deruhte edecek zatın Fethullah Gülen Hocaefendi olduğunu ifade etmektedirler.

Abdullah Aymaz, Çağlayan dergisininin 2018 Aralık sayısındaki makalesinde, Mustafa Mustafa Sungur ağabeyin Hocaefendi hakkındaki şu sözlerine yere vermektedir: “Bu zamanda hakikat-ı Kur’aniyede saf tutan kardeşlerimizin manevi hüviyetlerini ihatadan âcizim. Bilhassa Fethullah Hocaefendi hakkında, O zatlara arkadaş olmak, kardeş ve beraber olmak hepimiz için bir mazhariyettir. Bir lütf-u İlahîdir. Böyle masum ve yıldız misal zatlarla daima iftihar ederiz. Onlar bizim şeref tacımızdır. Biz Üstadımızın Hizmetkârlarıyız. Fethullah Hocamız ise, Üstadımızın vekil-i aslîsidir.”

Bir asır öncesinden asrın sahibi tarafından haber verilen Hizmet metodları…

Yine Bediüzzaman Hazretleri Münazarat’ta “Biz kuvvetimizi nasıl toplayıp, namus-u İslâmiye-i milliyeyi muhafaza edeceğiz?” sorusunu cevaplarken, Fethullah Gülen Hocaefendi’nin başlattığı hizmetin temel taşları olan şu hususlara dikkat çekmektedir;

–     Maarif (eğitim-öğretim)

–     Zekat (maddi ve manevi her türlü zekat), adaklar ve sadakaların kullanılarak topluma hizmet verilmesi. Hizmet hareketindeki himmetler, burslar, kurbanlar, ayni ya da nakdi her türlü yardımlar vs. bu bağlamda düşünülebilir.

Dikkat edildiğinde, bu hususların Fethullah Gülen Hocaefendi’nin başlattığı hizmetlerle hayata geçirildiği görülecektir. Fethullah Gülen Hocaefendi, hakikaten Risalei Nurları kendine program olarak almış ve Risalei Nurlardaki hakikatların hayata taşınması görevini üstlenmişlerdir.

Hiç bir zaman değişmeyen adet-i İlahi “yolun kaderi”…

Allah’ın (c.c.) inayet ve keremiyle de buna muvaffak olmuşlardır. Bu kur’ani hakikatler toplumun bütün ünitelerine kadar ulaşarak, yaşanma imkanı bulmuşlardır. Bununla da kalmayıp, bu hakikatler, dünya’nın dört bir tarafına da hizmet erleri eliyle gitmiş ve temsil edilmeye muvaffak olunmuştur.Bu lütfi İlahi olarak bir muvafakiyettir.  Milyonları aşkın insana bu hakikatler ulaşmıştır. Yaşanan sürecte yaşanılanlar ise, ister mensuplarının hatalarından kaynaklansın ya da kaynaklanmasın, Asr-ı Saadet’te yaşandığı gibi yolun kaderi olarak ifade edilen, hak erlerinin Allah (c.c.) tarafından imtihana tabi tutulmaları, tasaffi etmeleri, tevhid hakikatını idrakte derinleşerek derecelerinin yükseltilmesi ve hadiselerin zorlamasıyla, hizmet hareketinin yeni bir evreye geçişinin sağlanması içindir.

Adetullah’tan olarak  Allah (c.c), belli bir keyfiyet ve kıvama ulaştırdığı hakikat erlerini her zaman böyle imtihanlardan geçirmiştir. Bireysel veya grup halinde olsun, tarihte bu her zaman böyle olmuştur ve istisnası yoktur. Bunun böyle olduğunu, birçok Kur’an ayetlerinde ve Hadisi Şeriflerde görmek mümkündür. Beşer tarihi boyunca yaşanan hadiseler de bu kudsi beyanların tefsiri ve doğrulaması mahiyetindedir. Bir ayeti kerime’de, mü’minler, düşmanların toplanıp onlara saldırmak üzere geldikleri haberini alınca “Bunları zaten Allah(c.c) ve Resülü (sav)bize haber vermişlerdi” diyecekleri ve onların bu hadiseler karşısında imanlarının artacağı buyrulmuştur. Hizmet hareketinde, süreç boyunca yaşanan hadden efzun mağduriyetler ve mazlumiyetler, hak erlerinin davalarına olan bağlılıklarını ve imanlarını arttırmalıdır. Bu yaşadıklarımızı, Kur’an ve diğer semavi kitaplar,  başta peygamberimiz olmak üzere bütün peygamberler ve peygamber varisleri, sözleriyle veya fiili olarak da yaşayarak bize haber vermişlerdir. Bu olaylar, hizmet insanlarının hak yolda olduğuna ve onların yolundan gittiklerine apaçık delillerdir. Süreç yaşanıncaya kadar, bu hakikat hizmet hareketi için tam olarak görülüp yaşanmıyordu. Süreçle beraber, hizmet hareketinin haklılığını gösteren bu son delil de ortaya çıkmış oldu.

Biraz daha ileri giderek şunu da söylesek haddimizi mi aşmış oluruz bilmiyorum. Asr-ı  Saadette Sahabe Efendilerimizin (r.anhüm) başlarına gelenler ile günümüzdeki hizmet insanlarının başına gelen hadiselerdeki benzerlik, yaşanan mağduriyet ve mazlumiyetlerin şiddetindeki yakınlık nazara alındığı zaman, hizmetteki sadakat ve ihlaslarını koruyabilmiş, nur halesinin içerisinde yerlerini almış olan bugünkü hizmet insanlarının, umumi manada sahabeden hemen sonra yerlerini alacaklarını söylemek mümkündür.

1 YORUM

  1. Sizden biri değilim, Hizmet İnsanı değilim, düsturlarınızın temsilcisi değilim, abi veya şakirt değilim, Gönüllü değilim, ancak çayınızı içmiş Maklubenizi yemiş bir Sempatizan olarak sizlerle beraber KHK mağduruyum. Binlerce mübarek insanla aynı listede adım yazıldı. O listeyi şahit gösterip ahirette bu cemaatle birlikte haşredilmem nasip olsun inşaallah. AMİN.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin