Erdoğan niçin susuyor?

YORUM | EKREM DUMANLI

Artık Erdoğan’ı herkes tanıyor. Öfkesine nasıl mağlup olduğunu, kin beslediği insanlara karşı nasıl huşunetle yaklaştığını bilmeyen yok. Siyasi tarihimizde görülmedik ağır sözleri o sarf etti. Muhaliflerine karşı akla hayale gelmedik hakaretleri eden de o. İşine gelmediğinde Anayasa Mahkemesi’ni de yargıyı da elinin tersiyle iten de o. Meydanlardan oy devşirmek için ‘Ey Amerika! Ey İsrail!’ diye haykırarak külhanbeylik taslayan ama kapalı kapılar arkasında başka planlar yapan da o.

Peki hemen her aykırı sese sert cevap vermeyi, insanları azarlamayı, aşağılamayı huy haline getiren Erdoğan, parti içinden yükselen muhalefete neden sessiz kalıyor? Bildiğimiz Erdoğan, bugüne kadar kükremesi ve yeri görü inletmesi gerekiyordu.

Vakıa, düşük bir ses tonuyla üç beş kelam etti. İmalı bazı yakınmalarda bulundu. Üstü kapalı iğneleyici sözler sarf etti. Ama bu bizim bildiğimiz Erdoğan üslubu değil.

Ne beklenir ki ondan?

Bir zamanlar ‘kardeşim, dava arkadaşım’ dediği kişilere ‘sen kim oluyorsun da…’ diye başlayan cümlelerle en ağır sözleri sarf edebilirdi.

Piyangodan çeker gibi elinden tutup başbakan yaptığı birinin ‘manifesto’ diye yayınlandığı eleştirilerine, ‘benim bizzat başbakan yaptığım adam’ diye aşağılayan bir çıkış yapabilirdi.

Erdoğan susmayı tercih etti, ediyor… Neden acaba? Korkudan mı, endişeden mi bir hesabın tehir edilmesinden mi…

Erdoğan’ı yakından bilenler onlarca kere şahit olmuştur ki parti içinde çatlak ses çıkaranlara büyük bir kin ve nefret duymaktadır. Bilinen Reis, ne yapıp edip o çatlak seslerle karşı karşıya gelir, azarlar, tehdit eder, hatta hakaret ederdi.

Oysa şimdi parti içinden hiç de yenilir yutulur olmayan sesler yükselmekte. Eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, İstanbul’da seçimlerin yenilenmesini 367 kararına benzetti. Bu çok ağır bir eleştiriydi.

Gerçi toplum önünde sarf edilmiş sözler değildi bunlar. Twitter üzerinden atılmış mesaj idi toru topu. Ama yine de demir leblebi gibi, çiğnenmesi, yutulması, hazmedilmesi mümkün değildi Erdoğan için.

Ahmet Davutoğlu sadece uzun ve kendi siyasal hayatıyla çelişen bir manifesto yayınlamadı; aynı zamanda katıldığı bir iftar yemeğinde, saygın bir topluluğa konuşarak tek adam rejiminin yanlışlarını aktardı. Her cümlesinde yaptığı ağır gönderme Erdoğan’ı işaretliyordu. Cumhurbaşkanı ve aynı zamanda parti başkanı olan Erdoğan o iftar konuşmasını duymazlıktan geldi, görmezlikten geldi.

Neden?

Suskunluğun en önemli sebebi hiç şüphesiz itirazların çok derinden geliyor olmasında gizli. Ak Parti kurulurken parti yöneticilerinin halka verdiği bütün sözlerden cayıldığı aşikâr. Eski derin devlet uygulamalarına karşı çıkarak iktidara gelen AKP, bugün o derin metotların tamamını uygulamakta. İnsan haklarını ihlal etmekte, hukuku ayaklar altına almakta, zulmettiği mazlumların ahına kulak tıkamakta. Halkı kutuplaştırarak seçim kazanmaya alışan Erdoğan, artık sadece muhaliflerinden değil, kendi parti tabanından tepki almakta. Parti tabanının, bugüne kadar kendini avuttuğu ‘Reis’in bir bildiği vardır’ söylemi de temelden sarsılmıştır. ‘Metal yorgunluğu’ bahanesiyle parti içinde yapılan tasfiye, büyük bir küskünler güruhuna yol açmıştır.

Yolsuzluk iddialarının yanında bir de akraba kayırmacılığının yapılması ve bunu bizzat Erdoğan’ın kendisinin yapması artık katlanılamaz bir hal almıştır. Ekonominin dümeninde oturan damadın, kayınpederinin himayesi altında Türkiye’yi iflasa sürüklediğini aklı başında herkes görüyor.

Vahim manzara bu kadar açıkken, parti içinden mırıltılar, fısıltılar, homurtular şeklinde yükselen muhalefete bir şey söylememesini belki normal karşılanabilir.

Parti içi muhalefete karşı sergilediği suskunluk, alışageldiğimiz Erdoğan portresinden farklı görünüyor. Çünkü o da biliyor ki 2002’de verilen sözlerle 2019’da gelinen nokta arasında korkunç uçurumlar var. Artık insanlar bu vahim tabloyu görüyor, biliyor. İleri geri konuşanlara göstereceği sert tepkinin muhalefeti daha da güçlendireceğini ve daha çok sesin yükseleceğini hesap ediyor.

Buna rağmen şartların değişmesini, kendi adına pozitif bir rüzgârın esmesini bekliyor. O temenni ettiği atmosfer oluştuğunda şimdi suskun kaldığı kişileri sanık sandalyesine oturtması çok yakındır. İstihbarat teşkilatının bu konuda harıl harıl çalıştığını, yargının tepeden gelen bir emirle harekete geçeceğini bilmemek Erdoğan’ın rakiplerine karşı uyguladığı metodu bilmemek demektir. Tam da bu nedenle muhalif seslerin artık geriye dönme, masanın altına saklanma lüksü kalmamıştır.

Kim ne derse desin AKP’de vazo bir daha yapışmamak üzere çatladı, hatta kırıldı. O yüzden ‘yeni parti’ arayışları var. Artık batmış bir ekonomiyle, uydurulmuş ‘beka’ sendromuyla, uygulanan derin devlet metotlarıyla, ekonomik krize rağmen taviz verilmeyen lüks ve şatafatın devamıyla iktidar koltuğuna yapışmak çok kolay gözükmüyor.

Erdoğan boş mu duracak bu çatlak sesler karşısında?

Hayır.

Sonuçta Erdoğan oportünist bir siyasetçi. Kendisine karşı daha önce çok sert muhalefet yapan, Süleyman Soylu, Devlet Bahçeli ya da Numan Kurtulmuş gibi isimleri adeta kölesi haline getirdiği gibi; önde görünen bazı muhalifleri de susturmak isteyecektir.

Ne var ki bu sefer durum öncekilerden daha farklı. Daha önce muhalefet yapıyormuş gibi görünürken kendine ikbal merdivenleri döşeyen kişiler vardı. Şimdi Türkiye’nin tamamına yayılan bir bıkkınlık, bir yılgınlık hali söz konusu.

Artık hiçbir yama söküğü kapatamıyor. Tek adam sisteminin, tek parti rejiminin Türkiye’ye ne kadar ağır bir fatura ödettiğini artık aklı olan herkes görüyor.

İnsan haklarını bu kadar ihlal eden, anayasayı çiğneyen, yasaları ayaklar altına alan, Türkiye’de büyük bir mazlum var kitlesi oluşturan Erdoğan ve rejiminin geriye dönmesi, yeniden demokratik bir yörüngeye oturması da muhal hale geldi.

Bu saatten sonra Erdoğan, İstanbul seçimlerini kazansa bile kaybetmiş demektir. Tabandaki kaymayı ve büyük depremi Saray’dan hissetmek zordur. Ancak objektif bir gözle bakan herkes görüyor ki Saray yönetimi yolun sonuna gelmiştir. Demokrasiden başka bir çıkış yolu da yoktur. Demokrasi, hesap sorucu dalgalarıyla sarayın etrafını kuşatmıştır. İçerdeki küskünlük, kızgınlık ve hayal kırıklığı, sosyal gerçeklerin tabii bir yansımasıdır.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin