Erdoğan Batı başkentlerinde de kaybetti

HABER-YORUM | ADEM YAVUZ ARSLAN, WASHINGTON

Yaklaşık 5 yıldır Washington’dayım ve bugüne kadar Türkiye konulu sayısız toplantı izledim. Amerikan yönetimini ve yönetime yakın kaynakların referans noktalarını, analizlerini ve geleceğe dair projeksiyonlarını görme imkanı buldum.

Özetleyecek olursam bugüne kadarki genel değerlendirme şu şekildeydi “Evet, Erdoğan otoriter bir lider. Hatta diktatörlüğe kayıyor. Ancak girdiği tüm seçimleri kazandı. Ardında yüzde 50’lik bir kesim var. Muhalefet umut vermiyor.  Türkiye’de yaşanan insan hakları ihlallerinin farkındayız ama sonuçta Erdoğan kazanan taraf.”

Erdoğan rejimi de hem Türkiye’nin ABD için jeopolitik önemini istismar ediyor hem de ‘alternatifsizliğe’ vurgu yapıyordu.

Hatta Washington’a gelen AKP’liler ve AKP adına hareket eden gazeteci-akademisyen yada ‘stk’ temsilcileri “sevin yada sevmeyin, Erdoğan demek Türkiye demektir ve önümüzdeki 10 yıl Erdoğan siyaset sahnesinin tek hakimi” propagandası yapıyordu.

Mesela bugünlerde eleştirel yazılar kaleme alan Etyen Mahçupyan ‘başbakan başdanışmanı’ sıfatı ile geldiği Washington’da “Erdoğan tartışmasız tek lider. Önümüzdeki on yıl boyunca yine Erdoğan olacak. Onunla çalışmak zorundasınız” demeçleri veriyordu.

Kısacası, bütün ‘bagaj’larına rağmen Erdoğan ‘kazanan taraf’ olduğu için ona göre muamele görüyordu.

Özellikle de pragmatist bir lider olan Trump için Erdoğan’ın ‘winner’ olması önemliydi. Dünkü sonuçlarla birlikte tablo değişiyor.

En başta psikolojik hava değmeye başladı bile.

Nitekim ABD medyasının ana akımını oluşturan New York Times, Washington Post ve CNN de yer alan haberlerde ortak nokta ‘Erdoğan’ın güç kaybetmeye başlaması’ydı. NPR başta olmak üzere etkili mecralar günlerdir seçimin Erdoğan için bir beka meselesi haline geldiğini, yerel seçimin güven oylaması olarak kabul edildiğini haberleştiriyordu.

Sonuç itibariyle Ankara ve İstanbul’u kaybetmiş bir Erdoğan, bugün itibariyle Washington’da daha zayıf ve kaybetme trendine girmiş bir lider. Bu durum genel psikolojiye ve müzakerelere de yansıyacaktır. Ayrıca Erdoğan’ın kaybetmeye başlaması ABD’de ki Erdoğan karşıtı kesimlerinde elini güçlendirecektir.

Öte yandan uzunca zamandır Türkiye’deki insan hakları ihlallerine dikkat çekip medya ve sivil toplumun desteklenmesini savunanlarda önemli bir mevzi kazanmış oldu. Bir başka ifadeyle demokrasi için yeniden umut doğdu.

Benzeri bir tablo Avrupa başkentleri içinde geçerli.

Erdoğan ve kurmayları ‘alternatifsizlik’ söylemini Berlin ve Paris başta olmak üzere batı başkentlerinde de kullanıyordu. Başta Merkel olmak üzere Avrupalı liderlerde Amerikan mevkidaşları gibi pragmatist yaklaşıyor ve Erdoğan’a öyle muamele ediyordu.

Erdoğan’ın İstanbul ve Ankara’yı kaybetmesi Batı başkentlerinde de ‘Erdoğan’ın büyük yenilgisi’ olarak kabul gördü. Doğal olarak Erdoğan’a karşı elleri güçlendi.

Başka bir ifadeyle Erdoğan sadece Ankara ve İstanbul’u değil Washington ve Berlin’i de kaybetmiş oldu.

ERDOĞAN’IN OYUN PLANI VE KRİZDEN ÇIKIŞ

Her ne kadar YSK kesin olmayan sonuçları açıklasa ve İstanbul’u Ekrem İmamoğlu’nun kazandığını ilan etse de AKP kurmayları seçimi masa başında kazanmanın yollarını arıyor.

Geçersiz oylar üzerinden bir hareket çekerek seçimi kazanmayı deniyorlar.

Bu saatten sonra tablo değişir mi kestirmek kolay değil. Üstelik 12 Haziran seçimleri sonrası yaşanan tablo da ortada. Ancak muhalefetin yakaladığı motivasyon muhtemel sandık oyunlarının önüne geçecek gibi. Erdoğan sonucu lehine değiştiremese de bugün itibariyle yeni oyun planını yürürlüğe koyacak.

Yeni planın ipuçları ise seçim akşamı yaptığı konuşmada var.

Erdoğan’ın konuşmasında yer alan ‘reform paketleri’ vurgusu önemliydi. Ekonomide yaşanan kriz ve üzerine eklenen seçim mağlubiyeti Erdoğan’ın işini daha da zorlaştıracak ama bu darboğazdan çıkışı yine Batı’da arayacak.

Şöyle ki ;

Erdoğan’ın kaybettiği belediyelerin aslında ‘batık’ olduğu sır değil. Bir bakıma hem İmamoğlu hem de Mansur Yavaş enkaz devralıyor. Üstelik bu iki belediyenin Erdoğan’ın hedefinde olacağı, onlara oyun alanı bırakmayacağı, başarısız olmaları için elinden geleni ardına koymayacağını bilmek için uzman olmaya da gerek yok.

Dahası geçtiğimiz aylarda bir gece yarısı operasyonu ile meclisten geçirilen bir yasayla Erdoğan’a ‘istediği belediyeye ek bütçe’ verme yetkisi tanındı. Yani Erdoğan istediği belediyeyi ihya ederken istemediğini de batırabilecek.

Erdoğan bir yandan muhalefete geçen belediyeleri hareket edemez hale getirip ‘bakın CHP iktidarında bunlar oluyor’ derken öbür taraftan ABD ve Batı başkentlerine demokrasi gösterisi yapacak.

Mealen ‘Bakın bizde demokrasi işliyor. Muhalefet seçimleri kazanıyor’ diyerek propaganda yapacak ve ekonominin  toparlanması için zaman kazanacak.

Bir yandan da ekonominin başına ‘Kemal Derviş’ modeli bir isim bulmak isteyecek.

Bu kapsamda Ali Babacan’ı tekrar ekonominin başına geçirmesi sürpriz olmaz. Ardından bazı temel yapısal reformları uygulamaya koyacaklar. Ekonomi zaten dibe vurduğu için, ‘güven veren bir isim’ ve bazı temel reformlar hayata geçirilince ibre yukarı doğru dönecektir.

Erdoğan’ın kafasındaki bu planı uygulayabilmesi için hem Washington’u hem de Avrupa başkentlerini kazanmak zorunda. O yüzden bugün itibariyle Batı ile ilişkilerini düzeltmeye çalışan, bu başkentlere daha sıcak mesajlar gönderen bir Erdoğan ile karşılaşmamız kaçınılmaz.

Bu kapsamda Avrupa Birliği’nden gelen ‘ceza infaz yasasında değişiklik yapın, gazetecileri ve akademisyenleri serbest bırakın’ çağrıları sürpriz bir şekilde karşılık bulabilir.

Ancak Erdoğan’ın bu planını sorunsuz uygulayabilmesinin önünde Rusya engeli var.

Eğer Erdoğan batı ile ilişkilerini toparlama sürecine girerse Putin’i kızdırabilecektir. Rus liderin Erdoğan’ın ABD ve Avrupa saflarında yer almasından çok mutlu olmayacağı açık. Putin’in göstereceği reaksiyon ise Erdoğan rejiminin gerçek anlamda ‘bekaa sorunu’ yaşamasına neden olabilir.

Sonuç itibariyle, dünkü seçim sonuçları ile Erdoğan sadece Ankara ve İstanbul’u kaybetmedi. Washington ve Berlin’de de mevzi kaybetti. Oralarda artık ‘Erdoğan eşittir Türkiye’ kozuyla pazarlık masasına oturamayacak. Türkiye’de yaşanan ekonomik krizden çıkabilmek, politik olarak gücünü dengeleyebilmek için Batı başkentlerine yanaşmak istediği zaman ise Rusya’yı karşısına alacak. Dolayısıyla bu da çok kolay bir denklem değil.

Her şekilde Erdoğan için trend tersine döndü ve konjonktür bu trendi Erdoğan aleyhine hızlandırabilir.

1 YORUM

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin