AnaSayfa»Yazarlar»Serdar Efeoğlu»Diplomatik yalnızlığın acı faturası: Trablusgarp Savaşı

Diplomatik yalnızlığın acı faturası: Trablusgarp Savaşı

Pinterest Google+

Yorum | Dr. Serdar Efeoğlu

Osmanlı Devleti 1798’de Fransızların Mısır’ı işgalinden itibaren “denge politikası” ile varlığını sürdürmüş ve Abdülhamit devrinde Almanya ile önemli bir yakınlaşma yaşanmıştı. Meşrutiyetin ilanı ile büyük devletlerin Osmanlı Devleti’nin yanında yer alacağı beklentisi olduysa da bunun doğru olmadığı kısa zamanda ortaya çıkmıştı.

Osmanlı Devleti Meşrutiyet devrinde dünya politikasında “yalnız” bir devletti ve Girit ile Bosna’nın kaybında bu açıkça görüldü. Diplomatik yalnızlığın acı bir faturası da Trablusgarp Savaşı oldu.

Osmanlı Devleti İtalya’nın uzun vadeli diplomatik süreçle diğer devletlerin desteğini almasına karşılık, haklı olduğu bir konuda bile destek alamadı ve büyük bir hüsrana uğradı.

Kayıplar sadece Trablusgarp ve Bingazi’den ibaret kalmadı, Oniki Ada da kaybedildi. Ayrıca Osmanlı Devleti’nin yalnızlığı ve savaştaki zafiyeti, Balkan devletlerinin ittifak yaparak savaş açmasına zemin hazırladı.

İTALYA’NIN HEDEFİ

İtalya da Almanya gibi siyasi birliğini geç kuran devletlerden birisiydi. Bu nedenle sömürgecilik yarışında geride kalmış ve bunu telafi etmek için kendisine nüfuz alanları belirlemişti. Bunların başında Kuzey Afrika gelmekte, ele geçireceği yerlerle Roma İmparatorluğu’nun yeniden canlandırılması amaçlanmaktaydı.

İtalya ilk denemesini Eritre, Somali ve Habeşistan’da yapmış ve başarılı olmuştu. Ancak Habeşler, 1896’da İtalya’yı mağlup ederek himayeye son verdikleri gibi İtalyan yayılmacılığını da durdurdular.

İtalya bundan sonra diğer devletlerin desteğini alarak hedefine ulaşmayı tercih etti. Önce Almanya ve Avusturya-Macaristan’ın oluşturduğu ittifaka dâhil oldu. Daha sonra Rusya ile bir anlaşma yaparak onun Boğazlar üzerindeki emellerini kabul etti.

Ardından sıra, hedef olarak belirlediği Trablusgarp’a geldi. 1911’de Fransızların müdahalesiyle ortaya çıkan Fas Krizi’nde Almanların Fransızlarla anlaşması üzerine daha önce Fransa’nın desteğini alan İtalya da Trablusgarp’a yapacağı bir harekât için Almanya ile anlaştı.

OSMANLI DEVLETİ’NİN ÇARESİZLİĞİ

Osmanlı Devleti İtalya’nın Trablusgarp politikasından haberdardı ve elbette buna göre tedbirler alması gerekiyordu.

Jeopolitik şartlardan dolayı Trablusgarp’ı savunmak çok kolay değildi. Mısır 1882’de İngiliz işgaline uğradığından Osmanlı yardımının Trablusgarp’a ulaşması çok zordu. Ordu ve donanma yetersiz bir durumdaydı ve özellikle donanma Trablusgarp’a yardıma gidecek durumda bile değildi.

Bu şartlar altında “Düvel-i Muazzama’nın desteğini sağlamak” bir çözüm yolu olabilirdi. Osmanlı yönetimi de genel stratejisini, bölgeye göndereceği subaylarla yerel halkı örgütleyerek işgali durdurmak ve Avrupa devletlerinin desteğiyle işgali engellemek olarak belirlemişti.

İBRAHİM HAKKI PAŞA

İtalya 29 Eylül 1911’de savaş ilan ettiğinde Osmanlı sadrazamı olan İbrahim Hakkı Paşa bu göreve Roma elçiliğinden getirilmişti. Dolayısıyla İtalya’nın emellerini en iyi bilmesi gereken kişilerden birisi Hakkı Paşa idi.

Hakkı Paşa, Mülkiye’den mezun olduktan sonra Mekteb-i Mülkiye, Mekteb-i Hukuk ve Hamidiye Ticaret Mektebi’nde hocalık yapmış ve birçok kıymetli eser kaleme almıştı. “İlim adamı” yönüyle öne çıkan Hakkı Paşa, daha önce Hariciye’de de görev yapmış ve Meşrutiyetin ilanı sonrasında kurulan iki hükümette Maarif Nazırlığını üstlenmişti. 1910 Ocak’ında da Sadrazam olarak tayin edilmişti.

İtalyanlar Trablusgarp’ın terkini bildiren ültimatomu verdiğinde Hakkı Paşa’nın İstanbul’daki İtalyan Jandarma komutanı ile briç oynamakta olduğu, hatta kendisine durumu bildiren zarfı hemen açmadığı iddia edilmiştir. Bu iddia doğru olmasa bile Hakkı Paşa’nın İtalyanların emellerini tam olarak anlayabildiğini söylemek mümkün değildir.

Hakkı Paşa hayat tarzı itibarıyla da farklı bir kişiydi. O dönemde kendisini yakından tanıyanlar tarafından “zevkine düşkün, Beyoğlu’nda yaya dolaşan, briç oynayan, tiyatrolara ve çeşitli eğlence yerlerine giden, sokaktaki bir vatandaş gibi içen bir kişi” olarak tarif ediliyordu. Bu zevklerinden sadrazamlığı döneminde de vazgeçmemişti.

Özellikle birçok problem varken 1910 yazında Avrupalı devlet adamlarına özenerek “yaz tatili yapması” ve bunun için Avrupa’ya gitmesi, kamuoyunda tepkiyle karşılanmıştı.

Hakkı Paşa Hükümeti’nin dünyadaki gelişmeleri ve İtalyan siyasetini tam olarak öngöremediğinin önemli bir göstergesi de Harbiye Nazırı Mahmut Şevket Paşa’nın isteğiyle Trablusgarp’taki kuvvetlerin önemli bir bölümünün Yemen’e gönderilmesi ve İtalyanlara karşı tedbir almaya çalışan kumandan İbrahim Paşa’nın görevden alınmasıyla bölgenin savunmasız bırakılmasıydı.

Hakkı Paşa’nın en takdir edilecek yönü ise İtalyan ültimatomu üzerine “Vaktiyle benim durumuma düşen sadrazamların padişahlar tarafından boynu vurulurdu” diyerek görevinden istifa etmesi oldu.

DEĞERLİ YALNIZLIĞIN SONUCU

İtalya izlediği politikalarla Trablusgarp’ı işgal yolunda önemli adımlar atmıştı. İtalyan bankası “Banco di Roma” bölgede şubeler açmış, İtalyan vatandaşlarından bir kısmı bölgeye yerleşmiş, açılan okullar ve dispanserlerle İtalyan nüfuzu yayılmaya başlamıştı.

İtalya 28 Eylül’de Osmanlı Devleti’ne “Libya’nın Osmanlı idaresinde medeniyetten uzak kaldığını ve bu nedenle İtalya’ya bırakılmasını” isteyen bir ültimatom verdi. Osmanlı Devleti cevabi notada işgalden vazgeçildiği takdirde ekonomik imtiyazlar vermeyi teklif ederek savaş yanlısı olmadığını ortaya koydu ise de İtalya’nın cevabı Trablusgarp’ı bombalamak oldu.

Hakkı Paşa’nın istifasıyla yeni hükümet Said Paşa tarafından kuruldu. Ancak yeni hükümet de çaresizdi. Said Paşa Hükümeti de diplomatik yollarla çözüm bulmayı ümit ediyor ve büyük devletlerin aracılığıyla işgalin sona ereceğini hesaplıyordu.

Halkın tepkisi ise çok sertti. Vilayetlerden İstanbul’a maddi yardım yapma, gönüllü olarak savaşa iştirak etme gibi teklifler yağıyordu. Hükümet ise halkın bu tepkisini bile yönlendirmekten aciz bir siyaset izliyor, ülkedeki İtalyan kurumlarına ve İtalyan vatandaşlarına yönelik yaptırım kararı bile alamıyordu.

Kısa zamanda 100.000’e ulaşan İtalyan kuvvetlerinin karşısında ancak 5.500 kişilik bir Osmanlı kuvveti vardı. Hükümet bu nedenle Enver, M. Kemal ve Fethi Beyler gibi subayları göndererek yerel halkı örgütlemeyi tercih etti. Özellikle bölgede etkili olan Senûsilerin desteğiyle İtalyanların iç kesimlere kadar ilerlenmesi önlendi. Ancak işgalin sona ermesi için bunlar yeterli değildi ve mutlaka diplomasinin devreye girmesi gerekliydi.

“Değerli yalnızlığın” zayıf bir devlet için bir şey ifade etmediğinin farkına varılsa da artık yapılabilecek çok az şey kalmıştı. Dost olarak görülen Almanya devreye girmeyi reddetmiş, Mısır gibi Trablusgarp’ı da idaresi altına alma teklifi yapılan İngiltere bu öneriye sıcak bakmamıştı. İzlenen politikalara bakıldığında durum sadece “zevahiri kurtarmaya” yönelikti ve Hükümet bölgeyi gözden çıkarmış gibiydi.

İtalya ise Trablusgarp’taki düğümü çözmek için Osmanlı’nın en zayıf olduğu yer olan denizden saldırmayı tercih ederek Rodos ve Oniki Ada’yı işgal etti. Ayrıca Beyrut’u bombaladı ve İtalyan donanması Çanakkale Boğazı’na kadar geldi.

SADECE TRABLUSGARP KAYBEDİLMEDİ

Zor durumda kalan Osmanlı Devleti, Balkanlarda yaşanan gelişmeleri de dikkate alarak Ouchy Antlaşması ile Trablusgarp’ın İtalyanlara ait olduğunu onayladı. Ancak kayıplar bununla sınırlı kalmadı, Rodos ve Oniki Ada da “geçici” olarak İtalya’ya bırakıldı. İtalya Sevr’de bu adaların kendi toprağı olduğunu Osmanlı Devleti’ne kabul ettirdiği gibi aynı statü Lozan’da da yer aldı.

Osmanlı Devleti’nin Trablusgarp Savaşı’nda ortaya çıkan zafiyeti ve yalnızlığının bir sonucu olarak hiçbir devletin desteğini alamaması, Balkan devletlerini de cesaretlendirerek Balkan Harbi felaketine zemin hazırladı.

İtalyan tehlikesine karşı tedbir alamayan Hakkı Paşa’nın akıbetinin ne olduğunu merak edenler için bu sorunun cevabını da verelim. Hakkı Paşa’nın yüce divana sevki İttihatçıların karşı çıkması ve meclisi feshettirmesiyle engellendiği gibi, Paşa önce diplomatik görüşmeler yapmak üzere Londra’ya gönderildi. Sonra da ölümüne kadar Berlin elçisi olarak görev yaptı.

Görüldüğü gibi en büyük hata, liyakati olmayan insanların hak etmedikleri makamlara getirilmesiydi. Nitekim “tecrübeli bir sadrazamın hükümetinde ancak nazır olabileceği” ifade edilen Hakkı Paşa’nın sadrazamlığı, bu felakete yol açtığı gibi Balkan Harbi faciasının da öncüsü oldu.

Kaynakça: M. Dördüncü, “Sadrazam İbrahim Hakkı Paşa’nın Hayatı ve Avrupa Seyahati”, AKÜ SBD, C. 17, S. 1, 2015; M. Kemal İnal, Son Sadrazamlar, C. 4, İstanbul, 1982; M. Orhan, Arşiv Vesikalarına Göre Trablusgarp Savaşı, TÜ SBE yüksek lisans tezi, Edirne 2010.

Önceki Son 10 Yazı:
Yağma Hasan’ın böreği ve zamane zenginleri - 19 Eyl 2018
Üç dönem üç içişleri bakanı - 12 Eyl 2018
İki gemi, üç adam ve felaket - 05 Eyl 2018
Teslim edilmeyen gemiler: Reşadiye ve Sultan Osman - 29 Ağu 2018
Kâtiplikten Sadrazamlığa: Damat Ferit Paşa [Padişah Damatları-6] - 22 Ağu 2018
Hanedan damadı olarak Enver Paşa [Padişah Damatları-5] - 15 Ağu 2018
Abdülhamit muhalifi bir damat: Mahmut Celaleddin Paşa [Padişah Damatları-4] - 08 Ağu 2018
Lale Devri’nin Damat Paşası [Padişah Damatları-3] - 01 Ağu 2018
Muhteşem yüzyılın damatları [Padişah Damatları-2] - 25 Tem 2018
Bazen ‘makbul’, bazen ‘maktul [Padişah Damatları-1] - 19 Tem 2018
önceki yazı

Kur’an’da adı geçen şifalı 7 besin

Sonraki yazı

AYM ve AİHM’in ikiyüzlü tutumu

Yorum yapın

Değerli Okurumuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir