AnaSayfa»Yazarlar»Kemal Ay»Devleti temsil eden Erdoğan’a karşı seçime girmek hainlik değil mi?

Devleti temsil eden Erdoğan’a karşı seçime girmek hainlik değil mi?

Pinterest Google+

HABER-YORUM | KEMAL AY

AKP milletvekili, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın damadı Berat Albayrak, Esenler’deki 6. Olağan İlçe Kongresi’ne katılmış ve şunları söylemiş:

“Mehmetçiğimiz cephede, Afrin’de savaşıyor. Şimdi bir kurtuluş savaşındayız, yüzyıl sonra Mehmetçiğimiz cephede. Teşkilatlarımız da 2019’da bir seçim savaşına hazırlanıyor. 2019’daki bu seçim savaşına başkomutanımızın liderliğinde hazır mıyız? Allah gazamızı mübarek eylesin.”

Biliyorsunuz bu kurtuluş savaşı Gezi Parkı eylemleri sırasında başladı. Denebilir ki Mayıs 2013’ten bu yana AKP iktidarı varlık yokluk mücadelesi veriyor. Her seçim, bir başka muharebe alanı. Tabi bu arada sadece dış güçlerle mücadele etmiyor. PKK, IŞİD, FETÖ, DHKP-C ve bilumum terör örgütleri içeriden altını oymaya çalışıyor AKP iktidarının.

Çeşitli silahları var bu düşmanların. Terör örgütü dediysek, illa eli silahlı gerilla değil bunlar. Birçoğu gazeteci mesela. Twitter’da, Facebook’ta hesap açıp oradan saldıranlar var. Öğretmenlik, hâkimlik, savcılık, doktorluk, polislik gibi meslek sahipleri de hakeza. Onlardan biri, önümüzdeki Cuma günü hapse girecekmiş, çok şükür.

Mübalağa etmiyorum, milyonlarca insan bir araya gelmiş ve Türkiye’nin kötülüğü için çalışıyor. Otururken, kalkarken Türkiye’ye nasıl bir kötülük yaparız diye düşünüyorlar. Tabi yapılabilecek en büyük kötülük de Erdoğan’ı devirmek.

Düşünsenize Erdoğan devrilip giderse Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları ne yapar öyle? Daha önce sefalet içinde yaşayan, medeniyet görmemiş, kendi kendini idare etmekten aciz milyonlarca insandan bahsediyoruz. Erdoğan giderse, maazallah o günlere geri dönülmez mi?

Bunun olmaması için canla başla mücadele edenler de var neyse ki. Ne yapıyorlar bunlar? Her şeyden önce Erdoğan’ın bir dediğini iki etmiyorlar. Çünkü Erdoğan kimsenin göremediklerini gören, ne yapılması gerektiği konusunda her daim doğru çareler üreten yegâne lider. Onun dediklerini yapmak, bu mücadele için yeter de artar bile.

Ama bunu hâlâ anlayamamışlar da var. Sabık Başbakan Ahmet Davutoğlu öyleydi mesela. ‘Biz de boş değiliz, koskoca başbakanız’ diyordu ama Erdoğan’ın hikmetinden sual olunmaz politikalarını anlamaktan uzaktı. Neyse ki Binali Yıldırım bu konuda daha başarılı.

Erdoğan yakın zamanda, faizleri düşük tutmadaki hikmeti anlayamayan Merkez Bankası yöneticilerini de hizaya sokacaktır. Bunca zaman söylediği her şeyde haklı çıkmamış gibi Erdoğan’ın sözlerini dinlememekte ısrar ediyorlar. Neymiş? Faizleri düşürürsek dolar yükselirmiş. Bize ne elâlemin parasından?

Bu ülkede yıllarca bir yere gelemeyen; düşük profilli denilerek yok sayılan, birikimi yok bahanesiyle devlet dairesinde iş verilmeyen, iki lafı bir araya getiremiyor iftirasıyla kitap yazamayan, konuşacağı konuları bilmiyor zannıyla televizyonlara çıkarılmayan, doğru kişilerle tanıştırılmadığı için para kazanamayan, bir kabiliyeti yok diye dışlanıp meşhur olamayan insanlar nihayet rahat bir nefes aldı. Bu, az şey midir?

CHP’nin ülkemizde sponsorluk ettiği şu elitizmden sıyrılsanız belki siz de görebilirsiniz bunları. Yöneticilik kadroları sadece iyi okullarda okumuş, birkaç dil bilen, konuşması düzgün insanlara mı mahsustur? Neden imam hatipte okuyan, kendine has Anadolu şivesiyle konuşan insanlar da on binlerce dolar maaş alamasın ki?

Diploması yok denilerek dalga geçilen Erdoğan’la ilgili en doğru sözü, Metin Külünk söyledi geçenlerde: ‘Diploma yoksa temsil makamında olamazsın diyen varsa, Peygamberler tarihi okusun!’ Hangi peygamberin diploması varmış?

Erdoğan nefreti gözlerini kör etmiş insanların. Ne var yani yanlışları da olamaz mı? Elbette olabilir. Ama bu yanlışları hemen orada burada yazıp çizmek mi gerekir? Eskiden güzel usuller vardı. Doğrudan yüzüne vurmak mı gerekir yanlış yapanın hemen? Hem o da bir insan. İlk hatasında bir insanı yok etmeye çalışmak, nefret değil de nedir?

Berat Albayrak da bahsetmiş. Mehmetçik yüzyıl sonra ilk kez seferden sefere, zaferden zafere koşuyor. Meclis Başkanı, II. Abdülhamit ile Erdoğan arasındaki ‘duraklama dönemini’ kavramsallaştıran ilk insan olarak tarih kitaplarındaki yerini alacaktır. Hem ne demişti Erdoğan? ‘Dedemiz Fatih gemileri karadan yürüttüğüne göre biz de denizin altından raylı sistemi de yaparız, otomobilleri de denizin altından yürütürüz.’

100 yıl önceki o görkemli günlerde yaşamak istemez misiniz ey Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları? Yeniden o kudretli padişahların tebaası olmaktan mutluluk duymaz mısınız? Mutluluk, kendini dev bir dalgaya emanet edip onun götürdüğü yere gitmektedir. Amerikan filmlerinde, İngiliz romanlarında fırtınaya ve rüzgâra karşı yol almak marifet gibi anlatılmış. Değildir.

Berat Albayrak gibi soruyorum: ‘2019’daki bu seçim savaşına başkomutanımızın liderliğinde hazır mıyız?’ Hem Cumhurbaşkanı hem de parti başkanı olan Erdoğan’ın karşısına çıkan siyasi partiler ve liderler, aynı zamanda Cumhurbaşkanlığı makamının temsil ettiği devlete karşı çıktıklarını bir gün anlarlar mı dersiniz?

Önceki Son 10 Yazı:
Suriye’ye büyük savaş gelirse… - 11 Nis 2018
Suriye’nin geleceğini kimler kuracak? - 09 Nis 2018
Eskişehir’de cinayet: Yönetimsizlik sarmalının sebep olduğu 4 can - 06 Nis 2018
Kırmızı fularlı kız ve hayatın bir takım gerçekleri - 05 Nis 2018
Yeni bir durumla karşı karşıyayız - 04 Nis 2018
Kosova’da bile mi? - 30 Mar 2018
Bu toplum iflah olmaz mı? - 28 Mar 2018
Cambridge Analytica, Doğan Medya ve iktidar - 24 Mar 2018
İttifak yasası, 2019 seçimleri, hep aynı nakarat - 16 Mar 2018
Dolandırılmaya doyamayanlar - 14 Mar 2018
önceki yazı

Böbrekleriniz verem riski altında!

Sonraki yazı

‘Bizi aldatan bizen değildir!’ Ya bizden olmayanı aldatan? O bizden midir? Biz kimiz?

Yorum yapın

Değerli Okurumuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir