Çirkefleştiler… Sandık protesto edilmeli mi?

YORUM | ERHAN BAŞYURT

31 Mart Yerel Seçimleri’ne sadece 10 gün kaldı.

İktidar artık Ankara ve İstanbul’a ilişkin kaygılarını gizlemiyor.

Cumhur İttifakı adayları değil, bizatihi Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) lideri Erdoğan, Millet İttifakı adaylarını meydanlarda ve televizyonlardan hedef alıyor.

Hassaten Ankara’da fark açılmış olmalı ki, Mansur Yavaş’a yönelik yıpratma kampanyaları yapılıyor ve ardı ardına soruşturmalar açılıyor.

Sabıkalı bir isim üzerinden ‘sahte çek vermekle’ ve ‘mühtehcen görüntüleri ihbar etmemekle’ suçlanıyor.

’’Hukuk, iktidarın sopası’’ ya da İP lideri ve ’’iktidarın gizli ortağı’’ Perinçek’in deyimi ile ‘iktidarın köpeği’ olarak devreye girdi.

Yavaş hakkında iki ayrı soruşturma açıldı.

‘SEÇİLSELER DE, GÖREVDEN ALIRIZ…’ NE DEMEK?

AKP lideri Cumhurbaşkanı Erdoğan şu açıklamayı yaptı:

“Seçimlere girebilse dahi, seçimden sonra bunun bedelini kendisi ödeyeceği gibi bedelini Ankaralılara da ödetme durumuna düşürür. Kendisinin dokunulmazlığı da yok…”

Çok net ve açıktan tehdit sözleri bunlar.

Bir önceki yerel seçimde, 25 bin oyu çalınan ve koltuğu bir gece yarısı baskını ile Melih Gökçek’e ikram edilen Yavaş’a, bu kez de yargı eliyle çelme takmaya çabalıyorlar…

İktidar, HDP’li belediyelere kayyım atamıştı. Şimdi de Erdoğan HDP’yi ‘’PKK’nın uzantısı’’ olmakla yaftalıyor ve meydanlarda, ‘Bu seçimlerde, teröre bulaşmış olanlar sandıktan çıkarsa, kayyum tayinleriyle yolumuza devam edeceğiz’ diyor…

Bu açıklamalar ve söylemler, ister istemez ‘Sandığa gitmenin bir anlamı var mı?’ sorusunu akla getiriyor…

AHLAKSIZ VE HUKUKSUZCA SALDIRIYORLAR…

İktidarın, CHP ve İYİ Parti dahil muhalefete yönelik söylemleri yenilir ve yutulur değil.

AKP’ye oy vereceklere ‘cennetin anahtarını’ vadediyorlar, minarelere parti bayrağı dikip, camide kahvaltılı propaganda yapıyorlar.

Muhalefeti de ‘Kandil’den talimat almakla…’, ‘PKK, DHKP-C, Fetö ile bağlantılı olmak ve adaylarını onların talimatıyla belirlemekle’ itham ediyorlar.

‘CHP, Kıbrslı Rumlar’la aynı çizgide…’ diyorlar, İzmir’de muhalefeti ‘denize dökmek’ ile tehdit ediyorlar…

Bir çok büyük şehirde, HDP seçmeni sonucu belirleyeceği için, ‘Millet İttifakı’nı yıpratacak, ittifak içerisinde yer almayan HDP seçmenini Millet İttifakı adaylarına oy vermekten alıkoyacak her şeyi deniyorlar.

HDP’li 10 vekil hapiste. HDP’li 100’e yakın belediye başkanı ve yüzlerce yerel yönetici hapiste. HDP’ye yönelik her gün yeni operasyon icra ediliyor.

HDP’nin reklam filmlerini parasıyla ulusal kanallarda yayınlamıyorlar.

Doğu’da AKP adayları HDP’den fazla ‘’Kürt milliyetçisi’ postuna bürünüyor, HDP’ye ziyaretler düzenliyorlar… Ancak Diyarbakır’da HDP Eş Başkanı Temelli’yi ‘Kürt bile değil’ diye eleştiriyorlar ancak Batı’da HDP’yi ‘‘terör örgütünün uzantısı’’ olmakla yaftalıyorlar.

Düne kadar ‘Çözüm Süreci’ni pazarlayıp, İmralı’da masa kuran, Kandil’e özel uçak gönderen, Dolmabahçe’de HDP ile ‘ortak çözüm’ bildirisini basın toplantısı ile ilan eden AKP, bu seçimde Millet İttifakı’nın parçası bile olmayan HDP üzerinden ahlaksızca ve hukuksuzca vurmaya çalışıyor…

GAZETECİ KILIĞINDA ‘İDAM’ İSTEYEN ŞAKLABAN!

Yandaş medya da coşmuş durumda… AKİT TV sunucusu Ulucanlar Cezaevi’nde yaptığı yayında idam sehpası önünde anons çekiyor;

‘’Türk kamuoyu Kılıçdaroğlu gibi bazı isimlerin idam edilmesini bekliyor…’

İki seçim öncesi meydanlarda Erdoğan için idam ipi fırlatan MHP lideri ile ittifak kurup, idamı kaldıran iki partiyi (AKP ve MHP) medya etiğine uymadan destekleyip, CHP liderine idam istiyorlar.

İnsanın beyni yanıyor…

Siyaset o kadar fırıldak hale geldi ki, başımız döndü, midemiz bulandı…

Artık kimin eli kimin cebinde takip bile edemiyoruz.

Yandaş medya kervanının yeni gözdesi Hürriyet de devreye girdi.

İmamoğlu ve Yavaş’ın milliyetçilerden de oy alacağını bildikleri için, Sabah’ın yalandan posası çıktığı için Hürriyet üzerinden inanılmaz bir yalan haber yayınladılar.

Hürriyet, HDP lideri Temelli’nin ağzından onun sarf etmediği sözleri uydurdu:

‘’İstanbul ve Ankara’yı İmamoğlu ve Yavaş değil, HDP yönetecek…’’

Yalanını savunurken özür bile dilemedi. Sonrasında Hürriyet’in bu haberi ‘yukarıdan talimatla girdiği’ ortaya çıktı.

İKTİDARIN DİLİ EKONOMİYİ İFLASA SÜRÜKLÜYOR

İktidar kendi kampanyasına ve yalanlarına o kadar inanmış durumda ki, yerel seçimi gerçekten ‘beka sorunu’ yani ‘yok olma sorunu’ olarak görmeye başladı.

Ekonomik kriz, iktidar yorgunluğu birleşince bir çok büyükşehiri kaybetme riskleri belirdi.

Bu kez de panikle, her türlü yalanı ve hileyi meşru görüyorlar.

Oysa toplumu bu kadar kutuplaştırmanın ve germenin ülkeye faydası olmadığı gibi en büyük zararı da iktidara oluyor.

Kutuplaşma, kavgacı dil, ekonomiyi adım adım iflasa sürüklüyor.

‘Ezan provokasyonu’, meydanlarda göstermelik İsrail’e efelenmeler, Yeni Zelanda’da kanlı katliam görüntüleri bile istismar ediliyor…

Kandan beslenen, mağdurların ahlarıyla büyüyen, toplumsal gerilimden medet uman bir kampanya ile zafer kazansalar bile bu ‘Pirus zafer’ olacaktır…

Yani, kazanan aslında kaybetmiştir. Astarı yüzünden pahalı bir zafer olacaktır…

SEÇMEN SANDIĞA GİTMEMELİ, PARTİLER ÇEKİLMELİ Mİ?

İktidarın siyaseti ortada, peki muhalefet ne yapmalı?

İki temel tez tartışılıyor.

Birincisi, seçimleri protesto etmek.

‘’Seçilse bile görevden alacağız’’ tarzı iktidar kanadından açıklamalar, seçimlere katılmanın faidesiz olduğu kanaatini doğuruyor.

’’Türkiye otoriter bir rejime dönüştü ve seçimle giden Tek Adam tarihte yok’’ görüşü de bu tezi desteklemek için sık sık dile getiriliyor.

Dolayısıyla seçimlere katılmanın, göstermelik seçim yarışında iktidara ve hukuksuzluklarına meşruiyet sağlamaktan öte faide sağlamadığı, yapılması gerekenin seçimleri protesto etmek olduğu görüşünü savunuyorlar.

Bu muhalefet partilerinin seçime girmemesi ya da seçmenin umutsuz yere oy kullanmak yerine sandığa gitmemesi şeklinde olabilir.

Seçime katılım yüzde 50’in altına inerse, iktidarın meşruiyeti tartışılır hale gelecektir.

VARSA HİLE MUTLAKA TESPİT EDİLMELİ

İkinci tez, bu seçim bir fırsattır, sandığa mümkün olduğunca asılmak gerektiği…

Bu seçimde, iktidarın usulca ‘’kulağı çekilebilir’’ veya muhalefet doğru organize olursa sandığa hile karıştığını ispat edilebilir…

Bu görüşe göre, Türkiye’de otoriterleşme yolunda korkunç adımlar atıldığı bir gerçek, hukukun üstünlüğünün yok edildiği ve ileri demokrasiden dönüldüğü bir gerçek ancak demokrasinin kırıntıları halen mevcut.

Türkiye’de, adil ve eşit şartlarda bir seçim yarışı gerçekleştirilmediği bir gerçek ancak seçimlerin şeffaf olmadığı, hile karıştırıldığı resmen ispatlanabilmiş değil ve bu seçim bunun için son fırsat…

İktidar, İstanbul ve Ankara gibi şehirleri kaybederse, yaptığı hukuksuzluk ve anti demokratik uygulamalara fren koymak, demokratikleşme sürecine dönmek zorunda kalacaktır.

İktidar, bu seçimde kaybettiği halde hile yapar ve sandıkta kazanamadığı başkanlıkları gasp ederse, bunun ispatlanması ve kayıt altına alınması halinde, uluslararası meşruiyeti yok olacaktır.

Bu da Türkiye’de normalleşme sürecine dönmesinin ya da iktidarı iyice köşeye sıkışma sürecinin başlangıcı olacaktır.

Seçimde hile ile kazansalar da, bunun ispatlanması halinde gerçekte kaybetmiş olacaklardır…

***

Bu iki ana görüşten, ikincisine kendimi daha yakın hissediyorum.

Muhalefet, olanca gücüyle bu seçimi kazanmaya, güçlerini birleştirmeye, sandık sonuçlarına sahip çıkmaya konsantre olmalıdır.

Seçmen de, sandığa en yüksek katılımla memnuniyetsizliğini sandığa yansıtmalı ve oylarına sahip çıkmalıdır.

İktidarın sandıkta hile yaptığı yaygın bir kanaat olsa da, bu güne kadar ispatlı değildir.

Şayet, sandık sonuçları ile oynamaya yeltenirse muhalefet hukukçular desteği ile uluslararası gözlemciler eliyle bunu ispat etmeli ve mutlaka kayıt altına almalıdır.

O zaman muhalefet kazansa da, hile ile kazandıkları gasp edilse de, Türkiye kazanacaktır.

Seçime katılınacak ve sandığa gidilecekse seçimin belirleyicisi, sandığa ne oranda sahip çıkıldığı ve sonuçların muhalefet tarafından da takip edilip YSK sonuçları ile karşılaştırılması olacaktır…

Seçimde hile tespit edilemez ve muhalefet yine de tüm bu şartlara rağmen kaybederse, Türkiye’de iktidar kadar hatta ondan daha büyük bir muhalefet sorunu yaşandığı netlik kazanacaktır.

İktidarın hile yaptığı ispat edilirse, adil, eşit ve şeffaf bir seçim yarışı garanti edilene kadar zaten bir daha sandığa gitmeye gerek kalmayacak, bu son tam katılımlı seçim olarak demokrasi tarihimizde yerini alacaktır.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin