AnaSayfa»Dünya»Brüksel neden yardıma gelmez?

Brüksel neden yardıma gelmez?

Pinterest Google+

Yorum | Ebubekir Işık

Trump yönetiminin Amerika Birleşik Devletleri’nin özgür dünyanın liderliği iddiasını bir hayli hırpaladığı son birkaç yılda, Brüksel’in insan hakları ve hukukun üstünlüğü konularında dünyanın tartışmasız en etkin siyasal merkezi haline geldiği artık tartışma götürmez bir gerçek. Bu nedenle, sayısal olarak baktığımızda (detaylı tarama için www.diplomatique.belgium.be sitesine bakılabilir) dünyada en fazla uluslararası insan hakları örgütlenmeleri ve ilintili kuruluşların Brüksel’de kümelendiğine şahit olmaktayız.

Şüphesiz, AB’yi insan haklarının Mekke’si kılan sebeplerin en başında Brüksel’in siyasal, ticari, güvenlik ve kültürel bütün ortaklıklarında insan hakları konusunu bir şart olarak (conditionality) masaya koyması ve muhataplarının bu konuda belli bir düzeyde hareket etmesini temin etmeye çalışmasından kaynaklanıyor.

Fakat, tüm bu saiklere rağmen Türkiye’nin siyasal ve toplumsal muhalefeti 2016 darbe girişiminden bu tarafa yaşanmakta olan kitlesel insan hakları ihlalleri ve hukukun üstünlüğünün hiç edilmesi hususunda Brüksel’den beklediği desteği alamadı. Hal böyle iken Brüksel’den insan hakları ve hukukun üstünlüğü noktasında daha fazla destek almayı öngören derinlikli tartışmaların bugüne değin hakkıyla yapılmamış olması, Erdoğan yönetiminin gücünü her geçen gün daha da konsolide etmesi sonucunu doğurdu. Bu bağlamdan hareketle, Brüksel’in Türkiye siyasal ve toplumsal muhalefetinin imdadına tam olarak koş(a)mamasının altında yatan temel gerekçeleri incelemek durumundayız?

Şüphesiz, bu kapsamlı soruya verilecek cevabı AB-Türkiye ilişkilerinin dayandığı en önemli temellerden olan Türkiye’nin AB süreci, karşılıklı ekonomik bağımlılık, güvenlik, enerji ortaklıkları, mülteci anlaşması gibi onlarca gerekçe ile açıklamak mümkün. Fakat, Türkiye siyasal ve toplumsal muhalefetinin Brüksel’den hissedilir ölçüde destek alınamaması hususunda bir rolünün olup olmadığı sorulması gereken son derece kritik bir soru olarak varlığını hala koruyor.

Bu nedenle, 2016 darbe girişiminden bu tarafa Erdoğan rejimi tarafından en çok baskıya ve son derece ağır insan hakları ihlallerine maruz kalan kesimlerin siyasal ve toplumsal temsilcilerinin bu meseleyi insan hakları çerçevesinde Brüksel’e nasıl taşıdıklarına baktığımızda, karşımıza kabaca iki sorunsalın çıktığını görmekteyiz.

Türkiyeli Muhalefet Hak Aramayı Bilmiyor

Türkiye muhalefetinin Brüksel merkezli hak ve destek arayışında kabaca ‘advocacy (taraf olma, bilinçlendirme, savunma vs.)’ olarak tanımlanabilecek bir yaklaşımla önemli siyasal kararlara etkide bulunmaya çalıştığını görmekteyiz.  Özellikle, 2016 darbe girişiminden bu tarafa alınan ya da alınamayan advocacy çalışmalarının sonuçlarını incelediğimizde, Türkiye muhalefetinin hem siyasal ayağının hem de toplumsal ayağının bu hak ve destek arama faaliyetini son derece kısıtlı bir alana hapsederek yapmaya çalıştığını ifade edebiliriz.

Bürokratik advocay olarak tanımlanabilecek bu tekdüze ve insan hakları temelli destek arayışının ortaya çıkardığı iki problemden bahsetmek son derece yerinde olacaktır. İlk olarak, özellikle Türkiye toplumsal muhalefetinin Brüksel-Ankara ilişkilerinin son derece sınırlı bir alanı olan insan hakları konularına saplanıp, AB-Türkiye ilişkilerinde daha çok belirleyiciliği olan diğer ekonomik, siyasal ve güvenlik meselelerine dair artık AB’ye söyleyecek sözü kalmamış olması büyük bir talihsizlik olarak kabul edilebilir.

Bu ifadelerden, Türkiye muhalefetinin insan hakları konularına dair çalışmalarını bir kenara bırakmaları gerektiği gibi abes bir anlamın çıkmayacağı aşikar. Ancak, insan hakları konularında gereğine binaen bayraktarlık yapması ile bilinen Türkiye toplumsal muhalefetinin önemli bileşenlerinin; mesele güvenlik, terörizm, mülteci krizi, karşılıklı ticari ilişkiler gibi toplumsal ve siyasal etki düzeyi daha geniş konulara gelindiğinde AB için artık birer bilgi ve tavsiye kaynağı olmaması kaygı verici bir durum.

Türkiye toplumsal muhalefetinin son derece sınırlı bir alanda ve sınırlı konular üzerinden Brüksel merkezli yürütmeye çalıştığı destek arayışının diğer problemli bir tarafı ise, 2016 darbe girişiminden bu tarafa yaşanan mağduriyetleri gidermek için AB’nin çıkar ve kaygıları ile örtüşen somut, spesifik, sonuç alınabilir, etkileri ölçülebilir ve belli bir zaman dilimi içerisinde yapılması öngörülen hemen hiçbir detaylı çalışmanın olmaması ya da en azından henüz olduğuna dar bir emmarenin ortaya çıkmamış olması. Türkiye toplumsal muhalefetinin çalışmalarını bu anlamda daha çok ortaya çıkan krizlere endeksli (ad hoc) ve uzun vadeli olmayan bir perspektif ile yürütülmeye çalışıldığının altını çizebiliriz.

Bu ifadeleri bir soru eşliğinde ortaya koymakta mümkün. Türkiye’nin toplumsal muhalefetinin 2016 darbe girişiminden bu tarafa AB’nin çıkar ve kaygılarına ters düşmeyen üzerinde detaylıca çalışılmış ve belirli bir zaman diliminde hayata geçmesi öngörülen bir çalışması ya da talepler listesi bulunmakta mı?

Türkiye Muhalefetin Birbirine Muhalefeti ve Brüksel

Kaldıysa şayet, Türkiye demokrasisinin en büyük çıkmazlarından birisi de yaşamakta olduğumuz muhalefet sorunu. Bu sorunu sadece iktidar-muhalefet denkleminde görmemekteyiz. Türkiye’nin siyasal ve toplumsal muhalefetinin Brüksel merkezli hak ve destek arama faaliyetlerinde de bu sorun kendisini bir hayli hissettirmekte.

Bu hak ve destek arama faaliyetlerine en büyük muhalefet kanaatimce yine bu muhalif grupların birbirlerine karşı ortaya koyduğu muhalefete dayanmakta. Daha da somutlaştırmak gerekirse. Özellikle, Avrupa Parlamentosu geçtiğimiz son bir kaç yılda defaatle Türkiye’nin siyasal ve toplumsal muhalefetini oluşturan farklı grupları bir araya getirmeye çalıştığı halde, her seferinde bu farklı muhalif gruplar yan yana gelmemek noktasında büyük dirençler gösterdi. Hal böyle olunca, Avrupa Parlamentosu ve ilintili organların Türkiye’de ki mağduriyetlere olan yaklaşımları bölük pörçük ve tüm mağduriyetleri ortaya koyacak bir yaklaşımdan uzak olarak tezahür etti ve bu gidişle benzer şekilde tezahür etmeye devam edecek gibi görünüyor.

Önceki Son 10 Yazı:
Avrupa Birliği-Türkiye ilişkilerinde bir tabu yıkılırken… - 04 Ağu 2018
Dört Lider ve Transatlantik İlişkilerin Geleceği - 27 Tem 2018
2019’da nasıl bir Avrupa? - 20 Tem 2018
Erdoğan’ın zaferi, HDP ve Suriye Kürtleri - 07 Tem 2018
AK Parti haklı! Muharrem İnce Kürtlerin kirvesi olmalı… - 30 Haz 2018
Kürtlerden Kılıçdaroğlu’na ‘İnce’ mesaj - 22 Haz 2018
Kürtleri Ahıska Türkleri ile sınamak - 15 Haz 2018
HDP’nin Türk Solu fetişizmi başına iş açabilir! - 01 Haz 2018
Ve Irak Kürtleri İran karşısında diz çöktü… - 24 May 2018
Irak’taki seçim sonuçlarını nasıl okumalı? - 18 May 2018
önceki yazı

Yazın su içmiyorsunuz bari bu gıdaları tüketin!

Sonraki yazı

Kadir, Berat ve Mirac’a denk geceler; Zilhicce’nin ilk on günü

Yorum yapın

Değerli Okurumuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir