Birey ve ilkeleri

YORUM | Prof. Dr. MEHMET EFE ÇAMAN

Saçmalıklar tekrarlandıkça mantıklı hale gelmez. Yanlışlar yinelenirken doğruya ulaşılmaz. Yorum görünür olanı örtemez. Form içeriğin önüne geçemez. Hakikat edebiyat yaparak gizlenemez. Etik daima moral üstünlüğe sahiptir. Moral üstünlüğü etik eksiklikleri yüzünden yitirenler güçlü olabilseler de haklı olamazlar. Prensipler doğrultusunda hareket ederseniz, size katılmasalar da düşüncelerinize saygı duyarlar. Düşüncelerinize ilkeli hareket etmenize rağmen saygı duymayan ve sizi düşüncelerinizden dolayı itibarsızlaştırmaya ve ezmeye çalışanlar varsa, bilin ki bunların ilkesi yoktur. Ve güç baskülü değiştiğinde, ilk bunlar gemiyi terk eder.

Bakın ilkeler çerçevesinde konuşalım. Benim ilkelerim çok sadedir. Kendim için istemediğim bir şeyi başkası için istemem. Başkalarının mutsuzluğundan mutlu olmam yani. Ve başkalarının mutsuzlukları üzerine kurulan mutlulukların kalıcı olmadığına inanırım. Güce değil adalete inanırım. Adalete dayanmayan gücün bir süre sonra yitip gideceği bellidir. Hukuk kurallarına bağlıyım, bu bağlamda Türkiye’nin 1982 anayasasının – her ne kadar eksik-gedikleri de olsa – yeniden tam manasıyla geçerli olmasını isterim. Evrensel ve reddedilemez insan haklarına inanıyorum. Tüm yazılarımı insan hakları filtresinden geçiriyorum. Bu hakların temelinde, hakların tüm insanlar için geçerli olduğu iddiası vardır. Bu iddia olmasaydı, bu haklar ne evrensel, ne de insan sıfatları ile nitelenebilirlerdi. Bundan hareketle, anayasa ve kanunlara dayanan haklarımız da herkese eşit olarak uygulanmalıdır. Bunun aksinde görüşlere sonuna kadar karşı çıkar, bunun aksi tüm eylemleri gayrı ahlaki, gayrı meşru ve gayrı kanuni sayarım.

İlkeler temelinde konuşunca bu bahsettiklerime çoğu insan katılır, karşı çıkmaz. Heyhat, İşin rengi uygulamaya geldi mi değişmeye başlar! Bu ilkeleri kendisi için ya da sevdikleri için herkes ister. Kendi gibi olanların hak ve hukukunu kim savunmaz? Önemli olan, kendi gibi olmayanların hak ve hukukunu savunmaktır. Başkalarına kendin için istemediklerini istiyorsan ortada ilke falan kalmaz. Hiçbir din, ahlak felsefesi, kamu düzeni, eylem, şahsi tercih, ahlakın bu genel geçer tabiatıyla çelişemez. Çelişirse ortaya sahte, sinsi, dürüstlükten uzak, birilerinin çıkarlarına hizmet eden, meşruiyeti olmayan bir garabet çıkar.

Türkiye’de durum budur. İnsan hakları vardır. Ama sadece kendin gibi olana! Anayasa vardır. Ama ancak senin ve senin gibilerinin çıkarlarına hizmet ediyorsa! Kanunlar vardır. Ama ancak senin ve senin gibilerin korunması için! Vatandaşsındır, bu düzeni olduğu gibi kabul ettiğin müddetçe! Ve her şey böyle başlar. Tüm sosyal ilişkiler ağı, bu sakatlık üzerine inşa edilmiştir. Bu sahtelikler evreninde evrensel insan hakları yoktur. Zaten insan hakları sadece ağdalı dille yazılmış bir takım kanun metinlerinin arasına sıkışıp kalmış, ecnebilerin uydurduğu, bizim de stratejik nedenlerle uyuyormuşuz gibi yapmamız gereken kuramsal, pratikte uygulanması mümkün olmayan, uygulansa zaten devlete zarar verecek normlardır. Asortik bir şeydir. Üzerimize büyük gelen bir elbisedir. Ayrıca bizim medeniyetimizin ürünü de değildir. Öyle midir?

1) Gülen Cemaati’ne “Fethullahçı Terör Örgütü-FETÖ” diyerek bir grup aidiyetini – kendisine Hizmet Hareketi, Gülen Cemaati, Cemaat vs. diyen bir dini-sosyal grubu – topyekûn kriminalize etmek, başlı başına çelişkilerle dolu, şüpheli bir eylemdir. Bunu devlet yapıyor. Bir gruba terörist demek için o grubun şiddeti siyasi yöntem olarak kullanması gerekiyor. Terör düşünce veya inanç bazında olmaz. Şiddet, en azından şiddete övgü olursa, bir grup terörle ilintilendirilebilir. 2) Gülen Cemaati ile iltisaklı olmak, terörist olmak veya teröre yardım-yataklık etmek suçlamalarıyla suçlanmanıza ve bu suçlamalar çerçevesinde yıllarca hapis yatmanıza, damgalanarak ve fişlenerek kamudan çıkartılmanıza neden oluyor. 3) Gülen Cemaati ile iltisaklı olduğu ileri sürülerek takibata uğratılan kişilerin birinci derece akrabaları da, Gülen Cemaati ile şahsi düzeyde iltisakları olup olmadığına bakılmaksızın takibata alınıyor. Ben bu uygulamaların sorunlu olduğunu, dahası Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası bağıtlarla, Türkiye’nin kendi anayasasıyla, Türkiye’nin mevcut yasaları ve o yasaları yorumlayan yönetmelikleriyle uyumsuz olduğunu düşünüyorum.

Gülen Cemaati’nin “terörist bir grup” olduğu iddiası neye dayanıyor? 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin planlayıcısı ve uygulayıcısı olduğu savına! Bu savın dayandığı kanıtların en başta geleni, Gülen Cemaati’nden oldukları iddia edilen bazı kişilerin darbe gecesi TSK’nın bazı tesislerinde bulunmuş olmaları. Adil Öksüz vakası, rejimce “FETÖ” iddiası için en önemli dayanağı teşkil ediyor. Burada akıllara takılan bazı sorular var. Birincisi, Adil Öksüz son derece enteresan bir şekilde tutuklandıktan sonra serbest bırakıldı ve ortadan kayboldu! İkincisi, bu ve darbeyle ilintili Gülen Cemaati mensubu oldukları ileri sürülen isimlerin, bir hiyerarşik yapı içinde (emir-komuta) hareket ettikleri iddia ediliyor. Ancak bu iddiaları destekleyen herhangi bir kanıt ortaya konmuş değil. Yani bir yazışma, telefon görüşmesi vs. bu şahısların Gülen Cemaati ile hiyerarşik bir iletişim içinde olduklarını gösteren bir delil yok. İddialar gerçek olarak kabul ettirildi topluma. Ve artık “herkes biliyor onların ne olduğunu!” deniliyor. Öksüz’ün bir fotoğrafı var, askerlerle beraber. Türkiye medyasına servis edilen bu fotoğrafın söylediği tek şey, Öksüz’ün fotoğrafın çekildiği mekânda olması ve o fotoğraf karesinde yer alması. Öksüz’ün adını ilk defa 15 Temmuz sonrasında medyadan duydum. Tanımam etmem. Fakat bir fotoğraf karesini de salt bir fotoğraf karesi olarak yorumlarım. O kare, Öksüz’ün oraya nasıl geldiğini, neden orada olduğunu, eğer oraya kendi iradesi ile gittiyse, oraya gidişini birisinin telkin veya ima mı ettiğini söylemiyor. Ta da birinin ona oraya gitmesini mi emrettiğini veya tümüyle kendi inisiyatifiyle mi oraya gittiğini de o fotoğrafa bakıp anlayamıyoruz. Bir örnek vereyim. Diyelim ki Öksüz Fenerbahçe Spor Kulübü üyesi olsaydı. Bu üyelik Fenerbahçe’yi otomatikman darbe planlayıcısı mı yapacaktı? Bir Fenerbahçe üyesinin (yönetim kurulu üyesi bile olabilir, bir şey değişmez!) darbe gecesi darbeci olduğu iddia edilen askerlerle fotoğrafının çekilmiş olması, kurumsal olarak Fenerbahçe’ye darbenin yamanmasını mümkün kılamaz. Fenerbahçeli olma kimliği ile şahsın orada bulunma nedeni olduğu iddia edilen kanunsuz eylem arasında bağlantı kurmak için destekleyici ve tutarlı-güvenilir birden fazla kanıta ihtiyaç vardır. “Öyledir ama mutlaka, baksana adam Cemaat’ten” diyemezsiniz. Dediğim gibi, bu sadece bir örnek. Bunun gibi onlarca hukuk tekniği bakımından sorunlu şey var darbe ile Gülen Cemaati arasında ilinti kurmak için.

Şimdi, bir an için tüm bu temel sorunları bir tarafa bırakalım ve düşüncelerimizi bir ileriki seviyeye taşıyalım, ne dersiniz? Diyelim ki bu darbe iddiaları Gülen Hareketi’ne değil de PKK’ya yamanmış olsun. Kuramsal (farazi) olarak bakalım ki, durumu biraz daha objektifleştirelim. Bir soru ile başlayayım o halde, madem anlaştık! 1980’lerin ortalarında başlayan PKK hareketine katılarak dağ kadrosunda olup terör eylemlerine karışan, aktif silahlı çatışmalara girip insan ölümlerinden doğrudan veya dolaylı sorumlu olan kaç kişinin birinci derece akrabalarından tutuklanan, gözaltına alınan veya kamudan çıkartılan oldu bu güne dek? Kaç PKK’lının eşinin, çocuklarının, anne veya babasının tutuklandığını duydunuz? Kaç PKK’lı militanın anne babasının mülklerine el kondu mesela? Hiç PKK’lı bir gerillanın kardeşinin pasaportunun iptal edildiğini okudunuz mu bir gazetede? Sıradan bir PKK üyesini geçtim, Abdullah Öcalan’ın akrabası olan kişiler TBMM’ye milletvekili olarak girebildiler. Doğrusu da budur zaten. Lütfen yanlış anlamayın. Çünkü suç şahsidir. Kolektif ceza olamaz. Olursa, bunun uygulandığı devlet ya totaliter ya da otoriter bir rejime sahiptir. Dolayısıyla bir aileden herhangi bir kişi, bir terör örgütüyle bağlantılı olsa dahi, bu durum o kişinin eşinin, çocuklarının, birinci derece diğer akrabalarının suçlanmalarını, takibata veya zulme uğratılmalarını haklı çıkartamaz. PKK kaldı ki kendi üyelerinin tercihi ile silahlı mücadeleye (terörizme) başvurmayı seçmiş bir örgüttür. Ne olursa olsun bir terör örgütüdür. Kürtlerin uğradıkları asimilasyon da, maruz kaldıkları hak ihlalleri de, başlarına gelen tüm trajediler de terörist eylemleri haklı çıkartamaz. Ben de aklı başında her demokrat ve yasalara bağlı vatandaş gibi, tüm şiddet yöntemini seçen siyasal hareketleri gayrı meşru bulurum, onları desteklemem. Fakat konu bu değil! Bakın 1984-2019 arasında geçen 35 senelik süre içinde PKK ile iltisaklı olduğu suçlamasıyla kitlesel tutuklamaların yaşandığına şahit olmadık. Yani bir PKK’lının amcaoğlunun işlettiği lokantada çorba içti diye veya o lokantaya et sattı diye bir vatandaşın başının derde girdiğini ben duymadım! Dahası, PKK’yla doğrudan bağı olmasa bile, örneğin ideolojik temelde PKK ile kendisini yakın hisseden, mesela Kürt milliyetçisi veya folklorik müzik (mesela Grup Yorum) dinledi diye okulundan atılan veya diploması iptal edilen birine rastlamadım.

İşin enteresanı, zaten bir PKK’lı yakınına da bu tip kanunsuz ve keyfi baskılar ve zulümler yapılsa yine karşı çıkarım. Sol bir aileden geliyorum. Kendimi ille de bir siyasi yöne göre tasnif etmem gerekse, o yer mutlaka siyasal spektrumun merkezinin solunda bir yer olur. 1990’ların sonlarından beri zaten Alman Sosyaldemokrat Parti üyesiyim. Aidatlarımı ödemediğim için üyelikten çıkartmış olabilirler, orası ayrı mesele. Demokrat Parti’de S.S. genel başkanken çok sevdiğim birinin önerisi ve ısrarı ile kendisinin dış politika danışmanlığını yaptım. O göreve gelirken de herkes benim sol-özgürlükçü kimliğimi biliyordu. Bunları neden yazdım şimdi? Çünkü şunu göstermek istiyorum. Siyasi düşünceleriniz veya eğilimleriniz ne olursa olsun, taraf tutma mantığıyla, aynı veya benzer koşullarda kendinize yakın olanları destekliyor, dünya görüşü olarak kendinizden olmayanlara aynı desteği esirgiyorsanız, bu davranışınız etik olarak nitelenemez! Hak mücadelesinde sadece kendi düşüncelerinizi paylaştığına inandığınız insanlara destek verirken, sizinle aynı değerlere inanmayan insanlara aynı desteği vermezseniz, çifte standart yapıyorsunuz demektir.

Sağlam ilkeleriniz olsun. İlkelerin sağlam olup olmadığını test edebilirsiniz. Ne zaman ki ilkeleriniz sadece tek bir gruba uygulanabiliyor, grup aidiyetlerini hak-hukuka göre önceliyor, o ilkeleri revize etme zamanınız gelmiş demektir. Ne zaman ki kendi çocuklarınız için istemeyeceğiniz şeyleri başkalarının çocuklarına mubah görüyorsunuz, yanlış yoldasınızdır.

Bugün Türkiye, tümden bu yanlışın esiridir. Korkunç bir ahlaki çöküş var. Bu sadece devletin yaptığı bir yanlış uygulama değil! Halk desteği olmaza rejim bu korkunç ayrımcılığı ve zulmü bu denli ayyuka çıkartamazdı! AKP ve MHP tabanı, “FETÖ” dendi mi gözü karartıyor. Ne kadın, ne hamile, ne çocuk veya bebek dikkate alınıyor! Ne kanıt, ne suçun şahsiliği, ne masumiyet karinesi, hiçbir etik, norm ve hukuk ilkesi kalmıyor! Peki ya CHP? CHP tabanındaki Cemaat düşmanlığı en az AKP ve MHP tabanındaki kadar yaygın. HDP tabanı bile Cemaat söz konusu olduğunda, kendi ezilmişliğini ve itilmişliğini unutup canavarlaşıveriyor. Sonuçta Türkiye toplumunda, ilkeler bazında ciddi bir çürümüşlük söz konusu denilebilir. Öncelikle bu duruma karşı konması için, savunmaların insan hakları ve 1982 anayasası çerçevesinde hak-hukuk talebi olarak yapılması gerekiyor. Türkiye dışında hak mücadelesi vermek için, geniş spektrumda, mağdurların öznelliklerini ortaya çıkartan bir strateji izlenmeli kanımca. Unutmayın, bugünkü Türkiye rejimi, kendi anayasasını ve yasalarını sistematik şekilde ihlal eden bir ülke. Yasal müktesebatla uygulamalar arasındaki farkların, vakalar bazında ortaya konması gerekiyor. Her mağduriyet vakası, aralarındaki ortaklıklara karşın tekil olarak da ortaya konulmalı. Rejimin nasıl suç fabrike ettiği bu sayede deşifre edilmeli ve çözümlenmeli. Yaşanan insan hakları ihlallerinin dillendirilmesi çok önemli! Her bireyin kendi içinde tutarlı ve genel-geçer ilkeler bazında hareket etmesi, bireysel otonominin grup kimliğinin önünde olması gerekiyor.

3 YORUMLAR

  1. yazdiklarinizin ilgi gormemesi soylediklerinizin ne yazik ki dogru oldugunu gosteriyor.Turk halki total bir curumuslukte ve bence hak ettigi jejime kavusmus durumda.Birakalim bunlari kendi sanal dunyalarinda uyusunlar . Uyandiklarinda her seyi ile yikilmis maddi manevi cokmus bir ulkeye uyanacaklar. Belki o zaman ha biri bu olacaklari yazmisti ama biz dinlememistik desinler…Olacaklari hep birlikte oturup beklemekyen baska bir secenek kalmadi.

  2. Merhaba Kürtlerin pkk’li akrabalarıyla aynı aileden olduğu için çektiği çileyi görüp bilmediğinden eksiklik var görüşlerinde.. Cemaatçilere yapılan daha belirgin görünüyor çünkü sana daha yakın… Çok ince bir faşizm Allah ÂFfetsin fakat var yani sende de bende de.. İkincisi… Eğer gercekten muhlis isen görürsün ki..küllüm min Îndillah…yani yakındığımız O Tokatları atan YekBüyükSübhÂNALLAH! Cünki pkk yaptığı işi AllahınAdıyla yapmıyor..Şiddet-i Zuhurundan Gizli… terör olsun eğitim olsun farketmez.. AllahınAdıyla İŞ yapmak Mevzu! İhlas Âlemini TAŞımak…ÂLtına elini koymak.. Bilal gibi eZÎLe eZÎLe Ehad Ehad Ehad Ehad kendimize bakarsak …artık Kürdü Kucaklamak için sebebi sibop yapıp daha da aranmasak..ve Merhaba…erHan Kocabaş(K)

  3. Sayin Hocam, yazinizi her zaman ki gibi dikkatle okudum. Karnima agri girdi, üzüldüm, olamaz dedim böyle birsey. Nasil yazar bunu Mehmet hoca dedim. Cemaat PKK karsilastirilmasi. Agzim acik kaldi, kalbim kirildi bir Türk olarak. Allahtan Cevheri Güven´in yazisi durumu biraz kurtardi. Saygilarimla

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin