AnaSayfa»Yazarlar»Bülent Keneş»Bakalım bu ağır yük daha ne kadar taşınabilecek?

Bakalım bu ağır yük daha ne kadar taşınabilecek?

Pinterest Google+

Yorum | Bülent Keneş

‘Son yıllarda dünyada en fazla değer kaybeden şey nedir?’ diye soracak olsam eminim ki çoğunuz “Türk Lirası” cevabını vereceksiniz. Ama, bu cevap doğru olmayacak. Çünkü, kazın ayağı pek öyle değil. Türk Lirası’nın önlenemeyen korkunç değer kaybının da en önemli sebebi olan Türkiye’ye ait öyle bir unsur var ki, ondaki değer ve itibar kaybı TL’ninkinden çok daha feci.

Geniş kalabalıkların soyutlama, soyut düşünebilme, mevcut göstergelere ve verilere bakarak gidişata dair tahminlerde, öngörülerde bulunabilme becerisinin kısıtlılığı malum olsa da, yıllardır geliyorum diyen TL’deki kaçınılmaz çöküş artık kapıya dayandı, somutlaştı. İstemeye istemeye de olsa herkes tarafından farkedilir hale geldi. TL’nin pula dönmesi doğrudan insanların cebine dokunduğu için çuvala sığmaz, fark edilmesi ötelenemez hale epeydir gelmişti zaten. Herkese tek tek dokunan acı gerçeklik, yani Türk Lirası’nın yabancı paralar karşısındaki hal-ü pür melali, tersi yönde yapılan tüm güçlü propagandayı da çöpe çevirdi. Sanal güven telkinine yönelik palavradan sözleri hak ettikleri gibi değersiz, anlamsız kıldı.

Başında bulunduğu ülkenin itibarıyla birlikte TL’yi de batıran asıl unsur ise, artık tedavüldeki değeri TL cinsinden bile 5 para etmese de, iç kamuoyundaki itibar kuyruğunu hala dik tutmayı başarabiliyor. Tekelleştirdiği medya, yalan söyleme kapasitesi, aldatma kabiliyeti ve yüksek propaganda gücü sayesinde dünyadaki berbat imajını geniş kitlelerden saklayabiliyor. Saklamak ne kelime, tam tersine bir imaj bile verebiliyor. Dünyada sanki hala çok büyük bir itibarı varmış gibi gösterebiliyor.

BUGÜN YAŞANANLAR BİLE YAKIN GELECEKTE MUMLA ARANACAK

Kimden bahsettiğimi anlamışsınızdır. 2011’den beri artan bir hızda ilerlediği yolda ulusalcısından kafatasçısına, Ergenekoncusundan adi çetecilerine varıncaya kadar faşizmin her rengiyle, her tonuyla ittifak yaparak dört başı mamur bir İslamofaşist dikta rejimi inşa eden Recep Tayyip Erdoğan’dan tabii ki. İşte bu Erdoğan, ülke için artık taşınması çok zor bir yüke dönüşmüş durumda. Öyle ki, Türk Lirası’ndaki çöküşte somutlaştığı gibi, ülkenin topyekün itibarı ile birlikte bütün değerlerinde korkunç bir çürümeye yol açan Erdoğan’dan zinhar kurtulunulamaması durumunda, bugüne kadar yaşanan sosyo-politik, ahlaki ve ekonomik sorunlar bile çok yakın bir gelecekte mumla aranır hale gelebilir.

Türkiye’deki ağır propaganda bombardımanından azıcık başını kaldırıp dışarıya şöyle bir bakabilenler, Erdoğan’ın ülkenin ve topyekün milletin onurunu nasıl paçavraya çevirip iki paralık ettiğini çıplak gözle bile kolayca görebilir. Erken seçim ilan edilir edilmez, bu karara dair ilk açıklamaların neredeyse muhalefet partilerinden de önce Hollanda, Avusturya, Almanya ve benzeri ülkelerden gelmesi, Erdoğan’ın itibarı hakkında çok şeyler söylüyor. Sadece bu tepkiler bile kendisiyle birlikte çirkef bataklığına çektiği çevresindekilerin dünyadaki feci şöhretini ele veriyor.

Kısaca hatırlayacak olursak, erken seçim ilanı üzerine bu ülkeler, en yetkili ağızlardan apar topar açıklamalar yapmış, Erdoğan ve avenelerinin ülkelerini ziyaret etmelerini istemediklerini açıktan ilan etmişlerdi. Acelecilikte haklıydılar çünkü bu konuda Erdoğan ve adamlarının nasıl şirretleşebilecekleri konusunda oldukça tecrübeliydiler.

Malumunuz, 16 Nisan 2017 referandumu öncesi de bu konuda az buz rezalet yaşanmamıştı. Hollanda’nın en yekili ağızları, bazı başka Avrupa ülkelerinin yaptığı gibi, Erdoğan’ı ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nu kendi ülkelerinde görmek istemediklerini duyurmuştu. Bu tahkir edici durumu anlamazdan gelip istenmediği ülkeye gitmekte ısrar eden Çavuşoğlu, diplomasi sınırlarını da aşan bütün uyarılara rağmen o ülkeye gitmeye kalkışması durumunda uçağının fiili müdahaleyle engelleneceği uyarısını almıştı.

YAŞANAN KEPAZİLİĞİ ALIP HER YERE SIVAMAK…

Peki rezilliği, şirretliği karakter haline getiren Erdoğan ne yapmıştı bu durumda? Tabii ki, geri adım atmamış, yaşanan kepazeliği almış adeta her yere sıvamıştı. Hollanda’ya karayoluyla gönderdiği bir kadın bakan başkalarının ülkesinde şirretleştikçe kepazelik de artmıştı. Yaşanan o kepazeliklere rağmen Erdoğan bu seçimlerde de geleneğini bozmadı. Geçen yıl o kadın bakanı zorladığı şirretliğe benzer yeni girişimlerde bulundu. Ancak, Almanya ve diğer ülkelerde yapma hevesi kursağında bırakılan mitinglerden en azından birini Bosna’nın başkenti Saraybosna’da yaptı.

Gittiği her yerde, dokunduğu her şeyde tamiri imkansız sorunlar yaratan Erdoğan, bu adetini zaten son derece kritik dengeler üzerine oturan Bosna’da da devam ettirdi. 24 Haziran’da alacağı fazladan üç beş oy uğruna Bosna’nın kırılgan huzurunu yerle yeksan etti. Boşnaklar’ın kanlı bir savaştan sonra Bosna’nın yönetimini paylaştıkları Hırvatlar ve Sırplar’la arasına yeni bir nifak tohumu attı. Saraybosna Üniversitesi öğretim üyelerinden siyaset bilimci Eşref Kenan Raşidagiç, Financial Times gazetesine yaptığı değerlendirmede, Erdoğan’ın bu tavrına “züccaciye dükkanındaki fil” benzetmesi yaptı. Erdoğan’ın gerisinde ise, potansiyel olarak, sadece üzgün insanların ve Bosna’da hassas dengeler üzerine oturan yapının sarsılmasının kaldığını söyledi.

Erdoğan, Bosna’da miting yaptı | Foto: AFP

Daha feci olan gerçek şu ki, medeni demokratik ülkelerin politik liderleri ve sosyal aktörleri Erdoğan ve çevresindekilerle bir araya gelmeyi artık büyük bir zul sayıyor. Erdoğan’ın muhataplarına türlü imtiyazlar bahşederek, çeşitli vaatlerde bulunarak ve ülke çıkarları üzerinden yaptığı pazarlıklarla zor bela veya uluslararası toplantılarda mecburi protokol gereği girebildiği bazı kareler kimseyi aldatmasın. Özellikle Batı dünyasında Erdoğan’la sahih ve samimi bir şekilde bir arada görünmekten mutlu olabilecek veya bundan gurur duyabilecek tek bir isim bulunmuyor.

Durumu o kadar vahim ki, Gazze’de yaşanan katliamın en kritik anlarında bile, güya Filistin Davası’nın yegane savunuculuğuna soyunan ve cirminden fazla bağıran çabalarına rağmen, o sıralar konuyla ilgili telefon diplomasisi yürüten BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, artık ne hikmetse(!) Erdoğan’ın telefonuna bir türlü çıkmaya tenezzül etmiyor. Guterres, küresel bir gündem haline gelen Gazze sınırındaki kanlı olaylar ancak sona erdikten sonradır ki Erdoğan’ın yana yakıla talep ettiği telefonla görüşmeyi kabul lütfunda bulunuyor. Erdoğan’a ise, acınası bir Küçük Emrah eziklenmesi eşliğinde, “Şu anda BM Genel Sekreteri’ne hukukumuz ileri derecede olmasına rağmen ulaşamıyoruz,” evzinmesi düşüyor.

BREXIT’TE DÜŞENİN YILANA SARILMASI SİZİ ALDATMASIN

Öte yandan, yapılan referandumda garip bir akıl tutulmasıyla alınan Brexit kararından sonra AB’siz ne yapacağını şaşıran ve adeta denize düşenin yılana sarılması gibi ne bulsa sarılma psikolojisinde olan İngiliz yetkililerin Erdoğan’la sırnaşması da sizi aldatmasın. Çaresizliklerinden olsa gerek Erdoğan’la bile iş tutmaya kendilerini mahkum gören ve bu mahkumiyetlerini Erdoğan’ın hezeyanlarını dünyaya pazarlama acentalığına soyunacak kadar ileri götüren İngiliz yönetimi, Erdoğan’a yaklaştıkça içeride feci şekilde hırpalanıyor.

Brexit sonrası reel politiğin asgari şartlarını yerine getirmek zorunda kaldıkları için de olsa İngiliz yetkililer Erdoğan’a yaklaşmanın lanetinden kendilerini kurtaramıyor. İşin daha kötüsü İngiliz Yönetimi, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un yaptığı gibi, içinde bulundukları feci durumdan yüksek sesle yakınamıyor bile. Hatırlayacak olursanız, geçen yıl Le Point dergisine bir söyleşi veren Macron, bir soru üzerine küresel bir lider olarak hayatının sanıldığı kadar havalı olmadığını söylemiş ve durumunun vehametini anlatmak için çok kerih bir şeyden bahseder bir tonlamayla “Her hafta Erdoğan’la konuşmak zorunda olan benim,” deyivermişti.

Bir önceki hafta sonu üstlendikleri resmi rol gereği medya önünde Erdoğan’la mutlu mesut pozlar veren Theresa May ve Kraliçe 2. Elizabeth’in de Macron’dan farklı bir hissiyat içerisinde olduğunu sanıyorsanız yanılırsınız. Bu tür şeyleri belki Macron’un yaptığı gibi kamusal alanda hiçbir zaman paylaşmazlar ama, ulaşabildikleri herkese emin olun ki Erdoğan gibi biriyle aynı kareye girmekle, aynı masada bulunmakla ülkeleri uğruna ne büyük büyük bir fedakarlıkta bulunduklarını anlatıp duruyorlardır. Buna rağmen, ticaretlerinin peşindeki İngiliz yetkililer Erdoğan’a yaklaştıkları her adımda İngiliz medyasının ve sivil toplumunun hışmına uğramaktan kendilerini kurtaramıyor. Hatta çok ciddi aşağılamalara muhatap oluyorlar.

ERDOĞAN’IN BERBAT İMAJI AZ KALSIN ÖZİL VE GÜNDOĞAN’I BİTİRİYORDU

İlginçtir ki, protestolarla başlayan Erdoğan’ın Londra gezisi, sadece Türkiye’dekiler için değil dünyadaki Türkler için de taşınması ağır nasıl büyük bir külfete dönüştüğünü gösteren enteresan bir olaya da sahne oldu. İngiliz Premier Ligi’nde oynayan Cenk Tosun, Mesut Özil ve İlkay Gündoğan’ın Erdoğan’la buluşup birlikte fotoğraf çektirmeleri büyük hadiselere yol açtı. Ziyaret etmeleri, birlikte fotoğraf çektirmeleri yetmiyormuş gibi, bu futbol yıldızlarının bir de formalarını Erdoğan’a hediye etmeleri ve kendisinden “Cumhurbaşkanım” diye bahsetmeleri yaşananlara tüy dikti. Alman spor çevreleri, medya organları, siyaset dünyası ve toplum küplere bindi. Erdoğan’la buluştukları için Özil ve Gündoğan’a ateş püskürüldü. Bu skandaldan sonra Alman Futbol Federasyonu’nun Özil ve Gündoğan’ı milli takıma almaması bile talep edildi.

Dünya kamuoyunda olduğu gibi Alman kamuoyunda da çok ciddi bir Erdoğan antipatisi olduğunu hesaba katmayan genç futbolcular, basit ve masum(!) gibi görünen bir buluşmayla korkunç bir öfkenin hedefi haline geldiler. Belki 10 yıl önce aynı şeyi yapsalar kimsenin rahatsız olmayacağı bir buluşmadan dolayı yaşadıkları büyük sıkıntıyı, daha doğrusu Erdoğan’ın berbat imajının yolaçtığı sorunu çözmek ve genç futbolcuların kariyerini kurtarmak ise, Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier’e düştü. Buluşmanın üzerinden 1 hafta geçmesine rağmen Özil ve Gündoğan’a olan öfke ve tepki selinin önü alınamayınca Steinmeier, kendileriyle alelacele görüşmek ve birlikte çektirdikleri fotoğrafları şahsi sosyal medya hesabından servis etmek zorunda kaldı.

Genç futbolcular, Erdoğan gibi itibarı yerlerde sürünen bir figürle basit bir görüşmenin yol açtığı ağır maliyet tam bir felakete dönüşmeden paçayı şimdilik kurtarmış gibi görünüyorlar. Özil ve Gündoğan’ın karşılaştıkları büyük öfke ve tepki kendileri için çok acı bir tecrübe olmanın ötesinde Erdoğan’a yakın olmanın muhtemel bedellerinin hangi boyutlara ulaşabileceğini de gösteren önemli bir örnek oldu.

Yaşanan bu ve buna benzer onlarca skandala rağmen gerek Türkiye’deki gerekse yurtdışındaki Türkler, Erdoğan’ın medeni dünya için tam olarak ne anlama geldiğini anlamış gözükmüyorlar hala. Ama pek yakında Saddam Hüseyin, Muammer Kaddafi, Osama bin Ladin, Ebubekir el-Bağdadi, Ebu Musab el-Zarkavi neyi çağrıştıyorsa Erdoğan’ın da benzer şeyleri çağrıştırdığını, bu imajın ağır sonuçlarını bilfiil yaşayarak çok iyi anlayacaklarından kimsenin şüphesi olmasın. O zaman geldiğinde tabii iş işten çoktan geçmiş de olabilir ve insanlar bugünkünden çok daha ağır bedelleri ödemek zorunda kalabilirler.

ERDOĞAN’IN YOL AÇTIĞI MALİYETİ YAŞAYAN DA GÖRECEK, ÖLEN DE…

Erdoğan’ın temsil ettiği her ne varsa şimdiden aralarında mesafe koymaya başlayanlar, belki bu bedellerden nispeten kendilerini koruyabileceklerdir. Ancak, isimleri Erdoğan, AKP, UETD, DİTİB, Maarif Vakfı, türlü dini görünümlü Erdoğanist vakıflar ve oluşumlarla birlikte anılmaya devam edenler, tıpkı TL’nin pula dönmesindeki gibi, ülke ve millet için oluşacak genel maliyeti ödemek zorunda kalmalarının yanısıra ciddi bireysel bedeller de ödemek zorunda kalacaklardır.

Ondan bundan, senden benden ve kendilerinden çaldıklarının bir kısmını aralarında dağıtarak yandaşlarına sahte bir Cennet vaat eden Erdoğan’ın peşine takılanların işi, bu dünyada oldukça zor artık. Ne kadar zor olduğunu yaşayan görecek. Yaşarken tüm günahlarına ortak oldukları Erdoğan’ın insanlık dışı zulümlerinin öteki dünyadaki hesabı ise, şüphesiz ki çok daha çetin olacak. Hesaplarının ne kadar çetin olacağını ölen görecek. Allah-u alem…

Önceki Son 10 Yazı:
‘Asimetrik finansal ultra tüzel organizma’nın şu yaptığına bakın hele!.. - 19 May 2018
Yolun sonu… - 15 May 2018
Serseri devlet mi daha büyük bir tehdit, nükleer silah mı? - 12 May 2018
Hayrettin Karaman müçtehit mi, mürteci mi? - 08 May 2018
Ve Halime ve Esma ve Cemal ve Teoman… - 01 May 2018
İnsan hakları kimin hakkı? - 28 Nis 2018
Altı kez gidip yedi kez gelebilmek meğer ne büyük bir nimetmiş… - 24 Nis 2018
Millet seçimini yaptı - 22 Nis 2018
Mobokrasi ile kakistokrasi arasında Türkiye’nin tercüme-i hali - 17 Nis 2018
Bir Pax Erdoğana mümkün mü? - 15 Nis 2018
önceki yazı

Güle güle Andres Inıesta

Sonraki yazı

Trend gülü aydınlar

1 Yorum

  1. Mustafa
    22 Mayıs 2018 at 20:33 — Cevapla

    Mükemmel bir yazı. Kaleminize sağlık…

Değerli Okurumuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir