Avukat aranıyor!

YORUM | RAMAZAN FARUK GÜZEL

“Yargıç, hakkı uygular;

Hukuku oluşturan, canlandıran ise avukattır!”

-Francis Bacon

Şu an ülkedeki mevcut iktidarın karşısındaki muhalif görülen insanların neredeyse hepsi potansiyel hain ve terörist konumunda, hemen herkes bir sabah gözaltına alınabilecek durumda…

Şu ana kadar da –iktidarın açıkladığına göre- 15 Temmuz kurmaca darbesinden bu yana sırf Cemaat soruşturmasından 510 bin insan hakkında adli işlem yapılmış.

Bunu yapmadan önce de çakma darbe gecesi apar topar -yeni rejime alet olmayacak, yapılan hukuksuzlukları sorgulayabilecek- yargı mensuplarını görevden almışlardı.

Türkiye ile üyelik müzakerelerinin durdurulması tavsiyesinin çıktığı AP Raporunda da ifade edildiği gibi:

“- Son yıllarda 5 bine yakın hakim ve savcının ihracı; yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığına tehdit oluşturuyor.

– 570 avukatın tutuklanması; savunma ve adil yargılanma hakkına engel teşkil ediyor.”

(Detaylarını “AP’nin kabul ettiği Türkiye raporunda neler var, şimdi ne olacak?” başlıklı yazımızda bulabilirsiniz.)

Her gün insanlara yeni yeni davalar açılıyor, anlık gözaltılar yapılıyor. Böyle bir ortamda insanlar en temel hakları olan “Savunma hakkı”nı kullanamıyor. Çünkü bu noktada güvenebilecekleri avukatların çoğunu gözaltılarla, soruşturmalarla yıldırdılar. Bir kısmı şu an yurtdışına çıkmış durumda.

Soma faciasını hatırlıyorsunuz… Yüzlerce can Soma’da göçük altında kalmıştı. Bu toplu cinayette, katliamda ihmal ve kasıtları olanların bazıları da geçenlerde serbest bırakılmışlardı. Mağdurların haklarını savunan (KHK ile kapatılmış olan) Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) ve Halkın Hukuk Bürosu (HHB) üyesi 6’sı tutuklu 20 avukata “terör örgütü yöneticiliği” ve “terör örgütü üyeliği” suçlamasıyla toplam 159 yıl 1 ay 30 gün hapis cezası vermişlerdi. Ceza verilenlerden birisi de eski ÇHD Başkanı Selçuk Kozağaçlı idi ve kendisine 11 yıl 3 ay hapis cezası verip “tutukluluğunun devamına” demişlerdi.

SAVUNAMAMA ACZİYETİ!

Yargı alanında böylesine bir terör estirilirken insanlar kendilerine avukat bulmakta çok zorlanıyor. Dediğim gibi, tanıdıkları avukatlar şu an ya hapiste, ya da sürgünde… Halen aktif görev yapanlar ise sinmiş vaziyette ve böyle siyasi davalara bakmaktan imtina ediyorlar.

Bir kısmı da bu zor dönemi fırsata çevirme arayışında… Normal avukatlık ücretinin bazen kat be katını isteyebiliyorlar. İnsanlar da “denize düşen yılana sarılır” hesabı, çaresiz böyle teklifleri kabul edebiliyor.

Bazı avukatlar da görevlerini suistimal ediyor; siyasilerle, emniyetle vs ortak hareket edip mağdurları yönlendiriyor. İnsanları itirafçı olmaya, suçları üstelenmeye, başka insanları da suçlayarak dosyaya dahil etmeye çalışanlar bulunabiliyor.

Avukatların suistimallerine dair rivayetler çok…

Böyle bir dönemde bir hukukçu olarak bana da sosyal medyadaki hesabımdan özel mesaj ile yardım isteyenler oluyor: “Güvenebileceğimiz, tavsiye edebileceğiniz bir avukat var mı?” diye.

Bu konuda derin bir acziyet ve üzüntü hissediyorum. Zira tanıdığım bildiğim ne kadar hukukçu (hakim, savcı, avukat, hukukçu akademisyen vs) varsa hemen hepsi şu an aktif görevde değil. Büyük bir kısmı hapiste ve mecburen yurtdışına çıkmış vaziyette.

O zaman geriye şu kalıyor:

Halen avukatlık yapanların artık inisiyatif alıp mağdurlar için elini taşın altına koyması. Bu, ateşten gömlek giymek demek böyle bir zamanda, evet… Ama zamanında avukatlığı korkusuzca  yapıp tarihe geçenler oldu.

AVUKAT HANS ACHİM LİTTEN

Bir avukat dostum bana Hitler döneminde avukatlık yapmış olan Hans Achim Litten’i hatırlatmıştı. Onun yaşadıkları günümüze ışık tutuyor.

Zira şu son dönemde Türkiye’de yaşananlar o dönemle adeta bire bir paralellik arz ediyor. 1940’ların Hitler Almanyası ile 2014 sonrasının Erdoğan Türkiyesi adeta karbon kopya!..

Avukat Hans Achim Litten, 1931 yılında Hitler’i, emrindeki taarruz bölüğünün “göçmenlerin gittiği dans salonunu basıp çok sayıda insanı öldürmesi” suçlaması ile mahkemeye getirtip 3 saat çapraz sorguya tabi tuttuğunda 28 yaşındaydı.

Hitler’in 1933 yılında olağanüstü güçlerle Almanya’nın başına geçip tüm dünyayı tehdit etmesinden 2 yıl önceye denk gelen bu olay Litten’in adını cesareti ve adalete olan inanca ile hafızalara kazıdı.

O günler Hitler’in gücünü pekiştirdiği, Nazi rejiminin adım adım inşa edildiği zamanlardı. Litten buna benzer başka katliamlarda da avukat olarak yer aldı. Hukuk bilgisi bakımından Litten’in çok üstündeki akademisyenler, yargıçlar Almanya’daki rejim değişikliğine ses çıkarmadılar. Hatta destek verdiler. Zira bu gücün karşısına geçip, Nazi rejimi karşısında hukuki mücadele vermek hedef olmayı, tutuklanmayı, sürgünü göze almak demekti.

27 Şubat 1933 Tarihindeki Almanya Parlamentosu (Reichstag) yangınının olduğu gece yarısı Hitler, Goebbels, Hermann ve Wilhelm Frick gibi büyük (!) Naziler yangın yerine gelip enkazı miting alanına çevirmekte gecikmedi. Belli ki önceden hazırlıklıydılar. Hitler konuşmasında düşmanı tespit etti, birlik çağrısı yaptı.

Ertesi sabah “Alman Halkının ve Devletinin Korunmasına Yönelik Reichstag Yangını Kararnamesi” çıkarıldı. Alman Anayasası’nı askıya alan bu kararname Nazi taraftarlarına insan haklarını çiğneme hakkı vermekteydi. Çok kısa bir süre içerisinde 100.000 kişi tutuklandı.

Yangın gecesi apar topar yataklarından alınıp tutuklananlar arasında genç hukukçu Litten de vardı. Çünkü Nazi zihniyetinin insan hakkı ihlallerine karşı çıkması nedeniyle Hitler’in kişisel olarak kinine hedef olmuştu. Sözde tutuklama kararı verenler ise, Litten ile aynı sıralarda hukuk eğitimi alan sözde hukukçulardı.

Gözükara Litten, herkesin korkudan köşesine çekildiği bir zamanda adaletin her şart altında, herkes hakkında yerine gelmesi için hayatı pahasına mücadele etmiş bir hukukçudur. Kim bilir belki de ülkedeki diğer hukukçular Litten kadar cesaretli olsaydı, Almanya Hitler faciasını yaşamayacaktı.

Litten’i onlardan farklı kılan cesareti ve ilkeli duruşuydu.

Günümüzde O’nun mücadelesini temsilen adaletin yaşam savaşı verdiği coğrafyalarda hukuk mücadelesi veren hukukçulara Hans Achim Litten adına ödüller verilmekte. Bugün nefret objesi olarak anılan Hitler rejimi, tarihte ilk olmadığı gibi son da olmayacaktır.

GÜNÜMÜZDE…

Bugünlerde Hitler’in akıl hocalığı ile kendilerine zulüm rejimi inşa edenlerin de çok iyi bildiği gibi, günü geldiğinde kendileri de nefret objesi olarak hatırlanacak, destekçileri de utanç içinde yaşam süreceklerdir.

Ama günümüz Türkiyesinde başta savunmaya olmak üzere vatandaşlara büyük haksızlıklar, hukuksuzluklar yapılırken TBB (Türkiye Barolar Birliği), Başkanı Metin Feyzioğlu ve diğer bir çok Barolardan yana büyük bir sessizlik var… Bu sükut, biraz da yapılanları ikrar anlamı taşıyor.

Avukatların çatı örgütlerinde manzara bu…

Yargı mensuplarının çatı örgütü HSK (Hakim ve Savcılar Kurulu) ise tam bir fecaat! Hakim, savcılara dair yürütülen “cadı avlarının” bizzat organize merkezi gibi işliyor, bir zamanların “Yüksek” Kurulu!

AVUKAT..?

Avukat; otorite karşısında insanı, bireyi, hakkı savunan kişidir.

Avukat; özgürlükleri, yaşam hakkını, mülkiyet hakkını değerleri korur.

Avukatlık, mücadele mesleğidir. Bu mücadele, insanların çoğunun korku ya da başka saiklerle otoriteye itaat etmesi karşısında zaman zaman zorlukları barındırır.

Avukatlar; sorunları çözer, gerginlikleri giderir.

Hataları düzeltir, insanların yükünü üstlenir.

Çabalarıyla insanların huzurlu bir şekilde adil bir yaşam sürmelerinin mücadelesini verir.

Nitekim Anayasa’nın 10’uncu ve 36’ncı Maddesi “adil yargılanma hakkı”nı, herkesin kanun önünde eşit olmasından kaynaklanan “kanun önünde eşitlik ilkesi”ni düzenler.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 6. Maddesi, Havana protokolü hükümleri ve de CMK 174 ve devamı gereğince mahkemeler önünde avukata erişim ve adil yargılamanın bütün ilkeleriyle hayata geçmesi adına zorunlu müdafilik hukukumuzda hayati önem taşıyan bir kurumdur.

Masumiyet karinesine göre de suçluluğu sabit oluncaya kadar herkes masumdur, o yüzden de hangi davayla ilgili olursa olsun avukatlar savunma hakkını kullanmak isteyenlere yardım etmek zorundadır. Meslek ilkelerinin ve onurunun gereği de budur. Bu noktada Barolardaki zorunlu müdafilik yapanlara büyük sorumluluklar düşmektedir…

SON SÖZ OLARAK

Hakimliğe geçmeden önce 15 yıl kadar avukatlık yapmıştım ve başucumda Molierac’ın şu sözü vardı hep:

“Görevimizi yaparken kimseye; ne müvekkile, ne hakime, hele ne iktidara tabiyiz.

Bizim aşağımızda kişilerin varlığı iddiasında değiliz. Fakat hiçbir hiyerarşik üst de tanımıyoruz. En kıdemsizin en kıdemliden veya isim yapmış olandan farkı yoktur.

Avukatlar, tarih boyu köle kullanmadılar ama hiçbir zaman efendileri de olmadı!”

Bu söz her Avukatlar gününde seslendirilir, baroların başköşelerinde de asılıdır.

Şu an Türkiye’deki aktif avukatlık yapanlara bu sözü hatırlatıyorum ve insanların “güvenilir, sağlam, dürüst, dik duran avukatlar aradığını aktarmak istiyorum.

Sizler de bir gün Hans Achim Litten gibi hayırla yad edilen, adına ödüller dağıtılan hukukçular olarak anılabilirsiniz.

Ya da sessiz kalıp yitip gidebilirsiniz de…

Ya da bu yaşanan zulümlere ortak olup günümüzün Goebbels, Hermann, Wilhelm Frick ve Hitlerleri ile bir anılabilirsiniz de!..

Bir dostunuz, eski bir meslataşınız olarak benden hatırlatması, seçim ise sizde.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin