TARIK TOROS | YORUM
Özgür Özel, iki yıl içinde dördüncü kez CHP Genel Başkanı seçilerek, yakın siyasi tarihte bu kadar kısa sürede üst üste kurultay kazanan tek lider olarak kırılması güç bir rekora imza attı. Elbette aradaki “olağanüstü” iki kurultay, “mutlak butlan” davasını boşa düşürmek için taktik amaçlı toplanmıştı; fakat bu durum istatistiği, yani Özel’in kurultay performansını değiştirmiyor.
O arada, “mutlak butlan” davasının kapanmış olduğunu da sanmıyorum. CHP’nin üzerinde, bunun ya da buna benzer bir “kapatma davasının” gölgesi hep sallanacak.
***
2 yıl sonra, iktidarın, “Özgür Özel CHP’si” ile mücadele stratejisi bellidir. Bu noktadan sonra sürpriz ihtimali de pek görünmüyor.
Özgür Özel’e gelince: Hemen belirteyim ki son kurultayla hiç ilgilenmedim. Parti kurullarına kimin girip kimin çıktığı da umurumda değil.
Çünkü soru şudur: Önceki kurullar ne yaptı?
Özgür Özel koltukta iki yılı doldurdu. Buna rağmen, neyi nasıl çözeceğini hâlâ anlatmış değil. Her defasında süre istedi, her defasında yeni bir takvim verdi; fakat ne basın bu takvimlerin takipçisi oldu, ne de bu ajanda bir sonuç üretti.
“Kurullar kurduk” dedi, gölge bakanlar ilan edildi. Peki, hatırınızda herhangi bir gölge bakanın herhangi bir faaliyeti herhangi bir çıkışı var mı?
Yok!
Seçim normal zamanında yapılırsa iki buçuk yıl var ve bugüne kadar nasıl gelindiyse, aynı çizginin süreceği yönünde bir hava hakim. CHP’nin heybesinde gidişatı değiştirecek ne var? Daha doğru bir soruyla: Özgür Özel’de böyle bir potansiyel var mı?
İki yıl önemlidir; bir siyasi liderin karnesini çıkarmak için fazlasıyla yeterlidir. Özel’in karnesi kırıklarla dolu değil; aksine, muazzam bir eforu var. Çok çalıştı, çok dolaştı, temas etti. Buna kim ne diyebilir?
Mesele şu: Bu efor yetiyor mu?
Türkiye’de siyaset, ağır sıklet bir boks müsabakasıdır ve 2025 turnuvasında görüldü ki hakem dahil her şey size karşı. Üstelik rakibiniz her türlü kural ihlalini yaparken, sizden “kurallar içinde kalarak” maçı kazanmanız bekleniyor.
Bitmedi: Rakibiniz sizden daha ağır, hareket kabiliyeti sınırsız, geriye dönük onlarca müsabaka kazanmış, son derece tecrübeli bir boksör.
***
Türkiye’de bir iktidar sorunu olduğuna kuşku yok; görüldü ve görülüyor ki çok daha yakıcı bir muhalefet sorunu olduğuna kuşku bulunmuyor. Bunu en çıplak haliyle 2023 seçimlerinde ve sonrasında gördük.
Ülke, bütün kırılmaların yaşandığı 2013’ten bu yana tam 12 yılını kaybetti. Bu kritik zaman diliminde sırasıyla Kürtlerle, ulusalcılarla ve milliyetçilerle kurulan ittifak ve koalisyonlar, bugünün Türkiye’sini belirledi.

Saray tüm bu süreçte ustaca bir hamle yaptı: Devletle hükümeti ayırdı. MİT’i operasyon meşruiyeti tartışılmayan bir merkeze yerleştirdi, yargıyı ise tüm unsurlarıyla kendine bağladı.
Yargıda alan açtığı ulusalcı ve milliyetçi kadroları da gerektiğinde yutabileceği bir mekanizma kurdu; istediği an, istediği hedefin iskemlesini çekebileceği bir düzen var (bkz. Emniyet kararnameleri, hakim savcı atamaları.)
Bugün hâlâ çıkıp da “devlet aklı” diyenin aklına gerçekten şaşarım.
***
CHP’nin temel işlevi ise bu süreçlerde iktidara arzuladığı meşruiyeti sağlamak oldu. Son İmralı turuna CHP’nin üye vermemesi tam da bu yüzden iktidarı kızdırdı. Özgür Özel, CHP olarak iktidara sundukları meşruiyetin ve bunun sınırlarının farkında olacak siyasi tecrübeye sahip; geriye doğru 10 yıldır tüm onay mekanizmalarının içindeydi. 2011’den beri milletvekili, 2015’ten itibaren de TBMM grup başkan vekilliği yaptı.
Özel’in bugüne kadar CHP’ye çizilen sınırları zorlayacak girişimi oldu mu?
Sert kürsü konuşmaları ve üst üste gelen dokunulmazlık fezlekelerine bakmayın. Onlar siyaset sahnesinin doğal gerekleri arasında. Kılıçdaroğlu, Özel’den çok daha sert ifadeler kullanmıştı. Özel henüz Erdoğan’a “diktatör bozuntusu” demedi mesela. Kılıçdaroğlu dediğinde de başına bir şey gelmedi; bugün dokunulmazlığı da yok.
Sistem, CHP liderlerinin hangi cümleyi kurduğuyla ilgilenmiyor; CHP’nin sınırları içinde kalıp kalmadığına bakıyor. İmralı ile başlatılan sürecin TBMM komisyonuna katılan CHP’nin, İmralı görüşmesine katılmaması bu yönüyle “CHP siciline bir çizik” olarak kayda geçti.
***
Erdoğan iktidarda 23 yılı doldurdu; geriye doğru tüm eylemlerde, tüm icraatta, tüm kırılma anlarında bizzat bilgisi, onayı ve imzası var. Belli savcıları, polis şeflerini, bürokratları hedef tahtasına oturtmak muhalefeti anlık olarak rahatlatıyor olabilir; fakat bu kadroların tamamını kendi iktidarını sürdürmek için birer kaldıraç olarak kullanan Erdoğan unsurunu atlayarak hiçbir siyasi mücadele kazanılamaz.
Bugün rahatsız olduğu savcıyı, polisi, valiyi nasıl görevden alıyorsa, bunu yirmi küsür yıldır aynı soğukkanlılıkla yapıyor ve her tartışmalı süreçten ellerini yıkayıp çıkmanın yolunu buluyor.
Darbe soruşturmalarının savcısı da oydu, KCK operasyonlarının polisi de… Genelkurmay başkanını tutuklatan da ondan başkası değildi.
Bu bahsi uzatmayacağım; mesele şu: Millet 2023’te öyle bir duvara tosladı ki, o sarsıntıyı atlatması aylar aldı. Ülkedeki mevcut umudun büyük bölümünü alıp götüren bir kırılmaydı.
İki buçuk yıl geçti ve önümüzde gerçekten iki buçuk yıl kaldı mı, bundan bile emin değilim. Zira siyasette hiçbir aktör değişmiş değil; yalnızca eskiler sahneden çekilip yenileriyle güncellendi, o kadar.
Buna rağmen Türkiye’de hâlâ umudu korumak için bir sebep varsa, o da bir ayağı çukurda olan iktidar ve onu değiştirmek için hiç olmadığı kadar hırslanan halktır.
Fatih Altaylı, halkın yüzde 70’inin Erdoğan’ın yaşam boyu iktidarına karşı olduğunu anlatırken yaptığı yorum yüzünden bugün cezaevinde.
İşte o yüzde 70, yabana atılacak bir oran değildir. Bu, toplumun gerektiğinde en sert duvarlara bile çarpıp yeniden ayağa kalkma kapasitesinin işaretidir.
