YORUM | M. NEDİM HAZAR
Bugün yazı günüm değil.
Malum bugün seçim günü.
Çevremdekilerin çoğu yaklaşık bir aydan beri başka soru sormuyor.
“seçimler ne olacak?”
Eminim pek çoğu, “Zalimin son seçimi olacak, karanlık günler bitecek” cevabı bekliyor.
Ama durum pek öyle değil.
Zalimin zulmünün uzun sürmesi mazlumu bazı konulara meylediyor.
Mesela mazlum illegaliteyi öğreniyor.
Hayatında çakma şarj kablosu bile almayanların sahte pasaport kovaladıklarını biliyorum.
Zulüm uzadıkça mazlum bir süre sonra elinden bir şey gelmeyince birbirine düşmeye başlıyor, kendini sorguluyor.
“Aman sen de” ya da “ama siz de” ile başlayan cümleler geliyor.
Geçtiğimiz gün bir AKP’li bana öyle dedi.
“Bence siz de “bunlar başımıza neden geldi?” diye sorgulamalısınız.
Bir müsibetle imtihan olmak için kabahate gerek yok. Bir kere başımıza gelen şeyler yaptığımız hatalardan dolayı değil, aksine doğrulardan dolayı geldi.
Üstelik, hadi biz hak ettik diyelim.
Başka peygamberler olmak üzere yüzbinlerce evliya, alim, milyonlarca mazlum ve masum bir kabahat işlediği için mi o kadar çile çektiler?
İsa Nebi, hangi kabahatinden dolayı çarmıha gerildi?
Peygamber hangi suçundan dolayı ağacın içindeyken ikiye biçildi?
Geçiniz.
Hem bunları konuşacak vaktimiz çok olacak.
Şimdi gündem seçim.
Eminim pek çoğunuz bu yazıyı biraz moral bulmak, biraz umut solumak için okumaktasınız.
Ve eminim pek çoğunuz benim şimdi olabildiğince yuvarlayarak aktarmaya çalışacağım hakikatlerin söylenmesinden hoşnut olmayacaksınız.
Bazılarınız belki oy da kullandı ya da kullanacak bilemiyorum.
Milyonlarca mazlumun büyük umutlarla seçimin neticelenmesini beklediğinin de farkındayım.
Meseleyi “Böyle olmamalıydı” parantezine alacak olursak trilyon tane şey yazabiliriz alt alta.
Her şeyi bir kenara bırakalım, normal bir ülke olsak, siyasi rakipler birbirini tebrik eder ve adil bir seçim yaşanması temennisinde bulunarak oy kullanırlardı.
Oysa günümüz Türkiye’sinde bir taraf için normal seçim yaşanırken, diğer taraf kurtuluş mücadelesi veriyor.
Seçime “darbe” diyor mesela.
“Biz Allah’tan emir alıyoruz” diyor.
Allah’ın “çal” diye bir emri var mı bilmiyorum.
Ama çalmak en büyük hasletleri misal.
Yine normal bir ülke olsa, seçimler bayram havasında geçer.
Sonuçlar açıklanır.
Kazananlar, kazanamayanlar birbirini tebrik eder.
“Ülkemiz bize 20 yıl yetki verdi, herkese teşekkür ediyor nöbeti muhalefete devrediyorum” filan derdi.
Oysa öyle olmayacağını hepimiz biliyoruz.
Yahu Türkiye’deki bir seçimde 30 bin Macar trolün ne işi var Allah aşkına?
Nasıl bir kazanma hissi, akıl almadık kurgular, komplolar, montajlar tertipliyor?
Rusya’dan medet umacak kadar şirazesini kaçıranların yönettiği bir ülke normal olabilir mi?
Baştan beri söyledim, kimse kusura bakmasın yine söyleyeceğim.
Hiçbir diktatör öyle “tıpış tıpış” gitmez, gitmemiştir.
Önce hakikati bükümlemeye çalışır var gücüyle.
Elektrikleri keser, interneti yavaşlatır, oyları değiştirir, seçimi manipüle eder.
Olmadı en son kazanamayacağı sonuçların ilan edilmesini engeller.
Dolayısıyla kimse Pazartesi ülkede bir bayram yaşanacağı romantizmine kapılmasın bence.
Ha, şunu da söyleyeyim:
Yanılmayı, boşa düşmeyi, mahcup olmayı o kadar çok istiyorum ki anlatamam!
Keşke ben yanılsam ve pazartesi sabahı mesaj kutum “N’olduşiştin mi?” içerikli mesajlarla dolsa.
Rahmetli Zarifoğlu günlüğüne “Ne çok acı var!” cümlesiyle girer.
O kadar çok acı var ki ve bu ülkede o kadar akıl almaz şeyler yaşandı ki, seçimlerin normal olarak yapılıp, sonuçların açıklanmasını beklemeyi safdillik olarak görüyorum.
Dediğim gibi; keşke yanılsam.
Bu yazıyı bir vebal olarak kaleme alıyorum.
Herkes gibi seçimleri ben de takip edeceğim.
Ve öyle bir ahdim var ki, seçimler bitince yazacağım.
Ve fakat şahsen bu ülke için gördüğüm istikbal tahayyülü böylesi bir seçimle sona ermiyor maalesef.
Dilerim ve canı gönülden arzu ederim ki, beni her seferinde yanıltan Türk milleti bu seçimde de ters köşe yapar.
Önce diktatörü yollamak için oy kullanır, ardından iradesine sahip çıkar ve pabucu pahalı gösterip, bu karanlık çağı bitirir.
Değil ihtimali, hayali bile güzel bir temenni.
Allah’ım yanılt beni!

sizin gibi düşünüyorum ve yanılmayı çok istedim. yanılmadık ne yazık ki.
Yine haklı çıktınız.. Özgür Demirtaş “öyle olmasını istemem ama gene haklı çıkacağım” demesine vardı 🙂
“Bence siz de “bunlar başımıza neden geldi?” diye sorgulamalısınız. Cunku sorgulamazsaniz, hatalarinizi tekerrur eder, durursunuz. Bediuzaman bile kendini sorgularken, siz kim oluyorsunuz da kendinizi hatadan uzak goruyoruz.