AHMET KURUCAN | YORUM
“Yâr-ı Vefâdâr – Naat ve Münacatlar” kitabı yayınlananı iki ay oldu. Ancak fırsat bulabildim. Kitabı hiç bitmesin istercesine yavaş yavaş okuyorum. Zira orada yer alan her naat ve şiirde Hocaefendi’nin ruh atlasını, gönül kıvamını ve Efendimiz’e (sas) duyduğu yanıcı ve yakıcı sevdayı görüyor ve duyuyorum.
Neden “Yâr-ı Vefâdâr” ismi verilmiş diye sordum Cemal Türk hocama. Bana bir dosya gönderdi. Gönderdiği dosyada Hocaefendi’nin nerelerde kelimesini -kavramını demek daha doğru olur sanırım- kullandığını gösteriyordu. Şunu gördüm o metni okuyunca; Hocaefendi, “Yâr-ı Vefâdâr” ifadesini hem naatlarında hem münacatlarında hem de bazı makalelerinde defalarca kullanmış.
O zaman tabir caizse bir aydınlanma yaşadım; yaşadım çünkü bu ana kadar hiç böyle düşünmemiştim. Meğer ki Hocaefendi bu ifadeyi edebî bir tercih olarak kullanmamış, aksine bu kavram onun aklında, kalbinde ve hatta ruhunda adeta bir varoluş bilinci olarak yer etmiş ve taşmış.

Taşmış demek tasavvufta kullanılan tabirle bir feyezan halini ifade eder.
Neden böyle diyorum?
Çünkü Fethullah Gülen Hocaefendi, bu eseri 7 gün boyunca ana binadaki odasına kapanarak kaleme almış. Bu 7 gün içinde ilk 4 gün hiçbir şey yememiş ve içmemiş, son 3 gün de bir çocuk kadar yemiş içmiş. İşte bu durum “Yâr-ı Vefâdâr” isimli eserin nasıl bir ruh ikliminde doğduğunu gösteren çok çarpıcı örnektir.
Bu kitap önemli mi?
Birkaç madde halinde cevap verebilirim.
Birincisi; kitap yukarıdaki satırlarda da söylediğim gibi Hocaefendi’nin iç dünyasına açılan bir kapı gibi. Başka eserlerinde gördüğümüz ilim dili burada yerini bütünüyle gönül diline bırakmış.
İkincisi; naat edebiyatı, Efendimiz’e (sas) duyulan sevginin şiirle beden bulmuş hâlidir. Hassan b. Sabit’ten Niyazi-i Mısrî’ye, Süleyman Çelebi’den Mehmet Âkif’e kadar uzanan güçlü bir gelenektir İslam tarihinde naat edebiyatı. Hocaefendi’nin naatları işte bu geleneğin hem bir taraftan devamı hem de kendi çağının ızdırabını, ümmetin dertlerini ve kaybolmuş insanlığın “vefâ” arayışını yansıtmakta.
Üçüncüsü, görebildiğim kadarıyla naatlarda Efendimiz’e (sas) övgünün yanı başında insanın acizliğini kabul eden, yanılgılarını itiraf eden, affı ve yakınlığı talep eden bir “kul dili” de var. Bu açıdan bakınca eseri şahsen ben Hocaefendi’nin iç muhasebesini dillendirdiği bir dua kitabı olarak görüyorum.
‘Mal müşteriye satılır’ denir halkımız arasında. Bu eserin de mutlaka alıcıları ve okuyucuları çıkacaktır. Kimdir bunlar diyecek olursanız; Hocaefendi’nin iç dünyasını anlamak isteyenler, tasavvufî literatüre ilgi duyanlar, naat geleneğinin modern örneklerini arayanlar, dua dilinin estetiğini ve derinliğini sevenler ve nihayet acıya, ayrılığa ve hicrana karşı “vefâ” ile tutunmak isteyenler bu kitabı okuyabilir ve okumalıdır.
Emeği geçen herkese teşekkür ederim.

“Fethullah Gülen Hocaefendi, bu eseri 7 gün boyunca ana binadaki odasına kapanarak kaleme almış. Bu 7 gün içinde ilk 4 gün hiçbir şey yememiş ve içmemiş, son 3 gün de bir çocuk kadar yemiş içmiş.”
Yukarıdaki cümle dikkatimi çekti.
Ben sanıyordum ki, bu eser, Hocaefendinin çocukluk yıllarından beri gönlünden dökülen, bir bölümü ‘Kırık Mızrap’ eserinde de yer alan, yakarışların bir derlemesi. Sözgelimi, bir yerde ‘Gönlümün Gülü’ (‘Ya Rasulallah’) şiirini 13-14 yaşlarında dağda çobanlık yaparken söylediğini ifade eder.
Yukarıdaki ifadede ise Hocamızın kendisini, ömrünün son demlerinde, 7 gün inzivaya çekip bu eseri baştan yazdığı gibi bir anlam çıkıyor. Konu sıralamanın belirlenmesi, yeniden tashih ve belki de 1-2 yeni eserin ilavesi ise anlayacağım da, yine de meselenin biraz vüzuha ihtiyacı var diye düşünüyorum.
Hocaefendi hepimizin Hocaefendisi. Biz onu insan olarak, özel bir insan olarak sevdik, seviyoruz, duacısıyız. İnsanüstü çağrışımı veren (insüline bağımlı şeker hastalığından muzdarip ve ileri yaştaki birisinin 4 gün hiç bir şey yeyip içmemesinin tıp ilmince izahı yok), mistisizmi abartan, ifade ve yaklaşımlardan kaçınılması ve herşeyin yalın haliyle yansıtılmasının daha doğru olacağı kanaatindeyim. Ahmet Kurucan ağabey de Hocamızın ruh halini en iyi bilen ilmi varislerinden olsa gerektir. Şu halde maksadı aşan ifadelerden kaçınılması daha doğru olmaz mı?
Rabbim böylesi çok taraflı fitnelerin kol gezdiği bir devirde bizleri hocamızın ve dolayısıyla Efendimiz (SAV)’in yolunda kılsın, ayırmasın. Feraset versin, bakışlarımızı bulandırmasın, ayaklarımızı kaydırmasın.
Keske Hocamizin kursude ve yazilarinda atifta bulunduklari dahil butun Nati serifleri kapsayan genis bir Efendimiz’e siirler derlemesi yapilsa.. Birkac cilt halinde de olsa referans eser olacak sekilde ara ara acip okuyabilecegimiz..