On iki yıl önce meydana gelen Gezi Parkı protestolarını planlayanlardan biri olmakla suçlanan ve 27 Ocak’tan bu yana Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevinde tutuklu olan ünlü menajer Ayşe Barım, kamuoyuna yazdığı 27 Ağustos tarihli mektupta yaşadığı sağlık sorunlarını, maruz kaldığını iddia ettiği iftira kampanyasını ve adalet talebini dile getirdi.
“Bu mektup bir yardım çağrısı değil, vicdan çağrısıdır” sözleriyle başlayan mektubunda Barım, Ocak 2025’te sosyal medyada kimliği belirsiz hesaplar tarafından organize bir iftira kampanyasıyla hedef gösterildiğini, Gezi Parkı olayları ile ilişkilendirilerek tutuklandığını söyledi.
Barım, ilk aşamada mahkemenin adli kontrolle serbest bırakılmasına hükmettiğini ancak savcılığın itirazı üzerine yeniden tutuklandığını belirterek, “213 gündür halen başıma bütün bunların neden geldiğini anlamadan bir hücrede özgürlüğümden ve sağlıklı yaşam hakkımdan yoksunum” dedi.
“AĞIR KALP HASTALIĞIM VE BEYNİMDE İKİ STENT VAR”
Barım, cezaevinde ciddi sağlık sorunları yaşadığını aktararak şunları söyledi:
“Hastalıklarım, Silivri Devlet Hastanesi, İstanbul Mehmet Akif Ersoy Göğüs ve Damar Cerrahisi Hastanesi, Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi tarafından düzenlenen resmi raporlarla sabittir.
Yaşadığım bu tutukluluk süreci boyunca ciddi şekilde ağır kalp hastalığım, beynimde 2 stentli anevrizmanın yanı sıra bu süreçte oluşan müdahale edilememiş yeni bir anevrizma sebebiyle ani ölüm riski altında yaşam mücadelesi veriyorum.
“30 KİLO KAYBETTİM, 6 KEZ BAYGINLIK GEÇİRDİM”
Ayrıca sağlıksız ve hızlı bir şekilde 30 kilo kaybettim, ağır kas yıkımım oluştu ve eklem bağlarım zayıfladı. Hastalıklarımın her biri ani ölüm riski taşıyan hastalıklar olduğu gibi cezaevi koşulları nedeni ile gelişen ağır kaygı bozukluğum ve yaşadığım panik ataklar bu riski yükseltmektedir. Son 3 ay içerisinde kalp rahatsızlığımın ilerlediğinin belirtisi olarak 6 kez baygınlık geçirdim.
Hem 2 Temmuz 2025 tarihli Başakşehir Çam ve Sakura Hastanesi raporu hem de 14 Ağustos 2025 tarihli Türk Tabipler Birliği Bilim Kurulu raporu cezaevi koşullarının ve sürecin bu hastalıkları ağırlaştırdığını ve ani ölüm riskinin durumunu açıkça ortaya koyuyor.
Uzmanlar ifadelerinde yaşadığım kalp sorunları ve beyin anevrizması için yapılması gereken tedavilerin ve hatta tetkiklerin dahi ileri teknolojik olanaklara sahip merkezlerde bile ciddi ölüm ve sakatlık riski barındırdığını, bu nedenle hayatımı güvenle teslim etmek üzere seçeceğim hekimler tarafından tedavi edilme hakkımın acilen tanınmasının gerekliliğini vurguluyorlar.” dedi.
“TEK İSTEĞİM YAŞAM HAKKIMIN KORUNMASI”
Barım, “Benim tek isteğim yaşam hakkımın korunmasıdır. Tutuksuz yargılanabilecekken cezaevinde hayatımı kaybedersem bunun sorumluluğu kimdedir? Hukuken ve vicdanen sorulması gereken asıl soru budur. Haksız yere atılan iftiralarla elimden alınan hayatımın geri verilmesini talep ediyorum. Adaletin bir an önce tecelli etmesini istiyor ve sesimi kamuoyunun vicdanına teslim ediyorum. Devletime ve adalete inancımı kaybetmeden yaşamak istiyorum.” sözleriyle çağrısını bitirdi.
“Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüse yardım etmekle” suçlanan Barım’ın ikinci mahkemesi 1 Ekim’de görülecek.
