M. NEDİM HAZAR | YORUM
Aslında bugün çok farklı, belki epeyce duygusal bir yazı yazacaktım. Ekrem İmamoğlu ve ailesinin Silivri Cezaevi’nde çektirdiği hatıra fotoğrafının arkasındaki resimden yola çıkarak, “Takvimdeki Deniz” şiiriyle beraber bir analiz yapmayı deneyecektim.
Gelin görün ki, Özgür Özel denilen siyasetçinin yaptığı son konuşma bu fikrimi değiştirdi. Aslında mesele son yaptığı konuşma değil, yaptığı her konuşma!
Sanırım mesele şöyle başlamak daha doğru olacak:
Nice zamandır en çok muhatap olduğum soruların başında, “Bu süreç ne zaman bitecek?” ya da “Bu süreç niye bitmiyor?” soruları var.
Milyon tane analiz yapılmıştır bu konuda. Ve tabiatıyla bir o kadar cevap yazılmıştır. Lakin bunların hiçbiri beni tam olarak tatmin etmemiştir bugüne kadar. Daha önce de yazdım, bugünlerde yapıldığı gibi, vasiyet üzerinden magazin tartışmaları yapmanın da sebebi bu aslında.
Zulüm uzadıkça mazlumlar zalimi bırakıp birbiriyle uğraşmaya başlıyor. Tarih boyunca böyle olmuş bu. Hele sinsi, aşağılık bir muktedir var ise, bu vasatı oluşturmaya, körüklemeye ve nemalanmaya enerji harcıyor normal olarak.

Dikkat buyurun; bu zehirli sürecin bitmemesinin, zulmün uzamasının tabii sonuçlarında sadece biri.
Mesela bir diğeri de, mazlumun illegaliteyi öğrenmesidir. Hayatlarında çakma şarj kablosu kullanmayan insanlar ‘sahte pasaport nasıl temin edilir’ konusunda uzmanlaştı bu süreçte.
Dediğim gibi bunlar sonuç, sebep lazım bize sebep: Bu süreç neden bitmiyor?
Ve sanırım cevabını buldum!
Bu süreç bitmez ve bitmeyecek.
Bireysel anlamda süreci önemsemeyi bırakıp, hayatlarına kendileri yön verenler elbette bu tartışmayı anlamsız bulabilir, ki haklıdırlar da. Hatta ben de aslında bir yönüyle böyle yapmaktayım. 24 saat Tayyip ile yatıp kalkmanın kimseye zerre miskal faydasının olmadığını nicedir biliyorum.
Ve açıkçası umursamıyorum bile.
Bu toplum bu sonucu bilerek isteyerek talep etti ve yaşadıkları, istediklerinin bir sonucu. Ancak, insan tamamen de kopamıyor. Naturası itibarıyla bu mümkün değil. Bir kere sen bu ortamdan çekip gitmiş olabilirsin ama ailen, köklerin orada ve ister istemez üzülüyorsun.
İkincisi, dünyanın neresinde olursa olsun aktif kötülüğün bulunması, bırakınız aktif iyileri, pasif kötüleri bile rahatsız eder.
Bunun en etkili örneklerinden biri Avusturyalı gazeteci ve yazar Stefan Zweig’dir. Stefan Zweig, yirminci yüzyılın en incelikli kalemlerinden biriydi ve Nazi rejiminin karanlık gölgesinden kaçarak sürgünde bir hayat yaşadı.
Hitler’in Avrupa’yı kana buladığı, kültür ve sanatın ayaklar altına alındığı o dehşet dolu günlerde, Zweig önce Viyana’sını, sonra tüm Avrupa’sını ve en sonunda umudunu kaybetti. Avusturyalı yazar, kitapları yakılan, dostları sürgüne gönderilen veya öldürülen bir entelektüel olarak, kötülüğün sistemli yürüyüşü karşısında giderek daha derin bir umutsuzluğa kapıldı.
1942’de Brezilya’da eşiyle birlikte kendi canına kıydığında, geride bıraktığı veda mektubunda “Kendi dilimde yaşama imkânım kalmadı!” diyordu. Zweig’in intiharı, sadece kişisel bir trajedi değil, Hitler’in temsil ettiği karanlığın, insanlığın en nazik ve duyarlı ruhlarını nasıl yok ettiğinin simgesi oldu.
Hümanizmin ve Avrupa kültürünün savunucusu olan yazar, barbarlığın zaferini görmektense, kendince onurlu bir vedayı tercih etmişti. Zweig’in hayatının acı sonu, kötülüğün sadece bedenleri değil, ruhları da nasıl sürgüne gönderdiğinin en çarpıcı tanıklıklarından biri oldu. Yani iyi insanlar için kötülükten uzak olmak yeterli bir korunma durumu değil. Kötülüğün varlığı ve hala hüküm sürmesi de ziyadesiyle acı verici bir durum.
Dönelim ana konumuza. Bu süreç niye bitmiyor?
Görüyoruz, “Patron çıldırdı!” durumu hakim ülkede. Erdoğan artık meseleyi “Hepinizi telef edeceğim!” aşamasına getirmiş durumda. Ancak halk, buna rağmen hala Erdoğan’a hatırı sayılır oranda destek vermeye devam ediyor. Bunun en önemli sebebi ise kendilerine “muhalif” denilen çevrelerin bile Saray’ın türküsünü söylemeleri ve iktidarın dili ile konuşmalarından başka bir şey değildir.
Erk Acerer isimli bir gazeteci var. Rejimin mağdurlarından. Berlin’de yaşıyor ve önemli haberlere imza atıyor. Ancak ağzını her açtığında Erdoğan’ın dilini kullanmaktan, Cemaat’e “FETÖ” demekten asla geri durmuyor. Son videosunda, belki de ülkenin gelmiş geçmiş en dürüst, cesur gazetecilerinden olan ve 10 yıldan beri hücrede tek başına hapis yaşayan Mehmet Baransu’ya çemkiriyordu.
Erk Acarer’in hayatı boyu yaptığı haberlerin tamamını toplasanız Baransu’nun bir tek haberine erişmez belki de bilmiyorum. Ama, iktidarın diliyle şarlıyor bir şekilde hapiste özgürlüğü alınmış ve cevap verecek durumu olmayan meslektaşına. İşte bu sürecin bitmemesinin sebebi bence tam olarak budur; kendine muhalif diyenlerin bile iktidarın dilini kullanması.
Bunu en çok CHP’de ve özellikle Özgür Özel’de görüyoruz. Erk Acerer bu konuda sanırım Özgür Özel’in eline su bile dökemez. Açık söyleyeyim CHP Genel Başkanı’na seçilmeden önce bile zerre kadar sempati duymamışımdır. Bana hep klasik popülist, vasat Anadolu’nun kurnaz şark tipi esnaf siyasetçisi görüntüsü vermiştir. Nitekim ana muhalefet partisi başkanı olduktan sonra yaptığı her konuşma bu konuda yanılmadığımın ispatı mahiyetindedir.
Önceki gün bir belge sızdı sosyal medyaya. “Vitaminsiz Goebbels” namıyla meşhur Fahrettin Altun’un medya ve kendi troll ordusuna yolladığı emir ve yöntemler vardı bu belgede. Belgeyi şuraya koyuyorum.

Hani belki görselden okuyamazsınız diye bir de şuraya metnini de ekliyorum:
“Depremi kentsel dönüşüm kapsamında konuşun, konuşturun. CHP’nin süreç içerisinde kentsel dönüşümün önüne set kurduğunu anlatın.
KKTC, Falyalı üzerinden yürütülen kaset operasyonlarına FETÖ ve yabancı istihbarat oyunları olarak ele alın, aldırın. Gündemde tutmayın gerektiği takdirde mafya, fetö, muhalefet işbirliğine değinin, kumpas olarak çalışın.
Süreç hakkında psikolojik harekat yürütmekten çekinmeyin. Uluslararası medyaya tutmaya devam. -Terörsüz Türkiye projemizi anlatmaktan geri durmayın. Olay net, karşımızda bir örgüt var, örgüt lideri silahları bırakın çağrısı yapmak zorunda kaldı. Öznemiz bu. Pazarlık yok, taviz yok, ilerleyen süreç var. Evet sürecin zorlu olduğunu da vurgulayın. Süreci Irak, Suriye, İran başta olmak üzere bölgede olumlayarak işleyin, işletin; gerilimden durun.
-İstanbul Yolsuzluk soruşturması kapsamında;
*detayları atlamayın,
*en ufak detayı içeriğe çevirin,
*Bant meselesini gündemde tutun,
*Muhalefetin soruşturma kapsamında gündeme getirilen iddialara cevap vermeyip, siyaseti gerdiğini anlatın, aynı dile sarılmayın; dikkatli olun,
*yargı bağımsızlılığına vurgu yapalım, yaptıralım, yargının hedef alındığı takdirde karşı strateji geliştirelim. -1 Mayıs konusunda Taksim israrı sürdüren yapıların terörle bağlantılarını ortaya koyun, kriminalleştirin..”
Saray’ın bakımsız Goebbels’i Fahrettin’in bu fermanını analiz etmeden size başka bir şey daha göstereyim. Şu da Özgür Özel’in yaptığı son konuşmalardan bazıları:
“Ortada ispatlanan hiçbir suç yokken, sadece gizli tanıkların ifadeleriyle, ilhamını FETÖ’cülerden alan bir kumpasla karşı karşıyayız.”
“FETÖ’nün bütün binaları bir gecede nasıl kamulaştırıldı, getirin o özel hastaneleri de bir günde Meclis eliyle kamulaştıralım.”
“Erdoğan, FETÖ’ye milli ordumuza kumpas kurduğunu söyleyen kişidir!”
“FETÖ’nün 22 yıl önce işlediği cinayetin üstünü ‘Ucunun nereye varacağı belli olmaz’ diyerek hâlâ örtüyorsanız, belki artık doğrudan ilişkiniz yoktur ama FETÖ’nün beslendiği karanlık ve kirli ortamdan şimdi de siz besleniyorsunuz demektir.”
Dediğim gibi, istisnasız her konuşmasında böyle bölümler var. Hani komplocu biri olsam, “Özgür Özel, konuşmalarını Fahrettin’den, yani Saray’dan gelen notlara göre yapıyor!” diyeceğim. Belki yandaş gazeteciler, medya, troller bu işi mecburen yapıyorlar; çünkü ekmek paraları… Ancak bunu ana muhalefet partisi başkanı yapınca aklıma iki seçenek geliyor.
Birincisi ya süzme aptal…
Ya da iktidara bilinçli olarak maşalık yapıyor.
Hangi seçenek olursa olsun, netice değişmiyor; süreç bitmiyor ve Özgür Özel, Erk Acerer gibi tipolojiler olduğu sürece (ki sayıları hiç de az değil) bu süreç bitmeyecek. Tayyip Erdoğan zulüm eşiğini daha da yükseltecek.
Açıkçası ben Acerer ve Özel gibi tiplerin konuşmasına hep denk geldiğimde, “Size acıyan sizin gibi olsun!” demek geliyor içimden ama vicdanım rahatsız oluyor.
‘Dexter’ diye bir dizi vardı. Vicdansız bir adamın nasıl ruhsuz şekilde katile dönüştüğünü anlatıyordu. Bir bölümde şöyle demişti, “Eğer bir vicdanım olsaydı, şu an üzülüp, ağlıyor olabilirdim!”
İşte bende şu düşünce geçiyor, kendine muhalif deyip iktidarın eşeğine bindiğini bilmeden onun türküsünü söyleyenleri gördükçe, “Eğer bir vicdanım olmasaydı, müstahaksınız size yapılanlara, bin beter olun!” diyebilirdim.

esas olarak “sabah akşam tayyiple yatıp kalkmak” konusunda hemfikiriz. Ama, bunu sizce en çok kim, hangi yayın organı yapıyor? Mesela tr724 olabilir mi? Yok tayyip aslında hasta, yok daha da çok hasta, aslında ölüyor, yok yok, tayyip artık gidiyor, bu gelen gidişin ayak sesleri vs. Haksız mıyım? Hakkaniyet isterim.
Artık TR’yi bırakın. sadece tabanı kandırmaca, öteye gitmiyor. Patinaj. Batıya dönün artık yüzünüzü. O kadar.
Allah Allah, niye Türkiye’yi bırakayım. Türkiye benim yerim, yurdum, baba ocağım. Yüzümü ne tarafa dönersem döneyim bir ayağım hep Türkiye’de. Tayyip ile filan alakası yok. İnsan doğduğu yere yüz çeviremez.
isimsiz ve cisimsiz adam, yani diyorsunki gazeteciler işini bıraksin sadece pizza dağitsin hee..teklifin vicdansiz da bari biraz mantık olsaydi…
Çözüm?
Maalesef anlamamissin! Niye? Bu sūrec nezaman biter ben aciklayayim:
Bati veyahut Derin Bati isterse biter veya buna karsi gercek bir ittifak olusursa biter.
Türkiye bagimsiz degil! Cemaati bitirme isinide, Suriyeyide, Irakida, 15 Temmuzuda, 11 Eylül üde, Isid ide, MIT (CIA) Tirlarinida, 7Ekimide (Ajanlar sokarak), Gazzeyide … yapan BATIDIR veya Derin Batidir. MIT dedigin CIA nin subesidir, TSK dedigin eskiden Özel Harb dairesinin usagidir, yani ABD nin usagidir!
Yönetenleri görmüyorsunuz! Özgür Özel in isi degil bu!
Bu 200 yildir Fasit daireden Islam Dünyasinin kurtulmasinin tek yolu, Türkiyeden Kirgizistana, Kazakistandandan Misir a Halklarin, disardanda Müslümanlarin destegiyle ortak Projeler üretip, birlikte Cin gibi bu hegomanyadan kurtulmaktir! Bu Bölge Pakistanla birlikte ortak Atom projesi dahil herkonuda isbirligi yapmadikca BAGIMSIZ olaaamaazzz!!!!
Cemaati Bitirme projesi, Suriye projesi … hepsi Batinin projeidir. Digerleri o, su, bu nedenle piyondur!!!!!
Yönetmen BATI anliyacagin!!!!!
Yukarıdaki metnin aynısını, birkaç minik rötuş ile, bir AKP yöneticisi de kaleme alabilirdi kanımca.
Komplo teoriciliğinden biraz uzaklaşıp Allah (C.C.) ile olma, O’na güvenme ve sadece O’na dayanma vaktidir derim.
“Sürecin bitmesi” kavramsal bir durum elbette ve içeriğinin nasıl doldurulacağı kiṣiden kiṣiye göre bile değiṣir elbette. Ve fakat o “bitme” durumunu Özgür Özel veya Erk Acarer gibi tipolojilerin söylem biçimlerine ve meseleye bakıṣ açılarına bağlamak da yani…bilemedim…
Tabii ki meseleyi itikadi ve kader penceresinden ele alan bir yazı değil bu ama yine de bu hakikatin farkinda ve suurundan olan bir kiṣinin kaleminden böyle bir bağlam yazısı çıkması nereden baksanız ṣaṣırtıcı ve dahası, ‘basit’. Ne yani ‘sürecin bitmesi’ için herşey tamam da iki sünepe muhalif müsveddesine mi kaldı işimiz!
olay budur
Sevgili Yazar aslında tüm dünya bir buhrandan geçiyor ve tüm demokrat kesimler icin global duzeyde yasananlar korku filmlerinden farksız( amerikali bir dostun tespiti) O nedenle cok ta sey etmemek lazım, inceldiği yerden kopsun deyip geçelim.
Bu kismi bilmiyor musunuz yoksa yazmaya mi cesaretiniz yok. Özgür özel neden iktidarin dilini kullaniyor ben söyleyeyim. Mhp ergenekonun partisi. Tayyip ergenekonla anlastiktan sonra mhp yi devleti yönetmesi icin tayyibin yanina verdi ergenekon. Özgür özel de ergenekonun adami. Chp nin basina onu getiren de ergenekon. Ergenekonun birinci hedefi cemaat. Ondan sonraki hedefi akp. Özgürün neden iktidarin dilini kullandigini umarim anlatabilmisimdir.
Kaleminize sağlık. Yine çok güzel bir yazı olmuş. Tesbit ve teşhisleriniz çok doğru. Ancak çözüm: Her şeye rağmen neticeyi umursamadan mücadeleye devam etmek. Hiçbir zulüm süreci ilelebet devam etmemiş. Er ya da geç bu devran bitecek. Umudumuzu kaybetmemeliyiz. Asıl o zaman kaybederiz.
Sunu birde acikliga kavusturmak lazim. Adam ABD gitmis, Ingiltereye gitmis Adam diyorki calistigi is yerinde insanlar Namaz a, Oruc a cok saygili veya ayrimcilik yok vs. (Tabi Kita Avrupasinda bu biraz farkli). Mesele oralarda yasayan insanlar veya kendi icinde Huzur icin konmus Demokratik durumlar degil!
Peki nedir Mesele!
Tesbihte hata olmasin meseleyi uyusturucu bagimlisi yapilmis bir kisiye veya zümrelere benzetebiliriz!
Diger Cografyalarin yaninda özellikle Islam Dünyasi son 150 yilda uyusturucu bagimlisi yapilmistir. Bu sömürü ve bagimli yapilmasi icin gereklidir. Bundan kurtumasida zordur. Bu Uyusturucu metaforunun yerine Simdi bircokseyi koyabilirsiniz. HH bu bagimliliktan kurtulmak icin bircok faaliyetlerde bulunmustur, hatta diger ülkelerdede. Ama bunu gören Uyusturucu tacirleri (Metafor) bunun karsisinda harekete gecmistir. Uyusturucu bagimlisinin bu durumdan kurtulmasi Uyusturucu Tacirinin Kalbine Hancer vurmak demektir. Bunun önünü almak icin hem icerden nemalananlar ve Esas Disardan Bunun esas Sahibleri harekete gecmistir.
Sonra olanlar malum!
…
2010 larda Almanyada 50 tane Hizmet Okulu vardi, 500 ögrenciden 25.000 ögrenci eder! Ben hep düsünmüsümdür ve demisimdir bunlarin kafa yapisini cok iyi bildigim icin, bunlar Nezaman buna karsi harekete gecer! 50 Okul 500 okul olsa, 5.000 Okul olsa … Adamlarin Dünyadaki sömürü hegomonyasinin sonu demektir bu. Cok anlatacak sey var yazmakla bitmez!
Doğrusu ben diyorum. Bin beter olsunlar ve bu bir vicdansızlık değil diye düşünüyorum. Tek rejimin alt aparatları yan takviyeleri yedek oyuncuları görevlerinin gereğini yapıyor. Kalan iyi ve güzel insanlarımızın kurtulmasını niyaz ediyorum. Gayret ediyorum. Gerisinin başta yandan çanak tutuculardan başlayaraktan tez zamanda ibretlik sonlarını görmeyi ümid ediyorum.
Süreç Neden Bitmiyor?
Çünkü henüz gerçekten bir bedel ödeyen, gerçekten kaybeden yok. Çünkü süreci bitirecek olan o büyük toplumsal eşik henüz geçilmedi. Herkes hâlâ tadında bir yaşam sürebiliyor. Herkes hâlâ, kendi mahallesinde kendi gündemine sahip. Çürüme alttan alta yayılıyor ama çürümenin kokusunu duyanlar bile burnunu tıkayıp hayatına devam edebiliyor.
Sol kesim için bu daha da geçerli. Umutlular. Onlara göre bu dönem geçecek, her şey yine eski güzel günlere dönecek. Bence bu olan, sol kesimin kendi 17/25 Aralık ve sonrası. Gözaltılar, operasyonlar, belediyelere baskılar, evet, ama sonuçta akşam herkes evine dönüyor. Tenceresi kaynıyor, tatiline gidebiliyor. Gözaltına alınan gazeteciler, 52 kişilik soruşturmalar genel için geçici bir basınç gibi. Hatta psikolojik üstünlüğün hala kendilerinde olduğuna inanıyorlar. Ellerinde büyükşehir belediyeleri var, bir çeşit kendi sistemlerini besleyen kaynaklar, arpalıklar.
O yüzden, bize sıra gelmez rahatlığındalar. Henüz bir kopuş yaşamadılar. Henüz bir iktidarın topyekûn süpürge harekatına hedef olmadılar. Bu da sürecin neden hala bitmediğini açıklıyor. Çünkü herkes bir biçimde hala sistemin içinde. Hala bir şeylere tutunabiliyor, hala sıranın kendisine gelmeyeceğini sanıyor. Sol kesim için Erdoğanın 15 Temmuz sonrası reflekslerini yeniden devreye sokması muhtemel. İşte o zaman, o tatlı huzur hali çatladığında, gerçek bir ortak zemin ortaya çıkabilir. Belki ancak o zaman bu uzun ve boğucu süreç sonlanmaya başlayabilir.
Şimdilik herkes kendi küçük umuduna sarılmış durumda. Ama bazen umut, gerçeği örter. Bugün yaşanan tam olarak bu.
Allah bin beter etsin bunları. Bize çektirdiklerini onlar da sülalecek görmeden ölmesinler inşaAllah!!!
Dedim ama hep diyorum…. Demedi demeyin! emdikleri süt ideolojik olunca adalet, insancıl taraftarlık yok oluyor bu türlerde… Biyolojiyi yeniden yazacak haliniz yok veya genetik bilimini… Davranış bozukluğunu ancak kişi kendi hür beyni ve vicdanı ile değiştirebilir. Bu bilimsel kanıtlanmış bir gerçektir… İlber Ortaylıya bir soru yöneltmişlerdi soruyu şu şekilde cevaplamıştı uzman ordinaryus : Osmanlıyı bugünün küçük devlet yönetimleri ile çözümleyemezsiniz, imparatorluk yönetimi ve bilimi sizlerin sahip olduğu bir bakış açısı ile çözümlenemez gibi bir çerçevede cevaptı…
Yanisi şu muz demokrasisi yönetimi ile daha çooookkk umut beslersiniz çooook…
Demedi demeyin kanunları bir zümre kendisi ailesi çoluğu çocuğu oyu buyu için değiştirmeye başlamış ise ne o milletten umut bekleyin ne de o devletten….
Bu konuda cok sey soylendi ve daha cok seyler soylenir. Sayin yazarin analizi de onlardan sadece biri. Her analiz gercegin bir boyutunu gosteriyor olabilir. Yazarin konu edindigi Turkiyedeki mevcut muhalefetin kullandigi hastalikli dil konusu guncel gercekligi ifade etmesi nedeniyle dogru ve isabetli bir analiz geldi bana. Sonucta Turkiyedeki insanlar, biz begenelim veya begenmeyelim, mevcut resmi muhalefeti muhalefet olarak goruyor, ve bu muhalefet ulkede hatiri sayilir bir kesimi temsil ediyor. Bu hatiri sayilir muhalif kesimin liderinin dili boyleyse, yazar cizer takiminin kullandigi dil de o zehirli dilden fakli degilse onlari dinleyen halk siyasi ve ahlaki durusunu onlara gore belirliyor. Senin benim icin bu karakterlerin yeri ve konumu bir sey ifade etmeyebilir, ama siradan halk icin oyle degil. Bu insanlari aydin veya siyasi lider bilip siyasi durusunu ve siyasi dilini sekillendiren milyonlarca insan var Turkiyede. Liderler sasi olunca toplumun da olaylari sasi bakmasi kadar dogal ne olabilir. Sonuta bizim bilemedigimiz Allahin bir takdiri var, ama sebebler planinda insanlar real politik gerceklikte yasiyor ve duruslarini ona gore sekillendiriyor. Toplum degismedikce icinden cikan liderler degismiyor; hastalikli toplumun urettigi hasta liderler soz ve davranislariyle kendi hastaliklarini maalesef topluma yaymaya devam ediyor. Bu kisir dongu degismedikce bir seyler degismezmis gibi gorunuyor…
Adam büyük bir öfke ile en yakını nın karnı na karnı na defalarca bıçağı sapladı.. Sonra pişman oldu. Ama iş işden geçmişdi. Onun bunu yaptığını gören herkesi de yok etmesi lazımdı. kendince çözüm buydu.
ve sonra ilk cinayetinin görgü tanıklarını yok ettiğini görenleride bu sefer yok etmeliydi vede etti. Süreç mi?
işte bu yüzden bitmiyor… Zihinlerde kalsın diye en dehşetli örnekle açıkladım. Ama gerçek bu.
Şu yorum yazan arkadaşlar sizin akliniza şaşayayim…Yazarı bit kadar anlamamişsiniz..adamın dedigi hakikatin sadece bir parcasi boyutudur…haksiz mi yani..futbol macinda taraf tutan hakeme tezahurat yaptigi surece o hakem adil olabilir mi..bunu bile anlamiyorsunuz..sacmaliğin daniskasini yapiyorsunuz..pesss…
Şu yorum yazan arkadaşlar sizin akliniza şaşayayim…Yazarı bit kadar anlamamişsiniz..adamın dedigi hakikatin sadece bir parcasi boyutudur…haksiz mi yani..futbol macinda taraf tutan hakeme seyirci tezahurat yaptigi surece o hakem adil olabilir mi..bunu bile anlamiyorsunuz..sacmaliğin daniskasini yapiyorsunuz..pesss…