AHMET KURUCAN | YORUM
Yıllar var ki dönüp bakmıyor ve okumuyorum. Halbu ki aylık olarak yayınlanan ‘Altınoluk’ dergisindeki başyazıları dahil hiçbir yazısını kaçırmazdım. Geçen hafta Silivri hapishanesinin iktidar değişiminden sonra kapatılması ile alakalı muhalefetin konuşmalarından sonra Necip F. Bahadır’ın yazdığı yazıda okudum. Benim hiçbir yazısını kaçırmadığım bir zamanların “İslam İnsanı” tabirinin sık kullananı o yazar demiş ki; “Silivri’nin mağdurları var, bu kesin! Oradan pek çok yargı hatası tazminatı ödetilecek.”
İnsaf demekten kendimi alamadım. Allah affetsin daha ötesi de söyledim içten içe. Ağzıma misafir dahi olmayan kelimeleri bir kaç dakikalığına bile olsa misafir olarak aldım. “Yazıklar olsun!” dedim. Bu zulüm döneminin sembolü haline gelmiş, “Silivri soğuktur!” sözüyle sokaktaki vatandaşın bile gündemine girmiş bir konuyu değerlendirirken araya -velev ki bir cümle ile bile olsa- konuyu paraya getiren zihniyete lanetler yağdırdım.
Evet, insaf! Sayın yazar bilmiyor mu Silivri’de yiten nice masum canlar var. Heder olan yıllar, dağılan aileler, bitmek tükenmek bilmeyen travmalar, travmaların insanları sürüklediği intiharlar… Bütün bunlar verilecek üç beş kuruşluk para ile telafi edilebilir mi?
Sayın yazar görmüyor mu Silivri bugün çaresizlik, bitmişlik ve tükenmişlik içinde sevenlerin sevdiklerine, eşlerin birbirlerine, çocukların baba ve annelerine, anne ve babaların çocuklarına gözyaşlarını akıta akıta bile olsa sarılamadığı bir mekanın adıdır. Bu dramayı, bu trajediyi tazmin edecek para var mı yeryüzünde Allah aşkına? Bütün bu yaşanmışlıkları geri alacak ve hiç yaşanmamış gibi yapacak paradan söz ediyorum? Var mı? Size soruyorum Yazar Efendi, siz böyle bir para birimi ve miktarı biliyor musunuz?
Sayın yazar hiç mi duymadı Silivri’de büyüyen bebekleri ve çocukları? Sütünü lavaboya sağan anneleri de mi işitmedi? Peki ya üç günlük doğum yatağından elleri kelepçeli bir şekilde Silivri’nin soğuk duvarları arasına atılan lohusa kadınları; onları da mı bilmiyor? Kermeste fakir öğrenciler adına yaptığı mantı ve gözlemeler gerekçe gösterilerek hapse atılan ve ilaçları zamanında verilmeyen, hastaneye götürülmeyen anne babası yaşındaki yaşlıları?
Plastik sandalyeler üzerinde hücrelerinde vefat eden insanları? Anne-babasının, eşinin, çocuklarının cenazesine katılmaya dahi izin verilmeyen insanların varlığını? Bu kadar köreldi mi bu İslamcı yazarın ve arkadaşlarının vicdanları? Hangi para telafi edecek bu yaşanmışlığı?
Sayın yazar hiç mi görmüyor, hiç mi duymuyor Silivri’deki işkence odalarının varlığını? Kapalı kapılar altında yapılan işkenceleri? Avrupa’da, Amerika’da bile duyulan, insan hakları raporları içinde isim isim rakamlara dökülen inkar edilmez ve edilemez gerçekten hiç mi haberi yok sayın yazarımızın? Siz hangi zaman aralığında bu kadar sağır, bu kadar kör oldunuz? İnsani, İslami, vicdani duyarlılığınızı hangi ara bu ölçüde yitirdiniz?
Tazminat ha!
“Pardon, yanılmışız, yanlış yapmışız!” denilecek ve tazminat verilecek öyle mi? Sizde nedir bu işkencelerin parasal karşılığı. Gelin 10 katını, 100 katını, 1000 katını sana versinler ve, “Bu işkencelere sen de katlan bakalım!” desinler. Razı mısınız? Gönüllü olur musunuz böyle bir şeye.
Yazık. Yazık ki ne yazık!
“Yeter be!” diyeceğinize, “Adalet!” diyeceğinize, “İnsan onuru ve haysiyeti!” diyeceğinize para ve tazminat diyorsunuz öyle mi?
Yuh olsun sizin insanlığınıza, İslamcılığınıza! Yuh olsun sizin ham ervahınıza! Yuh!
Adınız övgüye değer anlamını taşısa bile kalbiniz ‘taş’ kesilmiş sizin. Pardon ‘getirmiş’ ve hala ‘getiren’ olacaktı.
Yerden göğe haklısınız. Ağır insan hakları mağdurlarının haklarının ödenmesi tam olarak mümkün olmamakla birlikte uluslararası insan hakları hukukunda bu konu “reparations”, Türkçe karşılığı “onarıcı adalet” başlığı altında ele alınır. Onarıcı adaletin sağlanması konusunda “van Boven/Bassiouni principles” adıyla anılan bazı prensipler gözetilir. Van Boven/Bassiouni ilkeleri, uluslararası düzeyde ağır insan hakları ihlallerinin mağdurlarının hukuk yollarına başvurma ve tazminat alma hakkına ilişkin en bilinen ve en kapsamlı araçtır. Bu ilkelerin sadece parasal maddi tazminatın çok ötesinde farklı maddi ve manevi yönleri vardır.
Mağdurun mümkün olduğunca eski haline gelmesi hedeflenir, bunun içerisine parasal maddi tazminatın yanında ve daha önemlisi :
Eski Hale Getirme (Restitüsyon): İnsan hakları ve insancıl hukukun ihlallerinden önce var olan durumu yeniden tesis etmek için sağlanmalıdır. Eski hale getirme, diğer hususların yanı sıra, özgürlüğün, aile hayatının, vatandaşlığın iadesini, (istiyorsa) kişinin ikamet yerine dönüşünü, istihdamını veya mülkiyetinin yerine konulmasını gerektirir.
Zor kullanarak kaçırılan kişilerin bulunması, kayıpların en azından cenazelerinin ailelerine teslim edilmesi,
Rehabilitasyon: Tıbbi ve psikolojik bakımın yanı sıra hukuki ve sosyal hizmetleri de içerecek şekilde sağlanmalıdır.
“Just Satisfaction” yani mağdurun adalet mekanizmasından tatmin olmasının sağlanması ve bu tarz suçların ileride “Tekrarlanmama Garantileri” gerektiğinde aşağıdakiler de dahil olmak üzere sağlanmalıdır:
Devam eden ihlallerin sona erdirilmesi;
(b) Gerçeklerin ortaya çıkarılması ve gerçeğin tam ve kamuya açık bir şekilde duyurulması;
(c) Mağdurun ve/veya mağdurla bağlantılı kişilerin itibarını, onurunu ve yasal haklarını iade eden resmi bir beyan veya bir mahkeme kararı;
(d) Gerçeklerin kamuoyuna yetkili makamlar tarafından açıklanması ve mağduriyetlere yol açmadaki sorumluluğun üstlenilmesi dahil olmak üzere mağdurlardan özür dilenmesi;
(e) İhlallerden sorumlu kişilere karşı adli veya idari yaptırımlar, yani suç işleyenlere gereken cezanın verilmesi;
(f) Anma törenleri düzenlenmesi, mağdurlar anısına müze, heykel, vb yapılması ve mağdurların itibarının iade edilmesi;
(g) İnsan hakları ve insancıl hukuk alanında işlenen ihlallerin doğru bir anlatımının insan hakları eğitimine ve tarih ders kitaplarına dahil edilmesi;
(h) İhlallerin tekrarlanmasını önleme amacıyla:
Askeri ve güvenlik güçleri üzerinde etkili sivil kontrolün sağlanması; Yargı bağımsızlığının güçlendirilmesi; Avukatlık mesleğinin ve insan hakları savunucularının korunması; Toplumun tüm kesimlerine, özellikle de askeri ve güvenlik güçlerine ve kolluk kuvvetleri mensuplarına insan hakları eğitiminin öncelikli olarak iyileştirilmesi.
Yani kısacası mağdura parasal tazminatın ve mağdurun sahip olduğu mal ve mülkün iade edilmesi / yerine konulmasının ötesinde mağdurun sağlanan adaletten tatmin olmasını hedefleyen onarıcı adalet adımlarının atılması gerekir. Mağduriyetlerin tam olarak giderilmesi elbet mümkün değildir ama bu tedbirler mağdurların acılarını bir nebze dindirici niteliktedir; özellikle mağdurların haklı olduklarının bir mahkeme tarafından açıklanması ve aklanmaları gibi konular, yani işin manevi yönü ağır insan hakları mağdurları için paradan kat kat önemlidir.
Para, tazminat değil ancak toprak örter, toprak temizler….
Toprak kabul etmese de, bir avuç toprak atıp ahirete havale etmek yürekteki yangını ancak dindirir.
Sayın yazar ifadesi çok naif bir ifade olmuş. Aslında bu şahsın hayatının para merkezde olduğunu neden yazmadınız. Zamanında çocuklarını ücretsiz olarak dershanelere kabul etmediniz mi. Bir BMW’yi 17/25’ten sonra satılmadı mı. O yüzden olaylara ekonomik maddi açıdan bakmaları ve hayatı bundan ibaret zannetmeleri anormal mi. Bilmeden değil bilerek dünya hayatını ahiret hayatını tercih etmiyorlar mı. Böyle boş beleş tipler hakkında çok da uzun boylu yazıp çizmeye düşünmeye de gerek yok.