ADEM YAVUZ ARSLAN | YORUM
ABD Başkanı Donald Trump tarafından adı ‘Savaş Bakanlığı’na dönüştürülen Pentagon-Savunma Bakanlığı ilk savaşı medyaya açtı. Savunma Bakanı Pete Hegseth, yeni bir düzenlemeyle gazetecilerin Pentagon tarafından onaylanmamış bilgileri araştırmasını yasakladı. Üstelik bu yasak “gizli” belgelerle sınırlı değil; sıradan, kamuya açık bilgileri bile kapsıyor.
New York Times, Washington Post, Reuters, AP ve hatta Hegseth’in ‘eski evi’ , sıkı Trump destekçisi Fox News dahil tüm medya kuruluşları bakanlığın dayattığı belgeyi imzalamayı reddetti. 15 Ekim akşamı itibarıyla yüzlerce Pentagon muhabiri masalarını boşaltıp binayı terk etti.
Bu sadece bir basın krizi değil; otoriter reflekslerin, demokratik bir sistemin içinde nasıl filizlenebileceğinin canlı bir örneği.
“Basın düşmanlığı” bir ideolojiye dönüştü
Hegseth, Amerikan muhafazakarlarının favori kanalı Fox News’in sabah erken saatlerde yayınlanan “Fox&Friends” programında Trump’a yakınlığıyla tanınan, medya karşıtı söylemleriyle ün kazanmış bir ancormandi. Eski bir asker olan Hegseth, ‘sağcı’ görüşleri ile öne çıkmış hatta 2017’de bir röportajda, “Her sabah The New York Times’ın üzerine büyük harflerle FAILING (batmakta olan) yazarım.” demişti.
O günlerde bu sözler komik bir şov repliği gibi görünüyordu. Ama bugün, aynı kişi dünyanın en büyük askeri kurumunun başında ve o şov artık politikaya dönüşmüş durumda. Yeni düzenlemeyle Pentagon’u izleyen gazeteciler yalnızca “bakanlık tarafından onaylanmış” bilgileri yazabilecek. Onay dışı bilgiye ulaşmak, “güvenlik tehdidi” olarak değerlendirilebilecek. Bu da fiilen “gazeteciliğin yasaklanması” anlamına geliyor.
“Sovyet tarzı” bir sansür rejimi
Trump yönetiminin bu politikası basın ve ifade özgürlüğünün adeta kutsandığı Amerika’da büyük tartışma doğurdu. Siyasetten medyaya neredeyse herkesin gündemi haline geldi. Hatta Trump’ın partisinden isimler bile ‘bu kadar da olmaz‘ modunda.
Mesela Vanity Fair, Hegseth’in uygulamasını “Sovyet tarzı sansür” olarak tanımladı. Axios ise “Haberciliği fiilen imkânsız hale getiren kısıtlamalar.” dedi. Washington Post’tan New York Times’a Reuters’ten AP’ye her yerde Pentagon’dan çıkarılan gazetecilerin haberi var.
Pentagon’un eski sözcüsü John Ullyot, “Hiçbir savunma bakanı böyle bir şey yapmadı. Bu utanç verici!” sözleriyle tepki gösterdi. Cumhuriyetçi vekil ve eski general Don Bacon bile “Basın yürütmeyi denetleyen bir güçtür, bu kararı desteklemiyorum.” açıklamasını yaptı.
Bakan Hegseth’in eski kanalı Fox News bile dayatılan belgeyi imzalamadı ve karara tepki gösterdi. Fox’un kıdemli muhabiri Bret Baier yayında, “Bu politika gazeteciliği boğar!” diyerek doğrudan Hegseth’i eleştirdi. Bir Fox çalışanıysa, “Hegseth, tüm medyayı kendisine karşı birleştirdi – Fox’u bile!” dedi.
Biz bu filmi gördük!
Amerika’daki bu tablo, Türkiye’de yaşanan sürecin neredeyse bire bir tekrarı. Erdoğan iktidarının ilk yıllarında da “milli güvenlik” ve “devlet sırrı” bahanesiyle önce bazı gazetecilerin akreditasyonu iptal edildi, sonra tüm medya hizaya getirildi. Yargı kararlarıyla “gizlilik” kapsamı genişletildi, yolsuzluk dosyaları “devlet sırrı” ilan edildi. Eleştirel medya organları ekonomik baskıyla susturuldu, yerlerine iktidar yanlısı yayınlar yerleştirildi.
Satın alamadığını yargı eliyle gasp etti. Putin’den öğrendiği ‘troll’ ordularıyla sanal alemi bile kontrolüne aldı. Bugün Türkiye’de yaşanan medya tekelleşmesi, küçük bir “güvenlik” bahanesiyle başlayan sürecin ürünü. Pentagon’daki yeni kurallar da aynı zihniyetin yansıması: Önce “ulusal güvenlik” denir, sonra “izinli bilgi”, ardından “onaylı haber…” Sonunda geriye sadece devletin sesi kalır.
Hegseth’in ironisi
Bu arada Hegseth’in “ulusal güvenlik” gerekçesi ironik biçimde kendi siciliyle çelişiyor. Birkaç ay önce “Signalgate” adı verilen skandalda, Hegseth yanlışlıkla gizli saldırı planlarını bir gazeteciye göndermişti. Şimdi aynı kişi, Pentagon’daki muhabirleri “güvenlik riski” olarak görüyor. Demek ki mesele güvenlik değil; denetimi ortadan kaldırmak. Asıl amaç, ordunun içinde olup biteni halka anlatabilecek son bağımsız sesleri susturmak.
Amerikan demokrasisi için uyarı niteliğinde
Pentagon muhabirleri dayatılan şartları kabul etmedi ve akreditasyon kartlarını teslim edip binayı terk etti. Ancak umut verici bir dayanışma örneği sergiliyorlar. Tüm medya organları ortak açıklamayla, “Bu politika gazeteciliği yasaklıyor.” dedi.
Bu bildiride Fox News’in duruşu ayrıca değerli. Trump’ın her politikasını destekleyen bu kanal bile sansür politikalarına ‘hayır’ demiş oldu. Bu direniş, Amerikan demokrasisinin hâlâ reflekslerini koruduğunu gösteriyor.
Ama tehlike açık: Otoriterleşme hiçbir zaman bir gecede olmaz…
Önce bir “kural değişikliği” gelir. Sonra bir “akreditasyon iptali”… Ve sonunda, halkın haber alma hakkı bir “güvenlik” bahanesiyle sessizce yok olur. Türkiye bunun nereye varacağını çok iyi biliyor çünkü bizzat yaşayarak tecrübe etti.
Basın düşmanlığı evrensel bir otoriter refleks
Trump’ın, “Basın halkın düşmanıdır!” sözü ile Erdoğan’ın “Medya teröristleri” ifadesi arasındaki fark kalmadı. Her iki lider de, eleştirel gazeteciliği bir tehdit olarak görüyor; kendi anlatısını “tek gerçek” olarak dayatıyor.
Hegseth’in Pentagon’daki uygulaması, bu zihniyetin en kurumsal hali. Bu tabloda umut verici tek şey medyanın dayanışması, en önemlisi de Fox News’in bile karar tepki göstermesi. Yani Amerikan basını, hâlâ refleks gösteriyor. Keşke Türk medyası da Erdoğan’a direnebilseydi. Bugün her şey çok farklı olabilirdi.
