MAHMUT AKPINAR | YORUM
Türkiye, yarım yüzyıllık kanlı bir yükten kurtulmanın eşiğinde. PKK, 5-7 Mayıs 2025’te topladığı kongrede, Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla silah bırakıp kendini feshettiğini ilan etti. Bu, 1978’den beri Türkiye’nin canını yakan, ekonomisini çökerten, toplumsal birliğini tehdit eden bir belanın sonunun geldiğini gösteriyor. Ama sevinmek için erken.
Örgütün kendisini tasfiyesi tek başına barışın ve huzurun garantisi değil. Türkiye’nin asıl sınavı şimdi başlıyor: İktidar cenahı bu adıma mukabil çoğulcu demokrasi ve hukuk yolunda cesur adımlar atabilecek mi, yoksa bu fırsatı heba mı edecek?
Terörün Türkiye’ye maliyeti
PKK’nın Türkiye’ye verdiği zarar, sadece yüreklerdeki acıyla sınırlı değil; rakamlar, terörün ülkeyi nasıl bir uçuruma sürüklediğini açıkça ortaya koyuyor. Resmi verilere göre, 1984’ten bu yana PKK’nın eylemleri nedeniyle 4bin 828 sivil, 7 bin 946 güvenlik görevlisi (5 bin 821 TSK mensubu, 775 emniyet görevlisi, 1.350 korucu) ve yaklaşık 28 bin PKK’lı hayatını kaybetti. Toplamda 40 binden fazla can, bu kirli çatışmanın kurbanı oldu.
Ekonomik maliyet ise dudak uçuklatıcı. 1984-2025 arasında PKK’yla mücadele için harcanan paranın 300 milyar dolardan fazla olduğu tahmin ediliyor. Terörle mücadele bütçesi, bombalamalar, tahrip edilen altyapı, Güneydoğu’daki yatırımların sekteye uğraması ve turizm gibi sektörlerdeki kayıplar, Türkiye’yi yüzlerce milyar dolarlık bir yükün altına soktu.
Bu para, okullara, hastanelere, fabrikalara harcansaydı, Türkiye bugün bambaşka bir yerde olabilirdi. Sosyal ve psikolojik maliyetler ise rakamlarla ölçülemez: Ailelerin yitip giden evlatları, toplumsal güvenin zedelenmesi, Kürt-Türk ayrışmasının derinleşmesi faturanın başka cihetleri.
PKK’nın fesih kararı, kuşkusuz tarihi bir dönüm noktası. Ancak bu sürecin nasıl başladığı, kimlerin hangi sözleri verdiği, hangi pazarlıkların yapıldığı hâlâ bir muamma. MHP lideri Devlet Bahçeli’nin Öcalan’a yaptığı çağrıyla ateşlenen süreç, kamuoyuna şeffaf bir şekilde anlatılmadı.
Gazeteciler, aydınlar, parlamento, hala tam olarak ne olup bittiğini bilmiyor. Bahçeli’nin cesur çıkışı mı, Erdoğan’ın liderliği mi, yoksa uluslararası güçlerin bölgesel hesapları mı bu süreci tetikledi emin değiliz.
Süreç, Türkiye’nin iç dinamiklerinden çok, uluslararası ve bölgesel dengelerle şekillenmiş gibi görünüyor. PKK, Türkiye’de kendisini feshetti ama Suriye’deki kolu YPG, Rojava’da devletleşmiş bir yapıya sahip. Üç yüz bin kişilik silahlı yapısı, tankları, uçakları yanında ciddi uluslararası desteğe sahip. Türkiye’de PKK’nın feshi, diğer coğrafyalardaki farklı isimlerle örgütün varlığını bağlamıyor. Türkiye uzun erimde Rojava’daki yapıyı tehdit mi görecek yoksa kabullenip müttefik mi olacak bilemiyoruz.
PKK’nın feshi, terör sorununu bir süreliğine çözebilir. Ancak PKK, Kürt sorununun bir sonucuydu. Kürt sorunu ise temelde demokrasi, hukuk ve adalet meselesi. Türkiye, Kürt vatandaşlarını birinci sınıf, eşit bireyler olarak kucaklamadıkça, yeni PKK’lar, yeni örgütler her zaman çıkabilir.
1924 Anayasası ve Lozan Antlaşması, PKK’nın açıklamasında “Kürt inkârının kaynağı” olarak hedef alındı. Bu söylem, devletin kurucu ilkelerine meydan okuyor gibi görünse de, asıl vurgu kimlik ve hukukadır. Kürtlerin çok büyük kısmı demokratik bir Türkiye’de kendi kimlikleriyle eşit vatandaş olmayı umuyor.
Türkiye’de otoriter bir rejim hüküm sürerken, farklı görüşler kolaylıkla “terörist” damgasıyla hapse atılırken, adalet sistemi felç olmuşken, PKK’nın feshi tek başına huzur getirmez. Hukuk yoksa huzur olmaz; adalet yoksa gelişme olmaz, demokrasi yoksa toplumsal birlik olmaz.
Basın özgürlüğü, ifade hürriyeti, kuvvetler ayrılığı, adil gelir dağılımı gibi konularda geri giderken, PKK’nın tasfiyesi kangren olmuş yaraya ancak pansuman etkisi yapar. Ülkede hukuk, demokrasi ve adalet tesis edilmeden Kürt sorunu çözülmez. Adaletsiz, eşitliksiz, hukuksuz ortam yeni problemler, örgütler üretir.
Türkiye, Kürt vatandaşlarının ve tüm farklı kimliklerin aidiyet hissettiği, dışlanmadığı bir ülke olmalı. Bunun için otoriter rejimden vazgeçilmeli, yargı bağımsızlığı sağlanmalı, basın özgür olmalı. Aksi halde, PKK’nın feshi, geçici bir rahatlama sağlar; uzun vadede ne huzur ne de refah getirir.

PKK’nın fesih kararı tek adamın ayakta kalmasına yarayacaksa ne anladık bu işten? Kimsenin samimi olduğuna inanmıyorum
PKK lıları da kapsayacak bir Af çıkmadıkça silahlar bırakılmayacak PKK da yok olmayacaktır.
Bu sürecin sonucunda silahlar bırakılmış , kürtlerin hakları ile ilgili yasal düzenlemeler yapılmış, Öcalan meclise gelip depin başına geçse bile, Tayyip cumhurbaşkanlığı için Kürtlerden oy istese kürt halkı Tayyibe oy veririr mi, vermeli mi, kilit nokta burası. 40 yıldır acılar yaşayan bir toplum bir zalimi iktidara taşırmı taşımazmı? Kürtler cbaşkanlığı seçimlerinde ülkenin kaderini belirleyecek. Halkların barış içinde yaşaması olgusunun inandırıcılığı kürt halkının oylarıyla belirlenmiş olacak.