
CHP, ‘Millet İradesine Sahip Çıkıyor’ mitinglerinin 99’uncusunu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun üniversite diplomasının iptal edilmesinin yıl dönümünde Saraçhane’de düzenledi.
Saraçhane’de toplanan binlerce kişiye seslenen Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı (ABB) Başkanı Mansur Yavaş, “Genel Başkanımızın bozuk tohum ilan ettiği şahsın 600 milyon liralık villası var. Pişkin pişkin sırıtarak 600 yapmaz 400’e veririm diyor. Hayatında bir gün çalışmamış. Bir gün çalıştırmamış” dedi.
Ekrem İmamoğlu ise Silivri Cezaevi’nden gönderdiği mektupta “Zalimin zulmü varsa, bizim de aslan gibi yüreğimiz, dağ gibi dimdik, eğilmez başımız, seçimlerde bükemedikleri bileğimiz var. Demokrasinin ve aydınlık geleceğimizin önüne dikilmek istenen tüm barikatları yıkıp geçen, ateş gibi gençlerimiz var” ifadelerini kullandı. Mitingde konuşan CHP Genel Başkanı Özgür Özel “Biz gücümüzü okyanusun ötesinden almıyoruz. Biz gücümüzü Trump’tan almıyoruz. Biz gücümüzü bu meydandan, bu meydanın mücadele azminden alıyoruz” dedi.

ARZU ÇERKEZOĞLU: ‘‘SARAYLAR, SALTANATLAR ÇÖKER; KAN SUSAR BİR GÜN, ZULÜM BİTER’’
Saraçhane’yi dolduran binlerce kişiye seslenen DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, Türkiye’nin mevcut ekonomik ve politik tablosunu eleştirdi. AKP iktidara demokrasi ve emek mücadelesi yüklenen Çerkezoğlu şöyle konuştu:
“Saraylar, saltanatlar çöker; kan susar bir gün, zulüm biter… Toplumsal desteğini yitiren siyasi iktidar, baskıyla ve hukuksuzlukla iktidarını sürdürmeye çalışıyor. Siyasi iktidar, sandıkta yenemediğini yargı sopasıyla, bileğini kırmaya çalışıyor. Siyasallaşmış yargıyla ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ ilkesine meydan okuyorlar.
Ülkemizi şiddet mağduru kadınlar, okula aç giden çocuklar, geleceğinden umudu kesen gençlerin ülkesi haline getirmelerine izin verecek miyiz? Hayır! Anlayın artık, hayır diyoruz! Seçilmiş belediye başkanlarımızı, siyasetçileri, sendikacıları ve gazetecileri serbest bırakın.
Demokrasi işçinin ekmeğidir! Demokrasi yoksa ekmek de yoktur. Baskıyı ve zulmü kendi iktidarlarının güvencesi olarak görenler bilsinler ki; bu ülkenin tüm değerlerini üreten halktan daha büyük bir güç yoktur. Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz!”

DİLEK KAYA İMAMOĞLU: ‘‘VAZGEÇMEYECEĞİZ, GERİ ÇEKİLMEYECEĞİZ, UNUTTURMAYACAĞIZ’’
Kürsüye binlerin sloganları eşliğinde İBB Başkanı ve Cumhurbaşkanı Adayı Ekrem İmamoğlu’nun eşi Dilek Kaya İmamoğlu çıktı. İmamoğlu, konuşmasında adalet sistemine yönelik sert eleştirilerde bulunurken, tüm siyasi parti liderlerine de tarihi bir çağrı yaptı.
Dilek İmamoğlu’nun konuşmasından öne çıkanlar şu şekilde:
“Sevgili dostlar, değerli yol arkadaşlarımız, kıymetli vatandaşlarımız; sizleri bugün burada bu kadar kalabalık görmek, sizlerin taşıdığı enerjiyi hissetmek, tüm baskılara ve tüm hukuksuzluğa rağmen demokratik geleceğimize verdiğiniz desteği görmek, inanın ülkemizin geleceği için hepimize çok büyük bir güç veriyor. Sağ olun, var olun!
Sizin varlığınız, insanlık onurunun hala ayakta olduğunu gösteriyor. Sizin varlığınız, adalet duygusunun bu ülkede henüz tükenmediğini gösteriyor. Sizin varlığınız, korkuya rağmen geri adım atmayan insanların sessiz ama güçlü iradesini gösteriyor.
Keşke bugün burada güzel bir vesileyle toplanmış olsaydık. Keşke bugün adaletsizliği değil, adaletin yerini bulduğunu konuşuyor olsaydık. Keşke bugün ayrılığı değil, kavuşmayı konuşuyor olsaydık. Keşke bugün baskıyı değil, umut dolu bir geleceği konuşuyor olsaydık. Ama gündemimiz adaletsizliktir. Gündemimiz baskıdır. Gündemimiz hukuksuzluğun toplumun üzerindeki ağırlığıdır. Bugün burada ülkemizin ortak kanayan yarasını konuşuyoruz.

‘‘ADALET DUYGUSU ÖRSELENMİŞ MİLYONLARIN SESİ OLARAK BULUNUYORUM’’
Ben bugün burada yalnızca bir eş, bir anne olarak bulunmuyorum. Bugün burada haksızlığa uğrayanların, sesi bastırılmak istenenlerin, adalet duygusu örselenmiş milyonların sesi olarak bulunuyorum. Çünkü hepimiz biliyoruz ki yaşadığımız süreç, gerçek bir hukuki süreç değildir. Bu süreç toplumun güven duygusunu yaralamakta, demokrasi inancını sınamakta ve hukuka olan bağını sarsmaktadır.
Bir yıldır çok ağır bir sınavdan geçiyoruz. Bir yıldır sevdiklerimizden ayrı kaldık. Bir yıldır bekliyoruz, bir yıldır sabrediyoruz, bir yıldır hem hasretle hem de umutla ayakta duruyoruz.
‘‘BU SADECE BİZİM AİLEMİZ İÇİN DEĞİL, ÜLKEMİZİN HUKUKUNA VE DEMOKRASİSİNE SAPLANMIŞ BİR HANÇERDİR’’
Değerli dostlar, 19 Mart sabahı yaşananlar bu milletin hafızasına kazınmıştır. 16 milyon İstanbullunun oyuyla seçilmiş İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı kapısına şafak vakti dayanıldığında ve Ekrem İmamoğlu bizlerden zorla alındığında ülkemizin adalet duygusuna da darbe vuruldu. Bu sadece bizim ailemiz için değil, ülkemizin hukukuna ve demokrasisine saplanmış bir hançerdir.
Ve aradan geçen zamanda yargı sürecinin sağlıklı işlemediğini gördükçe toplumun belleğindeki soru işaretleri daha da büyüdü, kaygılar arttı. Ortaya konulan temelsiz iddialar toplumun yargıya olan güvenini daha da sarstı. Halkımız da ülkemiz de asla bunu hak etmiyor. Böylesine ağır sonuçlar doğuran bir süreçte, ortada bu kadar büyük soru işaretleri varken toplumun adalet duygusu nasıl korunacak? İşte önümüzdeki dönemde bu sorunun cevabı için çalışmalıyız.
Sadece kendimiz için değil, sadece sevdikleri hapiste olan aileler için değil, bütün halkımız için. Türkiye hepimizin ortak vatanıdır. Bu ülke hiçbirinin, hiçbir siyasi görüşün, hiçbir makamın tekeline bırakılamaz. Bu ülkenin her karış toprağında herkesin hakkı var. Bu ülkenin geleceğinde herkesin payı var. Hiç kimse kendisini bu milletin üstünde göremez. Hiç kimse adaleti kendi siyasi hesabına göre eğip bükemez.
‘‘YALNIZCA TUTUKLU OLANLAR CEZALANDIRILMIYOR. AİLELER DE CEZALANDIRILIYOR, ÇOCUKLAR DA CEZALANDIRILIYOR’’
Mahkeme sürecinde yaşananlar her türlü keyfilik ve fütursuzluk derin bir kırgınlık yaratıyor. Halkımız bugün yaşadıklarımızın gerçek anlamda hukuki bir süreç olmadığını görüyor. Siyasetin devletin kurumlarını ve mekanizmalarını nasıl baskı altına aldığını da görüyor, biliyor ve hafızasına kaydediyor.
Sevgili dostlar, bir yıldır yalnızca tutuklu olanlar cezalandırılmıyor. Aileler de cezalandırılıyor, çocuklar da cezalandırılıyor; anneler, babalar, eşler, kardeşler de cezalandırılıyor.
Bütün her şeyden en önemlisi de sizler cezalandırılıyorsunuz, tüm Türkiye cezalandırılıyor! Cezaevi yollarında bekleyen aileler var, yorgun düşenler var, hastalıkla mücadele edenler var, uzak şehirlerden gelenler var. Geceleri kalacak yer bulamayanlar var. Bir görüş dakikasına günlerini, haftalarını, umutlarını sığdırmaya çalışan insanlar var. Ve yetmiyor, duruşma salonları da adaletsizliğin bir parçası haline getiriliyor. İzleyici yerleri sınırlı tutuluyor, bazı aileler davayı takip bile edemiyor. İnsanlar bir adalet duygusuyla değil, belirsizlikle baş başa bırakılıyor. Yargılama sürerken de aileler cezalandırılmaya devam ediliyor.
Olmaması gereken bir dava üzerinden aylarımız, günlerimiz bizden çalınıyor. Bize yaşatılan bu uygulamalar anayasamıza aykırıdır. Ülkemizin taraf olduğu uluslararası yükümlülüklere de aykırıdır. En temel insan haklarına da aykırıdır. Çünkü adalet ve hukukun üstünlüğü sadece mahkeme kararlarında değil; usulde, tavırda ve açıklıkta görünmelidir.
Mahkeme salonlarında sevdiklerine el sallayan, uzaktan kalp işareti yapan, bakışarak hasret gidermeye çalışan insanlar var. O küçücük el hareketine, o sessiz sevgi işaretine bile tahammül gösterilemiyor. Orada bir anne var, orada bir eş var, orada bir çocuk var. Tahammül edilemeyen bu küçük anlara bakın ve sorun kendinize; bu tabloda toplum adalete nasıl güvenecek?
Ama bütün bu baskı ve zorluğa rağmen bizler ayaktayız. Aileler bir yıldır metanetle ayakta, sabırla ayakta, onurla ayakta, kararlılıkla ayakta!
Bu dayanışma sessiz ama çok güçlü bir direniştir. Biz yalnızca sevdiklerimiz için mücadele etmiyoruz; adalet için mücadele ediyoruz, hukukun üstünlüğü için mücadele ediyoruz. Bu nedenle duruşmaların canlı yayınlanmasını talep ettik. Milletimiz gerçeği kendi gözleriyle görsün istedik. Bu çağrı defalarca yapıldı ama karşılık bulmadı. Neden şeffaflıktan kaçılıyor? Neden toplumun güvenini rahatlatacak açıklığa izin verilmiyor?

SİYASİ PARTİLERE DAVAYI TALİP ETME ÇAĞRISINI YİNELEDİ
Atılması gereken en önemli ve en gerekli adım Ekrem İmamoğlu ve arkadaşlarının tutuksuz yargılanmasıdır. Çünkü hukukta esas olan tutuksuz yargılamadır. Çünkü adalet peşin cezalandırma değildir. Çünkü adalet siyasi rekabetin aracı değildir. Bunun yapılmadığını görüyoruz. O nedenle daha önce yaptığım iki çağrıyı bugün buradan yeniden yapmak istiyorum:
Birincisi; başta AK Parti, MHP ve DEM Parti olmak üzere tüm siyasi partilerin hukuk komisyonlarından liyakatçı hukukçular bu süreci yakından takip etsin. Mahkeme süreçlerine gözlemci olarak katılsınlar. Gördüklerini doğrudan kamuoyuna anlatsınlar. Böylece gerçeği herkes açıkça görsün, kimsenin aklında soru işareti kalmasın.
İkincisi; Ekrem İmamoğlu’nun savunmasının yapılacağı duruşmaya siyasi partilerin genel başkanları da katılsın. Çünkü bu mesele artık yalnızca bir dava değildir. Bu mesele toplumun adalet duygusunu ilgilendiren bir meseledir.
Sevgili dostlar, şimdi size bir eş olarak seslenmek istiyorum; yalnızca kendi adıma içimden geldiği gibi… Bir yıldır çocuklarımla bu yükü taşıdım. Bir yıldır mücadele etmeyi hiç bırakmadım, inancımı bir kez olsun yitirmedim. Her sabah ayağa kalkmamı sağlayan şey ne korku ne de öfke. Beni kaldıran ve ayakta tutan güç haklı olduğumuzu ve Ekrem İmamoğlu’nun bu ülkeye olan inancının boşa çıkmayacağını bilmekti. Biz haklıyız!
Evet, biz haklıyız, bu nedenle bu ağır yükü taşıyabiliyoruz. Bu ülkede hukuka güvenmek isteyen herkes için konuşuyoruz, mücadele ediyoruz. Çocuklarına daha adil bir ülke bırakmak isteyen herkes için konuşuyoruz. Korkuyla değil, hukuk güvencesiyle yaşamak isteyen herkes için konuşuyoruz. Bizi korkutmalarına izin vermeyeceğiz! Baskıya boyun eğmeyeceğiz!
Baskıya boyun eğmeyeceğiz, suskunluğa teslim olmayacağız. Çünkü biz öfkeye değil haklılığa dayanıyoruz. Korkuyla değil cesaretle hareket ediyoruz. Karanlığı değil aydınlığı hedefliyoruz. Bu ülke hepimizin. Adalet talebi hepimizin. Gelecek hepimizin. Ve biz bu ülkede adalet yerini bulana kadar konuşmaya ve dayanışmaya devam edeceğiz. Vazgeçmeyeceğiz! Geri çekilmeyeceğiz! Unutmayacağız! Unutturmayacağız!”

MANSUR YAVAŞ: ‘‘GÖKÇEK VE AİLESİ YARGILANMADAN HİÇ KİMSEYİ YARGILAYAMAZSINIZ’’
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, Ankara’dan dayanışma mesajları getirerek, belediye başkanlarına yönelik operasyonlara, yargıdaki usul hatalarına ve “rövanş hukukuna” sert tepki gösterdi. Gökçek dönemi dosyalarına ve televizyonlardaki dezenformasyona değinen Yavaş, adil yargılanma vurgusu yaptı.
Mansur Yavaş’ın konuşmasından öne çıkanlar şu şekilde:
“Cumhuriyetin başkentinden sizlere selam getirdim. Başkentten dayanışma duygularıyla geldik. Belediye başkanlarımızın hepsinin arkasında olduğumuzu bütün dünyaya duyurmaya geldik. Hoş geldiniz, sizlerin hepinize saygılar sunuyorum.
Sevgili İstanbullular, iradenizin gasp edildiği bir yıl öncesinden bugüne kadar değişen hiçbir şey yok. Bir yıl önce ne söylediysek maalesef şimdi aynı durumdayız. Haksızlıklar, hukuksuzluklar aynen devam ediyor. Bizler ne istiyoruz? Belediye başkanları olarak, Ankara halkı beni, İstanbul halkı Ekrem Başkanı, diğer başkanlarımızı seçti kendilerine hizmet etmek için. Bizler doya doya hizmet etmek istiyoruz. Yaptığımız hizmetler sayesinde de halkın memnuniyetini artırıp en yakın yapılacak erken seçimde iktidarı değiştirmek ve bu ülkeyi daha iyi yönetmek istiyoruz.
‘‘MEMNUNİYET ANKETİNDEN SONRA OPERASYONLAR BAŞLADI’’
Bu iddiayla göreve geldik. Ancak ağzımızın tadıyla gerçekten hizmet etmemiz engellendi. Bu yapılan hukuksuzluklar, bu yapılan operasyonlar maalesef bizi engellemek için yapılan işler. Güzel yaptığımız için öne çıkan işlere baktığınız zaman bunları iktidar engelleyip aynı işleri kendileri kamu idaresi vasıtasıyla yapmak istiyor. Yapamazlar. Yapamazlar. Bu yasayı kendileri çıkarttı. Büyükşehirlere bu yetkileri kendileri verdi. Eskiden yapılan sosyal yardımların çok daha adil, çok daha insani yapıldığını gördüler. Halktan yana politikaları gördüler ve halktaki memnuniyeti gördüler. Türkiye çapında yerel yönetimler genel başkan yardımcımızın yaptırdığı anketler sonucu yerel yönetimlerde memnuniyet oranı yüzde 58 çıktı. Bu yayınlandı. İşte yayınlandıktan sonra da operasyonlar maalesef başladı.
‘‘BİZLER ADİL VE EŞİT HUKUKUN HERKESE UYGULANMASINI İSTİYORUZ’’
Bizler dokunulmazlığı olmayan insanlarız. Bizler adil ve eşit hukukun herkese uygulanmasını istiyoruz. Başka hiçbir talebimiz yoktur. Kendileri bir yasa çıkarttı yıllar önce. Artık dediler hiç kimse gece vakti evinden alınmayacak. Eğer bir şahsın ifadesine başvurulacaksa kendisine karakoldan yazılı tebligat gidecek, bu tebligatta karakola neden çağrıldığı, hangi konuda ifadesinin alınacağı bildirilecek denmişti. Nerede bunlar? Şimdi sabaha karşı evler basılarak, davet edilmek yerine, çağrıldığı zaman hemen gelecek belediye başkanları yaka paça ve itibarsızlaştıracak şekilde gözaltına alınıyor.
‘‘KESİNLEŞMİŞ YARGI KARARI OLMADAN SUÇLU İLAN EDİLİYOR’’
Bununla da kalmıyor. Bakınız, hazırlık soruşturmaları gizlidir. Ancak verilen ifade daha avukatların eline gelmeden basında bakıyorsunuz yandaş basında yayınlanıyor. WhatsApp gruplarında yayınlanıyor. Bu suçtur. Hazırlık soruşturmasının gizliliğini ihlal etmek suçtur. Ayrıca bu yargılanacak insanları savunacak kimse televizyonlarda yokken artık karşı fikirler adı altında dezenformasyonlar yapılmak suretiyle bir defa yargılamalar etkilenmek isteniyor. Yargıdaki bir işin bu şekilde televizyonlarda konuşulup peşinen suçlu edilmesi, suçlu ilan edilmesi resmen suçtur. Bunlar hakkında hiçbir işlem yapılmıyor. Ancak Ekrem Başkanı ve diğer başkanlarımızı birisi savunduğu zaman adeta suçluyu savunma gibi mahkumiyeti olmayan insanları, kesinleşmiş yargı kararı olmadan anayasamıza göre hiç kimse suçlu edilemez hükmüne rağmen bu sefer suçlu ilan ediliyor. Twitter hesapları kapatılıyor, engelleniyor, fotoğrafları ortadan kalkıyor. Nerede adalet?
‘‘MEŞHUR ŞAHISLARI İFADEYE DAHİ ÇAĞIRMADILAR’’
Eşit hukuk istiyoruz demiştim. 2019’da Ankara’da ben iş başına geldikten sonra, burada Ekrem Başkan iş başına geldikten sonra eski döneme ait dosyaları açtık. Kamu adına açtık, halk adına açtık ve yaptığımız şikayetleri adliye intikal ettirdik. Daha bu meşhur şahısları ifadeye dahi çağırmadılar. Televizyonlardan görüyorsunuz. Sayın Genel Başkanımızın bozuk tohum olarak ilan ettiği şahsın 600 milyon liralık villası var. Pişkin pişkin sırıtarak 600 yapmaz, 400’e veririm diyor. Hayatında bir gün çalışmamış, bir gün sigortalı çalışmamış, çalıştırmamış, vergi vermemiş insan 600 milyon liralık villa alıyor. Siyasiler servetlerin hesabını vermek zorundadır. Bunlara hiç kimse bir şey sormuyor. Kamu zararları söz konusuysa her gün televizyonlarda görüyoruz. Kasalarından kilolarca altın çıkanlar, yolsuzluk yaptıkları vakıflarla ilgili beyanları ortadayken ifadeye dahi çağrılmıyor. Nasıl hukuk? Cumhuriyet Halk Partiliysen derhal gel, yaka paça al, hapse at, verdikleri savunmanın hiçbirisini dikkate alma; diğer şahısların ifadesini dahi alma. Ben diyorum ki: Gökçek ve ailesi yargılanmadan hiç kimseyi yargılayamazsınız! Hiçbir belediye başkanını yargılayamazsınız!
Her şeyden evvel yine kendileri çıkarttıkları yasaya göre tutukluluğun sınırlarını kaldırdılar. Üst haddi şu kadar olmayan, alt haddi şu kadar olmayanlar tutuklanamaz hükmüne rağmen önüne geleni tutukluyorlar. Ayrıca tutuklama tehdidiyle birçok insanı da iftiraya zorluyorlar. Bunun hukukta asla yeri yoktur.

‘‘BUNUN HUKUKTA HİÇBİR YERİ YOKTUR’’
Bir diğer konu yargılamalarda şunu görüyoruz: ‘Şunu dedi, bunu dedi’. Şimdi bir tarafta iddia eden var, bir tarafta karşısını söyleyen var. İddia eden suçlayan kişi çete lideri olarak ilan edilen kişi. Peki suçlanan kim? Hayatı boyunca karakola gitmemiş, halkın büyük çoğunluğu oylarıyla seçilmiş belediye başkanımız. Siz ne hakla o çete reisinin ifadesini bizim belediye başkanlarımızdan üstün tutup onları hapse atıyorsunuz? Bunun hukukta hiçbir yeri yoktur.
”BİR TOPLULUĞA OLAN KİNİNİZ ASLA SİZİ ADALETSİZLİĞE SEVK ETMESİN”
Ben mübarek günlerdeyiz. Hiç dinleyeceklerine inanmıyorum ama Maide suresinde şöyle diyor: ‘Bir topluluğa olan kininiz asla sizi adaletsizliğe sevk etmesin’ diyor. Belki bundan anlarsınız. Yaptığınız iş, duyduğunuz kin sonucu insanları suçsuz yere hapse atmak, adaletsiz davranmaktır. Bunun hesabını elbette öbür dünyada vereceksiniz. Evet, her cuma cumaya gidenler bilir, hutbede imam sözlerini tamamlar: ‘Hükmettiğiniz zaman Cenabı Allah adaletle hükmetmenizi emreder’ der. Nerede adaletle hükmetmek, nerede?
Dolayısıyla sevgili İstanbullular, bizler belediye başkanları olarak bu hukuksuz uygulamaları gördükçe daha fazla çalışıyoruz. Daha fazla halkın memnuniyetini artırmak istiyoruz ki inşallah yapılacak en erken seçimde Türkiye’deki iktidar değişecek ve bundan sonra gerçek hukukun üstünlüğü olan, herkese adil olan, hiç kimsenin yargılanmaktan korkmadığı, yargılanırken de emin olduğu sistemi mutlaka getireceğiz. Rövanş hukukunu ortadan mutlaka kaldıracağız. Kapınız sabaha karşı çalındığı zaman zannetmeyin ki polis geldi, acaba ihtiyacı olan birisi mi geldi diye hiç endişe etmeden kapıyı açacağımız günler gelecek. Türkiye bunları vaat ediyoruz. İnşallah anayasaya bağlı hukukun üstünlüğüne ve herkese uyan bir hukuk sistemini hep birlikte gerçekleştireceğiz. Diyorum ki delilleri topladınız. Delilleri topladınız ki davayı açtınız, iddianame ortada. Hala niye tutuklu tutuyorsunuz? Hala niye tutuklu tutuyorsunuz? Serbest bırakın, adli tedbirleri uygulayın. Bu insanların ömründen çalmayın. Kaldı ki hasta olan belediye başkanlarımız var. Hiç mi vicdanınız sızlamıyor onları içeride tutuyorsunuz hala?
Evet sevgili İstanbullular, biz dayanışma duygularımızı ifade etmek için bugün buraya geldik. Her zaman Ekrem Başkanımızın ve diğer başkanlarımızın arkasındayız. Onlara güveniyoruz. Onların adil yargılanmalarını, tutuksuz yargılanmalarını istiyoruz ve inşallah yapılacak en erken seçimde de dilediğimiz özgür, bağımsız, herkesin huzur içerisinde yaşadığı bir Türkiye’yi vaat ediyoruz.”

ÖZGÜR ÇELİK, EKREM İMAMOĞLU’NUN MEKTUBUNU OKUDU
CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik konuşmasına 18 Mart Çanakkale Zaferi’ni anarak başladı. Çelik’in konuşmasından öne çıkanlar şöyle:
Geçen hafta Silivri’de boş tarlaların üzerinde dron uçurarak alan boş algısı yapmaya çalıştılar. O gün dedim Saraçhane’ye 18 Mart’ta dronlarınızı getirin gelin görün millet iradesine nasıl sahipo çıkıyor. İyi dinleyin bu meydanın sesini, bu meydanda yılgınlık yok, korku yok, umutsuzluk yok. O sandık illa gelecek, bu millet hesabını bir kere daha soracak. Adaletin mücadelesini verenler kazanacak. Korku duvarlarını aşarak gelen gençler kazanacak. Kadınlar kazanacak. İşçiler kazanacak. Hak kazanacak. Halk kazanacak.
Çelik, Ekrem İmamoğlu’nun mektubunu paylaştı.
Ekrem İmamoğlu’nun Silivri’den gönderdiği mektupta şu ifadeler kullanıldı:
‘‘Merhaba Saraçhane, merhaba dünyanın en güzel şehri, canım İstanbul. Silivri Zindanı’ndan milletin evi Saraçhane’ye yürek dolusu bir merhaba… Kıymetli İstanbullular; benim onurlu, yiğit, güzel yürekli hemşerilerim, sizleri saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Hasretle kucaklıyorum. Bu mübarek ayın sonuna gelirken, Ramazan Bayramınızı kutluyor, ülkemize adalet, bereket ve huzur getirmesini diliyorum. Sevgili kardeşlerim; 1 yıldır büyük bir adalet ve demokrasi mücadelesi veriyorsunuz. Cumhuriyet’in vatandaşa sağladığı tüm hak ve hürriyetlere göz dikmiş, millet iradesini hiçe sayan bir avuç insana karşı hukuku ve demokrasiyi, milli iradenin onurunu savunuyorsunuz. Yüz yıl önce Gazi Mustafa Kemal Atatürk ne dediyse, bugün siz de aynısını söylüyorsunuz: Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir! Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir! Sizlerle gurur duyuyorum. Her birinize yürekten teşekkür ediyorum, sağ olun, var olun.
“ATEŞ GİBİ GENÇLERİMİZ VAR”
Her türlü zulme rağmen, bizim içimiz umut ve iyilik dolu, sevgi ve hoşgörü dolu; ülkeyi yoksulluğa, adaletsizliğe, umutsuzluğa sürükleyenlerin ise akıllarını kötülük, yüreklerini korku sarmış. Serbest ve adil şartlarda bir daha asla seçim kazanamayacaklarını biliyorlar. Çeyrek asırdır kendilerine verilen bütün kredileri tüketenler tükettiler. Bir daha asla milletin gönlüne giremeyeceklerini biliyorlar. O yüzden, siyasi rakiplerini yargı eliyle saf dışı etmek, milli iradeyi baskı altına almak için zalimleştikce zalimleşiyorlar. Zalimin zulmü varsa, bizim de aslan gibi yüreğimiz, dağ gibi dimdik, eğilmez başımız, seçimlerde bükemedikleri bileğimiz var. Demokrasinin ve aydınlık geleceğimizin önüne dikilmek istenen tüm barikatları yıkıp geçen, ateş gibi gençlerimiz var. Zalimin zulmü varsa, bizim de darbeye karşı, milletin evi Saraçhane’ye, aziz bir emaneti korur gibi sahip çıkan milyonlarca hemşerimiz var. Zalimin zulmü varsa, adalete susamış milletimizin de engin vicdanı, haysiyeti ve feraseti var.
“HER İKTİDAR, MİLLETTEN ALDIĞI YETKİYİ MİLLETE TESLİM ETMEYE MECBURDUR”
Bu ülkede her iktidar, milletten aldığı yetkiyi millete teslim etmeye mecburdur. Hükümetler gelir geçer, milletin hükmü baki kalır. Silivri Zindanı’nda kurulmuş, özel maksatlı bir mahkeme ile tarihin akışını tersine çeviremezsiniz. Gözlerden uzak tutulmaya, milletten gizlenmeye çalışılan bir yargılamayla, milletin egemenlik hakkını tutsak edemezsiniz. ‘Silivri Zindan Mahkemesi’, millet adına karar verme sorumluluğuyla kurulmuş, adaletin tecelli edeceği bir yer değildir. ‘Silivri Zindan Mahkemesi’, serbest ve adil seçimlerden ölesiye korkan, siyasi rakibini yok etmek için yargının arkasına sığınmış bir kötü aklın eseridir. Orada yürümekte olan dava, ülkemize zarar veren, geleceğimizi riske atan bir büyük siyasi hırsı gizlemek için dikilmiş bir kılıftır. Her tarafı dökülen, dikiş tutmayan, bu sözde hukuki kılıfla hiçbir kötülüğü örtemezsiniz.
“HESAPLARI MİLLETTEN DÖNDÜ”
Bu davanın amacı; gerçeği aramak, adaleti sağlamak değil, seçim yenilgisinden kaçma telaşıdır. Ancak, böyle davalarda hükmü millet verir. Böyle davalarda son sözü millet sandıkta söyler. 19 Mart 2025 günü bir zafer kazandıklarını, koltuklarını nihayet sağlama aldıklarını zannedenler, bugün daha da büyük bir korku ve çaresizlik içindeler. Çünkü hesapları milletten döndü. Millet bu kötülüğü, bu adaletsizliği kabullenmedi. Şimdi aziz milletimiz, son sözü söylemek için gününü bekliyor. O gün gelecek ve millet ne derse o olacak. Bu ülkeyi her türlü kötülükten, her nevi badireden yine milletin azim ve kararı kurtaracak. Her şey çok güzel olacak. Ekrem İmamoğlu. Silivri Zindanı.”

ÖZGÜR ÖZEL: ‘‘KORKANLARIN SIĞINAĞINDA DEĞİL, CESURLARIN MEYDANINDAYIZ’’
Özgür Çelik’in ardından CHP Genel Başkanı Özgür Özel kürsüde yerini aldı. Özgür Özel konuşmasına Adnan Yücel’den “Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek” şiirini okuyarak başladı.
Özgür Özel’in konuşmasından öne çıkanlar şöyle:
Bu yolda bize, size ömür biçenler oldu. ‘Dayanamazlar’ dediler, ‘dağılırlar’ dediler. ‘Vazgeçerler, teslim olurlar’ dediler. Teslim olmayanlar burada! Bin kez budadılar körpe dallarımızı, bin kez kırdılar; yine çiçekteyiz işte, yine meyvedeyiz. Bin kez korkuya boğdular zamanı, bin kez ölümlediler; yine doğumdayız işte, yine sevinçteyiz. Bitmedi, daha sürüyor o kavga ve sürecek yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!
Değerli İstanbullular, bugün her şeyin başladığı yerde, milletin evinde, Saraçhane’deyiz. Korkanların sığınağında değil, cesurların meydanındayız. Tam 365 sabah oldu, tam 365 akşam. 365 kez doğdu güneş, 365 kez battı. ‘Bir Ekrem’i aldık, işi bitirdik, onları sindirdik’ sanıyorlardı. İşte bir yıl sonra, bir Ekrem’in yerine yüz binlerce Ekrem meydanda, meydanda, meydanda!
Bir yıl önce, bir iftar vaktiydi. Ekrem Başkan’ın 31 yıllık diplomasını iptal ettiler. Hem de diplomayı veren fakülte direndiği halde, dekan ‘olmaz’ dediği halde, her sorulduğunda ‘diploma geçerli’ dedikleri halde… Zorlayarak, bastırarak, dekanı istifa ettirerek, en nihayetinde İşletme Fakültesi’nden değil; işi diploma vermek, denklik vermek değil, boya yapmak, ring seferlerini düzene koymak olan İstanbul Üniversitesi’nin Yönetim Kurulu’ndan diploma iptaline gittiler.
“O GÜN DEVLETE OLAN GÜVENİ BOŞA ÇIKARIP MİLLETİ BİRİLERİNİN ELİNDE OYUNCAK ETMEYE ÇALIŞTILAR”
İşte o gün artık hiç kimsenin, hiçbirimizin elindeki devletin verdiği hiçbir kağıdın bir önemi, bir kıymeti kalmadı. Ne tapu tapuydu artık, ne evlendirme cüzdanının bir anlamı vardı. Bankada parası olan da güvenemezdi, hisse senedi alan da. İşte o gün birileri bu devleti devlet yapan toplum sözleşmesinin, anayasanın altına dinamiti koydular. O gün devlete olan güveni boşa çıkarıp milleti birilerinin elinde oyuncak etmeye çalıştılar.
Hemen ardından o akşamın sahur vaktinde, kapısına yüzlerce polisle birlikte dayandılar. Yalanlarla, iftiralarla dolu bir kumpası başlattılar. İşte o gün, Ekrem Başkan’ın kapısına gelenler onu Vatan Emniyet’e götürdüğünde; eşi Dilek Hanım, evlatları ve yol arkadaşları dimdik ayaktaydı. O gün hep beraber buradaydık. O gün ‘Ne olacak?’ sorusuna, ‘Ne olacaksa bugün olacak!’ dedik. Biz darbenin hedefinde olan kişinin Ekrem Başkan, hedefinde olan eylemin partinin iktidara yürüyüşü, hedefinde olan mekanın Saraçhane olduğunu biliyorduk.
“İSTANBUL’DAKİ TÜM ÜNİVERSİTELERİN VE TÜM GENÇLİĞİN ÖNÜNDE SAYGIYLA EĞİLİYORUM”
Burayı savunmak için sizlere çağrı yaptık. Bunu duyar duymaz bir yasağı duyurdular: ‘3 kişi bir araya gelmeyecek, 5 gün boyunca eylem, toplantı, yürüyüş olmayacak ve herkes evinde oturacak’ dediler. Yetmedi; metroları kapattılar, otobüsleri durdurdular, köprüleri kaldırdılar, vapurları bağladılar. İşte o gün, Vatan Emniyet’in önünde 4.000 tane Cumhuriyet Halk Partili ve Beyazıt Meydanı’nda İstanbul Üniversiteliler barikatla, bariyerle karşı karşıyaydılar.
O gün Vatan’da ve Beyazıt’ta o bariyerleri yıkanlara, demokrasiye yürüyenlere, geleceğine sahip çıkanlara selam olsun, helal olsun! O gün, bugün geleceğine sahip çıkan İstanbul Üniversitesi’nin, Boğaziçi’nin, Yıldız Teknik’in, İTÜ’nün, İstanbul’daki tüm üniversitelerin ve tüm gençliğin önünde saygıyla eğiliyorum.

O gün bu otobüsün üzerine çıktık ve sizden aldığımız güçle tarihi bir direnişin meşalesini yaktık. Hep birlikte yaptık. Ve tam 7 gece bu meydanda aynı otobüsün üstünden, aynı mikrofona konuşarak hep beraber Türkiye’ye ve dünyaya şunu söyledik: Siz istediğiniz zaman bir şey bitmez, biz ‘bitmedi’ demeden bitmez! ‘Biz buradayız, meydandayız, eylemdeyiz’ dedik.
“DEMOKRASİNİN HİKAYESİ BU MEMLEKETTE BİTMEDİ”
İlk gece, tüm yasaklamalara rağmen buraya 110.000 kişi geldi. Bu hayat gelir geçer. Bugün varız, yarın yoğuz. Ama ahir ömrümde bana deseler ki, ‘Bir madalyan var demokrasiye dair, Cumhuriyete ve ülkenin geleceğine dair. Kime verirsin?’ deseler; o madalyadan 110.000 tane isterim. Geçen sene ilk gece burayı dolduran her birinize veririm, her birinize! İlk gece 110.000 kişi… Her gece artan bir kalabalık ve 23 Mart günü, ön seçimin günü, Ekrem İmamoğlu’nun 15,5 milyon kişinin oyuyla adaylaştığı, milletin cumhurbaşkanı adayı olduğu gün bu meydanda 1,2 milyon kişiyleydik! Ne bu meydanı, bütün yarımadayı insanlar büyük bir azimle doldurdular. Dron gitti, gitti, dronun menzili bitti ama bu kalabalığın sonu gelmedi! İşte o günden belliydi; Cumhuriyet’in, demokrasinin hikayesi bu memlekette bitmedi. Bitmedi, bitmeyecek!
“BİR GÜN İSTANBUL’DA, BİR GÜN ANADOLU’DA BİR YIL BOYUNCA SÜRDÜRDÜK”
Direnişimiz bununla sınırlı kalmadı. Saraçhane’den yakılan meşale, tüm Türkiye’de gür alevlere dönüştü. Boğazı aştık, karşıya geçtik, Maltepe’de 2,2 milyon olduk. Sonrasında her çarşamba İstanbul’un bir ilçesinde, her hafta sonu Anadolu’nun bir ilinde olduk. O illere gittik. Buranın, İstanbul’un selamını Anadolu’ya taşıdık. Buranın kıvılcımıyla orada kor alevler olduk ve bu eylemleri bir gün İstanbul’da, bir gün Anadolu’da bir yıl boyunca sürdürdük.
Önce ‘Bu eylemler bir aya biter’ dediler. Yaz geldi, ‘Sıcakta kimseler kalmaz, öğrenciler memlekete, İstanbullular tatile gider’ dediler. Ama ne yazın, ne kışın durdunuz. Antalya’da 45 derecede, Çankırı’da eksi 4 derecede, sizin yaktığınız o meşale yandı, yandı, yandı! Bütün Türkiye’yi sardı! Siz başardınız, siz başardınız!
Bir yılda elbette hep konuştuk. Soğukta olmaz, eyvallah. Sıcakta olmaz, elbette. Ama hep dedik ki, biz bir eyleme, bir mücadeleye, yani kuru kuruya bir mitinge değil, verilen büyük bir mücadeleye çağırıyoruz insanları. İşte 98.’si geride kaldı, bugün akşam 99. eylemde hep birlikte yeniden Saraçhane’deyiz. Hep birlikteyiz!
“EN BÜYÜK ALKIŞI BU MEYDAN, BU MEYDANLAR, BU KAHRAMANLAR HAK EDİYOR”
Bu mikrofon tam 112 saat boyunca elimde. Tam 4 buçuk gün durmadan, duraksamadan ben konuştum, siz dinlediniz.
Dünyanın çevresi 40 bin kilometre. Bu otobüs bir yılda yaptı 105 bin kilometre. Sizlerden aldığımız güçle, yol arkadaşlarımızla hiç durmadan koşarak, durmadan koşarak çalıştık. Tabii ki ne bu otobüs tek başına gider, ne bu mücadele bir başına sürer. Direksiyonundaki şoföründen, ses teknikerine, personellerine; bir yıldır evlerinden daha çok bu otobüste yatanlara, emek verenlere; kameramanından fotoğrafçısına, tercümanından dronu kullanana… Helal olsun tüm emekçi kardeşlerime!
Bu süreçte bize destek veren tüm siyasi partilere; başta ilk günlerde buraya koşan gelen tüm genel başkanlara, tüm siyasi partilerin mensuplarına, gençlik kollarına, kadın kollarına, aslan sosyal demokratlara, milliyetçi demokratlara, muhafazakar demokratlara, Kürt demokratlara, liberal demokratlara, sosyalist demokratlara, Türkiye’nin bütün demokratlarına selam olsun! Ayrı ayrı teşekkür ediyorum her birine.
Tüm meslek örgütlerine, çok değerli sendikaların yöneticilerine, üyelerine, sivil topluma, derneklere ayrı ayrı teşekkür ediyorum.
Ve sizler… 98 mitinge katılan 15 buçuk milyon yürekli, kahraman insan! Ve bugün hep beraber 16 milyona dayanıyoruz. En büyük alkışı bu meydan, bu meydanlar, bu kahramanlar hak ediyor. Bizler sizleri alkışlıyoruz.

“KİRLİ APARATININ MAL VARLIĞI AÇIKLANSIN”
“Sevgili İstanbullular, küçük turpun dün bir basın toplantısı yaptık ve küçük turpun marifetlerini anlatmaya başladık. İzlediniz mi? Büyük turpu biliyor musunuz? Turpun büyüğü belli, küçüğü 1,50. Onu da biliyor musunuz? İşte o her darbede, her kumpasta aparat olanlar kısa süreli de olsa bazen menfaat elde edebilirler. Makam ve mevki elde edebilirler. Ama milletin vicdanı bunları unutmaz. Gerçekler teker teker ortaya çıkar. 19 yıl devlet memurluğu yapmış; en yüksek maaştan ömür boyunca bir kibrit kutusu bile almamış, bir bardak su bile içmemiş olsa bütün maaşlarına biriktirse 45 milyon lira edecek birisinin üzerinden 452 milyon liralık taşınmazlar, daireler, arsalar çıktı. Belgelerin altında ezildi. Hiç birisine yanıt veremedi. Bugün bir ekran görüntüsüyle tapu kayıtlarının bazı illerini filtreleyerek ‘Dört evim var’ diye gösterdi. Bu dört evin üçünün yeni alındığına ilişkin ikonlar yanında duruyordu. Bunları yanıtlamak yerine dün 12 taşınmaz söyledim. Yedisinin ID numaralarını verdim. Bu yayın bitince bütün basına 12’sinin de ID numaralarını geçeceğiz. Diğer beşi de geldi. Bu ID numarası sisteme girince o taşınmazdaki o işlemi gösteriyor. ‘ID numarası doğru değil’ diyemiyor. ‘Ben bunu satın almadım, sonra satmadım’ diyemiyor. Sadece ‘Bende dört tane var’ diyor. Bakın şimdi buradan kendisine sesleniyorum. Bugün ekranda görünmeyen, dün açıkladığım Avcılar Ispartakule Bizim Evler projesinde 2024’ün yedinci ayında emlak bildirimi yapmışsın. Bizzat emlak vergisini yatırmışsın. Ayrıca yine basına geçiyorum. Dün söylediğimiz Mesa İstanbul Evlerinde, bugün bende yok diyorsun, ilki 3 milyon ve her ay 2 milyon taksit ödediğin ödeme çizelgesini, belgesini Mesa’nın resmi evrakı olarak basınla paylaşıyorum. Buradan açıkça Erdoğan’a sesleniyorum. Kirli aparatının mal varlığı açıklansın. Açıkladığım ID numaralarını sisteme girin ve ona ait olmadığını gösterin. Devlet elinizde, yapamıyorsunuz. İki; e-devlette bütün taşınmazları dökün ve Türk Lirası, döviz, altın cinsinden verdiği mal beyanını açıklayın. İki aydır elindeki taşınmazları satanın karşılığında aldığı paraları bu milletin bilmeye hakkı var. Bir darbeye kalkışacaksınız, alıp bu insanları iftiraya zorlayacaksınız, ‘İftira atarsan çıkar, çocuğa kavuşursun’ diyeceksiniz. Malına çöktüğüne ‘Şu kadar vereceksin’ diye avukat yollayacaksınız, ondan sonra da hiç çekinmeden pişkin pişkin oturup orada duracaksınız. Bu millet tüy bitmemiş yetimin hakkını size yedirmez. Yedirmeyeceğiz, peşini bırakacağız. Bir yanda cep dolduranlar, bir yanda ekmek kavgası verenler… Bir tarafta kumpas kuranlar, bir tarafta meydanlarda tarih yazanlar, zindanlarda tarih yazanlar… Biz, siz tarihin doğru tarafında duranlarsınız. Darbeyi bitirmek için gerekirse 99 değil, 999 eylem yapacağız. Durmayacağız. 100’üncü eylemde 111 yıl önce geçilmeyen Çanakkale’de olacağız.”
“BİZ GÜCÜMÜZÜ TRUMP’TAN ALMIYORUZ”
Biz gücümüzü okyanusun ötesinden almıyoruz. Biz gücümüzü Trump’tan almıyoruz. Biz gücümüzü bu meydandan, bu meydanın mücadele azminden, Atatürk’ün emaneti Cumhuriyet’ten, onun en önemli kazanımı sandığa inananlardan, seçme hakkına sarılanlardan, seçtiğine sahip çıkanlardan alıyoruz. Biz gücümüzü sizden alıyoruz! Ve gücümüzü sonuna kadar koruyacağız ve asla ve asla hiç kimseyi geride bırakmayacağız.
Birinci mitingi Uşak’ta yaparken tüm Türkiye’ye seslendik. Dedik ki; ‘Şimdi sıra yine Saraçhane’de. Saraçhane’ye gidiyoruz, beklesinler bizi. Saraçhane’de 99. mitingde buluşuyoruz’ dedik. ‘Bekle bizi İstanbul’ dedik. İşte şimdi İstanbul’a geldik!
“İŞTE TAM BU RUHLA, TAM BU İNANÇLA, TAM BU AZİMLE”
99. eylemde ‘bekle’ dediğimiz İstanbul bir kez daha bizi bekledi. Ama evde beklemedi. Geleceğine sahip çıkmak için, ülkesine sahip çıkmak için hep birlikte yine birlikteyiz! Yine meydandayız, yine eylemdeyiz, yine ayaktayız!
Ve bugün, Çanakkale Deniz Zaferi’nin tam 111. yıl dönümü. Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, tüm şehitlerimizi, gazilerimizi minnetle anıyoruz, rahmetle anıyoruz. Ve Çanakkale’yi geçilmez kılanları, İstanbul’a, İstanbul’a varmasın diye o donanma, gözü kırpmadan can verenleri anıyoruz.
Sonra Mehmetçiğin geçirmediği o donanmayı, bir kişinin kararıyla getirdiklerini, İstanbul’a demir attığını, birilerinin, çok sevdiklerinin oraya kırmızı halılar serdiğini, sonra sıkışınca da arkadan o donanmaya, zırhlıya binip kaçanları da; o donanma geldiğinde Kartal istimbotunun üstünden ufka bakarken yanındakine ‘Ağlama çocuk, geldikleri gibi gidecekler!’ diyenleri de biliyoruz.
İşte tam bu ruhla, tam bu inançla, tam bu azimle; 99 eylemden sonra ‘Duracak mısın?’ diyenlere ‘Durmayacağız, devam edeceğiz!’ diyoruz ve 100. eyleme herkesi Çanakkale’ye bekliyoruz! Çanakkale’ye!

“ERDOĞAN BU GİDİŞİ KENDİ DEYİMİYLE DURDURAMAYACAĞINI BİLİYORDU”
Değerli İstanbullular; ‘Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür’ derler, tazeleyelim hafızaları. Her şey Kasım 2023’te başladı. Birkaç ay öncesinde büyük bir seçim yenilgisinden çıkan partimiz; umutlar yerlerdeyken, başlar yerdeyken, moraller bozukken gençlerin ‘Ayağa kalkalım’ demesiyle, genç ve kadın kadrolarıyla yeniden ayağa kalkarak büyük bir değişimi gerçekleştirmeyi başardı. Ve bundan sadece 4 ay sonra girilen seçimlerde AK Parti tarihinde ilk kez yenildi. Cumhuriyet Halk Partisi 47 yıl sonra Türkiye’nin birinci partisi oldu. Ve bu zaferi ne kendimize ne tek başına partimize saymadık. Bunu demokratların başarısı, bunu yan yana duranların, birlikte olanların başarısı olarak gördük.
Erdoğan bu gidişi kendi deyimiyle durduramayacağını biliyordu. Bu yüzden o ne partisine, ne partisinin gençlik kollarına, kadın kollarına güveniyordu. Onun için olmayacak bir işe kalkıştı. Bir siyasetçiyi geçmişte mahkeme mahkeme gezdirdiği, adaleti katlettirdiği, sonra ödüllendirip bakan yardımcısı yaptığı birisini bu sefer İstanbul’a başsavcı olarak gönderdi.
‘‘HER TÜRLÜ KİRLİ İŞE BULAŞAN BİR AK TOROSLAR ÇETESİNE DÖNÜŞTÜ’’
O kullanışlı aparat hemen, hemen göreve başladı. Bu ismin kurduğu çete ise her türlü kirli işe bulaşan bir Ak Toroslar çetesine dönüştü. Bir darbe planı adım adım işledi. Önce 30 Ekim’de Esenyurt Belediye Başkanımız sevgili Ahmet Özer alındı. Türkiye’nin en büyük ilçesine kayyum atandı. Ahmet Özer tam 377 gün hapis yattı, alnının akıyla çıktı.
Ardından Beşiktaş, Beykoz operasyonları yapıldı. 18 Mart’ta Ekrem Başkanın 31 yıllık diploması iptal edildi. 19 Mart’ta ülkeye sivil bir darbe yapılmaya, bir darbe girişimine kalkışıldı. Milletin seçtiği belediye başkanları, bürokratlar, Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu gözaltına alındı. Tam 365 gündür o darbe sürüyor, millet darbeye karşı 365 gündür direniyor.
“BİR CEPHE OLARAK DEMOKRASİ MÜCADELESİDİR”
Değerli İstanbullular, 19 Mart devlet ve millet arasındaki sözleşmeyi yırtma girişimidir. 19 Mart, bu ülkeyi kimin yöneteceğine millet karar vermesin diye yapılmıştır. Millet vergisini versin, askere gitsin, trafik cezası ödesin ama kendi iradesiyle iktidarı değiştiremesin diye yapılmıştır. Bizim, sizin, bir yıldır verdiğimiz mücadele, bir mevzi olarak parti mücadelesi değildir. Bir cephe olarak demokrasi mücadelesidir.
Bunun önemini, kıymetini kısaca şöyle hatırlatabiliriz: Biz demokratlar sandığın önemini biliyoruz. Geçtiğimiz haftalarda AK Parti İçişleri Bakanlığı bir düzenleme yaptı ve modifiye araçlara ceza kesen yeni bir uygulamaya geçti. Toplumdan beklenmedik bir tepki yükseldi. Ve bugüne kadar oyunu Cumhur İttifakı’na veren, AK Parti’ye veren, belki bizim bu mücadelelerimize denk geldiğinde ‘Ne yapıyor bunlar?’ diyenler, sosyal medyadan AK Parti’ye karşı ‘Sandıkta görüşürüz’ yazmaya başladılar.

“BU MEYDAN SADECE KENDİNDEN DEĞİL, BU MÜCADELEYİ BÜYÜTMEKTEN DE MESULDÜR”
İşte 19 Mart, milletin ‘Sandıkta görüşürüz’ deme iradesine karşıdır. Yani ister AK Parti’ye oy veren, sanayi sitesinde çalışan, bütün hayali aracını birazcık daha kendi hoşuna giden şekle sokmaya çalışan, aracının iki katı cezayı görünce sandıkta hesaplaşmayı isteyen olsun; ister İstanbul Üniversitesi’nin önünde toplanan, geleceğine sahip çıkan gençler olsun… Milletin egemen olduğu, milletin tek söz sahibi olduğu, tek adamların değil seçilmişlerin yönettiği, milletin istediğini başa getirdiği, istemediğini gönderdiği bir düzen; bu ülkeyi var eden, kurtaran, kuran, bugünlere taşıyan düzendir.
Bunun için sandığı ortadan kaldırmak isteyenlere, bir avuç darbeci kendisine göre bir düzen kurarsa bir daha kimsenin yüzüne bakmak istemeyen bu düzenbazlara karşı bu mücadeleyi, siyaseti ve sandığı koruma mücadelesini toplumsallaştırıyoruz. İşte sanayi sitelerine yayılan, işte köylerde, tarlalarda konuşulan, işte işçi servislerinde gündeme gelen ‘Kardeşim hakkımı yiyorlar, hakkımı alırım. Almazsam karşı çıkarım, istemediğimi değiştiririm’ diyen bu anlayış, bu darbeyi püskürtmek için en önemli güvencemizdir.

Bu meydan sadece kendinden değil, bu mücadeleyi büyütmekten de mesuldür. Bu mücadeleyi büyütmeye, adım adım büyütmeye, hep birlikte iktidara yürümeye hazır mıyız? (Hazırız!) Hazır mıyız? (Hazırız!)
İşte bu darbeyi püskürtmek tüm demokratların görevidir. Mühür kimdeyse Süleyman odur. Bizim mücadelemiz bir avuç insanın, bir avuç insanın Süleyman olmaması içindir. Bizim mücadelemiz mührün, hükmün millette kalma mücadelesidir. Herkes hesabını buna göre yapmalıdır. Bundan sonra bu mücadeleyi dalga dalga büyütmeye var mıyız? (Varız!) Hazır mıyız? (Hazırız!)
İşte Esenyurt Belediye Başkanımız Ahmet Özer burada! İşte Adana’nın seçilmiş başkanı Zeydan Karalar aramızda!’’