Gazeteci-Yazar Ekrem Dumanlı, TR724 YouTube kanalındaki Okuma Zamanı programının son bölümünde bu kez edebiyat ve genel kültürden uzaklaşıp tamamen sinemaya odaklandı. Normalde kültür, sanat, edebiyat, sinema ve tiyatro gibi birden fazla konuyu ele alan Dumanlı, bu hafta Nadir Sarıbacak‘ın yönetmenlik, senaryo ve başrolünü üstlendiği Gazelle (Gazel) filmini ele aldı.
Filmin çıkış noktasını anlatan Ekrem Dumanlı, New York’ta 15-18 Ocak tarihleri arasında düzenlenen Dances With Films festivalinden bahsetti. Los Angeles kökenli bu bağımsız sinema festivalinin, Hollywood dışında kalan yetenekleri desteklediğini vurguladı. “Bu festival önemli. Bu festivale katılmak önemli.” dedi.
Türkiye-ABD yapımı Gazelle‘in festivalde gösterildiğini belirten Dumanlı, filmi Manhattan’da izlediğini ve “atlanması mümkün olmayan, unutulması mümkün olmayan, mutlaka seyredilmesi gereken” bir eser olarak gördüğünü ifade etti. Filmin adını “Gazel” (Gazelle) olarak vurgulayarak, göçmenlik ve iltica temasına mükemmel uyduğunu söyledi: “Filmin ismi benim hakikaten rikkatime dokundu… Tedirginlik vardır, ürkeklik ama aynı zamanda bir güzellik vardır. Aynı zamanda bir incelik vardır. Aynı zamanda bir zarafet vardır.”
Filmin konusunu spoiler vermeden özetleyen Dumanlı, bir Türk müzik öğretmeninin (Yakup) siyasi nedenlerle ülkesini terk edip New York’ta ailesini yanına getirme mücadelesini anlattı. Zamanın ruhunu yakalayan bir eser olduğunu belirtti: “Zamanın ruhunu yakalamak sinemada çok önemlidir… Göçmenlik meselesi… Dünya tarihinde çok açık ve net söyleyeyim dünya tarihinde… şu an yeryüzünde bir kavimler göçü yaşanıyor.”
Göçün sosyolojik ve siyasi etkilerini detaylandıran Dumanlı, filmin bu evrensel meseleyi bireysel bir hikaye üzerinden empati ve sempatiyle işlediğini vurguladı: “Politik araç olarak kullanmaması… Bir birey üzerinden, bir bireyin etrafındaki daracık bir toplum üzerinden sizi empatiye davet etmesi, sizi sempatiye davet etmesi, sizi anlaşılmaya davet etmesi… Çok önemlidir.”
Filmin politik olmadığını ama politikayı hayatın dışına atmadığını da ekledi: “Bir politik film değil bu. Siyasetin meseleler üzçeği de siyaset olduğuna göre arka planda… Ama bang bağıran bir siyasi mesaj yok.”
Nadir Sarıbacak’ın performansını öven Ekrem Dumanlı, onu “Türk sinemasının ve tiyatrosunun bir efsane ismi” olarak nitelendirdi: “Mükemmel oyunu diyorum. Mükemmel. Övmek için söymüyorum. Yani hakkını teslim ederek söylüyorum… Herkesin sevdiği, saydığı sanat anlayışına şapka çıkardığı, ayakta alkışladığı bir insandan bahsediyoruz.”
Filmin sembolik unsurlarına değinen Dumanlı, özellikle bir sahnede kelime olmadan anlatılan yalnızlığı ve tedirginliği övdü: “Bir tek kelimenin edilmediği ama kitaplar dolusu cümlelerin kurulduğu bir sahne… Fevkalade görsel zenginliği olan, sinema dilinin çok iyi kullanıldığı.”
Karakterlerin gri alanlarını, mekanların darlığını ve huzursuz edici sesleri de vurguladı: “İyiler ve kötüler diye ayırmıyor film… Tam da sinema budur. Çünkü tam da insan budur.”
Düşük bütçeli olmasına rağmen sarsıcı olduğunu belirten Dumanlı, filmin geleceğe umut vadettiğini dile getirdi: “Keşke bütçesi daha büyük olsaymış… Bu film çok umut vadeden bir film… Bir son değil bir başlangıç olur.”
Vancouver Uluslararası Film Festivali’nde seyirci ödülü alan, Chicago ve New York’ta da gösterilen filmin yakında özel gösterimlerle ve dijital platformlarda izleyiciyle buluşacağını umduğunu ifade etti. Programı şu sözlerle bitirdi: “Ben şahsen çok sevdim, çok beğendim. Umarım milyonlara ulaşacak şekilde… Emeği geçenleri de tebrik ediyorum.”