Nerede bu ‘vicdanı kanayan’ AKP’liler?

ADEM YAVUZ ARSLAN | YORUM

Belki de 11 yıldır ABD’de olduğumdan, uzun yıllardır AKP’li birinden ‘pozitif’ sayılabilecek bir hareket görmediğimden olsa gerek Mümtaz’er Türköne’nin “Ak Partililerin de vicdanı kanıyor.” ifadesini yadırgadım. Mümtaz’er Hoca’nın bu fikri neye dayanıyor bilmiyorum ama Saray’a biat etmemiş herkesin inim inim inlediği bir ülkede, AKP’li birilerinin vicdanı kanıyor olsaydı bugün çok farklı bir yerde olurduk diye düşünüyorum.

Yanlış anlaşılmasın. Mümtaz’er Türköne çok sevdiğim, saygı duyduğum bir entelektüel. Uzun yıllardır takip ederim. Fikrin, kalemin namusuna halel getirmemiş birisi. Çile çekmiş, bedel ödemiş bir akademisyen.

Ancak bu her fikrine katılacağım anlamına gelmiyor. Mesela daha önce ‘15 Temmuz ve Cemaat’ bahsindeki bir önermesine reddiye yapmıştım.

Şimdi de ‘vicdanı kanayan AKPliler’ tespitine itirazım var. Her şeyden önce AKP’den vicdanı kanayan birileri olduğunu düşünmüyorum. Öyle olsa bir şekilde görülür, hissedilirdi. Sonuçta milyonlarca oy almış, orta büyüklükte bir Avrupa ülkesinin nüfusu kadar üyesi olan bir partiden bahsediyoruz.

Yirmi üç yıldır da tek başına iktidarda.

HAKPERESTLİKTEN ‘AKPERESTLİĞE’ 

‘Ak Parti’ olarak başlayan serüvenin ‘AKP’ye dönüşümünü, ‘Hakperestlik’ iddiasıyla gelenlerin bugün birer ‘AkPerest’e dönüştüğünü yakinen gördük. Hele bir de Erdoğan’ın sonradan yolda bulduğu ve bugün ‘çelik çekirdek’ olarak tabir edilen grup var ki, onlara doğrudan ‘Erdoğan müminleri’ desek abartı olmaz.

Onlar, Allah’tan değil Erdoğan’dan korkuyorlar, Allah’ın rızasının değil bol sıfırlı çıkarlarının peşine takılıp gittiler.

Abarttığımı düşünen varsa gelin hafızaları biraz tazeleyelim. Daha üç gün önce; yani Ramazan Bayramı’nın birinci günü Mustafa Said Türk hayatını kaybetti. Kim miydi Mustafa Said Türk? En başta ‘AKP’nin vicdanı’ olarak tanımlanan Bülent Arınç’ın yakın arkadaşıydı. Mustafa Said Türk’ün kimliği ve temsil ettiği misyonu Ahmet Kurucan şu yazısında çok iyi anlatmış.

Mustafa Said Türk, bayramın 1. günü vefat etti.

Üzerine bir şey söylemek israf olur. Merhum Mustafa Türk bir semboldü denebilir. Binlerce Hizmet Hareketi gönüllüsünde olduğu gibi; öğrencilere burs vermek, hayır hasenat yapmak, Bank Asya’ya para yatırmak ve Zaman Gazetesi abonesi olmak gibi hiçbir yasanın suç saymadığı şeylerden 10 yıl hapis cezası almıştı.

2018’de beyin kanaması geçirdi, yatalak kaldı, bakıcıyla yaşamaya başladı. Buna rağmen 2023’te bir sabah hasta yatağında gözaltına alındı. Sedyeyle cezaevine götürüldü. Kapalı görüşe bile sedye ile çıkarıldı. Kalp krizi, beyin kanaması geçirdi.

Bırakın doktoru, çıplak gözle bakan herkesin bile anlayabileceği şekilde ağır hasta olmasına rağmen ‘cezaevinde kalabilir’ raporu verildi. İşte o Mustafa Türk, Ramazan Bayramı’nın birinci günü vefat etti.

‘AKP’nin vicdanı’ denen Bülent Arınç ise ‘dostlar alışverişte görsün’ babında birşeyler söyleyip çıktı. Eğer vicdan taşısaydı sesini yükseltir, ortalığı ayağa kaldırır gerekirse Saray’ın kapısını aşındırır ve bu zulme itiraz ederdi. Ama etmedi.

Sadece ona mı?

Kapısını çalan ve yardım isteyen bir dostunun oğluna, “Bir kağıda bu da geçer ya Hu!” yazıp hücre duvarına assın!” cevabı veren de aynı Arınç’tı.

ÇÖKME, YAĞMA, GASP VE İFTİRA TAM GAZ 

AKP’lilerin sık sık kapısını çalıp elini öptüğü, hayır duasını aldığı Melek İpek ilerleyen yaşına rağmen cezaevinde. Rahmetli eşinden kalan ve  oğulları Akın ve Tekin İpek’in alınteri ile büyüttüğü şirkete çökenler ise Instagram’da story atıyorlar! Gasp ettikleri medya aracılığıyla atılmadık iftira, edilmedik hakaret bırakmadılar.

Öğretmen Gökhan Açıkkollu’da gördüğü işkenceye dayanamayarak hayatını kaybetmişti.

İşkence ile öldürüp ‘hainler mezarlığı’na gömmeye çalıştıkları daha sonra “Pardon, sen masummuşsun!” deyip göreve iade etmek istedikleri öğretmen Gökhan Açıkkolu vicdanlarına dokunmadı bile…

8 yaşında kansere yakalanan, göz göre göre tedavisi engellenen, hapisteki babasına hasret dünyadan göçen Ahmet Burhan Ataç bile vicdanlarını harekete geçiremedi.

14 yaşındaki Berk, tutuklu KHK’lı anne babasının yolunu gözlerken ağlaya ağlaya öldü. Babası cezaevinden elleri kelepçeli getirildi, oğlunun mezarına toprak atarken bile kelepçesini çözmediler.

Diyarbakır’ın sevilen simalarından, hayırsever Yahya Bayat bir dönem Kürtlere yapılan ağır işkencelerle ünlü Diyarbakır Cezaevi’nde kalp krizi geçirip hayatını kaybederken onu tanıyan hiçbir AKP’linin vicdanı harekete geçmedi memleketinde.

Aileler perişan oldu. Anne babalar tutuklandı, çocuklar ortada kaldı. Eşi tutuklanan, engelli oğluyla yalnız kalan Seher Baş girdiği bunalımdan çıkamadı, önce oğlunu sonra kendini vurdu.

Lafa gelince ‘Cennet kuşu’ dedikleri küçük çocukların cansız bedenleri Meriç’ten, Ege’nin soğuk sularından toplandı da yine kılı kıpırdamadı AKP’lilerin. Hatta cenaze arabası bile vermediler. Bir çok şehirde cenaze namazlarını bile kıldırmadılar.

Urfanın bir köyünden gelip Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ni birincilikle bitiren, TUS’ta Türkiye 3.’sü olan doktor İbrahim Halil Özyavuz cezaevinde ölü bulundu.

Vücudunda işkence izleri vardı ama ailesine “İntihar etti!” denildi.

HER YER DRAM HER YER GÖZYAŞI

Kur’an kursu öğretmenleri Rukiye Öztürk ve Nesrin Gençosman, mağdur ailelere destek için çiğköfte yapıp satan İngilizce öğretmeni Halime Gülsu cezaevinden tabutla çıkabildi.

Cezaevinde ilaçları verilmeyen Halime Gülsu da hayatını kaybetti.

12 yaşındaki Furkan beyin kanseriydi ve tedavi için yurtdışına gidiyordu. Havaalanında pasaportuna el kondu. Tedaviye gidemeyen Furkan’ın hastalığı ilerledi ve hayatını kaybetti. Yüzüne bakmaya kıyamayacağınız Furkan’ın küçük tabutu bile etkilemedi onları.

Ya Meriç’te batan botta üç küçük çocuğuyla hayatını kaybeden öğretmen Akçabay ailesinin dramı! O çocukların nehirden toplanan cesetleri bile etkilemedi AKP’lileri.

Sokağa çıkma yasağında öldürülen ve cesedini kokmasın diye buzdolabında saklayan Cemile Çağırga’nın yürek yakan feryatları da uğramadı AKP mahallesine.

Her fırsatta ‘benim başörtülü bacım’ diyen Erdoğan, yüzlerce başörtülü kadını hapse doldurdu. Çıplak aramaya tabi tuttu. Cinsel tacize, tecavüze uğrayıp hamile kalanlar oldu. Her fırsatta başörtüsü edebiyatı yapan AKP’lilerin kılı bile kıpırdamadı.

Çünkü onlara göre Saray’a biat etmiyorsa katli vacipti. Hatta önde gelen ‘hoca’ları meydanlarda, “Bunların karıları kızları da size helal!” diye fetvalar verdiler. Böyle yüzlerce örnek sayarım. Cezaevleri on binlerce masum insanla dolu.

Sürgünde memleket ve aile hasretiyle hayatını kaybetmiş yüzlerce kişi oldu. Şahsen tanıdıkları insanların dramlarına hiçbir şey demedikleri gibi haklarında pervasızca iftira ettiler. Vefat etmiş insanların ardından benim hatırlatma babından bile buraya alıntılama yapamayacağım küfürler, hakaretler ettiler.

Aslında Mümtaz’er Hoca’nın uzaklara gitmesine gerek yok. Kendi hikayesi bile hüküm vermeye yeter. Erdoğan’ın zulme uğradığı dönemlerde yanındaydı Mümtazer Hoca. Kendisini çok iyi tanıyorlardı.

Fakat ne zaman Reza Zarrab’ın önüne yattılar, paraları sıfırlarken suçüstü yakalandılar, Mümtazer Hoca da bir anda ‘terörist’ oldu. Cezaevinde hastalandı tahliye etmediler, cenazesi oldu izin vermediler. Duruşmalara hastanelere azılı bir suçlu gibi kelepçeli götürüp getirdiler…

Mümtaz’er Hoca nerde gördü vicdanı kanayan AKP’lileri bilmiyorum ama ben yıllardır ‘zirvesinden zırvasına’ zalimler sürüsü görüyorum. Onların  tek derdi koltukları, cüzdanları ve iktidarları.

Allah’tan çok Erdoğan’dan korkuyorlar. Eğer kanayan bir vicdanları olsaydı sağda solda konuşurlar, bir şekilde Erdoğan’ın kulağına gidecek şekilde dile getirirlerdi. Erdoğan tabanda böyle ‘kanayan bir vicdan’ görse emin olun harekete geçerdi. Sonuçta Erdoğan için aslolan iktidarını sürdürmek.

Onun için her oy değerli. Fakat öyle bir şey yok. Bakmayın Gazze için duyar kastıklarına. Böylece kendi vicdanlarını rahatlatma derdindeler.

Şundan da emin olabilirsiniz; Erdoğan güçten-iktidardan düşsün bugünün ‘Akperestleri’ yarın hep birlikte nedamet getirip, “Biz aslında tasvip etmiyorduk ama korktuk, Reis bizi kandırmış!” diyecekler.

Fakat bugünün Türkiye’sinde vicdanı kanayan bir AKP’li olduğunu düşünmüyorum. Çünkü kanayan vicdan görülür, hissedilir dahası fark edilir.

7 YORUMLAR

  1. sonra da gel zamanı gelince hakkınızı helal edin de. nah ederim oçlere. hepsini Kahhar ismine havale ediyorum Allah’ım. daha beter et ölümleri böğüre böğüre olsun.

  2. Adem Bey’in her bir cümlesine katılıyorum. AKP isimli parti görünümlü hırsız çetesine mensup olan birinin vicdanı olmaz. Vicdanı olan da AKP’li olmaz. Münafık domuzlardan merhamet ve insanlık beklemek abestir. Onlara bu zulümlerin hesabını sormak boynuma borçtur. Kim affederse etsin ben affetmeyeceğim.

  3. Adem bey sizde yazılarınızla mazlumların vicdanı oldunuz. Allah razı olsun. Biatların bedel ödeyeceği, ödül verileceği bir aleme gidiyoruz. Hocaefendi ve hizmet bize yeter. Kumpaslar, zulümler, rant ve rüşvetler onların olsun. Vesselam

  4. Cok tesekkurler, hatırlattiginiz icin. Daha burda adı geçmeyen, yüzlerce asker, MİT mensubu, yargıç işkencelerde ya kaybedildi ya öldürüldü ya tecavüze ugradı.
    Olmayan vicdanları neden kanasın.
    Üstune üstlük magduriyetleri bile Haset etmeye devam.
    Adamlar sıfırdan hayat kuruyor yaban ellerde, dilini adetini bilmedigi toplumlarda, terleri topuktan cıkıyor, öz beyinlerini kusuyorlar, bunlar yine haset, yine haset.
    Hasetlerinde ve kinlerinde boğulsunlar, bir zaman Kızıldenizde boğulanlar, Tufanda boğulanlar gibi..

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin