Müsavat Dervişoğlu’dan Akın Gürlek tepkisi: ”Davaların siyasi yönünü resmileştirmiştir”

Hukuksuz operasyonlarıyla bilinen İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek’in AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından Adalet Bakanı olarak atanmasına tepki gösteren İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, “Yeni kabine değişikliği ucube Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ndeki illüzyondan başka bir şey değildir. Ana muhalefet partisine yönelik en büyük hukuki süreçleri yöneten bir ismin Adalet Bakanı olarak görevlendirilmesi bu davaların siyasi yönünü de somutlaştırmış ve resmileştirmiştir” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

Dervişoğlu’nun konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

“İMAMOĞLU’NUN AİLESİNE YAPILANLARA BİR BAKIN, ALLAH’TAN REVA MIDIR?”

“Ekrem İmamoğlu’na değil, ailesine yapılanlara bir bakın. Allah’tan reva mıdır? Siyaset, hesaplaşmayı aileler üzerinden yürüttüğü anda meşruiyetini kaybeder. Devlet, hukukun dışına çıktığı anda güçlü değil, korkak olur. Suç varsa elbette ki soruşturulur. Ceza varsa, gerekiyorsa elbette verilir ama hukukla, adaletle verilir. İntikamla, gözdağıyla, ibretlik işlerle değil. Vicdanla ve yasayla verilir. Bu ülkenin ihtiyacı daha fazla korku değil, biraz olsun adalettir.

KABİNE DEĞİŞİKLİĞİ UCUBE CUMHURBAŞKANLIĞI HÜKÜMET SİSTEMİ’NDEKİ İLLÜZYONDAN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR

Tam gece yarısı kabinede bir değişiklik yapıldı. Önemli iki bakan görevlerinden alınarak yerlerine yenileri getirildi. Tek bir kararnameyle, tek bir imzayla, tek bir kararla. Tek adam rejimleri öyledir. Tek adam rejimlerinde biri gider, diğeri gelir. İsimlerin, şahısların hiçbir önemi yoktur. Kabinenin başı haricinde hiçbir değişiklik de bağlayıcı değildir.

Bütün bakanlıklar artık siyasi unsur haline gelerek Cumhurbaşkanı’nın talimatlarını yerine getiren temsil makamlarından öte bir anlam ifade etmemektedir. Bu açıdan yeni kabine değişikliği ucube Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ndeki illüzyondan başka bir şey değildir.

”AKIN GÜRLEK’İN ADALET BAKANI OLARAK GÖREVLENDİRİLMESİ DAVALARIN SİYASİ YÖNÜNÜ RESMİLEŞTİRMİŞTİR”

Ancak ana muhalefet partisine yönelik en büyük hukuki süreçleri yöneten bir ismin Adalet Bakanı olarak görevlendirilmesi bu davaların siyasi yönünü de somutlaştırmış ve resmileştirmiştir. İktidar, muhalefete yönelik sistematik baskısını resmi hale getirmekten ve bunu aleni olarak sergilemekten çekinmemektedir. Davayı açan kişi, dava süreci başlamadan, davayı yürütecek hakimlerin başına geçiyor düşünebiliyor musunuz? Aynı zamanda bu kişi, olası karar süreçlerine dair bütün itiraz makamlarının da odağında yer alıyor. Yani size dava açan, sizinle ilgili kararı verecek olan makamın üstünde ve karara itiraz edebileceğiniz makamların merkezinde konumlanmış durumda. Böylesi bir ortamda hiçbir süreçten Türkiye’ye demokrasi ve huzur ortamının çıkmayacağı da anlaşılmış olmaktadır.

”AÇLIK SINIRININ ALTINDAKİ MAAŞLARLA MI O ÇOCUKLARIN KARNI DOYACAK?”

Biliyorsunuz veri açıklamakta da meşhurlar. Tarih gibi rakamları da tahrif etmekte mahirler. Nüfus verileri açıklıyorlar. Facia öylesine büyük, öylesine acı verici ki bunu tamir etmekte o kadar zor ki ne desem az geliyor vallahi. Halen kimlerin kaçak yolla bu ülkeye girdiğini, kaç kişi olduklarını, hatta nerede olduklarını dahi doğru dürüst bilmiyoruz. Emin olun bunlar da artık bilmiyorlar. Yeni Türkiye işte; yaşlanan ve azalan Türkiye. 25 senede nüfus artışı yok olma noktasına gelmiş. Bunun için bile Türk milletini azarlıyorlar. Diyorlar ki ‘Ey vatandaş çocuk yap. Üç yap, beş yap.’ Nasıl mesela, nasıl? Asgari ücretin kirasını ödemeye yetmediği 1+1 evlerde mi büyüyecek aileler? Yoksa her an deprem korkusuyla yaşanan o metruk binalarda mı? Terk edilmiş ya da betona teslim edilmiş, adeta yok olmuş köylerde mi büyüyecek aileler? Çeyrek asırda dönüm noktası olabilecek onlarca fırsatı heba ettiler. Tarımda, sanayide, turizmde onlarca sektörde bambaşka bir Türkiye ortaya çıkabilirdi. Sanayi devi çıkmasa doğa turizm cenneti, yazılım olmasa biyoteknoloji merkezleri ortaya çıkardı. Ama hepsini bir şekilde harcayıp yüzde 1’i İsviçre, yüzde 9’u Dubai gibi yaşayan; yüzde 90’ı ise Afrika ve Hindistan’la yarışan bir ülke yarattılar. Şimdi kentsel dönüşümün de sonu aynıdır. Oysa bambaşka bir Türkiye mümkündür. Anadolu’ya yeniden yerleşmek için birbirinin tekrarı zevksiz ve mutsuz binalar yerine mamur, yeşil şehirler için bu bir fırsattır. Ama o fırsatı yine harcıyorlar. Söyleyin, hangi geleneğimizdir bu ortaya çıkan garabet? Hangi mimarimiz, hangi ustalığımızdır? Hangi sanatımızdır, hangi kültürümüzdür? Diyorlar ki ‘Ey vatandaş çocuk yap.’ Tarımı bile isteye sıfır noktasına getirdiler. O çocuklar nereden geldiği, nasıl yetiştirildiği belli olmayan zehir dolu sebze ve meyveyi mi yiyecek? Açlık sınırının altındaki maaşlarla mı o çocukların karnı doyacak? Dünya doyarken Türkiye neden açtır, soruyorum sizlere? Dünya fiyat istikrarına doğru yol alırken Türkiye neden her ay yeni bir enflasyon rekoru kırmaktadır? Sebebi kader değildir, coğrafya da hiç değildir. Sebebi aslına bakarsanız dış güçler de değildir. Bu fark iklimden değil, savaştan değil, kaderden değildir.

”BUGÜN HER ŞEY BİTMİŞ, SIRA DEVLETİN YAPTIĞI YOLLARA VE KÖPRÜLERE GELMİŞTİR”

Mazotu pahalı, gübresi pahalı, ilacı dövizle alan bir üreticiye ‘Üret’ diyemezsiniz. Yasal ve anayasal hak olan destekleri vermeyip sonra da ‘Çiftçi neden ekmiyor?’ diye sorgulayamazsınız. Ramazan ayında ihracatı yasaklayıp ‘Et fiyatını ucuzlattık’ diye bir başarı öyküsü yazamazsınız. Sorunları yeniden ve yeniden üreten bir sorumsuzluğu; sözüm ona bağdaş kurup oturduğunuz taşımalı iftar sofralarında aklayamazsınız. Ey vatandaş çocuk yap! Peki o çocuklar nerede okuyacak? Tuvaletine sabun dahi koyamadığınız o okullarda mı? Okuduğunda ne yapacak mesela? Kurye olup ölecek mi? Kasiyer olup sürünecek mi? Yoksa 6 milyona katılıp ev genci mi olacak? Ona çizdiğiniz yol nedir? Geleceğine kurduğunuz köprü nerededir? Söyleyeyim; o yollar, köprüler ya özelleşmiştir ya da özelleştirilmek ve satılmak için sıradadır. Bugün her şey bitmiş, sıra devletin yaptığı yollara ve köprülere gelmiştir. Her yıl 100 milyardan fazla para geçilmeyen yollara gitmekteyken, misliyle hastanelerimizin kiraları verilmekteyken, onlarca projeden milyarlarca lira yok olmaktayken bir aylık faize bile karşılık gelmeyen bir bedelle köprüleri ve otoyolları satmaya kalkıyorlar. Peki, bu vatanın birikimiyle, çalışanın kazancından ödediği vergiden, yediğinden, içtiğinden kesilerek yapılmış Boğaz köprülerini ve otoyolları bugün özelleştirmek bir vatan meselesi, bir namus meselesi değil midir? Cumhuriyetin asırlık birikimlerini yok ettiniz; Telekom’u, Tank Palet’i, SEKA’yı, Eti Maden’i… Satmadığınız değer bırakmadınız. Limanlarımız, tersanelerimiz elimizden gitti. Bunlar saymakla bitmez. Özelleştirdiğiniz hizmetlerin başka yüzünü daha söyleyeyim size. Elektriği özelleştirdiniz; üretimi ayrı, dağıtımı ayrı hale getirdiniz. Şehirlisi ayrı, köylüsü de ayrı kan ağlıyor şimdi. Muhatap yok, sorumlu yok. Daha kaç gün oldu, araç muayene istasyonunda linç edildi bir polisimiz? O Deli Dumrul istasyonları belki böyle hatırlarsınız. Artık o kurduğunuz, rant için kurduğunuz müesseseler insanımızın hayatına sebep oluyor hayatına! Kendinize gelin!

Bu memlekette özelleştirme diye kamunun tekelini yandaş tekeline çevirmek, hesap sormamak, milleti kazıklamak, buna göz yummak, o maddi kaynağı emekliden, çalışandan esirgeyip rant olarak dağıtmak soruyorum size vatanına ihanet değil midir? Vatanına ihanet değil midir değerli dava arkadaşlarım? Yaşadığımız denetimsizlik cinayete azmettirmek değil midir? “

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin