Menemen olayı komplo mu?

DR. YÜKSEL NİZAMOĞLU | YORUM

Menemen Olayı dindar kesimde ciddi bir travma meydana getirmiştir. Özellikle Asteğmen Kubilay’ın öldürülüş şekli ve Halidi şeyhi Erbilli Esad Efendi ile bağlantı kurularak dönemin en gözde tarikatının suçlu ilan edilmesi büyük bir şok oluşturmuştur.

Bu durumda dindar hatta sağcı kesim hiçbir şekilde olayın sorumlusu olarak Esad Efendi’yi görmemiş ve olayın bir “komplo” olduğu görüşünü öne çıkaran yayınlar yapılmıştır.

Bu yazıda hadisenin komplo olduğuna ve önceden planlandığına dair iddialar ele alınacak, sonraki yazıda ise Harp Divanı tutanaklarından hareketle olayla ilgili soru işaretleri ve özellikle Esad Efendi ile nasıl bir bağlantı kurulduğu açıklanmaya çalışılacaktır.

SON DEVRİN DİN MAZLUMLARI 

Muhafazakâr kesimin bu alandaki başyapıt denebilecek eseri Necip Fazıl Kısakürek’in kaleme aldığı ve 1969 yılında yayınlanan “Son Devrin Din Mazlumları” adlı kitaptır. O, bu eserinde bütün dindar kesimlerin hatta 31 Mart Olayından itibaren “zulme uğramış” bütün mazlumların sesi olmayı amaçlamış görünmektedir. Kısakürek’in edebi kabiliyetinin de etkisiyle bu eser dindar ve milliyetçi kitle için bir başucu kitabı olmuştur.

Kısakürek eserinde İskilipli Atıf Hoca, Bediüzzaman Said Nursi, Süleyman Hilmi Tunahan gibi “mazlumlara” yer verir. Ancak o bir “aksiyon adamıdır” ve “Ulu Hakan Abdülhamid Han” eserinde dediği gibi yazdıklarını temellendirmek için “bibliyografya ve dipnot” göstermeye ihtiyaç duymaz.

Kısakürek Menemen Olayı için çok net bir değerlendirme yapar: “1930 yılının aralık ayının sonlarına doğru Menemen’de cereyan eden hadise, birkaç serseriye yaptırılmış böyle bir tertip içinde başka bir şey değildir ve olanca gayesi büyük ve kuvvetli sandıkları din adamlarını ortadan kaldırmak olmuştur. (…) Evet, bütün şahsiyetli Müslümanları, bilhassa Nakşibendî tarikatı büyüklerini ortadan kaldırmak için hükûmetçe düzenlenen Menemen vakası tertiplerin en vicdansızını teşkil eder”. 

Kısakürek’e göre “tertibin” birkaç nedeni vardır: Birincisi 12 Ağustos 1930’da kurulan muhalefet partisi Serbest Cumhuriyet Fırkası (SCF) Menemen’de ciddi bir karşılık bulmuştur (Hatta belediye başkanlığı seçimini de SCF kazanmıştır).

İkincisi ise tek parti iktidarının bugün çok kullanılan ifadeyle “kumpas kurmasıdır”. CHP’nin önde gelenlerinden Şükrü Kaya, Mahmut Esat Bozkurt ve Vasıf Çınar Bursa’da büyük bir kalabalığı görmüşler ve kalabalığın o sırada bir otelde kalmakta olan Erbilli Esad Efendi’yi ziyaret etmek isteyen kişiler olduğunu öğrenmişlerdir.

Burada alınan kararla; Menemen’de bir “kıyam” çıkarılacak ve “din elebaşıları birer birer ezilecektir”. Kısakürek, Menemen kumpası planlamasının şahitleri olarak, eserin yazıldığı tarihte hayatta olmayan Hasan Basri Çantay (1887-1964) ve Salih Yeşil’in (doğrusu Mehmet Salih Yeşiloğlu, 1872-1954) isimlerini verir.

Ardından görevlendirilen gizli ajan, Menemen’deki en uygun yer olarak camiyi belirlemiş; Manisa ve Menemen’in köylerinden de olayı gerçekleştirecek “cahil, esrarkeş, sefil takımından” Derviş Mehmet ve arkadaşlarını bulup onlara planı tatbik karşılığında para teklif etmiş hatta kan akıttıktan sonra hemen kaçmalarını tembihlemiştir.

Kısakürek’e göre; bu gizli ajan Menemen’de yaşanan faciayı yönlendirip Kubilay’ın öldürülmesi sonrasında askerlerinin de kaçmalarını organize ediyor.  Hatta olaya karışanlardan Zeki Mehmed kelepçelenirken “hani bize para vereceklerdi” diyor. Ayrıca garnizondan istenen kuvvetler geç geliyor.

Kısakürek daha sonra olayın meydana gelişine dair savcının mütalaasını aktarır.  Ardından da olaya dair bilgileri Manisa’ya konferans için gittiğinde olaya şahit olan yaşlı kişilerden aldığını belirtir.

Ayrıca geçen yazıda bahsettiğimiz 18 Ağustos 1930 tarihli Vakıt gazetesindeki “Yüzlerce Müridi Olan Şey Kim” başlıklı habere yer verir. Gerçekten de bu yazının Esad Efendi’nin Menemen Olayı’nda hedef alınmasında etkili olduğu söylenebilir. Çünkü yargılamada, İstanbul Polis Müdüriyetinden bu yazı için ne yapıldığı sorulmuştur.

Müdüriyet cevabında; yazıda bahsedilen kişinin tekkelerin kapatılmasından önce de “tarassut altında bulunan Erbilli Esad Efendi” olduğunu, Konya ve diğer mahallerden birçok zenginin ziyarete gelerek para yardımında bulunduğunu ve bu bilgilerin “şeyhin yanına hizmetli olarak sokulan bir kadından” alındığını belirtmiştir. Kısakürek bu rapora da eserinde yer vermiştir.

Kısakürek şeyhin hastanede “damar içi şırınga ile” öldürüldüğünü ve böylece Divan-ı Harp’te “tek kelime edemediğini” yani savunma yapamadığını yazmaktadır. Ancak tutanaklar incelendiğinde şeyhin savunma yaptığı ve idama mahkûm edildiği görülmektedir. Zaten o da eserinde idam listesinde Esad Efendi’nin adına yer vermiştir.

Menemen’de idam edilenlerin birisi de Yahudi Haim oğlu Jozef’tir. Kısakürek Jozef’in idam sebebini“mahut serserilere ip satmak” olarak yazar. Gerçekte ise Jozef hakkındaki suçlama, Derviş Mehmet ve arkadaşlarını alkışladığı iddiasıdır ve bu suçtan hakkında idam kararı verilmiştir. Muhtemelen cumhuriyet idaresi “SCF üyesi olan bir Musevi’yi” idam ederek azınlıklara da gözdağı vermeyi amaçlamıştır.

Kısakürek, Vakıt gazetesinin Esad Efendi ile ilgili haberine ve konuyla ilgili Polis Müdüriyetinin raporuna yer vermekle konuyla ilgili daha sonra yapılacak çalışmalara yön vermiş gözükmektedir. Kendisinin hem dindar kesimdeki olumlu imajı hem de Esad Efendi gibi bir Halidi şeyhi olan Abdülhakim Arvasi’nin müridi olması, olayla ilgili bilgi almasını kolaylaştırmış olmalıdır.

MENEMEN FACİASININ İÇYÜZÜ

Aslında Kısakürek’ten bir yıl önce de Cevad Rıfat Atilhan, “Menemen Hadisesinin İçyüzü” adlı eserini yayınlamıştı. Atilhan kitabında “Mevzuya Girmeden Lüzumlu Detaylar” adlı bir bölüme yer verir ve okuyucuyu “Dünya Yahudilik ve Farmasonluğu” hakkında bilgilendirir.

Doksan beş sayfa olan kitapta doğrudan “Menemen Olayı” ile ilgili kısım ancak kırk dokuzuncu sayfada başlayıp altı sayfada açıklanmakta ve “İnönizm” başlıklı bölümde yer almaktadır.

O kitabında; Ege’de Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın etkili olmasından dolayı bir intikam hissiyle hareket edildiğini, bu amaçla “üç siyonistle” anlaşıldığını ve olayın, bir ihtilal senaryosuyla “mukaddesatçı Türkleri ezme” amacıyla tertiplendiğini iddia etmektedir.

Bu senaryo Başbakan İnönü’nün onayıyla “siyano-anarşist Jozef ve yüzlerce dönmeyle birlikte saf, cahil, ücretli ajanlar tarafından” uygulamaya konulmuştur. Olay sonrasında da kısa bir süre içinde otuz bin kişi tevkif edilmiştir. Ancak tertipçiler, kendi adamları Yahudi Jozef’i bile idamdan kurtarmamışlardır.

Yine Atilhan’a göre olayın tertiplenmesinde temel amaçlardan birisi de “Nakşibendi” olan Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak’ı görevinden uzaklaştırmak ya da en azından yetkilerini sınırlamaktır. Tahmin edileceği gibi Atilhan da olayı açıklarken herhangi bir kaynak ya da belge göstermemiştir.

Menemen Olayı ile ilgili bir diğer yayın, öncekilere göre daha yeni olup Mustafa İslamoğlu tarafından yazılan “Devrimlere Tepkiler ve Menemen Provokasyonu” adlı eserdir. Kitabın adından da anlaşılacağı gibi İslamoğlu da Menemen’de bir komplo kurulduğu ve amacın da “Şeyh Esad ve müritlerini yok etmek” olduğu düşüncesindedir.

O da eserinde Kısakürek gibi Vakıt’ın haberini (18 Temmuz 1930 yerine yanlış olarak 18 Kanunuevvel (Aralık) 1930 tarihini vererek) aktardıktan sonra Polis Müdüriyetinin raporuna yer verir. Yine Kısakürek gibi Esad Efendi’nin evinden alındıktan sonra özel bir hücrede tutulduğunu, mahkemeye çıkarılmadığını ve enjektörle verilen zehir sonucu zehirlendiğini yazar. Halbuki Esad Efendi yukarıda ifade ettiğimiz gibi Harp Divanı’nda savunma yapmıştır.

İslamoğlu da Kısakürek gibi haklı olarak Derviş Mehmet ve adamlarının esrarkeş olduklarına vurgu yapar. Ayrıca onun İstiklal Harbi esnasında Çerkez Ethem’in kuvvetlerine katıldığını ve Yeşil Ordu’ya mensup olduğunu belirtir.

Derviş Mehmet’in yanındakilerden Mehmet Emin’in “hani bize para vereceklerdi” şeklinde tepki gösterdiğini hiçbir kaynak göstermeden aktaran İslamoğlu’nun diğer tespiti ise yerinde olup Jandarma Komutanı Yüzbaşı Fahri Bey’in olayı gördüğü halde birliğine dönmesidir. Bu konuda Milliyet’in 30 Kanunuevvel 1930 tarihli nüshasında yer alan “Henüz üzerinden kalkmayan şüpheler” başlıklı bir yazıyı aktarmaktadır.

Kubilay Asteğmen

Yazıya göre, kumandan jandarma neferlerini odasına almış ve kapıyı kilitleyerek olayı seyretmiştir. Devamında da Fahri Bey’e hiçbir şey yapılmadığını, sadece Menemen’den alındığını yazmaktadır. Gerçekten Fahri Bey’in bu davranışı, üzerinde düşünmeye değer bir soru işaretidir. Ancak Fahri Bey’in sorgulanmadığı iddiası doğru değildir. Fahri Bey tutuklanmış ve 1. Kolordu Askeri Mahkemesi tarafından yargılanmıştır.

İslamoğlu’nun diğer iddiası ise olayla ilgili ayrıntılı bilginin hemen ertesi günkü yani 24 Aralık 1930 tarihli Yeni Asır gazetesinde yer aldığı şeklindedir. Ancak yazar, Yeni Asır gazetesinin İstanbul’da yayınlandığını zannettiğinden bunu olayın bir komplo olmasının delili olarak gösteriyor. Halbuki Yeni Asır bir İzmir gazetesi olduğundan, daha ayrıntılı bilgi vermesi hayatın olağan akışına uygun gözükmektedir.

Hasan Kâmil Yılmaz da DİA’da yer alan “Esad Erbilî” biyografisinde “mahkeme zabıtları açıklanmadığından Esad Efendi ile oğlu hakkında verilen idam cezasının hangi delillere dayandırıldığı, olayla ilgilerinin olup olmadığı anlaşılamamıştır” demektedir.

Bu yazıda özetlediğimiz gibi dindar ve sağcı kesimin Menemen Olayına ait değerlendirmelerinde “komplo vurgusu” öne çıkmakta ancak buna dair yazılı bir kaynak belirtilmemektedir. En önemlisi de Derviş Mehmet ve arkadaşlarıyla Erbilli Esad Efendi ve oğlu Mehmed Ali arasında nasıl bir bağlantı kurularak haklarında idam kararı verildiği net bir şekilde ortaya konulmamaktadır.

Halbuki olayın meydana geliş şekli ve yargılamaların detaylarına Harp Divanı tutanaklarından ulaşılabilmektedir. Bundan sonraki yazılarda tutanaklardan hareketle olayın “komplo olup olmadığını” ve asilerle Erbilli Esad Efendi ile nasıl bağlantı kurulabildiğini açıklamaya çalışacağız.

Kaynaklar: TBMM Zabıt Ceridesi (1931), Devre: III, İçtima: 4, C. 25; “Göktaş, V. (2013), Muhammed Esad-ı Erbilî, Ankara, İlahiyat; Yılmaz, H. K. (1995), “Esad Erbilî”, DİA, C. 11, s. 348-349; Kısakürek, N. F. (2012), Son Devrin Din Mazlumları, İstanbul, Büyük Doğu; Atilhan, C. R. (1968), Menemen Hadisesinin İçyüzü, İstanbul, Aykurt; İslamoğlu, M. (1998), Devrimlere Tepkiler ve Menemen Olayı, İstanbul, Denge; (https://www.avlaremoz.com/2025/12/23/bir-irtica-olayi-ve-olayin-yahudi-kurbani-idam-edilen-hayimoglu-jozef-sait-cetinoglu/ (10.1.2025).

Anahtar Kelimeler: Erbilli Esad Efendi, Menemen Olayı.

 

5 YORUMLAR

  1. Esrarkeş bağ işçilerinden oluşan katiller ile uzak bir şehirde oturan bir şeyh efendinin isyan ve cinayet konusunda suç işleme kastıyla işbirliği yaptıklarını gösteren deliller nerede? Şeyhin cinayetin azmettiricisi olduğu konusunda açık ve kesin delillerin olması gerekirdi. Bir kişiyi idamla cezalandıracak heyetin, azmettirme konusundaki delillerini -tabii bu deliller mevcut ise- aleniyete dökmesi, gazetelerde yayınlatması beklenirdi. Böyle bir şey yok. Olayın kumpas olduğunun en açık delili, aslında hiç var olmayan bu irtibattır. Katillerden birinin “Hani bize … lira para verilecekti?” dediğine dair şahitlik yabana atılmamalı. Yazının devamını sabırsızlıkla bekliyorum.

  2. Günümüzün tarikat mensupları bu hikayedekindeki iddialardan çok farklı mı hareket ediyorlar ki, büyük bir hayretle olanları bir komploya bağlamak istiyoruz. Öte yandan güç hırsı için yapılan zulümler ortada değil mi ki komplo değildir diyelim.

    • Menemen olayi cok farkli yalniz. Tamamen suphesiz bir komplodur: Seriat isteriz diye etrafina 6-7 kisi toplayan ve ellerinde sadece 1 tufek ve 1 bag bicagi olan Mehdiyyet iddiasindaki esrarkes Dervis Mehmet, Manisa’dan Menemen’e intikal ediyor. Guya devleti ele gecirecek (!). Ne kadar da 15 Temmuz’a benziyor. Cemaat de guya devleti ele gecirecekti.

      Son yerel secimlerde yukselisinden korkulan Serbest Cumhuriyet Firkasi (SCF), CHP’li basbakan Ismet Inonu’yu iktidari kaybetme korkusu sarmis ve ciddi prestij kaybi yasanmaktadir. Oncesinde de Serbest Firka zaten feshedilmistir. Demokratiklesmeyi icine sindiremeyen, donemin CHP iktidari bir komplo olarak gecerli akce olan seriat tiyatrosunu sahneye surecektir. Nitekim, 7 kisilik ‘Şeriat Ordusu’nun (!) hedefi büyüktür: Ankara’dan sonra Çin’e kadar her yeri Müslüman yaptıktan sonra Avrupa devletlerini dine davet edecekler, Derviş Mehmet’i de Halife ilan edeceklerdi! Kaynak: 1930 Menemen Olayı bir Nakşibendi tertibi miydi? – Ayşe Hür (30 Aralık 2012).

      Menemen’deki askeri boluk esrarkeslere karsi deyim yerindeyse kilini dahi kipirdatmamistir. Esrarkeslerin Menemende birkaç mahalle dolaşmalarına rağmen bundan jandarma kuvvetlerinin haberinin olmaması ve jandarmanın geldikten sonra olaya müdahale etmeden geri dönmesi, komplo iddialarini destekler mahiyettedir. Olay yerine sadece astegmen Kubilay ve beraberindeki tufeklerinde mermi olmayan 26 acemi asker gonderilmistir. Olayi tertip eden bir ajanin varligi da iddialar arasindadir.

      Cahil halk mehdiyyet inanci ile kandirilmistir. Halbuki, esas hedef SCF’nin kapatilmasi ve halkin umitlerinin bastirilmasidir, ki boylece 1950 ye 20 yil daha kadar demokrasi askiya alinmistir. 1950’de iktidara gelen DP ye de en fazla 10 yil tahammul edilebilmistir.

      Donemin ABD Ankara Sefiri olan Joseph C. Grew’e göre “bu hikâyenin gerçekliğinden şüphelenmek için yeterince sebep” vardır![5]. Grew’e göre Menemen olayı meydana geldiğinde bu kez hükümetin hazırlıklıydı ve olaydan fayda sağlamaya kararlı idi. Fethi Bey’in Ege kampanyasından (belki farkına vardığımızdan daha fazla) zarar görmüş olan hükümetin prestijini tekrar teyit etmek için bunu en iyi fırsat olarak görüp, hoşnutsuzluğun açıkça kendini gösterdiği yerlerde derhal sert önlemler alındığının altını çizer.

      15 Temmuz 2016’daki saibeli darbe girisiminin de, benzer sekilde iktidarin kaybettigi itibarini geri kazanmasi plani cok benzerdir. Egemenlerin ulkemizde demokrasi ve ozgurluge (inanc, egitim, serbes ticaret, vb) hic bir zaman izin vermemeleri, 10 yillik Cumhuriyet tarihinin en temel politikasi haline gelmistir.

      Kiymetli yazarimizin ve belki bir ekibin bu konuda kapsamli kitap calismalari yapmasi en buyuk temennimizdir. Cunku, “gercekler ortaya cikinca bugunku kahramanlarin (!) hain olduklari gorulecektir.”

      Vesselam…

    • Menemen olayi suphe goturmez bir komplodur: Seriat isteriz diye etrafina 6-7 kisi toplayan ve ellerinde sadece 1 tufek ve 1 bag bicagi olan Mehdiyyet iddiasindaki esrarkes Dervis Mehmet, Manisa’dan Menemen’e intikal ediyor. Guya devleti ele gecirecek (!). Ne kadar da 15 Temmuz’a benziyor. Cemaat de guya devleti ele gecirecekti.

      Son yerel secimlerde yukselisinden korkulan Serbest Cumhuriyet Firkasi (SCF), CHP’li basbakan Ismet Inonu’yu iktidari kaybetme korkusu sarmis ve ciddi prestij kaybi yasanmaktadir. Oncesinde de Serbest Firka zaten feshedilmistir. Demokratiklesmeyi icine sindiremeyen, donemin CHP iktidari bir komplo olarak gecerli akce olan seriat tiyatrosunu sahneye surecektir. Nitekim, 7 kisilik ‘Şeriat Ordusu’nun (!) hedefi büyüktür: Ankara’dan sonra Çin’e kadar her yeri Müslüman yaptıktan sonra Avrupa devletlerini dine davet edecekler, Derviş Mehmet’i de Halife ilan edeceklerdi! Kaynak: 1930 Menemen Olayı bir Nakşibendi tertibi miydi? – Ayşe Hür (30 Aralık 2012).

      Menemen’deki askeri boluk esrarkeslere karsi deyim yerindeyse kilini dahi kipirdatmamistir. Esrarkeslerin Menemende birkaç mahalle dolaşmalarına rağmen bundan jandarma kuvvetlerinin haberinin olmaması ve jandarmanın geldikten sonra olaya müdahale etmeden geri dönmesi, komplo iddialarini destekler mahiyettedir. Olay yerine sadece astegmen Kubilay ve beraberindeki tufeklerinde mermi olmayan 26 acemi asker gonderilmistir. Olayi tertip eden bir ajanin varligi da iddialar arasindadir.

      Cahil halk mehdiyyet inanci ile kandirilmistir. Halbuki, esas hedef SCF’nin kapatilmasi ve halkin umitlerinin bastirilmasidir, ki boylece 1950’ye kadar 20 yil daha demokrasi askiya alinmistir. 1950’de iktidara gelen DP ye de en fazla 10 yil tahammul edilebilmistir.

      Donemin ABD Ankara Sefiri olan Joseph C. Grew’e göre “bu hikâyenin gerçekliğinden şüphelenmek için yeterince sebep” vardır![5]. Grew’e göre Menemen olayı meydana geldiğinde bu kez hükümetin hazırlıklıydı ve olaydan fayda sağlamaya kararlı idi. Fethi Bey’in Ege kampanyasından (belki farkına vardığımızdan daha fazla) zarar görmüş olan hükümetin prestijini tekrar teyit etmek için bunu en iyi fırsat olarak görüp, hoşnutsuzluğun açıkça kendini gösterdiği yerlerde derhal sert önlemler alındığının altını çizer.

      15 Temmuz 2016’daki saibeli darbe girisiminin de, benzer sekilde iktidarin kaybettigi itibarini geri kazanmasi plani cok benzerdir. Egemenlerin ulkemizde demokrasi ve ozgurluge (inanc, egitim, serbes ticaret, vb) hic bir zaman izin vermemeleri, 10 yillik Cumhuriyet tarihinin en temel politikasi haline gelmistir.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin