SEVİNÇ ÖZARSLAN – HABER YORUM
Cezaevinin kapısından mutlu bir şekilde çıkan Abdullah Şen amcanın yüzündeki tebessüme bakmayın. Hangi şartta olursa olsun ‘hamd’ etmesini bilen insanların mutluluğu var yüzünde.
On yıl önce kan kanseri teşhisi konulan ve hasta olmasına rağmen tutuklanan Abdullah Şen’in cezası, 1 Ağustos’ta Resmi Gazete’de yayınlanan kararla kaldırıldı.
Üç yıldır tutuklu bulunduğu Konya Seydişehir Cezaevinden 2 Ağustos 2025’te tahliye edilen Abdullah Şen, tahliye olacağını o sabah göz muayenesi için hastaneye götürüldüğü zaman öğrenmiş ve inanamamış.
Diyor ki, “Kahvaltı yaptık. Tahminen saat 9 civarıydı. Hastaneye götüreceğiz seni dediler. Daha önce Seydişehir’deki hastaneye göz için bir gitmiştim. Hazırlandık, gittik. Orada girişte bir görevli bana söyledi. ‘Şaka yapma, böyle bir şeyden haberim yok dedim, inanamadım.”

İnanaması normal. Şen, üç yıl hapiste kaldı ama nasıl kaldı bir kendi, bir de Allah bilir.
Çıkmasına vesile olan 30 Aralık 2024 tarihli Adli Tıp Raporu’nu almaya giderken neler çektiğini anlatırkenki halini görmeliydiniz.
Bu gidiş gelişler hastaya eziyetten başka bir şey değil.
Konya Seydişehir’den İstanbul’a, tabutluk denilen cezaevi arabasının içinde elleri kelepçeli 800 kilometre yol gitmek, 82 yaşında hasta ve yaşlı bir insana yapılmaz. Ama yapıyorlar. Hem de ‘adalet böyle’ deyip yapıyorlar.
Abdullah amcayı ‘geçmiş olsun’ demek için aradığımda bana söylediği cümlelerden biri, “İkinci gidişimde itiraz ettim, ben gitmek istemiyorum tekrar o yolu dedim. Netice alamayacağımı biliyorum dedim ama zorla götürdüler. ‘Savcının emri var, mecbur gideceksin’ dediler. Biraz kötü bir arabayla gidiyorduk ama ne yapacaksın, sabrediyorduk. Kelepçesiz gidemezsin. Hemen üzerinden kilitliyorlar, hem kelepçe takıyorlar.” oldu.
‘Sürekli hastalık hali’ gerekçesiyle cezası kaldırılan Abdullah Şen, hapiste kaldığı süre içinde İstanbul Adli Tıp’a iki kere götürüldü.
2023 yılında ilk gittiğinde ‘cezaevinde kalabilir’ raporu verdiler. İkincisinde (2024) ‘sürekli hastalık hali mevcut’ dediler. İlk götürüldüğünde de bu rapor verilebilirdi. Verilmedi. Şu anda aynı şeyi tutuklu CHP’li Beylikdüzü Belediye Başkanı Murat Çalık’a yapıyorlar. Gerekçeler hep aynı; siyasi.
İKİ KEZ TUTUKLANDI
Konya’da Gülen cemaatine yönelik soruşturmalar kapsamında 6 yıl 3 ay ceza verilen Şen, cezası Yargıtay tarafından onanınca 2022 yılında tutuklandı. Aslında bu ikinci tutuklanışıydı.
İlk kez, 15 Temmuz’dan sonra ilan edilen OHAL döneminde tutuklandı. Üç ay hapis yattıktan sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.
Kendisine 2014 yılında lösemi teşhisi konulmuştu. Konya Selçuk Üniversitesi Hematoloji bölümünde 3 aylık periyodlarla kontrol altında tutuluyordu.
İkinci kez tutuklandığı dönemde ilk önce bu kontrolleri yaptıramadı. Sonra düzenli olarak 3 ayda bir hastaneye götürdüler. Ama kaldığı ortam hasta, yaşlı ve üstelik bir kanser hastası için uygun değildi. Kimi zaman 29 kişilik koğuşta, yerlere yatak serip yatmak zorunda kaldı.
Kendisine şu an sağlığınız nasıl diye sordum:
“Çok da iyi değil. 82 yaşına girdik. Bundan sonra ne olacak… Kan tahlilleri için üç ayda bir hastaneye götürüldük ama koğuşta 3-4 kişi sigara içiyordu. 24 kişi yarım dairelik bir yerde kalıyorduk. Koğuşun en yaşlısı bendim. Nefes darlığı, astım bazen nüksediyordu, hap kullanıyordum. Son zamanda sağ dizimi kullanamıyorum, sola ağırlığı vererek kalıyorum, yürümede sıkıntı oluyor.” dedi.
ALMANYA’DAN GETİRDİĞİ TÜM BİRİKİMİNE EL KONULDU

Şen, bu hukuksuzluğu maruz kalmak için ne yaptı?
Onun hikayesi Almanya’dan başlıyor. 1969 yılının ekim ayında Almanya’ya işçi olarak giden Abdullah Şen, orada önce cam fabrikasında 10 yıl çalıştı. “Araba, uçak, aklınıza gelen her vasıtanın camını yapıyorduk” diyor.
Sonra lastik fabrikasında 1 yıl, tekstilde 1 yıl görev yaptı. 10 yıl metalde çalıştıktan sonra Mercedes’in içinde taşeron firmaya geçti. En son bu firmadan emekli oldu ve Haziran 2006’da eşini de alıp baba ocağına Konya’ya geri döndü.
Döndükten sonra arabasıyla öğrenci yurtlarına ve evlerine yemek taşıdı. Yaptığı iş bu. Başka bir şey değil.
Hayır işleri mahkemede suç diye karşısına çıkınca, “Hepsini Allah rızası için yaptım. Kızılay gelse ona da yardım ederdim, Türk Hava Kurumu gelse ona da yardım ederdim.” diye kendini savundu.
Ve bu işe nasıl başladığını şöyle anlattı: “Mutfakta çalışan bir arkadaşım vardı. Onun ehliyeti yoktu, benim vardı. O yemekleri yaptı, ben dağıttım. Sonra Antalya’ya gider, öğrenciler için sebze toplardık. Bunlarla uğraşırdım.”
Şen’e ayrıca Bank Asya hesabı, gazete aboneliği, Konya Adliyesi’nin önünde protestoya katılmak gibi gerekçelerle ceza verildi.
Uğradığı manevi zararın yanında maddi zararı da var. Bank Asya hesabında Almanya’da yaptığı birikiminden 32 bin euro parası varmış. O paraya el konulmuş: “Tutuklanınca banka cüzdanına da el konuldu. Bir daha alamadık. Şimdi almak istesen alıyorsun ama o zamanki kurdan ödeme yapıyorlar.”
15 Temmuz’dan sonra kapatılan vakıfların malları bilindiği üzere devlet hazinesine devredildi. Bu vakıflara evlerini bağışlayan genellikle Abdullah Şen gibi 80’li yaşlardaki amcalar, teyzeler maalesef evsiz kaldı.
Kimi evlerinde kiracı konumuna düştü, kimini evlerinden çıkarmak istediler. Abdullah Şen’in de evine hapisteyken el konuldu. Ancak eşi 23 bin 500 euro ödeyerek tapusunu geri aldı.
Yaşlı başlı piri fanileri hapsetmek, yıllarca yaptıkları birikimlerine, evlerine el koymak maalesef ‘adalet, eşitlik, insanlık’ söylemleriyle iktidara gelen Adalet ve Kalkınma Partisi’nin eliyle yapılması çok acı, çok üzücü.
