‘Leman Dergisi’ meselesinde tarafımız belli mi?

SÜHEYLA GÜLTEKİN | YORUM

Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması, CHP’ye kayyım meselesi, ekonominin kötü gidişatı, protestolar derken kendine gündem bulmakta hiç zorlanmayan ülkemiz şimdilerde Leman Dergisi tarafından basılmış bir karikatür sebebiyle çalkalanıyor. Karikatürde özetle yukarıda kanatlı iki insan figürü ve aşağıda savaşan iki toplum yer alıyor.

İnsan olarak resmedilmiş figürlerin kanatlı olması ve isimlerinin ‘Muhammet’ ve ‘Musa’ olması, doğal olarak Peygamber Efendimiz’in (sav) ve Hz. Musa’nın resmedilmiş oldukları algısını oluşturuyor. Alttaki insanlarsa bu peygamberlerin getirdikleri dinler sebebiyle savaşıyorlar gibi sunulmuş.

Yani anlayacağınız, karikatürdeki tek sorun Efendimiz’in resmedilmiş olması değil, aynı zamanda İsrail-Filistin meselesini din savaşıymış gibi gösterirken diğer taraftan sanki taraflar aynı oranda suçlu ya da aynı oranda zarar görüyorlar gibi de gösteriyor olması.

Ne verdiği mesaj hakkaniyetli ya da gerçeği yansıtıyor ne de peygamberlerin resmedilmesine karşı toplum hassasiyeti göz önünde bulundurulmuş. Günün sonunda gayet kalitesiz sayılabilecek bir karikatür, gündeme oturmuş oldu. Verilen tepkiler sonrası Leman, bir açıklama metni yayınladı.

Metin, özellikle benim gibi karikatürü görmeden önce metni görüp okuyanlar tarafından bakıldığında gayet samimi bir özür yazısına benziyor. Ancak karikatürü incelediğinizde bunun öyle olmadığını anlamak uzun sürmüyor. Ben karikatürü, toplumun belirli bir kesiminde -özellikle Akp sonrasında daha da- derinleşen din düşmanlığının sağlıklı düşünme yeteneğini yok edip, kağıda dökülüverilmesi olarak yorumladım. Çünkü normal, sağlıklı bir zihin yapısına sahip, dürtüsel hareket etmeyen insanların Türkiye gibi bir toplumda bunu yapmasının bedelinin ağır olacağını tahmin etmesi zor olmasa gerek.

Toplumun buna karşı genel tepkisi ise beklendiği gibi oldu. Pek çok meselede olduğu gibi bu meselede de canı istediğinde konuyu kolayca düşünce özgürlüğü kapsamına alabilen sekülerler ve kutsallarına ancak kendi mahallesinden olmayan birileri tarafından bir tehdit geldiğinde tırnaklarını çıkaran muhafazakarlar olmak üzere toplum ikiye ayrılıverdi. Tarafların bugüne kadar yaşanan farklı olaylarda verdikleri tepkilere bakarak bu tepkilerinin ilkesellikle ilintili olmadığı rahatça söylenebilir.

Takdir edersiniz ki malum karikatür, Atatürk’ü nahoş gösteren bir içeriğe sahip olsa, bugün o karikatürü düşünce özgürlüğü kapsamına alanların kahir ekseriyetinin olayı aynı genişlikte karşılamayacaklarını tahmin etmek tuhaf bir öngörü olmaz. Aynı şekilde İslamcılık ya da dindarlık kavramlarının en çok yozlaştığı şu dönemde, Bakara-makara rezilliği ve iktidar yanlıları tarafından sahiplenilişi hafızamızdaki tazeliğini hala korurken “Kutsallarımıza zarar veriliyor!” gerekçesini ilkesellik bağlamında değerlendirmek de kezâ zorlayıcı olur.

Burada, Türkiye’de yaşanan hukuksuzlukları birkaç kez dile getirdiği için Efendimiz’e yapılan saygısızlığı sineye çekip Leman’ı haklı çıkarma çabalarını hiçbir şekilde tasvip etmediğimi de belirtmeden geçmek istemiyorum. Bu söylediğim sadece Leman özelinde değil, herkes için geçerli aslında.

Hukuksuzluklara razı gelmeyen kişi ya da kurumlara elbette teşekkür edebiliriz ancak bunun, bizlere onların her görüşlerini tasvip etme zorunluluğu getirmediğinin farkında olmak gerektiğini düşünüyorum. Bu konu ayrıca ele alınması gereken bir konu olduğu için çok açmayacağım ama genel hatlarıyla fikrimi beyan etmeden de geçmedi istemedim.

Tarafların görüşlerinin tutarsızlığı ya da karikatür sahiplerinin özürlerinin geçersizliği bir yana, meselenin en ilgi çekici yanlarından biri de hükûmet tarafından ele alınış şekliydi. Karikatüre tepkiler, yayınlanmasından hemen sonra değil, 4 gün sonra gelmeye başladı.

Sokaklar, daha önce de pek çok olayda olduğu gibi güçsüzü kolayca ezebilecekleri bir fırsat doğduğunda kendilerini teskin etme fırsatını asla kaçırmak istemeyen, çabucak gaza gelip ucuz gövde gösterileriyle kendini cihatta hisseden, özünde normal yaşantısına bakıldığında sünnetle ilişkisi son derece zayıf, kof adamlarla doluverdi ve maalesef Madımak Oteli faciasını hatırlatan görüntüler ortaya çıktı.

Dergi yöneticisi ve karikatüristin de aralarında bulunduğu pek çok kişi Cemaat operaksyonlarında görmeye alışkın olduğumuz bir tarzda ters kelepçeyle gözaltına alındılar. Gözaltılar sırasında her açıya kameramanların yerleştirilmiş olması, emniyet sağlamaya çalışmaktan çok Polat Alemdar’cılık oynuyor görünümü veren emniyet mensupları, operasyonları kırmızı bültenle aranan terör örgütü liderini kıskıvrak yakalamış gibi sunan Bakan Bey’in pohpohlanmayı seven küçük enişte halleri, ülke yönetiminin nasıl boş adamların elinde olduğunu gözler önüne seriyordu.

Leman’la ilgili teyitli olarak öğrendiğim en ilginç detaylardan biri de dağıtımının Berat Albayrak’ın kardeşi Serhat Albayrak’ın sahibi olduğu Turkuvaz Medya, baskısınınsa İhlas Gazetecilik tarafından yapılıyor olmasıydı. Leman’ın genel olarak dindar figürleri çok çirkin çizen ve muhafazakar kitleye karşı nefret boyutunda içerik üreten bir dergi olduğu bilgisi yeni değil. Daha önce Hz. Adem ve Hz. Havva’yı da çok çirkin bir içerikle karikatürize etmişlerdi. O yüzden dağıtımının hâla dindar oldukları iddiasında olan kurumlar tarafından yapılıyor olmasını ilginç buldum. Tabi bunu ilginç bulmanın daha ilginç olduğunu söylerseniz de haksız sayılmazsınız. Kimin elinin kimin cebinde olduğunu asla kestiremeyeceğimiz bir ülkede şaşırılacak pek bir şey kalmadı artık.

Özetle varmak istediğim nokta şu; öyle sıkıntılı durumlar yaşandı ki, siyasilere olan nefretin aslında hiç hak etmeyen kişi ya da kitlelere karşı sevgi ya da orantısız hoşgörüye dönüştürüldüğünü görüyorum.

Oysa biraz detaylı bakarsak kronik hale gelmiş din düşmanlığını bir karikatüre fütursuzca aktaranların da temiz olmadığını, kendi kutsallarına hakaret söz konusu olduğunda tepkileri skolastik dönemleri aratmazken, konu dînî kutsallara hakarete geldiğinde düşünce özgürlüğü falan gibi laflarla çirkinliği hunharca savunanların da temiz olmadığını, din savunuculuğu başlığı altında sokakları nefislerini teskin etme alanına çevirenlerin de temiz olmadığını rahatlıkla görebiliriz.

Bizler meselelere biraz daha ayık olması gerekenler olarak, bunlardan herhangi birine taraf olmak zorunda değiliz…

7 YORUMLAR

  1. önceki yayınlanan karikatürler aklın bir köşesinde iken bakıldığında bahsettiğiniz rezillik sonucu çıkarılabilir. Ama karikatüre tek olarak baktığımda başka bir anlam çıkarıyorum. Evet geçmişi düzgün olmayan Leman ama karikatürdeki karakterler bombalarla ölmüş olarak anlıyorum, ki bu isimlerden çıkarılacak anlamı bence değiştiriyor, isimler savaşın bulunulan tarafını keskinleştirmek için gibi görünüyor, ve selamlaşma da ne kadar yakın olduklarını öne çıkarmak için gibi görünüyor. Herkes farklı birşey görüyor olabilir… bu arada ne yorumları biliyorum, ne de yapılan savunmayı.

  2. Dinicler ile hiç bir konuda ortak sevincim, üzüntüm, tepkim olamaz! O karikatürden önce daha ne haltlar oldu, tepki vermediler. Kur’an kurslarında tecavüzler, Bakara makara diye alçak, lideri ilahlaştırma hitapları dahil neler oldu, tepki vermediler. !5 Temmuz mağdurlarına bırakın desteği, zulümü alkışladılar, alkışlıyorlar. Herkes yoluna!

  3. Sayın yazar,
    Ortada bir zulüm varsa, mazlumun kimliğine ve geçmişte yaptıklarına bakmadan zulüme zulüm demeli değil miyiz?
    Bu şekilde bakmayıp “ama siz de…” diye başlayan beyanların yanlışlığını defalarca yazıp söylemedik mi hep beraber?.
    Kaldı ki leman dergisinin KHK lılar konusunda, filistin meselesinde ve diğer haksızlıklarda kimliğine bakmaksızın mazlumun yanında yer aldığını dair pek çok örnek var.

    Öte yandan:
    1- Karikatürün çizeri ve yayınlayanları “burada çizilen peygamber efendimiz değil, herhangi bir filistinli Muhammed ve herhangi bir yahudi Musa” şeklinde açıklamada bulunmuşken, günler sonra bir operasyonla ortalığı karıştıran birilerinin gazına gelip, niyet okuyuculuğu da yaparak “hayır sen onu değil, bunu kastettin” demek dine ve ahlaka uygun mudur.

    2- Karikatür resim değildir, mesajını, tiplemeleri abartarak vermesi tabiatı gereğidir. Ölen bir filistinlinin ve yahudinin ruhlarının bu şekilde kanatlanarak uçup uçmadığını, konuşup konuşmadığını bilemiyoruz, ama böyle bir ifade tarzı, karikatürün tanımına ve ruhuna aykırı değildir .

    Yazınızın sonundaki “Bizler meselelere biraz daha ayık olması gerekenler olarak, bunlardan herhangi birine taraf olmak zorunda değiliz….” ifadesi bile, “ayık olmak” la ilgili problemlerimiz olduğunu göstermektedir kanaatindeyim.
    Selam ve başarı dileklerimle.

  4. Çok teşekkür ederim. Benzer düşüncelerime tercüman oldunuz. Düşmanımın düşmanı dostumdur, faydacılığına düşmeden, ilkesel duruşumuzu korumalı ve bu ilkelere uyan görüşleri savunmalıyız.

  5. Konu ile cok dengeli ve hakkaniyetli bir yazi olmus. Burdan, eger okuyorsa, Erkam Tufan Bey’e bir mesaj gondereyim:
    “Erkam Bey! Kutsallariniza/inanclariniza, elbette diger insanlar inanmak zorunda degil; fakat sizi rencide edebilecegini dusundugu veya bildigi hususlarda saygili olmak zorunda. Konuyla alakali yayininizda, benim gibi inanmak ve benim hassassiyetlerimle hareket etmek zorunda degil tarzi birseyler soylemistiniz. Tamamen, apolejetik bir tavir.

    Yazarin da bahsettigi gibi, sirf birileri bazi konularda bizi veya belli konulari destekledi diye, tum inanislarimizi, kutsallarimizi egip, bukmek veya onlarin tasdigini umarcasina yaranmamiza gerek yok.

    Senin dinin sana, benim dinim bana. Ben senin dinine/inanisina kufretmiyorum, sen de benimkine kufredemezsin. Eger edersen, ya elimle, ya dilimle, hic yapamazsam da icimden bugz ederek karsi cikarim. Tabii, burda elle karsi cikmayi fiziki darb etme seklinde degil, kanun cercevesinde, hukuki yollarla durdurulmasi, dava edilmesi vs metodlarla anlamak gerek. Kisi, kendi hukukunu uygulamaya kalkamaz, kalkarsa ‘anarsi/kaos’ olur.

    Bunlarin hepsi, tabii ideal ortamlar. Kesinlikle idealden cok çok uzak oldugumuz kesin, ama yine de hakikatin oldugu gibi anlatilmasi/aktarilmasi onemli.

    Yazara tekrar acik sozlulugu ve yalin anlatimi icin tesekkur ediyorum.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin