İnsan yiyen canavar

1915 Ermeni Soykırımı ve sonrasında Türk devletinin sönümlenmeyen yok etme güdüsü

YORUM | PROF. DR. MEHMET EFE ÇAMAN

Geçmişleriyle nesnel ve açık yüreklilikle hesaplaşamayan topluluklar gelişemezi ilerleyemez, daha iyi işleyen politik sistemler kuramaz ve hepsinden daha önemlisi, geçmişte yaptıkları hatalardan ders almadıkları için aynı yanlışları tekrarlarlar. Türkiye böyle bir toplum maalesef ve bunun suçunu sadece devlette veya hükümetlerde aramamak gerekiyor. Özellikle içinde yaşadığımız yüzyılda bilgi herkesi elinin altında, bilgisayar ekranıyla bir tık arasında, ulaşılması gayet kolay bir yerde aslında. Hani 1970’lerdeki veya 1980’lerdeki gibi birilerinin tekelinde ya da bir kütüphanenin tozlu ve kimsenin uğramadığı raflarında değil! Bugün insanlar bilmiyorlarsa, bu bilmeyi istemediklerindendir. Ben buna sanal olarak kafanın devamlı kumda gömülü tutulması diyorum. 

Ermeni Soykırımı 1915’te meydana geldi. Osmanlı İmparatorluğu vatandaşı milyonlarca Ermeni, sadece kimliklerinden dolayı hedef haline getirildi, devlet gücüyle göçe zorlandı, toplu olarak katledildi, işkenceye, kötü muameleye, tecavüze, gaspa uğratıldı. Bu yaşananlar her bakımdan uluslararası soykırım koşullarına tekabül ediyor. Sadece Türkiye’nin yarım ağızla kabul ettiği zorunlu göç olgusu bile soykırımdır. Bir yerli halkın binlerce yıldır yaşadıkları öz yurtlarından topluca koparılıp uzak diyarlara sürülmesi ve etnik homojenleştirici bir politika, tümüyle soykırımdır. Fakat Ermeni soykırımı sadece zorunlu göçten ibaret değil. Toplu katliamlar, göç koşullarından kaynaklı ölümler, yolda çetelerin saldırısına maruz kalan insanların çektikleri eziyetler, tecavüzler, tüm vatandaşlık haklarından mahrum edilerek tümüyle katillerin inisiyatifine terk edilen insanların başına gelen her şey, o dönemki Osmanlı hükümetinin sorumluluğu altındadır. Dahası, Ermenilere yönelik bu dehşet verici politikanın mimarları, ideolojik ve reel politik nedenlerle Ermenilerden arındırılmış bir Türkiye kurma gayretindeydiler. 1900’lerin ikinci on yılında Osmanlı İmparatorluğu’nun gerek iç gerekse dış politikasını belirleyici olarak etkileyen ideoloji, Osmanlıcılık veya İslamcılık değildi, (Pan)Türkçü ideolojiydi. İttihatçı elitlerin çok büyük bir çoğunluğu devletin kozmopolit ve çok kültürlü bir yapıdan mono-etnik bir yapıya dönüştürülmesini doğru buluyordu. İmparatorluk topraklarının homojenleştirilmesi için Türkleştirmeye ağırlık verdiler. 

Ermeniler ve Rumlar, bu dönemde halen birçok bölgede çoğunluğu veya hatırı sayılır bir nüfusu oluşturuyordu. Dahası, Türkçeyi anadil olarak konuşmayan Müslümanlar (Anadolu’da Kürtler ve diğer azınlıklar), Ortadoğu’da Araplar, Kürtler ve Süryaniler, Balkanlarda Arnavutlar ve Boşnaklar, bazı bölgelerde Kafkas Müslüman halkları (Çerkezler, Dağıstanlılar, Çeçenler) vardı. Türkleştirme bunları kapsarken, Hristiyan nüfusun tümden sınırların dışına itilmesi veya “imhası” genel politik yaklaşımın merkezini oluşturacaktı. 

Ermeniler ve Rumlardan kurtulmak için bahaneler gerekiyordu. Osmanlı-Rus savaşı bu bahaneyi altın tepsi içinde sundu. Rus güçleriyle işbirliği yapan Ermeni çetelerin Ermeni nüfusunun yüzde kaçını temsil ettiği veya oluşturduğu ile kimse ilgilenmedi. Ya da Doğu Anadolu’da olan bu olayların karşısında neden Batı Anadolu’daki ya da Orta Anadolu’daki Ermeniler de zorunlu göçe tabi tutuldu, sorgulanmadı. Ermenilerin başına gelenleri sorgulamamak genel geçer yaklaşım oldu. Bu kuralı ihlal edenler tecrit edildi veya dışlandı. Başlarına gelmeyen kalmadı. 

Ermeniler nereye gittiler? Milyonlarca Ermeni’nin yaşadığı Anadolu’da nasıl oldu da bir anda Ermeniler yok oluverdi? Kimse ilgilenmedi. 

Ermenilerin başına gelenlerle ilgilendirtmedikleri kadar, “kötü Ermeni” algısı oluşturmak için ellerinden geleni yaptılar. Ermeni adeta bir küfür halini aldı. “Af edersin Ermeni” söylemiyle vücut bulan bir nefret objesi oldu Ermeniler. 

Aile geçmişini araştıran birçok Türkofon, aile ağacında Ermeni nenelere rastlasa da, çoğunlukla toz kondurmamaya gayret ediyor ve başını öteki tarafa çevirmeyi seçiyordu. Bunların yanında Türk ailelere evlatlık verilen (veya cariye gibi muamele gören ve sürekli tacize uğrayan) Ermeniler ve onların soyundan gelen Türkleşmiş bireyler de zaman zaman medyada yer buluyordu. Dahası Türkiye’de tutunabilmek için mecburen Ermeni veya Rum kimliğini gizlemek zorunda kalmış binlerce insan olduğunu öğrenecektik. Ünlülerinin adını duyabilirdiniz, tanınmayanlarıysa öyle arada ölüp giderlerdi, arkasında bir avuç gözü yaşlı aile bireyi bırakarak. Soyadlarını veya adlarını değiştirenler, vaftiz gibi veya cenaze törenleri gibi dinlerinin gereğini yapamayan, hatta Müslüman gibi davranmak zorunda kalıp Cuma namazlarına falan giden Ermeniler, yaşadıkları baskıları ve zulümleri anlattıklarında ülkedeki “solcu” ve “ilerici” okuryazar kitle de dâhil bin bir dereden sular getirdiler. Toplumun beyni öyle bir yıkanmıştı ki, insanlar çıkıp “bu insanlara yapılan resmen kepazelik” veya “senin derdin bizim de derdimizdir kardeşim” diyemiyordu. Ermeniler atalarının başlarına gelen korkunç soykırımı bile dillendiremiyor, öyle sessizce, belki ucundan kendilerine o dönem yardım etmiş kaymakamları, askerleri falan överek, ancak satır aralarından soykırıma göndermede bulunabiliyorlardı. 

***

Türkiye ne zaman medenileşecek? Ne zaman ilerleyecek? Ne zaman demokratikleşecek? Ne zaman insanı merkezine koyan bir siyasal sistemi inşa edebilecek? 

Türkiye ne zaman Türk-üstünlükçü ırkçılığı tümüyle dışlayacak? Ne zaman kimlik siyasetini terk edecek? Ne zaman ırka veya etnisiteye değil, coğrafyaya, toprağa, üzerinde yaşanan vatana atıfta bulunan, insan hakları ve demokratik normlar ve değerler merkezli bir civic bir kimlik geliştirebilecek? 

Türkiye ne zaman Ermeni soykırımını, Rum soykırımını, Süryani soykırımını, Alevi katliamını, 6/7 Eylül Pogromunu, Varlık Vergisi’ni açıkça kabullenip “hata yapmışız” diyecek, özür dileyecek, mağdurlara veya ardından gelenlere tazminat ödeyecek? 

Türkiye ne zaman tarihine etnik/ırki bir pencereden yaklaşmayı terk edecek? Ne zaman birilerden fethettiği topraklar üzerinden bir üstünlükçü ve fetihçi jargonu kullanmayı bırakacak? Ne zaman “biz bu toprakların yerlileriyiz, Anadolu’nun yerlilerinin torunlarıyız” diyebilme büyüklüğünü ve aklını ortaya koyacak? 

***

Bakın milyonlarca insana zulmedildi 1915’te ve ardından gelen yıllarda. İnsanlar canlarından oldu. Kadınlar, çocuklar, yaşlılar, erkekler – memleketten kardeşlerinizdi, öldüler! Onlardan kalan evlere, işlere, altınlara, hayvanlara, mala-mülke çöktüler. Kız çocuklarını iyi olanlar evlat edindi, birçokları cariye yaptı veya evlendi. Bu insanlar anne-babalarını öldürenlerin koynuna girmeye zorlandılar. Dilleriyle, dinleriyle, kültürleriyle irtibatları baltalandı. Sustular, susturuldular. Bu suskunlukları esnasında sessizce öldüler. Adları nüfus kütüklerinin birinde ya Ayşe, ya Fatma, öylece duruyor. Çocukları annelerinin, torunlar anneanne ve babaannelerinin Türkçe konuşurkenki aksanını, kullandıkları bazı değişik kelimeleri falan hatırlıyorlar. 

Bu arada devletin ders kitapları 100 yıldır olanların olmadığını size anlatıp duruyor. Dünyanın bir ucunda, soykırımdan bir şekilde kurtulmuş olanları, gittikleri yerlerde yaşadıklarını, gördüklerini, tanık olduklarını anlattı, bunlar kayıt altına alındı. Bu bilgiler ve belgeler, fotoğraflar, yazışmalar, tanık ifadeleri, yabancı devlet raporları ve birçok başka belge ve bilgi, tarih çalışmalarına, biyografilere, romanlara, belgesellere, filmlere konu oldu, olmaya da devam ediyor. Buna karşılık Türkiye sadece Osmanlı arşivlerini açtığı bilgisini yayıp duruyor. Bazen zorunlu göçü, bazen “mukatele tezini” savunuyor. Çoğu zaman tutarsızca “atalarımız hiçbir zaman böyle bir şey yapmadı!” veya “Türkler soykırım yapmaz!” falan diyor. Ama bunlar aynı ABD’ye veya Avrupa ülkelerine çuvallarca “FETÖ” belgesi göndermek kadar ciddi çalışmalar! Devlet aynı devlettir! 

Bu devletin genlerinde soykırımcılık var. Daha eskilere giderseniz, köle pazarlarında satılan gayrimüslim kızların cariye oluşunu, devşirilen Rum, Sırp, Bulgar çocuklarının ve annelerinin feryatlarını bulacaksınız. Yağma, gasp, tecavüz, zorla din değiştirme, yerinden yurdundan etme gibi olgularla övünülmesi gerektiğine şartlandırılan nesiller, bugün Ermenilerin 1915’te başına gelenlere kayıtsız kalınca şaşırıyor musunuz sahi siz? Tarihiyle hiçbir zaman eleştirel ve insani değerler bazında hesaplaşmamış bir toplumun başka türlü davranması düşünülebilir mi? Bugün eleştirilen, diktatörleşen, zalimleşen yöneticilerin bu toplumdan çıktığına bir anomali olarak bakma saflığından ne zaman vazgeçeceksiniz? 

***

Almanya’nın NAZİ’lerden ve NAZİ ideolojisinden arındırılması en çok Alman halkının yararına oldu. Türkiye’de arınmaya bir kez de bu açıdan bakmanızı öneriyorum. Bu karşınızdaki ceberut devletin tek kurbanı siz misiniz zannediyorsunuz? Bu yazıda çok giremedim, ama sadece Kürtlerin 1980’lerden bu yana başlarına gelenlere bakmanız bile yetmeli, sağlıklı ve nesnel bir değerlendirmede bulunmak için. Bu devletin davranışında bir örüntü görmüyor musunuz? Bu yapılanların sürekliliği tesadüf olabilir mi? 

Ermenilerin hakkına hukukuna sahip çıktığınızda, kendi hakkınıza ve hukukunuza da sahip çıkmış olacaksınız. Hiç kimse bu iş kolay olacak demiyor. Tamirata kendinizden başlamadıkça, kolektif düzelme asla gerçekleşmeyecek. Samimiyetle, içtenlikle, tüm kalbinizle o yollarda sefil-perişan olan gariban Ermenilerin acısını hissetmediğiniz sürece, ne manevi olarak ve de nesnel olarak (başka insanların nazarında) bir inandırıcılığınız olmayacak. Yapı söküm başlamadan bu devleti adam edemeyeceksiniz. Canavar insan yiyor. Onun kimi yediğine kimi yemediğine odaklandığınız sürece, o canavarın kurbanı olmaktan kurtulamayacaksınız. 

18 YORUMLAR

  1. Aslında bu yazı dün yayınlanmalı değil miydi?
    “Hepimiz Ermeniyiz!” diyenlerin “Ermeni Soykırımını Anma Günü” dün değil miydi?
    Bir gün gecikmişsiniz…

    • Sayin Ertenk,

      Ermeni Soykirimi ´nin tarihini bile unutmamissiniz. Tebrikler. Bu bile bir kazanımdır Türk milliyetçiliğine karşı.
      Saygilarimla

      • Ermenilerin yaptıklarını unutup onlara yapılanları soykırım olarak tanıyanları, 24 Nisan’ı soykırım günü diye ananları ve bunu Türk milliyetçiliğine karşı kazanım görenleri de unutmamaya çalışacağız…

  2. “Vela teziru vaziratün vizra uhra” Roma Hukukuna ait değil; onlarda farklıydı. Latince de değil ama Arapça bir hukuk ilkesi: “Kimse, başkasının yaptığından sorumlu değildir” anlamına geliyor.
    Bu ilke “biz zulmetmedik; suçlu sayılamayız anlamında kullanılamaz”. Evet, yapılan zulümlerden, bu zulümleri yapanların torunlarının çocukları olan bizler sorumlu değiliz. Ancak zulmü zulüm sayıp saymama bizim irademize bağlı olduğu için, alacağımız kararın sorumluğu da bize ait olacaktır.
    Ermenilere, Rumlara, Süryanilere, Kürtlere ve diğer kardeşlerimize yapılan zulüm ve haksızlıklarla yüzleşilmesi önemli.
    Yapılanları inkar edenler kadar, bilimsellik adı altında, zulümleri zalimlerden bağımsız ve anokratik olarak ele alan, yaşanan acıları defalarca arttırarak yaptıkları analizlerinin olduğu gibi kabul edilmesini bekleyen bilim insanlarının da hatalı olduğunu düşünüyorum…
    Hele “yapılanları soykırım saymayanları insan bile saymam” diyen bilim adamlarını insan bile saymam…

    • Ayhan bey,
      “zulümleri zalimlerden bağımsız ve anokratik olarak ele almak” ifadesinden kastınız nedir, biraz acar mısınız? Olayları o günün şartlarında değerlendirelim, o dönemde yapılanlar doğruydu mu demek istiyorsunuz?

      • Tam tersine, “tehcir kararı alan bir hükümetin, yüzbinlerce insanın ölümüne engel olacak tedbirleri almaması zulümdür” ancak, savaş dönemi olduğundan bahsetmeyip, Ermeni çetecilerin yüzdeliğinin nüfusun önemsiz bir kısmı olduğunu varsaymak doğru değildir. Hele hele,
        “Ermeni Soykırımı 1915’te meydana geldi. Osmanlı İmparatorluğu vatandaşı MİLYONLARCA Ermeni, sadece kimliklerinden dolayı hedef haline getirildi, devlet gücüyle göçe zorlandı, toplu olarak katledildi, işkenceye, kötü muameleye, tecavüze, gaspa uğratıldı”,
        “MİLYONLARCA Ermeni’nin yaşadığı Anadolu’da nasıl oldu da bir anda Ermeniler yok oluverdi?”, cümlelerinde ve
        “Bakın MİLYONLARCA insana zulmedildi 1915’te ve ardından gelen yıllarda” cümlesinde (eğer kastedilen konteksteki gibi Ermeni kardeşlerimizse)
        hem yalan hem zulümdür; çetecilerle karşılaştırıldığında birden çok standart kullanılması demektir.
        Profesör değil, daha birkaç yıldır Türkçe öğrenen bir göçmen kardeşimize sorunuz: “Milyonlarca ne demek? diye. “Size en az iki-üç milyon” diyecektir. Sonra Efe beye sorun, “Milyonlarcadan kastın ne diye?”. Ermeniler bile bir buçuk milyon insandan bahsederlerken, bizim prof. bunları yazabiliyor.
        Dediğim çok basit: Bugünkü iktidar beni ezdi. Ezenlere de aracılık edenlere de hakkımı helal etmeyebilirim. Bu zulüm, iktidara bütün oy verenleri aynı ölçüde zalim saymamı gerekirmez. Bunu “haddi aşmayın” ilkesine karşı gelmek kabul ederim. Gördüğüm zulme göre kalkıp, bütün AKPlilere de bütün geçmişime de sövemem…
        Konuların bütünüyle genellemeci bir yaklaşımla ele alınmasını doğru bulmam.
        Konunun yalnız tek yanlı Ermeni tezlerine göre alıp, Türk tezlerini tümüyle devre dışı bırakan bu yazıyı, Agos dışında başka nerede yayınlatabilirsiniz? Belki PKK medyasında. İşte şimdi bir de tr724’te…
        Yazdığım da basit:
        Bir yazar, “hayır, 500 yıldan çok birlikte yaşadığımız Ermenileri, Ermeni oldukları soylarından, dillerinden, dinlerinden dolayı en kuvvetli olduğumuz dönemlerde yoketmeyip, 1915 sonrası yapılanlar etnisitlerine, dillerine, dinlerine göre değildir ve zulüm olsa da soykırım değildir” diyen yorumcusuna, “soykırım demeyeni insan bile saymam” derse, ben de onu insan saymam…

  3. “İçinde yaşadığımız yüzyılda bilgi herkesin elinin altında, bilgisayar ekranıyla bir tık arasında, ulaşılması gayet kolay bir yerde aslında. Hani 1970’lerdeki veya 1980’lerdeki gibi birilerinin tekelinde ya da bir kütüphanenin tozlu ve kimsenin uğramadığı raflarında değil! Bugün insanlar bilmiyorlarsa, bu bilmeyi istemediklerindendir. Ben buna sanal olarak kafanın devamlı kumda gömülü tutulması diyorum” düşüncenizi doğru bulmuyorum.
    Sadece “bilmeyi istememek” ya da “kafanın devamlı kumda gömülü tutulması” dışında başka nedenler de olabilir.
    Aynen “teknolojinin bu kadar geliştiği günümüzde, Allah’ı, Kur’an-ı, Hz. Muhammed’i (SAV), ezanı duymayan mı var? Duyup, küfründe ısrar edenler cehennemde ebedi kalırlar” deyip, “duymanın, okumanın, öğrenmenin ölçüsünü kim koyar?”, “bilginin ‘erişilebilir’ olması inanma/kabul adına yeterli olur mu?”, “insanların düşüncelerini, karar mekanizmalarını etkileyen, önceden öğrenilmiş bilgileri yok mudur?” sorularına cevap veremeyenlerin düşüncesini hatalı bulduğum gibi.
    Aslında bu yorumu, agnostik olduğunu söyleyen (hala öyle olup olmadığınızı bilemiyorum) ve yazılarını takip etmeye çalıştığım, analizlerinin, yaklaşımlarının, ifadelerinin büyük bir kısmını çok güzel bulduğum ve yararlandığım bir profesörün yazısının altına yazmak da “oldukça farklı” bir duygu…

  4. Çok güzel bir yazı.

    Yazı okurken kafamda bazı çağrışımlar oluştu. Ermeni soykırımı eğer anlattığınız gibi ise olmuştur. Tıpkı Cemaatin aç, susuz, tedavisiz, işsiz bırakılıp ölüme terk edilmesi soykırımına benziyor. Birinde Ermeni çetelerini bahane ederek tıpkı 15 Temmuzda sokağa çıkan bir avuç askeri bahane etmeleri gibi darbe ortamı yada ohal ortamı oluşturarak masumlara zarar vermeye başladılar. Her ikisinde de kanun hükmünde kararlar altında işkenceler gerçekleşti. Meclisler her iki dönemde de feshedilmişti. Bence de Türkiye karakteri bir süreklilik, tutarlılık göstermektedir. Türkiye Türkçülük, homojenleştirici karakterini Türkçüler Osmanlıyı savaşa sokarken planları daha o zamandan yaptıkları anlaşılıyor. Daha Çanakkale savaşı yaşanırken Türkçüler Türkiyeyi kuracakları toprakların Türkleştirici, homojenleştirici planlarını yapıyordu. Bu dehşetli bir uluslararası plan yaptıklarını göstermektedir. Çok kültürlü Osmanlı parçalanacak ve Türkçüler Anadolunun sahibi olacak ve bitmek bilmeyen Türkçülük, Türk üstünlükçülük davasını güdecekler. Bu yüzden Kürtlerin tıpkı Türkiyenin Osmanlıdan kopması gibi Kürtleri de Türklerden kopartmaya razılar. Bu sayede Türk üstünlükçü gururları zarar görmemiş olacak ve süreç devam edecek. Eğer Türkçülük yada Türkiye Ermeni soykırımını kabul ederse Türkiyenin pozisyonu da açığa çıkacak. O yüzden Türkiye var olabilmek için Ermeni soykırımını, yine çok kültürlüğü zenginlik olarak ele alan Cemaat soykırımını kabul edemez. Aradaki en önemli fark Ermeni soykırımını hala gizlemeyi başaran, Osmanlıyı savaşa sokup kendini Türkçü olarak doğurtan Türkiye, Cemaat soykırımını gizleyemeyecektir. Çünkü Ermeni soykırımını anlatımlardan anlamaya çalışıyoruz ama Cemaat aslında Cemaat demeyelim, tekrar Osmanlı gibi çok kültürlülüğü canlandıran insanların soykırım maruziyetleri kayıt altına alınmaktadır. Demek ki Türkçü üstüncüler o kadar köşeye sıkışmışlar ki göz göre göre herşeyin ortada olduğu bir soykırım yapıyorlar. Cemaatin tekrar çok kültürlülüğü yani Osmanlıyı hatırlatması, tekrar Balkanlara ve diğer coğrafyalarla buluşması homojenleştirici, tek tipçi, hazırolcu, hizaya geçirici Türkçüler paniklediler. Çünkü Türkçüler Osmanlı mirası üzerine oturmaktalar ve Türkiyenin görevi Osmanlıyı unutturmaktır. Çünkü Osmanlının katili aslında Türkçülerdir. Daha çanakkale savaşının şiddetli anlarında Doğuda bir avuç çeteyi (köprüye çıkan askerler gibi) bahane ederek Ermeni soykırımına soyunuyorlardı. Demek ki Çanakkalede askerler ölürken Türkçüler başka planlar peşindeydiler. Türkiye hangi iç ve dış odakların planladığı bir üründür? Ermenileri kabul etmek yani soykırımı demiyorum, doğuda zamanında milyonlarca Ermeninin yaşadığı kabul etmek demek Osmanlıyı hatırlamak demektir. Bence Batıda Türkiyenin Osmanlıyı hatırlamasını istemez. Ermeni soykırımında bence Türkiyeye torpilli davranmalarının nedeni bu. Türkiye Osmanlının katili Türkçüler ve Türklerin Balkanları unutmasını isteyen Batının ürünüdür. Osmanlıyı katledenler Türkiyeyi kurmuştur. O yüzden Ermeniyi kabul etmeleri demek Osmanlının varlığını hatırlatmak demektir. Osmanlının varlığı hatırlanırsa ne oldu Osmanlıya diye soru sormak demektir. Bu sorunun cevabıda Osmanlının Türk üstünlükçü, Kürtü ret eden Türkiye tarafından öldürüldüğü gerçeğine götürecek.

    Ayrıca Türkler Türk üstünlükçü söylemlerden belki hoşlanabilirler. Ama aslında bu söylem Türklerden bahsetmiyor. İnsanlar kendilerine o kadar yabancılaştı ki meselenin Türklükle hiç bir alakası olmadığını anlamıyorlar. Mesele üstünlük meselesidir. Eğer Türkler kendilerine hizmet ederlerse üstün olmaya hak kazanıyorlar. Hizmet etmezse irtica, gerici, yobaz oluyor. Hani Türk üstündü? Demek ki mesele Türklük değil, üstün olmak yada olmamakdır. Üstün olmak isteyen Türk onların değerlerine bağlanır, kendi değerlerini terk eder. Kendi değerlerini terk etmeyen Türk üstün olamaz hatta aşağılanır. Hani Türk üstündü? O yüzden bu Türkçüler maalesef içeriden, diğerleri dışarıdan Osmanlıyı boğup öldürüp yerine Türk üstünlükçü Türkiyeyi kurdular.

    Türkiye tekrar Balkanlara el atıp, Kürtlere el atıp çok kültürlü kültürü canlandırmaya başlayınca bu sefer Türkiyeyi tıpkı Osmanlı gibi boğup öldürdüler. Üstün Türkçüler ne kadar ilginçtir hiç Cumhuriyetin değerlerinden bahsetmez oldular. Dün aynısı Osmanlının başına gelmişti.

    • Karsilastirma cok sacma. Ermeniler kac Turke zulum etmis? Kim once zulässt baslamis? Kadin in irzina gecmis, yasli coluk cocuk, Kadin katletmis? Devlet kurmak niyeti olan Ceteler ve Halk, kaldiki sirf Ermenimi yasiyor ki devlet kuracaksin orda veya cogunlukmu ki, o savas ortaminda bu ceteler ve destek veren halk ya teroristir yada topyekün dusman ordusu kabul edilir.
      Ornek: Almanyada 5 milyon Turk, 10 milyon musluman var, iki uc silahli cete kursak ve halki da arkamiza alsak bu 21. yuzyilda bile Alman devleti topyekun bu 10 milyona karsi mücadele edermi etmezmi! Heleki bu ceteler ve Halk daha once Kadin cocuk yasli katliami ve tecavuzu yapmissa.

      Iki tane Turk yanlis bir hareket yapinca Almanyada kendimiz elestiriyoruz.

      • PKK örneğini verebilirim. Mesela bir otobüsün yakılmasında yakalanan bir terörist MİT mensubu çıktı. Yani hem savunduğumuz Devlet hem PKK işbirliği yapıyorlardı. (Şimdi Devlet deyince ağrımıza gidiyor ama bu Devletin zulümlerini savundukça bu böyle görünecek. Eğer suçlanma paranoyasını aşabilseydik Devleti değil Devlet içindeki suçluları konuşuyor olacaktık. Fakat bu noktaya gelmek için Devletin sorgulanması gerekir, Sorgulanmaktan rahatsız olanlar savunmaya geçecek, sorgulayanlar vatan haini olacak. O yüzden Devlet içindeki suçlulara ulaşmak için toplum hazır değil). Demek Kürtler bölünmek istiyor düşüncesini Devlet ve PKK birlikte işlemek istiyorlar.

        Bu tam da Ermeniler Devlet kurmak istiyor propagandasına benziyor. Bu sayede Türkçüler tek tip bir coğrafya oluşturmaya çalışıyor bence. Yani benim fikirlerim bunlar. Kesin bilgi değil. Sadece ne olup bittiğini anlamaya çalışıyorum. Bir düşmanlığım yok. Madem zulümleri hepsi ittifak ederek açık açık yapıyorlar bende ne olup bittiğini açık açık yazıyorum.

        İlginçtir normalde Türkçüleri Ermeni çetelerine karşı çok sert olmasını beklersiniz ama okuduğum bir kitapta Türkçü tek tipleştiricilerin Ermeni çetelerine Batılılara şirin gözükmek için çok hoş görülü davrandığını yazıyor. Bu ortamda Çeteler tıpkı PKK gibi eylemlerini sürdürüyorlar. Bugün terör olayını hala anlayamadıysak Ermeni olayını nasıl anlayabiliriz ki? Tutturduk bir Türklük gururu. Tayyipçiler de her türlü gururu tutturuyorlar. Gurur yüzünden zulüm içinde yüzdüklerini görmüyorlar.

        İlginçtir Ermeni çetelerine hoşgörülü davranan Türkçüler garip şekilde bu çeteleri bahane ederek çocuk, kadın, yaşlı ve hastalara kötü davranıyorlardı. Şimdi bu çelişkiyi nereye koyalım? Ne olup bittiğini anlamaya çalışmak suç mu? Ben bu olaydan Padişaha bağlı olan ama Türkçülere saygı duymayan Ermenilerin daha Osmanlı yıkılmadan sanki yıkılacağı öngörülerek daha savaşın ortasında yeni Türkçü Devleti kurmak için çalışmalar yaptığını düşünüyorum. Tarihçi değilim ama tarihçiler bu tezimi bir zahmet çürütsünler o zaman. Ben kendi fikrimi söylüyorum. Bu fikrimi söylerken Türkiye ile kendimi bütünleştirmiyorum. Eğer bütünleştirirseniz ve ayırıp sorgulamazsanız Türkiyenin arkasına saklanan çeteleri gözetleyip, kollamış ve beslemiş olursunuz. Bu tıpkı müslümanların Tayyipi sorgulamamasına benzer. Ona bağlanmıştır ve onu kendisi, kendisini o gibi hissetmiştir. Onlar da tayyipin hırsızlıklarını devlet, vatan, bayrak diyerek yok saymışlardı.

        Adamların ne fırıldaklar çevirdiğini görüyoruz değil mi? Hala göremiyor olmak imkansız. Bu adamlar Ermeni katliamında da bence vardı. Belki çeteler üzerinden tıpkı bugün ki gibi bölünüyoruz paranoyaları yaydılar belki de hepsi Ermeni çetesi, teröristi dediler ve bugün ki soykırım yaptılar, belki Türkleri ve Kürtleri çetelerin vahşeti üzerinden kışkırtıp tıpkı PKK nın geri çekilip hıncın masum Kürtlere yönelmesi gibi kadın Ermenilerin üzerine saldılar. Belki ne malum o sırada Türkler ve Kürtler Ermeni kadınlara tecavüz ederek sevap işlediklerini sanmıştır. Sadece ne olup bittiğini anlamak istiyorum. O dönem çok acılar çekildi ama bunların üzerinin örtülmesi yada yüzleşmekten kaçınmak asıl suçluları kurtarmaktadır. Bu suçlular Türkiye arkasına saklandıkları için onu suçlasan sanki Türkiyeyi suçlamış gibi oluyorsun. Yani öyle bir tuzak ki bunu yaraları tam açmadan anlamak imkansız. Ama açmayalım diye konuşan olursa hemen Türk düşmanı yapılıyor. Gerçekten düğümü çok güzel atıyorlar. Ya kendini soykırımla suçlanmış gibi hissettiriyor ya Türk düşmanı gibi hissettiriyor seni. Belki o dönemde de Ermeni ve Türklere buna benzer duyguları hissettirmişlerdir. Bunlar sadece ne olup bittiğini anlamaya çalışmamdır. Zaten yanlış anlaşılmaya müsait ve kimsenin suçlanma paranoyası geçmeden bu meseleri konuşmak gereksiz.

  5. Bulgular Türkiyenin daha Osmanlı yıkılmadan önce kurulduğunu gösteriyor. Çanakkale savaşı devam ederken Türklerin kesin kaybedeceği gözüyle bakıldığından ve İngilizlerin boğazlardan geçeceği tahmin edildiğinden Doğuda apar topar Ermeni temizliği yapılıyordu. Türkiye doğmak için Fransa ve İngiltere ile birlikte Osmanlıya karşı savaşıyordu. Türkiyeden varolması için iki şey bekleniyordu. Osmanlıyı parçala, Ermenileri yok et! Türkiyedeki Osmanlı izlerini yok etmek için Türkçülük Osmanlı artığı toplumun üzerine örtülmüştür. En ufak taviz Osmanlıyı geri çıkartır. Kürt sorunu diyenler aslında Kürtleri sorun olarak görenlerdir. Bu Kürtleri ne yapacağız manasında yani Kürtler sorun oluyor manasında kullanılıyor Kürt sorunu. Türkiye çok suça bulaştı. Dünya üstün Türk tarikatını daha ne kadar idare edecek? Üstün Türklerle anlaşıldı. Türk üstünlükçüler Türkçülüklerinden taviz vermeyecek. Bunun yerine toprak verecekler. Tıpkı zamanında Osmanlıyı parçaladıkları gibi. Kürt üstünlükçülere yani üstün Kürtlere verecekler. Dünya üstün tarikatı Türk üstün tarikatını PKK Kürdistanı için desteklemekte. O yüzden 40 yıldır PKK sürekli yeniden var ediliyor. Eşref Bitlis gibiler sorunu çözmek için taşın altına elini soktuğunda aslında üstünlükçü tarikatlara bilerek yada bilmeyerek bulaşmış oluyor. Aynı şekilde Cemaat Kürtlere el uzatınca nedense sözde bölünme paranoyaları gösterenler birden acayip rahatsız oluyorlar. Bu silah kaçakcısının silahlanmaya hayır derneği üyesi olması gibi birşey. Türkçüler ısrarla Kürtleri tanımayarak onları üstünlükçü Kürt tarikatına yönlendiriyorlar ve çatışma dili üzerinden Kürtler ve Türkleri birbirleriyle kavuşmasını önlüyorlar. Çanakkaledeki beklenmeyen direniş gibi PKK-Jitem şiddeti karşısında da Osmanlı artığı toplum Türkçü ve Kürtçü üstünlükçülere teslim olmadı. MHP, CHP çoktan bölgeyi HDP ye teslim ettiler. Bölgede insanlara ulaşmak için çaba sarfediyorlar mı? Yok. Kürtleri kabul ediyoruz diyorlar mı? Yok. Yani Osmanlı artığı Kürtleri Osmanlı duygularından kopartıp üstünlükçü HDP duygularına kanalize etmeye çalışıyorlar.

    Osmanlı içinden Türkiyeyi doğurturken, Türkiye içinden de PKK-HDP Kürdistanını doğurtmaya çalışıyorlar. KCK yı bir avuç kahraman polis farketti ama üstünlükçü tarikatlar, şeytan gibi üstün olduğunu iddia edenler nedense farkedemediler. Şimdi Türkçüler Kürtçüleri Cemaat aleyhinde kışkırtıyor. İşte KCK yı deşifre eden Cemaatti diyorlar Kürtlere. Bir taraf bölücü derken Cemaate diier taraf faşist diyerek Cemaati hem Türkler hem Kürtler gözünde kötü göstermek istiyorlar. Yani paslaşıyorlar. Bunlar muhtemelen Osmanlı içinde de birbirleriyle paslaşıyorlardı. Bunlar söz konusu kendi tarikatları olunca sonuna kadar inanırlar ama başkalarını tarikatsızlaştırmaya çalışırlar. İnsanları eşitlik adı altında değersizleştirirken, tek tipleştirirken, cinsiyetsizleştirirken bunu iyi bir değer olarak pazarlar. Hürriyet kavramı ile isyanların, devrimlerin önünü açarlar. Sonra seni kafese alırlar. Artık eşitlik ve hürriyet kavramlarını duymazsın. Ayrıca kimse eşit ve hür değildir. Bu kavramlar Osmanlıda devrim yapmaya çalışanlar tarafından da kullanıldı. Ve bu devrimlerin finalini Atatürk yaptı. Sonra ne eşitlik oldu ne hürriyet. Hani devrim? İnsanları bu kavramlarla kandırıyorlar. Tam tersine gerçek eşitlik ve hürriyeti darbelerle sürekli önlüyorlar. En son daha yeni ohal darbesi yaptılar ve Kurumların içini boşalttılar. Çünkü Cemaat herkese eşit davranıyordu, Kürtlere de. Halbuki 40 senedir insanlar arasındaki bağın yavaş yavaş kopmasını, bunun yerine kin, nefretin insanlarda hakim olması ve bu sayede düşmanlıklar oluşturarak, bu düşmanlıkların ateşini sürekli canlı tutarak psikolojinin istenilen kıvama gelmesini sabırla beklediler. Şimdi Cemaat bu oyunu bozmaya kalktı. Cemaat karşısına Türkçü ve Kürtçü tarikatları almıştı. Aslında Cemaat almadı. Devlet refleks vermişti. Bu yüzden Osmanlıyı yıktıkları gibi Türkiyeyi de dağıttılar. Cemaat yerine komple Devleti yıktılar.

  6. Bazi insanlar vardir, savrulmustur, ifrat onu tefrite iter, 5 nesil öncesinin günahini simdinin nesline, hem de tazminat ödeterek ödetmeye kalkar. Bunu bir Ermeni istese anlarsin, o savrulma degildir cünkü tam olarak, ama senin icinden cikan bi insanin bu kadar savrulmasinda baska bi sorun var. Savrulanlarin sorunu aslinda kendi kendisiyle.

    Yine bazi insanlar vardir, görünür olmayi, ilgi-alakayi yeni bir sey söylemeye baglar ve bu konuda o kadar ileri gider ki, gerceklikten koptugunu, hatta sacmaladigini bile anlayamaz hale gelir bir zaman sonra.

    Yine bazi insanlar vardir, tetikcidirler, kimi siddet kullanir, kimi manipüle eder, ister yazarak, ister cizerek. 10 dogrunun icine 2-3 adet öyle yalan veya isabetsiz ifadeyi öylesine gercekmis veya isabetliymis gibi sunarlar ki, o 2-3 sacmaligi kabul etmeyeni geri kalan dogrulari da kabul etmiyormus gibi yargilarlar. Bu insanlar ya birtakim karanlik merkezlerin tetikciligini yapar ya da kendi savrulmusluklarinin yahut ilgi-alaka heveslerinin bir neticesi olarak hareket ederler.
    Bu gibi tetikcilerin en önemli özelliklerinden biri de sureti haktan görünmeleridir. Cemaate yapilan soykirimlar, iskenceler, sunlar, bunlar derler ki, adam toplayabilsinler.

    Ermeni Sorunu ile ilgili en güzel fikir hic ummayacagimiz bi kisiden, Fatih Altayli´dan, hem de bundan yillar yillar önce geldi: Diyasporadaki bütün Ermenilere cifte vatandaslik vermek. Böyle hamle, zincirleme baska güzellikleri de beraberinde getirir ve yaralari sarar. Soykirimin sorumlusu olmayan Türkler böyle bir seyi bir borc olarak görürse sadece ülkemiz icin degil, bütün bir cografya icin hayirli olur.

  7. Yazınız için teşekkür ediyorum, gerçekten iradenin ve aklın hakkını verdiğinizin bir modeli.. 15 Temmuz doğumlu, Fransız filozof Jacques Derrida’nın keşfettiği, orjinal bir düşünce biçimi olan ‘yapı söküm’ felsefesini bilerek işe başlamak lazım. ”Yapı söküm başlamadan bu devleti adam edemeyeceksiniz.” ifadesi de konunun finali olmuş. Ellerinize sağlık.. DENİZ beyin 2 yorumu, yazarın yorumları kadar güzel ve samimi.. Dualarınızla..

  8. Her pisligin altinda Bati var. Bu cografyayi Lawrencelerle … 200 yildir karistiran bu Bati pislikleri. 500 yil Milleti Sadika olan nasil olduda kisa donemde Ermeni dolu oldu. Fitneyi cikaran Kim? Fitne cikinca durdurulmasi zordur. Bu Ermeni meselesinde tam olan ne? Almanlarin faktoru ne? Tarihcimisin sen? Kac Arsiv inceledin? Birakta hayatini bununla geciren insanlar konussun? Senin kabul etmedigin Turk irkindan kac kisi katilmis? 300.000 insan mi olmus 1.500.000 mu? Hem Türk diye bir Irk yok diyorsun hemde Türkler yapti diyorsun!
    Bu gazeteci tayfasi kendini bir halt zannediyor kardesim! Her konuda kesin hukum koyma hakkin yok senin! Neyi arastirdin? Ne bicim bilim insanisin sen! Tabi Siyaset bilimci niye Bilim insani oluyor onuda anlamis degilim.
    Bu gazeteci tayfasi herkonuyu biliyor. Diyelimki aktariyorsun, hukum koyma hakkin yok! Örnegin gittin Doktor birinden (Kaldiki doktorluk fenni bir ilim, sosyal ilim degil yani daha kesin) dediki ari sutu seker hastaligina iyi geliyor, diger doktorlarda onayliyor, sen diyebilirsinki sirf Ari sutu doktorlara gore seker hastaligina faydali. Sen degilsin bunu diyebilecek! Bana gore Ari sutu seker hastaligina faydali diyemessin. 10 yil sonra zararida cikabilir o ayri.

  9. Osmanli Rus savasinda Ermeniler ve Ermeni ceteleri niye Koyleri basmis, kadin cocuk yasli katletmis, Irzina gecmis. Efendim Ermeni ceteleri, ermeni sivilleri ayriymis. Ittihat ve Terakki ile Turk milletide ayri ozaman! Bu bir Ermeni Osmanli savasidir. Ermeniler devlet kurmak istemistir, karisik toplum olmasina ragmen. Bende Almanyada 5 milyon Turk, 10 milyon musluman var devlet kurmak istiyorum. Bunuda isteyen Ermenilerdir. Niye hepsi katledilmemis o zaman? Ermeniler kac Turk katletmis?

  10. Safvet Senih in “ Medfun Medeniyetler ve cicekler acacak “ yazisini okuyun. Bu Bati Medeneyieti kafasiyla biz hicbiryere varamayiz. Bizim kendi Medeniyetimiz olmali. Zaten bu Ittihat ve Terakki de bati kafasi.
    Safin biri cikmis diyorki ABD uygur Zulumune karsi tepki veriyor, bilmiyorki bunu yapma sebebi Uygurlari dusundugunden degil, Ticaret savasindan Cini zayiflatmak yani kendi cikari icin.
    Batacak bu senin Kapitalist, somurgeci, bozguncu, ikiyuzlu belki binyuzlu Bati medeniyetin.
    Batsin senin gibi Manda kafalari.

  11. Irakta 3 milyon insan niye öldü? Demokratik dedigin ABD yüzünden olmasin! Ona iki kelime bile etmez. Batacak senin zalim bat in yerin dibine. Demokratik batiymis. Kendine Demokrat digerlerine soykirim, sömürgeci. Ne Zalim Erdogan dan yanayiz ne Senin gibi Sömürgeci, zalim bati derin yapilarindan

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin