Yeni bir “Okuma Zamanı” programıyla izleyiciye seslenen Ekrem Dumanlı, bu bölümün ana eksenine yapay zekâyı koydu. Yapay zekânın artık gündelik hayatın içine “cep telefonu” üzerinden yerleştiğini vurgulayan Dumanlı, tartışmanın iki uçta yürüdüğünü söyledi: “Yere göğe sığdıramayanlar var” ve “korkusundan titreyenler var.” Dumanlı, buna rağmen yapay zekânın “aşikâr bir gerçeklik” haline geldiğini dile getirerek, asıl sorunun “insanın kendisi olarak kalıp kalamayacağı” olduğunu vurguladı.
2025’İN “ÖNEMLİ KİTABI” DİYEREK TANITTI: “EMPIRE OF AI”
Dumanlı, 2025’te yayımlandığını ifade ettiği ve “2025 yılının en önemli kitaplarından biri” olarak gördüğünü söylediği bir eseri gündeme taşıdı: “Empire of AI” (Türkçeye, program bağlamında “Yapay Zekâ İmparatorluğu” gibi çevrilebilecek bir başlıkla anıldı).
Kitabın yazarı olarak Karen Hao’yu işaret eden Dumanlı, alt başlığın da dikkat çekici olduğunu belirterek eserin “rüyalar, kabuslar” ve Sam Altman’ın OpenAI içindeki durumuna uzanan bir çerçevede ilerlediğini anlattı. Kitabın kurgu olmadığını özellikle vurgulayan Dumanlı, programın ilerleyen bölümünde kurgu bir yapımdan da söz edeceğini söyledi.
“İMPARATORLUK” VURGUSU: TESADÜF DEĞİL, BİR TEZ
Dumanlı’ya göre kitapta “imparatorluk” kavramı rastgele seçilmiş bir isim değil; “düşünülmüş, taşınılmış, felsefesi yapılmış” bir tercih. Dumanlı, bu kavramın, yapay zekâ alanında güç birikimine ve merkezileşmeye gönderme yaptığını söyledi.
Programda dile getirdiği çerçeveye göre; yapay zekâ başlangıçta idealist hedeflerle yola çıktı, ancak zamanla büyük teknoloji şirketlerinin yatırım gücüyle “oligarşik” bir yapıya evrilen bir düzene doğru ilerliyor. Bu nedenle kitap, “yapay zekâ imparatorluğu” ifadesini kullanıyor.
“ROBOTLAR İNSANLAŞIYOR, İNSANLAR ROBOTLAŞIYOR”
Ekrem Dumanlı, yapay zekâ tartışmasını “insan–makine” gerilimi üzerinden kurdu. İnsan zekâsının, tecrübe ve duyguların “bambaşka bir mükemmellik” taşıdığını ifade ederken; bilgi paylaşımı ve teknoloji karşısında insanın ne kadar “savunmasız” ya da ne kadar “dirençli” kalabildiğinin test edildiğini belirtti.
Bu noktada temel soruyu şu çerçeveye oturttu: Yapay zekâ hayatı kolaylaştırırken, insanın düşünme biçimini, kararlarını ve gündelik reflekslerini “makineleşmeye” doğru sürükleyebilir mi?
KAYNAK GÖSTERDİĞİ ÖRNEK: “HEPİMİZİN CEBİNDE”
Dumanlı, yapay zekânın artık bir “uzak gelecek” olmadığını, “hemen hepimizin cebinde” bulunan telefonlar üzerinden günlük rutine girdiğini söyledi.
“Bir yere gidecekken sorabiliyoruz”, “bir şeyi merak ettiğimizde sorabiliyoruz”, “bir iş yapacağız sorabiliyoruz” sözleriyle, yapay zekânın danışılan bir araca dönüştüğünü anlattı. Bu yoğun kullanımın insanı nasıl dönüştüreceğinin ise tartışmanın kalbinde yer aldığını belirtti.
YAZARIN KONUMU: “TEKNOLOJİ MUHABİRİ” VURGUSU
Dumanlı, kitabın yazarı Karen Hao’nun gazeteci olduğunu ancak sıradan bir genelci değil, “teknoloji muhabiri” olduğunu özellikle vurguladı.
Bu vurgu ile; yazarın sektördeki isimlerle temas kurabildiğini, olayı “adım adım, her an takip eden” bir muhabir profilinde çalıştığını söyledi. Dumanlı, bu tür uzmanlaşmış gazeteciliğin Batı’da daha yaygın olduğunu, “bilmeden konuşma, okumadan yazma” alışkanlığının ise eleştiriye açık bir alan olduğunu dile getirdi.
DÖNÜM NOKTASI DİYE ANLATTI: 2023’TE SAM ALTMAN KRİZİ
Ekrem Dumanlı, kitapta kritik dönemeç olarak 2023’te yaşanan bir süreci anlattı: OpenAI yönetim kurulu toplantı yapıyor ve “bu işe büyük emek veren” Sam Altman görevden alınıyor. Bu kararın “sebebinin tam açıklanamayacak” şekilde kamuoyuna yansıdığını, bunun da büyük yankı uyandırdığını söyledi. Ardından oluşan tepkilerle Altman’ın geri döndüğünü; ancak bu sürecin şeffaflık, yönetim ve güç çatışmaları tartışmalarını görünür kıldığını aktardı. Bu örneği, yapay zekâ alanındaki kurumsal yapıların “kim tarafından, nasıl denetlendiği” sorusuna bağladı.
KİTABIN ANA İDDİASI: İDEALİZMDEN TİCARETE, ORADAN “OLİGARŞİ”YE
Dumanlı’ya göre kitabın temel tezi şu hat üzerinde ilerliyor:
Başlangıçta idealist bir vizyon ve “ütopya”
Zamanla teknolojinin yanında “ticaretin” belirleyici hale gelmesi
İnsan ve toplum unsurlarının geriye itilmesi
Büyük şirket yatırımlarıyla “oligarşik” bir sisteme yöneliş
Dumanlı, bu dönüşümün, tarihsel sömürgecilik düzenlerine benzer bir “imparatorluk” mantığına atıfla açıklanmasını da bu çerçeveye yerleştirdi.
“TARİHSEL SÖMÜRGECİLİK” BENZETMESİ: DİJİTAL SÖMÜRGE DÜZENİ
Ekrem Dumanlı, kitabın “imparatorluk” kavramını 19. yüzyıl sonrası sömürgecilik düzenine göndermeyle kurduğunu anlattı. Eski sömürgecilikte ülkelerin paylaşıldığını, yeni dönemde ise büyük şirketlerin veri ve teknoloji üzerinden nüfuz kurabileceğini söyledi.
Bill Gates/Microsoft, Elon Musk, Amazon gibi büyük aktörlerin alana girişiyle işin “endüstriyel” bir meseleye dönüştüğünü; bu büyümenin beraberinde riskler ürettiğini dile getirdi.
“İNSANOĞLU HAZIR MI?” SORUSU VE DEVLET–TOPLUM–BİREY ÜÇGENİ
Dumanlı, yapay zekânın oluşturabileceği riskler karşısında temel soruyu açık koydu: “İnsanoğlu buna hazır mı?” Hazır olmak için “devletlere”, “toplumlara” ve “bireylere” düşen görevler olduğunu söyledi. Eğer yeni bir sömürü düzeni ihtimali varsa, bu düzene karşı yalnızca teknolojik değil, siyasi ve sosyal refleksler de geliştirilmesi gerektiğini vurguladı.
“DÜŞÜNCE TEMBELLİĞİ” UYARISI: NAVİGASYON ÖRNEĞİ
Dumanlı, teknolojinin insanı “hazır cevap” alışkanlığına sürükleyebileceğini savundu. Navigasyon uygulaması örneğini vererek, en yakın yere giderken bile yol tarifine başvurmanın hafızayı ve muhakemeyi zayıflatabileceğini söyledi.
Bu noktada, sanayi devrimi benzetmesi kurdu: Nasıl makineleşme bir dönem dünyayı dönüştürdüyse, yapay zekâ da benzer ölçekte bir dönüşüm dalgası yaratıyor. Bu dönüşümün “sömürü düzeni” doğurup doğurmayacağı sorusunu da açık bıraktı.
KİTABI 4 ANA BAŞLIKTA ÖZETLEDİ
Dumanlı, kitap için “34 parçaya ayırmak mümkün” diyerek ana hatları şu dört başlıkta topladı:
Kuruluş dönemindeki idealizm, vizyon, ütopya/hayalperestlik
Teknolojiyle birlikte ticaretin yükselmesi, verinin ticari amaçla kullanımı, “kapitalizm malzemesi” haline gelmesi
Çevresel ve etik etkiler: toplumsal sonuçlar üzerine şüpheler ve tartışmalar
Güç çatışmaları, şeffaflık, yönetim: Sam Altman süreciyle görünür hale gelen gerilimler
KAREN HAO’DAN “3 TEDBİR” DİYE AKTARDI
Dumanlı, yazarın çözüm tarafında üç öneri öne çıkardığını söyledi:
Demokratik denetim ve uluslararası standart ihtiyacı
“Toplum ve insan öncelikli” yapay zekâ yaklaşımı: veri tabanları ve çözümler oluşturulurken insan ve toplum unsurunun göz ardı edilmemesi
İş/çevre hakları ve şeffaflığı temin edecek düzenleme ve yaptırımlar
Dumanlı, bunların “yeni” bir tartışma alanı olduğunu; yapay zekâ yeni olduğu için eleştirilerin ve çözüm önerilerinin de olgunlaşma aşamasında bulunduğunu vurguladı.
BERNIE SANDERS ATFI: “YENİ OLİGARŞİ” VE İŞ KAYBI KORKUSU
Ekrem Dumanlı, bir arkadaşının uyarısıyla dinlediğini söylediği ABD’li Senatör Bernie Sanders’ın konuşmasına da değindi. Siyasi tartışmaya girmeden, Sanders’ın yapay zekâ üzerinden “oligarşinin demokrasiyi ele geçirebileceği” uyarısı yaptığını aktardı.
Dumanlı, Sanders’ın bazı şirketlerde işten çıkarmalara ve robotlaşmaya dair rakamlar paylaştığını; ayrıca önümüzdeki 10 yılda ABD’de çok büyük ölçekli iş kayıpları olabileceğini ileri süren bir rapordan söz ettiğini anlattı.
Bu iddiaların “tartışılır” olduğunu belirten Dumanlı, yine de “insan işsiz ve güvencesiz kalırsa dünya nereye gider?” sorusunun kaçınılmaz bir toplumsal tartışma başlığına dönüştüğünü söyledi. Diğer yandan, yeni iş alanlarının doğabileceğini de ekleyerek daha temkinli bir denge kurdu.
KURGU ÖRNEĞİYLE MESAJI DERİNLEŞTİRDİ: DİZİ ÜZERİNDEN “BİREYSELLİK”
Dumanlı, programın son bölümünde distopik bir diziye değinerek tartışmayı felsefi zemine taşıdı. Dizide “laboratuvar kazası” sonrası yayılan bir durumla bireyselliğin aşındığını, “herkesin biz olduğu” bir düzene gidildiğini anlattı.
Bu dünyada herkesin aynı bilgi ve deneyime ulaşmasının “mutluluk” gibi görünebileceğini; ancak özgür irade ortadan kalktığında bunun gerçek mutluluk olup olmayacağının sorgulandığını söyledi. “Biz kim?” sorusunu öne çıkaran Dumanlı, bireyselliğin kaybının insanı “insan olmaktan çıkarabileceği” fikrini dile getirdi.
SOSYAL MEDYA ELEŞTİRİSİ: “SEN BUNU İSTİYORSUN AMA BU SENİ KÖLELEŞTİRİR”
Dumanlı, dizideki temanın sosyal medyaya da gönderme taşıdığını savundu. Telefonlarla sürekli görünür olma, alkış arama ve en özel anları paylaşma eğiliminin, insanı köleleştirebileceğini söyledi.
Bu çerçevede insanı insan yapanın; iç çatışmalar, iyilik-kötülük mücadelesi ve özgür irade olduğunu, “mücadelenin insanı insan yaptığı” yorumunu paylaştı.
SONUÇ MESAJI: “ORTA YOL” ARAYIŞI
Dumanlı, programı şu fikirle bağladı: Yapay zekâdan azami faydayı almak mümkün, ancak insanın duygu, düşünce, ilişki ve iradesini bütünüyle sisteme devretmesi halinde “insan olarak kalıp kalamayacağı” büyük bir soru.
Teknolojiyle insanı koruyan bir “orta yol” bulunması gerektiğini söyleyen Dumanlı, aksi halde “yeni bir dijital kölelik” ihtimalinin tartışılacağını belirtti. Programı “bir sonraki bölümde görüşmek üzere” diyerek kapattı.
İmparatorluk geliyor, İmparatorlukla insan robotlaşıyor.
Elitleri söylediği, çok insanı yönetmek zor.
Az insan ihtiyaca göre teknoloji ile yönetim.
Kavramlar
Transhumanizm.
Transformation
Bu yazı yapay zekaya yazdırılmış gibi duruyor. Öyleyse ironik olmuş 🙂
Emeklerinize sağlık.